Category Archives: Maneviyat

Yaşamınızda Dünyanızı Görün!

Eğer “tohumumuzu” iyi bir ortama ekersek, gelişir; ama en iyi tohumu bile “kötü toprağa” (ortama) ekersek, kurur. Her şey yalnızca ortama bağlıdır. Bu demektir ki, kendi içlerindeki egoizmin kötülüğünü ifşa eden ve onu ıslah etmek isteyen insanlara ihtiyacımız vardır.

Kendimi böyle bir çevreye yerleştirmeli ve ondan mümkün olan her şeyi en üst düzeyde emmeye çalışmalıyım: nem, mineraller, sıcaklık, toprağın tohuma verebileceği her şeyi.

Zira Baal HaSulam’ın “Özgür İrade” makalesinde yazdığı gibi, ölüm anında insan bu dünyadan yalnızca bu dünyada edinilebilen ve kişinin kendini üst dünyada yaşadığını hissetmesini sağlayan ihsan etme niteliği dışında hiçbir şey götüremez. Denir ki: “Yaşamınızda dünyanızı görün.”

Ve eğer hiçbir şey edinilmemişse, o zaman insan sadece bir tohum gibi kalır; o tohum daha sonra tekrar toprağa ekilir ve yeni bir şans verilir.

Emirle Ve Seçimle

Bu dünyadaki tüm eylemlerimiz, özgür olduğumuz durumlar hariç, yukarıdan gelen emirlerle gerçekleştirilir. Benim özgür iradem sadece yukarı doğru yükselmede, yani ruhu Yaradan’a benzemek için ıslah etmekte yatmaktadır.

Benim içimdeki ve çevremdeki her şey, üst dünyanın kanunları tarafından Yukarıdan dikte edilir. Eğer dünyevi hiçbir şeyde özgür iradem yoksa, her şey Yukarıdan dikte ediliyorsa, o zaman dünyevi eylemler için ne ceza ne de ödül vardır! Sonuçta, bunların hiçbirini ben yapmadım, bunlar yukarıdan benim aracılığımla yapıldı.

Bu nedenle, Yaradan’a benzeyene kadar hepimizin hayvanlar gibi olduğumuz söylenir. O’na benzediğimiz ölçüde, “Adam” – “benzer” (İbranice’de Domeh) olarak adlandırılırız.

Yaradan’a benzerlik, “kalpteki nokta” olarak adlandırılan, O’na doğru küçük bir arzu, bir özlemle başlar. Eğer bu arzu varsa, kendini ifşa etmişse, kişi kaçınılmaz olarak Kabala’ya gelecektir; onu oraya götürecektir.

Kalpteki nokta, sizin geliştiğiniz bir damla meni gibidir. Ancak manevi beden, ruh, ancak kişinin kendi çabalarıyla geliştirilebilir. Bu, bizim tek özgür irademizin yattığı yerdir (Baal HaSulam’ın “Özgür İrade” makalesine bakın).

Tüm dünyayı arka plana itin ve onu geliştirmeye başlayın, kendinizi daha üst bir sisteme yükseltin. Sadece orada kalmak için her şeyden vazgeçmeye hazır olun.

Bu, tek seçenek, sizin lehinize kaydedilebilecek tek eylemdir. Ödül, ruhun içindeki yaşamdır!

Maneviyatta Sabitlik Yoktur

Soru: Manevi dünyada sabit hız yoktur; sadece hızlanma vardır. Bu nasıl anlaşılmalıdır?

Cevap: Bizim dünyamızda, dinlenme veya hareket halinde olabilirsiniz, ancak manevi dünyada dinlenme anında sıfırdır; basitçe mevcut değildir. Tıpkı mikro dünyada olduğu gibi, temel bir parçacığı durdurmak imkansızdır; hareketsiz kalamaz çünkü anında yok olur; burada da durum böyledir.

Yorum: Ama temel parçacıkların sabit bir hızı vardır ve biz hızlanmadan bahsediyoruz.

Cevabım: Bu önemli değil; donmuş durumda kalamaz. Bizim dünyamızda, farklı nesneler arasında sabit hareket gibi görünen şeyi gözlemleriz, ancak manevi dünyada sabitlik yoktur, sadece pozitif hızlanma vardır.

Soru: Maneviyatta dinlenme nedir?

Cevap: Dinlenme, kişinin çabalarının sürekli uygulanmasından ve sürekli artmasından haz alma durumudur, sürekli ve giderek artan bir şekilde çalıştığım gerçeğinden duyulan memnuniyettir.

