Category Archives: Yaradan

Niyeti Koruyun

Soru: Niyetin ya ihsan etmek için ya da almak için olabileceği söylenir. Gerçekten sadece iki koşul mu vardır yoksa derecelendirmeler de var mıdır?

Cevap: Çalıştığımız şey tam olarak budur: alma niyetinden ihsan etme niyetine nasıl geçilir. Bu ikisi arasında pek çok eylem vardır.

Soru: Ama asıl soru şu: bu ikisi arasında birden fazla niyet var mı?

Cevap: Bu tam olarak Ibur, Yenika, Mochin, vs. safhalarından geçiştir. Biz eylemden değil niyetten bahsediyoruz.

Bir Partzuf’un doldurulmasından bahsettiğimizde bile, ne ile doldurulur? Niyeti ne ile doluysa, o niyet tezahür eder. Bu fiziksel bir eylem değildir.

Aynı şey Zivug DeHakaa için de geçerlidir: ihsan etme niyeti doldurulur. Bu ne tür bir dolumdur? Niyetinizin gerçekleşme şekli: Yaradan ile ne ölçüde ortak bir parça inşa ettiğinizdir. O sizin için, siz de O’nun için: birlikte olduğunuz yeri inşa ettiniz. Buna Partzuf’un iç kısmı (Toh) denir.

O’na karşı tutumunuz başınızdır (Roş); bunu yapamadığınız yer Partzuf’un alt kısmıdır (Sof); O’nunla birlikte olduğunuz yer ise Toh’unuzdur. Yani, bu bir niyetin tezahürüdür, niyetlerinizin bir tür sonucudur: şimdi, Partzuf’un içinde, bunun sizin niyetiniz olduğunu görür ve bilirsiniz.

Yani bunların hepsi niyetler. Orada ne gibi eylemler olabilir? İster bu dünyada olun, ister çoktan ölmüş, kendinizi hayvansal bedeninden ve burada olan her şeyden kurtarmış olun, hiçbir şey sona ermez, çünkü niyetlerde kalırsınız!

Yaşam onların içindedir ve diğer her şey, tüm bu dünya, niyetin edinilmesinden önceki bir koşuldur. Niyete geçtiğinizde ve kendi manevi Partzuf’unuzu yaratmaya başladığınızda, artık bu yaşama ihtiyacınız kalmayacaktır.

Tanrı, Yaradan Ya Da Üst Güç Mü?

Soru: Birçok insanın düşündüğü Tanrı var mıdır?

Cevap: O yoktur.

Yorum: Ama sizin de söylediğiniz gibi bir Tanrı var, şu şekilde adlandırılan…

Cevabım: Yaradan, üst güç.

Soru: Peki bu gerçekte nedir?

Cevap: Tüm doğayı içeren doğanın en üst gücüdür. Yaradan’ın Kendisi Tanrı’dır. Doğanın kendisi Tanrı’dır. Dünyamızın doğası değil, ama genel olan doğadır ki, onunla, bu doğayla birleşebileceğimiz noktaya kadar ifşa etmeye başlayabiliriz. Hatta onu yönetebiliriz. Yaradan, Kendisine ortak olabilmemiz için böyle bir seviyede olmamızı ister.

Soru: “Doğa” dediğinizde bununla neyi kastediyorsunuz?

Cevap: Tüm dünyaları kastediyorum. Tabii ki bizim dünyamız sayılmaz bile. Tüm dünyalar, toplamda beş dünya da dahil olmak üzere, hepsi tek bir güce, tek bir yasaya dahildir ve onun tarafından yönetilir, bu birlik yasası Yaradan’dır.

Yorum: Anlıyorum, ama bu oldukça yüksek.

Cevabım: Gerçeğe az ya da çok yaklaşmaktan bahsediyorsak pek sayılmaz. İşte bu yüzden, doğal olarak…

Yorum: Ateist, Tanrı’ya inanmayan vb. gibi.

