Category Archives: Yaradan

Bir Peri Masalına Girin

Mutluluk, kişinin gerçek bir hedefi olması ve bu hedefte hiçbir şekilde ve hiçbir zaman hayal kırıklığına uğramamasıdır çünkü bu hedef gerçek, ebedi ve mükemmeldir. O zaman kişi açıkça ona doğru ilerler.

Her zaman oradan buradan sorular gelse de, bu sorular tam da kişinin kendisini sürekli olarak bu hedefe doğru yönlendirmesi içindir. Ve o zaman her şey yoluna girecektir.

Soru: Ama bunu bir Kabalist olarak söylüyorsunuz. Sıradan bir insan için de aynı şey geçerli mi?

Cevap: Zamanımızdaki sıradan bir insan bile bunu zaten bilmelidir.

Soru: Bir hedeften bahsettiniz. Bu hedef herkes için aynı mıdır, değil midir?

Cevap: Hedef herkes için aynıdır, ama bu hedefi kim biliyor? Eğer herkesin aynı hedefe sahip olduğunu bilseydik, birbirimizle hemfikir olurduk. Bu hedefe nasıl ulaşacağımızı hep birlikte araştırmaya başlardık.

Ama şimdi herkesin kendine ait bir hedefi olduğunu hissediyoruz. Egoizm bizi parçalara ayırıyor ve hepimizin tek bir hedefe doğru birlikte hareket etmesi gerektiğini hissetmemize izin vermiyor.

Soru: Bu hedef nedir?

Cevap: Hedef çok basittir: hayatın anlamına ulaşmak.

Soru: Peki bu anlam nedir?

Cevap: Hayatın anlamı, onun anlamını bilmektir.

Hayatın anlamını hissettiğimde, kesinlikle tatmin olmuş hissediyorum! Neden var olduğumu, bana kimin rehberlik ettiğini, kime yöneldiğimi, varlığımın her anında neyi doldurduğumu ve nereye gittiğimi bilirim.

Önümde yeni ufuklar açılıyor. Kendimi Disneyland’e girmiş bir çocuk gibi hissediyorum. Ve tüm bunlar inanılmaz! Hepsi bir peri masalı! Yaradan’ın planını ifşa ederken bir insan böyle hissetmelidir.

Soru: Herkesin kendine ait bir hayat anlamı var mıdır, yok mudur?

Cevap: Bir kişi bireysel olarak bundan haz alacaktır çünkü hepimiz bu şekilde tasarlandık. Ancak kişi sürekli olarak başkalarıyla bağda olduğu gerçeğinden haz alacaktır. Bu manevi “Disneyland”in ifşası, aramızdaki bütünsel bağları giderek daha fazla ifşa ediyor olmamızdan kaynaklanmaktadır. Ve bunlar tam olarak üst dünyanın edinimi olarak ifşa olacaktır.

Çöl, Bölüm 3

Soru: İçsel çöl, her insanın doğasında olan bir koşul mudur, yoksa değil midir?

Cevap: İçlerinde egoist arzunun o kadar geliştiği insanlar vardır ki yaşamlarından memnun olmamaya başlarlar.

Bu bir çölde olmak gibidir. Kişi bunun neden olduğunu bilmek ister. Bir amaç, daha yüksek bir program var mıdır? Neden yaşamında hiçbir meyvenin yetişmediği böyle bir kuruluk, böyle bir boşluk hissediyor?

Kendisine içindeki çölü araştırması gerektiğini söyler. Bu, atalarımız gibi çöle kaçtığı, bir amaç aradığı ve bulamadığı anlamına gelir. İçsel incelemenin daha da derinlerine dalar, hayatta neden böyle bir boşluk hissettiğini anlamaya çalışır ve hiçbir şey yapamaz.

Bu, bir zamanlar İbrahim ya da İshak’ın yaptığı gibi, kişinin su kaynakları, kuyular aradığı çöl koşuludur. Tora’da, özellikle çölde çok gerekli olan kuyularla ilgili birçok hikâye vardır. Sonuçta, kişi hayatın kuruluğunu hissediyorsa ve ruhunu canlandıracak hiçbir şeyi yoksa bir yaşam suyu kaynağı yani ona cevap verebilecek bir üst güç bulmalıdır – hayatının amacının ne olduğunu, özünü ve anlamını.

