Category Archives: Maneviyat

Yaradan’ın Karşılıklı Garantide Olmasına İzin Verin

Soru: Yaradan’ı karşılıklı garantiye dahil etmek ne anlama geliyor?

Cevap: Karşılıklı garanti hakkında konuştuğumuzda, insanlar arasındaki doğru bağı kastediyoruz. Yani, birbiriyle bağ kuran insanlardan oluşan güvenilir bir dünyevi sistemi hazırlamak için nasıl birleşmemiz gerektiğini kendimize soruyoruz.

Egoist arzularının kendileriyle fazlaca oynadığını anlayan insanlar vardır ki, kendilerini kontrol edemezler. İnsanlığa dışarıdan bakacak olursak, başımıza gelenler her türlü gerekçeye meydan okuyor çünkü birbirimizi yok etmeye, aşağılamaya, öldürmeye ve bastırmaya çalışıyoruz. Bunu yapmaya, barış içinde var olmamıza izin vermeyen içsel arzularımız tarafından motive ediliyoruz.

Bir insanın içindeki kötü eğilimi bir şekilde etkisiz hale getirmemiz gerekir. Bunun için tek bir kurtuluş vardır: doğada var olan ve egoizmimizi dengeleyebilecek olan güç. Ancak onu kendimize çekmemiz gerekir. Bu olumlu güce Yaradan denir.

Onlu Manevi Alanı Yakalayan Bir Cihazdır

Soru: Onlunun manevi alanı yakalayabilen bir cihaz olduğunu söylediniz. Bu cihaz haline geldiğimizi nasıl hissedebiliriz?

Cevap: Tıpkı bir pusulanın manyetik alanı yakalaması gibi, biz de öyle yapıyoruz. Bir araya gelerek bu alanı algılamak için bir araç yaratırız ve bu araç bizi yönlendirir, hareket ettirir ve besler.

Pusulanın ibresi manyetik alanda dönmeye başladığında, aramızda bizi şekillendiren ve ileriye götüren manevi alanı hissetmeye başlayana kadar onluda çalışırız.

Bu, kişinin kendini onlunun önünde iptal ettiği ölçüde, her kişi için içsel bir duyumdur.

Mantık Ötesi İnanca Geçiş

Soru: Eğer kendi mantığımdan, mantık ötesi inanca geçersem, bu Yaradan’dan saklandığım anlamına mı gelir?

Cevap: Hayır, Yaradan’dan saklanmak mümkün değildir. O’ndan Kendisini bize ifşa etmesini ve bizi O’na yaklaştırmasını dileyelim – bunu yapmalıyız. Öyleyse bunu talep edelim.

Mantık ötesi inanca geçiş bize Yaradan’ı hissetme yeteneği verir. Bu, daha yüksek bir edinimin başlangıcını işaret eder.

“Tanrı’dan Düşmanımı Cezalandırmasını İstedim”

Tanrı’dan düşmanımı cezalandırmasını istedim. Ve Tanrı bana dedi ki, “Hayır, o senin en iyi dostun olacak” (Yazarı Bilinmiyor).

Soru: Bir insan karşısında bir düşman varsa ne istemelidir? Onu yok etmek için nasıl yardım istemez? Lütfen açıklayınız.

Cevap: Tabii ki bunu istemenin gerekli olduğunu düşünmüyorum.

Yorum: Ama bu bir düşman.

Yanıtım: Bu sadece küresel bir düşman ise geçerlidir.

Soru: Beni kim yok etmek istiyor?

Cevap: Sadece beni değil, genel olarak etrafımdaki her şeyi yok etmek istiyor.

Soru: Yaradan burada yanıtlıyor: “O senin en iyi dostun olmaya yazgılıdır.” Karşımda bir düşman olmasına rağmen bunu aklımda tutarsam, o zaman neler oluyor, söyleyebilir misiniz?

Cevap: Ona daha yakın olabileceğiniz gerçeğine yavaş yavaş alışıyorsunuz.

Soru: Bu doğru yol mu?

Cevap: Evet.

Soru: Yani, bu nefretin üzerine, tüm bu koşulun üzerine, bana yaptıklarının üzerine, her şeyi unutuyorum ve şöyle diyorum: “Sen benim dostum olacaksın” mı?