Cevabım: Evet.

Kaderinizi Kontrol Etmeye Başlayın

Soru: İnsanlara Tanrı’nın var olup olmadığını söyleyebilir misiniz?

Cevap: Bizim hayali dünyamız da dâhil olmak üzere, tüm dünyalarda tüm doğanın tek bir gücü vardır. Buna Olam Amedume – hayali dünya – denir. Dolayısıyla, kesinlikle her şeyi, tabii ki bizi de içeren en yüksek güce Yaradan denir.

Soru: Peki O’nunla, bu doğayla, dediğiniz gibi Yaradan’la nasıl etkileşim kurmalıyız?

Cevap: Bu Kabala’nın öğrettiği şeydir. Kesinlikle doğrudan bir hatta çıktınız: “Yaradan’a nasıl hitap etmeliyim? Ne yapmalıyım? O’nu nasıl bulabilirim? O’na göre koşulunuzu nasıl düzenlersiniz? Ve her neyse, hayatımla ne yapmalıyım? Nasıl yaşamalıyım? Ya bunun karşılığında bir şey alırsam?”

Ve burada Yaradan’ın ne olduğunu anlamamız gerekir. Peki, Kabala ne yapar? Kendinizi kötü hissetmemeniz için nasıl davranmanız gerektiğini söyler.

Peki, neden dua ediyorsunuz? Bu aslında dünyanın uzaktan kontrolünü hissetmek ve kaderinizi gerçekten kontrol etmeye başlamakla ilgilidir. Bu insana verilmiştir. Ve bildiğimiz üst güç, Yaradan, bizim bu noktaya gelmemizi istiyor.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 232

Soru: Diyelim ki bir onlu, mantık ötesi inanç koşuluna ulaşmak için çalışıyor. Doğru yol hangisidir: mantık ötesi inancın mutlak olarak mükemmelleştiği bir koşula ulaşmak mı yoksa üst aklı edinmek için çabalamak mı?

Cevap: Prensip olarak her ikisi de gereklidir. Bu yüzden bu onlunun tam olarak neye ihtiyacı olduğunu söyleyemem. Buna cevap vermek için onları daha yakından tanımak gerekir.

Soru: Eğer dostlarımı harika, ıslah olmuş, sevgi dolu ve yardımsever olarak görürsem, bu bizi Yaradan’a yaklaştırır mı?

Cevap: Evet.

Yaradan’ın İşini Üstlenmeyin

Soru: Sık sık kendi çalışmamızı Yaradan’ın çalışmasıyla karıştırmamamız, O’nun işini üstlenmememiz gerektiğini söylüyorsunuz. Bu ne anlama geliyor?

Cevap: Çalışmamız, Yaradan’ın üzerimizdeki her bir sonraki eylemi gerçekleştirmesi için şiddetli bir eksiklik hissetmeye yöneliktir. Ve daha fazlası değil. Sonuçta, tüm manevi çalışma Yaradan’ın çalışmasıdır. Hatta buna “Yaradan’ın işi” denir.

Ancak kişi hiç mi bir şey yapmaz? Yaradan’ın (ışığın) onun üzerinde çalışması için arzuları doğrultusunda çaba sarf eder.

Egodan Nefret Etmeli Miyiz?

Soru: Yaradan’ın bedenlerden nefret ettiği yazılıdır. Bu, bir şeyden ya da birinden nefret etmemiz gerektiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Hayır, “bedenlerden nefret eder” ifadesi, egoizmi ifade eder. Kabala’da “beden” terimi ego anlamına gelir.

Soru: Ama egoizmden nefret etmemiz gerekiyor mu, gerekmiyor mu?

Cevap: Yaradan bizi egonun üzerine çıkmaya, onun kullanımını reddetmeye ve onun yerine ihsan, sevgi ve bağ koymaya çağırır. Ancak bu hiçbir şekilde egoyu yok etmek anlamına gelmez.