Bu iki durumu – kuraklığı ve suyu yani egoizm ve sevme arzusunu, kötülük ve iyiliği – yaratan gücü aramaktadır. Bunların aynı kaynaktan geldiğini öğrendiğinde, bunun nasıl olabileceğini merak eder. Ne de olsa insanlar iki güç olduğuna inanıyordu: iyilik ve kötülük. İbrahim’in kendisi bile bir zamanlar eski Babil’de yarısı kötü, yarısı iyi olan putlar yapmıştı.

Çöle gidip su için kuyular kazarak orta çizgiyi bulur. Orta çizgi hem kuraklığı hem de suyu getiren aynı üst güçtür. İnsanın arayışının cevabı budur: kuraklık ve çöl hissi, her iki olgunun da kaynağı olan üst gücü aramak ve bulmak için verilir.

Soru: Çölde üst gücü nasıl bulursunuz?

Cevap: Kişi tam da kuraklığı ve yaşamın mutlak boşluğunu hissettiği için üst gücü ifşa eder.

Soru: Neden özellikle çölde?

Cevap: Kişi ruhunda neden böyle bir kuruluk olduğu sorusuna yanıt vermelidir. Ve sonra tam olarak çölde bulunan, canlı su içeren bir kuyu bulur.

İçimde Ve Dışımda

Soru: Bir derste bir şey söylediğinizde, herkese bunun size bağlı olduğunu, bunun da size bağlı olduğunu vb. vurguluyorsunuz. Ben de duyuyorum ve neden her şeyi birbirine bağlamadığınızı merak ediyorum?

Cevap: Onlara hitap ediyorum çünkü bu şekilde onların gerçekliğine giriyorum. Onlarla gerçekliklerinin seviyesinde konuşuyorum.

Eğer ikimiz de gerçekliği farklı algıladığımız başka bir düzeye yükselseydik, ben de sizinle gerçekliği algıladığımız başka bir düzeyde farklı konuşurdum. Diyelim ki ikimiz de bu dünyanın yokluğunu hissettik ve Yetzira dünyasında var olduk, o zaman şu anda yaptığımız gibi imgeler değil, kuvvetler düzeyinde iletişim kurardık.

Şu anda siz beni bilgisayar ekranınızda görüyorsunuz, ben de sizi bilgisayar ekranımda görüyorum. Ancak ekranın ötesindeki elektrik sinyalleri alemine geçip, imgeler aracılığıyla değil de bilgisayar komutları olarak iletişim kurmaya başlasaydık, her şey farklı olurdu. Birbirine bağlı iki kablo düşünün, başka bir şey değil. Ve bilgi birinden diğerine görüntü olarak değil, impuls olarak akıyor.

Ama bir derste, insanlara sanki benden ayrı bir varlıkları varmış gibi bilgi aktarıyorum, çünkü aksi takdirde hiçbir şey açıklayamazdım.

Ve Kabala’nın tamamı bu şekilde tarif edilir. Başka nasıl olabilir ki? Dünyamızı kendi içlerinde var olan bir gerçeklikten ziyade, içinde var oldukları nesnel bir gerçeklik olarak algılayan bir kişiye hitap ediyoruz.

Soru: Yani onlarla mı konuşuyorsunuz? Yoksa sadece benimle mi konuşuyorsunuz?

Cevap: Kendimle konuşuyorum.

Soru: Kendinizle mi? O zaman neden sürekli sana, sana, sana bağlı diyorsunuz? Ben de duyuyorum, demek ki onlara değil bana bağlıymış.

Cevap: Tabii ki! Sadece sana bağlı! Biz şöyle deriz: “Tüm dünya sadece sana bağlı.”

Yorum: Bu bir numara gibi geliyor.