Cevap: Evet.

Soru: Bu bir dua olarak adlandırılabilir mi?

Cevap: Evet, bu bir duadır ve gerçekleşecektir.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 139

Soru: Yaradan insana kalbinde inanç için bir yer ve çalışma için bir yer verir. Bu alanı nasıl tutabilir ve genişletebiliriz? Bizim önceliğimiz bu mudur?

Cevap: Evet, bu Yaradan’ın üzerimizde çalıştığı gerçeğinin önemini artırarak başarılır.

Soru: Bizi manevi olarak daha hızlı ilerleten nedir: kendimizi alçalttığımızda mı yoksa başkaları bizi aşağıladığında mı?

Cevap: Kendimizi alçalttığımızda ama bunun doğru yapıldığına ve yapay olmadığına dikkat etmeliyiz.

Soru: Zihin ve kalp ile çalışırken her zaman bir niyet oluşturmalı mıyım?

Cevap: Her zaman söylediklerinizde ve düşündüklerinizde kendinizi bulmaya çalışmalısınız.

Soru: Dostlarımın her şeyi doğru yaptığına dair birçok mantıksal kanıtım varsa, ancak kalbimde onlara karşı temelsiz bir nefret hissediyorsam, zihnim bu duyguyu değiştirmeme yardımcı olabilir mi?

Cevap: Bu çok zordur. Bu konuda dua etmelisiniz. Zihnin yardımcı olabileceğine inanmıyorum. Sadece dua size yardımcı olabilir.

Soru: Aklımla Yaradan’ın bizi yaklaştırdıkça O’ndan uzaklaştığımı anladığımda nasıl neşeli olabilirim?

Cevap: Hayır, Yaradan bizi sürekli olarak yaklaştırır ve bu sayede neler yaşadığımızı daha eleştirel ve ölçülü bir şekilde anlama fırsatına sahip oluruz.

Erkek Ve Dişi: İhsan Etme Niteliği

Böylece, alt olanın, dişinin özlemi, üst olanın, erkeğin özlemine dahil olur ve iki ruh ayrılmadan bir olur (Raşbi, Herkes İçin Zohar, Cilt 2, Lech Lecha, “Ormanın Ağaçları Arasında Bir Elma Ağacı Gibi” #205)

Soru: Alt kısmın dişi kısım olduğunu ne belirler?

Cevap: Bu, prensip olarak kadın kısmındakinden çok daha güçlü olan erkek kısmındaki ihsan etme niteliğinin varlığı ile belirlenir.

Soru: Dişi kısım az da olsa ihsan etme niteliğine sahip midir?

Cevap: Elbette sahiptir. Bu çok önemlidir. Aksi takdirde, eğer biri sadece alıyor ve diğeri sadece veriyorsa, aralarında hiçbir bağ olmazdı.

Eğer her ikisi de alıyor ve her ikisi de veriyorsa, o zaman erkek tarafın öncelikle veren, dişi tarafın ise öncelikle alan olduğu ortaya çıkar.

Yaradan’ın Ateşli Arzusu

Soru: Rabaş ile çalışırken ve ona karşı bazı şikâyetleriniz olduğunda, Rabaş size şöyle derdi: “Neden talep etmedin?” Bu her seferinde aynı talep mi? Yoksa değişiyor mu? Size bunu sorarken ne demek istedi?

Cevap: Kişinin her zaman Yaradan’a yönelmesi gerektiğini ama bunu sadece konuyu doğru bir şekilde açıklığa kavuşturduktan sonra yapması gerektiğini kastetti. Yani, dostlarımla öyle bir bağ kurmak istiyorum ki Yaradan onun içinde ifşa olsun ve bunu yaparak O’na memnuniyet vereceğim çünkü O, içinde yaşamayı ve yaratılışı sahip olduğu her şeyle doldurmayı arzuluyor.

Bu koşul ya aşırı sütten patlayan, herkese vermek için can atan ama kimsenin almadığı bir ineğin çektiği acıya ya da doğum yapmak isteyen ama doğum anı henüz gelmemiş olan doğum sancısı çeken bir kadının ıstırabına benzetilir.