Egoizm her şekilde varlığını sürdürür, onu ortadan kaldıramayız. Yapmamız gereken şey, bizi ayıran egoya rağmen onun üzerinde yakınlaşma için koşullar yaratmaktır.

Akıllara Durgunluk Verici!

Soru: Sizin için Tanrı var mı?

Cevap: Benim için bir Yaradan var. O siz de dahil olmak üzere her şeyi yaratan ve amacınızı gerçekleştirmenizi isteyendir.

Soru: Nedir bu amaç?

Cevap: Amacınız O’nun seviyesine ulaşmak, O’na benzer olmaktır. Bu yüzden bir kişiye “Domeh” kelimesinden gelen ‘Adam’ denir – Yaradan’a “benzer”.

Soru: Peki tekrardan, neye benzer?

Cevap: Yaradan’a.

Soru: Peki bu ne anlama geliyor? Bu nitelik nedir?

Cevap: Bu ihsan etme niteliğidir, yaratma niteliğidir, tüm dünyaları yönetme niteliğidir. Bu bir insanın edinmesi gereken bir koşuldur.

Soru: Dünyamızdaki herhangi biri mi?

Cevap: Kesinlikle herkes!

Yorum: Bu akıl almaz bir şey!

Yanıtım: Ama isteseniz de istemeseniz de buna ulaşacaksınız.

Doğru Gelişim

Eğer doğru bir şekilde gelişiyorsak ve birleşmek istediğimizi ama bunu kendi başımıza yapamadığımızı hissediyorsak, o zaman üçüncü bir faktör devreye girer: Yaradan.

Sadece ben ve grup değil; O da grubun içinde bulunmalıdır. O benim için amaç olmalıdır. O eylemin gerçekleştiricisi olmalıdır ve bu doğru gelişimin bir işaretidir.

Grupla birleşmeyi arzulayarak, böylece O’nun içinde yaşaması gereken bir Kli yaratıyorum.

Kendimi buna teslim etmeye hazırım, ancak şu anda eksik olan şey bunun Yaradan’ın rızası için olması gerekliliğinin anlaşılmasıdır, böylece Yaradan bu bağın içinde yaşayacaktır.

Bu anlayışın eksikliği O’nun gizlenmiş olduğu gerçeğinden kaynaklanıyor.

Ama yakında, ıstıraptan, gerekliliği anlamaktan, O’nun burada olması gerektiği ifşa olacaktır. Bu üç faktör: ben, grup ve Yaradan bir olarak birleştiğinde, bu gerçekleşecektir.

Yaradan’ın Planını Anlayın

Adem’den Nuh’a ve Nuh’tan sonraki nesillerde, hem İsrail halkı hem de dünya ulusları arasında, Aviut (arzunun bayalığı) hala çok küçüktü.

İbrahim, babası Terah’ın puta tapan biri olmasına ve Avoda Zara (yabancı iş) ile uğraşmasına, yani dünyada Yaradan’ın yanı sıra her biri bağımsız hareket eden birçok güç olduğuna inanmasına rağmen, Yaradan’a duyulan özlemin onda ifşa olması bakımından kendi nesli içinde eşsizdir.

Kişi tüm bu güçlerin kendisini iyi ya da kötü yönettiğini “görürse”, her birine yönelir. Onların arkasında, hepsini birleştiren, düşünceye sahip olan, insanlık için bir programı ve hedefi olan ve tüm bu güçleri yalnızca habercileri olarak kullanan, kendi programları, özgür iradeleri ve kişiyle özel bir ilişkileri olmayan haberciler, başka bir gücün durduğunu düşünmez. Her şeyin tek bir güç tarafından yönetildiğine inanmaz.

İbrahim ile babası arasındaki niteliksel fark özünde budur. Kişinin tek bir güç olduğuna inanması ve onu araması gerektiği yaklaşımı, doğayı birçok güçten oluşan bir koleksiyon olarak gören eski görüşün yerini alır. Bu, “bedenin”, yani alma arzusunun özel bir arınmasını gerektiren niteliksel bir çaba ve ayrım anlamına gelir.