Yanıtım: Bu bir numara değil. İletişim kurmak için başka bir yolumuzun olmadığı bir durumda varız. Kimse kimseyi kandırmıyor. Bu dünyada birbirimizi kandırarak çocukça oyunlar mı oynuyoruz? İnsanların birbirlerini sözde kandırdıkları bu çocuksu seviyede kayda değer bir şey var mı? Onlar kendilerini kandırıyorlar!

Soru: Peki iletişim kurduğunuz bu unsurlarla nasıl ilişki kurmalıyım?

Cevap: Hiçbir şekilde. Kendinizi ıslah edin.

Soru: Peki ya bağ? Her zaman bağdan bahsediyorsunuz.

Cevap: Bağ kurun! Ve hepsinin siz olduğunu, hepsinin sizin olduğunu, Yaradan tarafından doldurulan tek ve biricik Adem olduğunuzu keşfedeceksiniz. Ve diğer herkes bütünsel olarak sizin olmuş parçalarınızdır ve sadece siz varsınız.

Soru: Ama sorunun insanların bağa ulaşamaması olduğunu çünkü herkesin bunu istemediğini söylüyorsunuz. Nasıl oluyor da herkes istemediği halde her şey bana bağlı olabiliyor?

Cevap: Çünkü bunlar henüz bir araya getirmediğiniz ve Yaradan’a benzeyecek şekilde ıslah etmediğiniz kendi arzularınızdır. Bu nedenle size zıt, karşınızda duran, bir şekilde birlikte çalışmanız, bağ kurmanız ve kendinize çekmeniz gereken kişiler gibi görünürler.

Soru: Ama eğer birliğin olmaması benim suçumsa, neden bana baskı yapmıyorsunuz, neden söylemiyorsunuz? Etrafınızdaki tüm kitleye seslenmek yerine neden “Bu senin hatan” demiyorsunuz?

Cevap: Çünkü onların her biri tıpkı sizin gibidir ve her biri her şeyin kendi içinde bulunduğunu idrak etmelidir.

Soru: Hayır, bunu anlamak muhtemelen mümkün değil. Çok emin bir şekilde konuşuyorsunuz, bunun açık ve net olduğunu söylüyorsunuz ama aynı zamanda içinde bir çelişki var.

Cevap: Kuantum fiziğinde bile böyle paradokslarla karşılaşıyoruz. Ne yapabilirsiniz?

Yorum: Yani hem varlar hem de yoklar.

Yanıtım: Evet. Başka bir dünyaya geçiş için bir tür eşiğin olduğu mikro dünyaya yaklaşmaya başladığımızda, hiçbir şeyin kesin olmadığını, iki şeyin aynı anda aynı yerde olabileceğini ve bir şeyin iki yerde olabileceğini, mesafenin var olmadığını – tamamen koşullara bağlı olduğunu keşfederiz.

Bir kâğıt parçasını alıp katladığımı ve iki zıt noktayı bir araya getirdiğimi düşünün. Doğrusal geometride bunlar bir düzlem üzerindedir. Ancak kâğıdı katladığımda artık tek bir bütünü temsil ediyorlar. Her şey benim mekân algıma bağlıdır.

İşte uzaysal sıçrama budur – milyonlarca ya da milyarlarca ışık yılı boyunca evrenin bir bölümünden diğerine sıçrama yeteneği. Bir düzlemde birbirlerinden milyarlarca yılla ayrılırlar ama ben basitçe katlarım ve kendimi anında başka bir noktada bulurum. Ve bu sadece benim algıma bağlı, sadece bana! Eğer onu kendi içimde katlayabiliyorsam, o zaman seçtiğim herhangi bir noktadayım demektir.

Her şey yalnızca bana göre var olur.

Soru: Bunu uyguluyor musunuz?

Cevap: Bu uygulayıp uygulamamakla ilgili değildir. Bu sadece içinizde var olan gerçekliktir.