Böyle bir koşul çok yoğundur. Bu, Yaradan’ın deneyimlediği içsel bir koşuldur çünkü ihsan etme arzusu alma arzusundan çok daha güçlüdür.

O’nun bu halini hayal etmeli ve kendimizi talep etmeye hazırlamalıyız, bunu istediğimiz için değil, O’nun buna ihtiyacı olduğu için yapmalıyız.

Tüm Sorunların Nedeni

Soru: Nasıl sürekli olarak karşılıklı sorumluluk içinde kalabiliriz ki Yaradan bize Kendisini kazalar, mahkemeler veya sağlık sorunları gibi engellerle hatırlatmasın?

Cevap: Yaradan’ın bize karşılıklı sorumluluk eksikliğini bu şekilde hatırlattığını düşünmüyorum; bunlar sizin varsayımlarınız. Tüm sorunlara artan egoizmimizle biz neden oluyoruz, karşılıklı sorumluluğa dahil olmamak değil. Yaradan’ın yönetimini bu şekilde düşünmeyin.

Elimizde bir öz-yönetim sistemi var, elbette kısmen ama yine de elimizde ve bu nedenle tamamen Yaradan’a yönelmeliyiz.

Ancak hiçbir koşulda karşılıklı sorumluluk içinde olmadığınız için başınıza bir tuğla düştüğünü iddia etmeyin. Hayır, bunu yapmayın. Aksi takdirde çok kötü felsefelere saparsınız.

“Tanrı’dan Beni Acıdan Esirgemesini İstedim”

Tanrı’dan beni ve sevdiklerimi acıdan esirgemesini istedim.

Ve Tanrı dedi ki: “Hayır.”

O’nun acıyı alması değil, benim acıdan vazgeçmem gerektiğini söyledi. …

Tanrı’dan beni acıdan esirgemesini istedim,

Ve Tanrı “Hayır” dedi.

Dedi ki, “Acı çekmek seni dünyevi endişelerden ayırır ve sizi Bana yaklaştırır.”

(Claudia Minden Weisz, “Ve Tanrı ‘Hayır’ Dedi”)

Soru: Bu alıntılar, Tanrı’nın basit sorulara doğrudan yanıt vermediğini söylüyor gibi görünmektedir. O “Al, lütfen.” Demez.  “Hayır, bunu kendin yapmalısın” der. Bu bizim çalışmamız mı?

Cevap: Evet, bu bizim çalışmamız.

Soru: Yani O bize sürekli çalışma mı veriyor? Bize doğrudan armağanlar vermiyor, değil mi?

Cevap: Bizim için özellikle engeller yarattı. Ne de olsa egoizm başlıca engeldir.

Yorum: Burada bir kişi acıdan kurtulmayı istiyor. Acı gerekli midir?

Yanıtım: Evet, elbette! Eğer acı olmasaydı, neler yapabileceğimizi hayal bile edemezsiniz!

Yorum: Ama acı çektiğimde doğal olarak şunu talep ediyorum: “Beni acıdan kurtar!”

Yanıtım: Tam olarak gereken şey budur: Acıyı hissetmeniz ve talep etmeniz.

Soru: Buna acının üzerine çıkmak mı deniyor?

Cevap: Evet.

Soru: Kişinin hiç acı hissetmediği bir koşula ulaşmak mümkün müdür?

Cevap: Nasıl davranacağınızı önceden görebilseydiniz ve bilseydiniz, acıya neden olacak şekilde davranmazdınız.

Soru: Peki bir şekilde acının üzerine çıkmak mümkün mü?

Cevap: Bence kişi içsel çabalarıyla tüm hastalıkların üstesinden gelebilir.

Kim Olduğumu Nasıl Belirleyebilirim?

Soru: Kişi hangi arzusunda erdemli bir insan olarak, hangisinde günahkâr olarak davrandığını nasıl belirleyebilir?

Cevap: Bunu hissetmeleri gerekir. Eğer hissetmiyorlarsa, erdemli bir insanın karakteristik eylemlerini gerçekleştirmeli, bunları gerçekten yapıp yapamayacaklarını görmeli ve Yaradan’dan yardım istemelidirler.

Soru: Kişi bu süreçte içsel izlenimlerine güvenebilir mi?

Cevap: Hayır, güvenemezler.