İbrahim bunu takipçilerine öğretti; tüm güçlerin ardında tek bir düşünce, tek bir arzu olduğunu öğretti. Tek tek güçlerin hiçbiri iyilik ya da kötülük içermez; hepsinin ardında hem kötüler hem de erdemliler için iyi ve iyiliksever olan ve kişiyi hedefe götüren tek bir düşünce vardır.

İyi ve kötü, bizim tarafımızdan farklı algılansa da, tek bir amaca hizmet eder. Yaradan’ın planını anlamalı ve kabul etmeli, onunla rasyonel ve doğru bir şekilde ilişki kurmalı ve kendimizi buna göre geliştirmeliyiz.

Yaradan gelişimimize kendi bağımsız arzumuzla katılmamızı talep eder. Bu, gerçekten bağımsız olabilmemizin tek yoludur; kendimizi gelişim yolunda güçlendirerek, yani O’nun programını kabul ederek ve gerçekleştirerek.

Esasen, İbrahim’in neslinde, İbrahim’in kendisi dışında hiç kimse bu fikri kavramamıştı. İnsanlar henüz ruhlarında gerçekliğin doğru resmini ifşa edecek hazır bir temele sahip değillerdi. Ancak İbrahim buna arınma, yani ruhtaki özel bir nitelik sayesinde ulaşmıştır.

Yaradan’a Doğru Gerçek Bir Talebin Üç Şartı

Soru: Öğrencilerinizden biri “deniyorum, istiyorum” dediğinde, “yetersiz istiyorsun” diye yanıtladığınızı duydum. Yaradan’a doğru gerçek talep nedir? Bir insan, Yaradan’dan gerçekten ıslah edilmeyi istemek için hangi koşula ulaşmalıdır?

Cevap: Gerçek bir talep birkaç şarttan oluşur.

İlk şart, belirli bir şeyi umutsuzca arzuluyorum ve bunun ne olduğunu tam olarak biliyorum. Aynı zamanda isteğimi başka bir şeyle değiştiremiyorum; o kadar acil ki, onu alamamaktansa ölmek daha iyidir.

İkinci şart, kime döneceğim, kimden isteyeceğim. Yani bir şeyden yoksun olmam yeterli değil; tam olarak ona kimin sahip olduğunu bilmeliyim. Başka bir deyişle, alabileceğim bir kaynak var. Onu tanımlamam ve tam olarak ihtiyacım olan şeyin orada olduğunu birebir bilmem gerekir.

Üçüncü şart, bu kaynağın bana yanıt verdiğinden emin olmaktır. Bu, yalnızca kafamı vurarak hiçbir şey elde edemeyeceğim bir duvar değildir. Belki de bu, benim O’na dönmemi bekleyen bir kaynaktır. O’nun nazik bir kalbi, bana karşı kibar bir tavrı vardır ve O, benim O’na dönmemi beklemektedir. Ama öncelikle O’na dönmek ve ikinci olarak da en acil istekle dönmektir.

Ayrıca O’nun başka bir şartı daha olabilir ki, o da: O’na dönme fırsatına sevinmeliyim, çünkü tam olarak O’nun benim arzuladığım şeye sahip olduğunun farkına varmam sayesinde O’nu buldum. En önemli şey budur! Çünkü tüm açlığım ve O’nun açlığımı gidermek için sahip olduğu şey, O’nunla iletişim kurmam için sadece bir sebeptir.

İşte o zaman talep gerçek olur. Yani açlığı gidermek ve O’ndan bir şeyler almak için değil, ama açlığın ve onun tatmininin ötesinde O’nunla bağ kurmak içindir. İşte o zaman bu talep gerçekten sonucunu, aramızdaki birleşmeyi getirecektir.