Ona yükselmelisiniz çünkü her şey egoizminizin seviyesine bağlıdır – doğrusal mı, düz mü, yoksa onu herhangi bir şekilde şekillendirebilir misiniz, kontrol edebilir misiniz, ona herhangi bir biçim verebilir misiniz ve gerçek gerçekliğinizi onun üzerine inşa edebilir misiniz? Herhangi bir şekli alın ve şöyle deyin: “Bu bir düzlemdir” deyin ve geometrinizi onun üzerine inşa edin, yani tüm dünyayı onun üzerinden algılayın.

Peki, bu neye bağlıdır? Dokuz temel niteliğinizi, dokuz Sefirot’u, Malhut’ta onuncuya ne kadar entegre edebildiğinize. O zaman her şey sizin içinizdedir. Zaman ve mekânın ötesindeki her şeyi, sadece içsel dönüşümünüzle, içinizdeki Yaradan’ın hissiyle gerçekten algılarsınız. Ve başka hiçbir şey var olmaz.

Ve insanları, ruhları ya da iletişimi kaybettiğiniz için yas tutmazsınız. Hepsi içinizdedir ve daha da yakınlaşmış, daha da derinleşmiştir.

Geçmiş Yoktur

Yorum: Geçmişte olan her şeyin, tüm tarihin, gördüğümüz her şeyin sanki hiç var olmamış gibi olduğunu iddia ediyorsunuz. Ancak ben eski kalıntılara bakıyorum ve onların hiç var olmadıklarını söyleyemeyeceğim kadar gerçek göründüklerini görüyorum.

Yanıtım: Her şey gerçekten de hakiki! Ama tüm bunlar sizin farkındalığınız dahilinde! “Zihnimde hakiki” ve ‘hissimde hakiki’ bu anlama gelir.

Soru: Ama var mıydı?

Cevap: “Var oldu ya da olmadı” diye bir şey yoktur. Zaman diye bir şey yoktur. Bize duyularımızda verilen nesnel bir gerçeklik vardır. Gerçekliğin bize duyularımızda verildiği ortaya çıkıyor. Marksistler bunu doğru bir şekilde ifade ediyor. Nasıl bakarsanız bakın, onlar gerçekten haklıydı. Kabala da bu görüşü destekliyor. Üstelik bunu binlerce yıldır söylüyor!

Soru: Bununla nasıl bir ilişki kurmalıyım? İnsanlar tarihten, tarihi filmlerden ve tarihi olaylardan neden bu kadar etkileniyor?

Cevap: Çünkü her şey bizimle ilgili gibi görünüyor! İnsanlar şimdiki zaman hakkında pek bir şey bilmek istemezler çünkü çok sınırlıdır. Her zaman daha çok geçmiş ya da gelecekle ilgilenilir. Şimdiki zaman sadece bir andır. Yaşam geçmiş ve gelecek arasında bir andır. Bu nedenle, geçmiş ve gelecek arasında var oluruz ve bununla ilgileniriz.

Geçmiş ilginçtir çünkü geleceği tanımlar. Geçmişin kendisi gelecek için ilginçtir: “Ben nereliyim? Neden ben? Ben kimim?” Bunların hepsi kişisel olarak benim hakkımda, bilmediğim şeyler hakkında konuşuyor çünkü o zamanlar orada değilmişim gibi görünüyor. Ama hepsi benimle ilgili.

Yani bugün kendimle ilgili bir şeyi anlamak istiyorsam, nereden geldiğimi, beni neyin tanımladığını, beni kimin yaptığını, binlerce yıldır beni kimin, nerede beslediğini vs. bilirsem daha iyi anlayabilirim. Dolayısıyla insanlar ilgileniyor, toplum ilgileniyor, her ülke geçmişiyle ilgileniyor ya saklamak için ya da ortaya çıkarmak için (ki bu zaten siyaset).

Gelecek de kimse tarafından bilinmiyor. Doğal olarak ilginçtir. Şimdiki zaman geçicidir. Geçmiş ve gelecekten oluşur.

Ancak Kabala zamandan hiç bahsetmez. Zamanın kendisinin var olmadığını, sadece geçmiş ve geleceğin var olduğunu ve bunların da tıpkı şimdiki zaman gibi var olmadığını iddia eder. Yani, tüm bunları ben hissediyorum.

Ama nesnel olarak, benim dışımda, zaman, hisler, olaylar yoktur. Sadece tek bir gerçeklik vardır – Yaradan tarafından tamamen doldurulmuş olan yaratılış. Ve bu yaratılış Yaradan’ın ifşasında kademeli olarak içsel değişimlere uğrar.

Yaradan’ın yaratılışına aşamalı olarak ifşa olması var olan her şeyin seyridir. Dahası, bu aşamalı ifşa yaratılışın içinde gerçekleşir ve başka hiçbir yerde gerçekleşmez.

Birkaç aşamaya bölünmüştür. Aşamalardan biri, yeryüzünde bir insan belirdiğinde ve bilinçsizce geliştiğinde Yaradan’ın bilinçsiz ifşasıdır.

Bir sonraki aşama, zamanımızda bir kişinin bununla çalışmaya başladığı ve Yaradan’ı bilinçli olarak ifşa edebildiği zamandır. Kişi koşulu tarafından buna itilir ve Kabala ona bu konuda yardımcı olur.

Mükemmellikle Birleşmek

Öyle bir şekilde yaratıldık ki, birbirimizle ve Yaradan’la bağ kurarak, onu tamamlayarak ve onun bir parçası olarak, bu mükemmelliği kendimiz tamamlayabildiğimiz ölçüde mükemmelliği ifşa ediyoruz.

Bizim dışımızdaki her şeyin mükemmel olduğunu hissetmeye başlarız. Ve bir mozaikte olduğu gibi benim için açık kalan yerlere girip yavaş yavaş bu mükemmelliği doldurmaya başladığımda, en yüksek hazzı deneyimlemeye başlarım çünkü bu şekilde sonsuzluğu, kendi yarattığım, tamamladığım ve gerçekleştirdiğim mükemmelliği edinirim.

Bu şaşırtıcı bir his! Bizler bunu hissetmek ve bununla dolmak için yaratıldık. Gerçekte, başka hiçbir ihtiyacımız yoktur. Dolayısıyla, bunu edinmekle her şeyi edinmiş oluruz.

İnsanlık tüm bunları deneyimlediğinde, kesinlikle mükemmel, ebedi bir sistemde, bu harikulade uyumda birleştiğinde, o zaman bu eşiğin ötesinde – Kabalistlerin kitaplarında ima ettikleri gibi – belirli bir durumun bir sonraki aşaması, gelişimi yatar.

Gelişimin ne anlama geldiğini hayal edemiyoruz çünkü şu anda bir sonraki aşamaya karşılık gelen hiçbir ihtiyacımız yok. Ve sonra aniden – hayır, şimdi klasik müzik istiyorum! Ve sonra kesinlikle biraz empresyonizm ve sonra başka bir şey.

Yani, başka arzular geliştirmemiz oldukça olasıdır. Ya da belki de hiçbir arzuya dayanmayacaktır. Alma arzusuna mı? Kesinlikle artık değil. İhsan etme arzusuna mı? Bilemiyorum. Bu, bizim tarafımızdan keşfedilemeyecek bir alemdir; onu incelemek için elimizde hiçbir araç ya da gereç yoktur.

Sözde altıncı binyıla ek olarak, tam ıslahı temsil eden yedinci binyıl da vardır. Bu Şabat’a karşılık gelir. Ayrıca sekizinci, dokuzuncu ve onuncu binyıllar da vardır. Rabaş, “Bilgenin Ağzından’a Giriş”te Baal HaSulam’ın bundan bahsettiğini yazar.

Ancak şu anda bunu tartışamayız, çünkü bizi çok aşar – tıpkı küçük bir çocuğun yetişkinlerin dünyasında olanlar hakkında mantık yürütemeyeceği gibi.

Manevi dünyada kişi yalnızca kendi seviyesini ve bir üst seviyenin bir bölümünü görür. Önceki tüm seviyeler onların içinde yer alır ve gerçek bütünsel özlerini oluşturur, daha yüksek seviye ise onlara biraz ifşa olur – onları yüceltmek içindir – tıpkı bir anne, ebeveynler veya bir çocuğa göre dünyamız gibi.

Onları algılarlar ama ne şekilde? Sadece bulundukları seviyede ve kendilerine sunulan imkânlar dâhilinde biraz daha yukarıda. Başka hiçbir şey algılanamaz! Var olan diğer her şey onlar için bir hiçtir.

Mutluluk Geldiğinde

Kişi elinde hiçbir şey olmadığına, kat etmesi gereken uzun bir yol olduğuna, araştırdığına, acı çektiğine, kendinden bir şeyler yapmaya çalıştığına ve yapamayacağını gördüğüne ikna olduğunda, Yaradan’a yönelir.

Soru: Burada mutluluk unsuru nerede, hangi noktada?

Cevap: Yaradan’dan başka hiçbir şeyiniz olmadığını hissedersiniz. O’na yakarmalı ve sadece ikna etmeli, yalvarmalı, teşvik etmeli veya zorlamalı ve O’nu mecbur bırakmalısınız.

Yorum: Cevap vermesi için.

Yanıtım: Evet, sadece ifşayı talep edin.

Soru: O an mutluluk anı mıdır?

Cevap: Evet.

Yorum: Yani bütün yol, diyebiliriz…

Yanıtım: Tüm yol Yaradan’ı ifşa etmeye yönelikti çünkü manevi yolunuzda tek istediğiniz sevgi ve ihsan etme niteliğini kazanmaktı. Sadece Yaradan’a yönelemediniz…

Yorum: Kırık bir kalple.

Yanıtım: Evet, doğru yakarışı yapamadınız. Ve şimdi bunu yaptınız. Bugün insanlar zaten yorgunlar ve bu nedenle bunu duyabiliyorlar.

Soru: Yani öyle ya da böyle, insanlar bugün gerçek duaya gelmek mi istiyorlar?

Cevap: Eğer kendimizi medya ve diğer şeylerle kandırmasaydık, mutluluğun ne olduğunu yavaş yavaş açıklayabilirdik.

Yorulmanın İmkânsız Olduğu Bir Dünya

Yorum: Manevi dünyayı o kadar güzel anlatıyorsunuz ki, bahsettiğiniz duygulara karşı korkunç bir kıskançlık oluşuyor.

Yanıtım: Nasıl işlediği hakkında hiçbir fikriniz yok! Her şey sizin içinizde oluyor! Bu inişler ve çıkışlar! Sanki uçuyorsunuz ve su altına dalıyorsunuz, bir mağaraya yüzüyorsunuz ve orada bazı sırları ifşa ediyorsunuz.

Kıskanıyorsunuz, değil mi? Bu çok iyi bir nitelik! İlerlemenize yardımcı olur.

Yorum: Bu duyguları çok canlı bir şekilde tanımlıyorsunuz!

Yanıtım: Bu ışığa Taamim-tatlar denmesinin nedeni budur. Nasıl bir şey olduklarını hayal bile edemezsiniz!

Sizi öylesine parlak renklerle doldururlar ki, dünyamızda var olmayan milyarlarca farklı tonu vardır. Dahası, her bir ton diğerinden, hatta yanındakinden bile büyük ölçüde farklıdır. Genel olarak, inanılmaz renkler ve duygularla böyle bir his, böyle bir etkileşim, böyle bir içsel yaşam!

Ve bundan asla yorulmuyorsunuz; ilginç olan da bu. Bizim dünyamızda, ne kadarıyla başa çıkabilirsiniz? Beden dış etkilerden yorulur. Ama dolum içeriden geldiğinde, sizi devam ettiriyor ve sürekli gençleştiriyor. Bunu tavsiye ederim.

Soru: Bu sistemin içine bazı harfler aracılığıyla mı giriyorsunuz?

Cevap: Harfler yoktur. Harflere baktığınızda, içlerine nüfuz eder ve harflerin arkasında durduğu varsayılan manevi güçlerin üzerinizdeki etkisine neden olursunuz. Fakat harfler yoktur. Kafanızın arkasına çizilmişlerdir ancak aslında güçler tarafından etkileniyorsunuzdur. Arzunuz zaten bu güçlerle birlikte çalışmaktadır.

Siz bunun bir parçası değilsiniz. Siz öyle bir hale getirdiniz ki bir yanda arzunuz var, diğer yanda da onu etkileyen bir güç var. Her şeyi bu şekilde algılamaya başlarsınız ve herhangi bir şeyi geri almak ya da anlamak için hiçbir tampon sisteminiz yoktur. Her şey sizin “kutunuzun” içindedir. Sadece onu kaldırmanız gerekir; o size engel olur.

Yaradan’ın Oyununun Anlamı

Soru: Yaradan’ın başlattığı bu oyunun anlamı nedir?

Cevap: Yaradan’ın oyununun anlamı, Yaradan’ın koşulunu, O’nun seviyesini ve O’na tam benzerliği edinecek ve bu arzuları bize aşıladığı için tamamen tatmin olacak Kendisine eşit bir yaratılış yaratmaktır.

O’nun gibi olmamız amaçlanmıştır: birbirimizi mutlak ve karşılıklı olarak tatmin etmeyi başarmak. Böylece, yaratılışın tüm programı bizim bildiğimiz çerçeve içinde gerçekleşir.

Kabalistlerin söylediklerine güveniyoruz: Yaradan’ın yaratma ihtiyacı, olumlu bir ihtiyaç, ihsan etme arzusu vardır. Bizim dünyamızda bu, bir kadının çocuk sahibi olma arzusuna benzetilebilir; bu, bakma ve vermeye yönelik içsel bir özlemdir. Doğal olarak, bizim dünyamızda bu egoist bir arzudur, ancak Yaradan’da bu özgecildir.

İyilik yapan iyinin doğasından kaynaklanır. Bu yüzden varlıkları yaratmıştır – onları iyiliğe yönlendirmek için. Bu bizim kavrayabileceğimiz şeydir. Kişi bunun hakkında sonsuza kadar felsefe yapabilir ama Kabala bunun edinilmesi gerektiğini öğretir. Edinen kişi için, her şey açıklığa kavuşur. Sadece felsefe yapan kişi ise kafasından çıkardığı düşüncelerle baş başa kalır, daha fazlası değil.

İşte bu yüzden Kabala buna kategorik olarak karşıdır. Bu son derece pratik bir ilimdir ve kişiyi Yaradan’ı edinmede, O’nun gibi olmada, kendisini bekleyen muhteşem tamamlanmayı almaya yönlendirmeyi amaçlar.

Yorum: Bu konuda çok üzüntülü bir şekilde konuşuyorsunuz.

Yanıtım: Tam tersine, bu muazzam bir şey. Bunu nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum, bunun için kelimeler yok. Ben üzgün değilim. Tam tersine, içimde beni etkileyen harika duygular ortaya çıkıyor çünkü bir insana verilen şey harika bir şey, böyle bir hedef, böyle bir fırsat!

Kendinizi Geliştirin

Soru: Çalıştığımız materyal, ancak ışık kişiye ulaştığında etkili olmaya başlar ve o zaman doğal olarak tüm kaynaklar açılmaya başlar: On Sefirot Çalışması, Zohar Kitabı ve diğerleri. Her şey sadece ışığa mı bağlıdır?

Cevap: Hiçbir şey ışığa bağlı değildir. Her şey sizin arzunuza, yeteneğinize ve etrafınızda ebediyen ve mükemmel bir şekilde var olan ışığın etkisini anlamanıza bağlıdır. Işığı çekme, onunla çalışma ve onun gibi olma arzusunu kastediyorum. Işığı çekmek Yaradan’a benzemek demektir.

Yorum: Okuduğumuz materyali entelektüel olarak anlamaya çalışmamamız gerektiğini, zira mantıksal akıl yürütmenin bizi asla idrake götürmeyeceğini söylediniz.

Yanıtım: Asla! Anlamaya asla mantıksal olarak ulaşamazsınız. Farklı bir mantık, ek algılar geliştirmelisiniz. Bu maddesel olan hiçbir şeyi reddetmek anlamına gelmez, aksine kendinizi geliştirmelisiniz.

Kendi içinizde manevi olanlara benzer ek algı, analiz, sentez ve karar verme sistemleri inşa etmeniz gerekir. Yaradan gibi olmanın anlamı budur.

Bunu, sadece kişide ek yetenekler geliştirmek amacıyla yaratılmış olan Kabala aracılığıyla yaptığınızda, O’nu hissetmeye başlarsınız. Ne kadar çok genişlerseniz, yeni içsel yetenekler, bağlar, algılar ve analizler inşa ederseniz, Yaradan’ı o kadar çok hissedersiniz. O zaman Kabala’nın neden bahsettiğini anlamaya başlarsınız ve Kabalistik kitaplar kişisel olarak deneyimlediğiniz şeyin bir açıklaması haline gelir.

Kabalistik bir kitap sizin için bir yaşam kılavuzuna dönüşür. Size ne yapmanız gerektiğini söyler.

Soru: Diyelim ki turist olarak Paris’e gittim ve Notre Dame’ı ya da başka bir simge yapıyı gördüm, bu bende belli izlenimler uyandırdı. Maneviyatta bu nasıl işler?

Cevap: Maneviyatta izlenimleriniz içsel edinimden gelir: Bu nesne nedir? Bu olgu nedir? Beni nasıl etkiliyor? Onu en iyi nasıl algılayabilirim? Diğer olgularla nasıl bağlantılı? Ve benzeri.

Esasen, maneviyat ne anlama gelir? Maneviyat içinde var olduğumuz tek şey olan Yaradan’ı edinmektir. Kendimi geliştirdiğim ölçüde, O’nu anlamaya, hissetmeye ve incelemeye başlarım. Ancak çalışırken, O’nu sadece O’nun gibi olduğum ölçüde algılayabilirim.

Bu nedenle, Kabala’nın tamamı Yaradan’a benzerliğe ulaşma, O’na eşdeğer olma etrafında yapılandırılmıştır. Yaptığımız her şeyin amacı budur. O’nunla tam bir denkliği edinmek, O’nu tamamen edinmek demektir.

Tüm varoluşun nedenlerini ve kaynaklarını anlamak size muazzam bir tatmin getirir. Tüm arzularınızı, ihtiyaçlarınızı, düşüncelerinizi, aklınızı ve duygularınızı doldurur. Bu bilgi ve bağda büyük bir haz vardır. Bağın kendisi muazzam bir tatmin getirir çünkü zıtların bağı, çelişkilerin çözümü üzerine kuruludur. Birdenbire hizalanırlar ve tek, harika bir bütün oluştururlar.

Algının Bilgeliği

Soru: Yaradan bir yaratılan varlık yaratır ve onu Kendisi geliştirir, böylece onun üst seviyeyi edinme ve bağımsız olma arzusu geliştirmesini sağlar. Ama tüm bunlar Yaradan’dan geliyorsa…?

Cevap: Milyonlarca soru sorabilirsiniz ve her saniye içinizde yeni sorular ortaya çıkacaktır. Cevaplar sizi tatmin etmeyecektir çünkü tek gerçek cevap duygularınızda olabilir.

Bizler duygu, arzu varlıkları olarak yaratıldık ve doldurmamız gereken de bu arzudur. Akıl tek başına yeterli olmayacaktır. Kendimizi mantıksal argümanlarla sakinleştiremeyiz. İşte bu yüzden Kabala bununla uğraşmaz. Bunun yerine, kişinin kendisini manevi bir koşulu hissedebileceği bir seviyeye nasıl geliştirebileceğini gösterir.

Bu nedenle, bize verilen tüm safhalardan geçmeliyiz ve ancak o zaman bunun gerçekten ne olduğunu anlayabiliriz. Başka bir kişinin bilgisi bize hiçbir şey vermeyecektir.

Çalıştığımız her şey bilmek için değil, kendimizi değiştirmek, yeni hisler ve algılama olasılığı yaratmak içindir. Ve başka bir şey için değil!

Kabala algının bilgeliğidir! “Kabala” alma, algılama demektir.