Hanuka – Çöl İle İsrail Toprakları Arasındaki Sınır

“İsrail toprağı” olarak adlandırılan derecenin girişindeki sınır Hanuka olarak adlandırılır, çünkü kendimizi arzularımızla çalışmaya başlayabileceğimiz bir koşula ıslah ederiz. Arzu, ‘Eretz’ (toprak) kelimesinden gelen Ratzon’dur; “İsrail” ise doğrudan Yaradan’a yönelmek anlamına gelir.

Çölden geçiş, Hanuka’ya bir yaklaşımdır. İçimizdeki Yunanlılara karşı kazanılan zaferden sonra, İsrail topraklarına giriş başlar. Bu nedenle Hanuka, çöl ile İsrail toprakları arasındaki sınırı temsil eder.

Başka bir deyişle, Hanuka, egonun donup kaldığı ve bize müdahale etmediği, “eksik bir erdemli” derecesine kadar egoizmin ıslah edilmesidir. Sanki havada asılı kalmış gibiyiz; aşağıda egoizm, yukarıda özgecilik, mutlak sevgi ve ortada bizi tutan, edindiğimiz Bina’nın manevi niteliği var.

Bu nedenle, İsrail topraklarında yapılacak çalışma, çöldekiyle kesinlikle aynı olmadığı için, bundan sonra ne yapılması gerektiği bize açıklanır.

Çölde, 40 yıl (40 derece) boyunca her gün içimizde tezahür eden egoist arzuların üstesinden gelmek zorundaydık; yani Malhut, Bina’ya yükselmek zorundaydı. Ve şimdi, Bina’dan Keter’e yükselmeliyiz. Bu, İsrail topraklarındaki çalışmadır.

Kendimizi Geliştirmek

Yukarıdan yönetildiğimizi ve bunun bir oyun gibi olduğunu anlamamız gerekiyor. Şu anda, gerçeklikte en önemli unsur olduğumu hissediyorum. Ama bu his, önceden belirlenmiş bir programdan başka bir şey değildir.

Aslında bende özel ya da önemli bir şey yoktur. Bu şekilde yaratıldım ki, “içimde” çok önemli bir şey gibi hissettiren şeye doğal olarak özen göstereyim, oysa bu içsel algı bana dışarıdan göründüğünden daha yabancıdır.

İçimde sürekli kendime odaklanmamı sağlayan yerleşik bir program var. Otomatik olarak sadece kendimle ilgilenerek çalışıyorum, neredeyse bir robot gibi. Bu nedenle görev, bu iç programı ayırt etmek, gerçeğe ne kadar zıt olduğunu görmek ve ardından bilinçli olarak çaba yoluyla inşa ettiğimiz dış bir programa geçmeye çalışmaktır.

Bu, yaratılış eylemine geri döndüğümüz ve Yaradan yerine, O’nun ışığının gücüyle, tıpkı Yaradan’ın bizi mevcut arzularımızla ilgili olarak programladığı gibi, kendimizi dışsal arzularımızla (Kelim) ilgili olarak yeniden programlamaya başladığımız anlamına gelir.

Bu şekilde, Yaradan’la aynı eylemi gerçekleştiririz. Yaradan’ın çalışmasını inceler, gerçeklik üzerinde kontrol elde eder, bilgelik kazanır ve gerçekliği Yaradan’ın algıladığı biçimde görmeye başlarız.

Bu çalışma “mantık ötesi” olarak adlandırılsa da aklı reddetmez. Aksine, Yaradan’ın içimde oluşturduğu şeyi sürekli kontrol ederim ve sonra aynı formu dışa doğru uygularım. Ama önce egomu adım adım dikkatlice incelemeliyim çünkü tam olarak aklın içinden mantık ötesine geçebilirim.

Yaradan beni sürekli kendimi düşünmem için programladı. Ama şimdi kontrol ediyorum ve bunun ne kadar yapay ve temelsiz olduğunu, hiçbir fayda sağlamadığını, hatta zarar verdiğini ifşa ediyorum.

Buradan programın yönünü tersine çevirmeyi; içe dönük alımdan dışa dönük ihsan etmeye geçmeyi öğreniyorum.

Kabala Biliminin Ne Söylediğini Anlamak

Doğal egoizmi, kamuoyu ya da eğitim gibi yapay araçlarla ortadan kaldıramazsınız. Bunun doğal bir din dışında tedavisi yoktur. (Baal HaSulam, Son Neslin Yazıları).

Baal HaSulam,  ne eğitimin ne de kamuoyunun insanlığa yardımcı olacağına, sadece dinin yani mutlak ve sınırsız olan aydınlanmanın yardımcı olacağına inanır. Din derken Baal HaSulam Kabala bilimini ifade eder; bu bilim üst gücü ortaya koyar, bu sistem sayesinde bu güç, sonsuzluk dünyasındaki en yüksek noktasından itibaren tüm dünyaları, yönetim sistemini, en alt dünyamızda bizleri yönetir.

Bu sistemin nasıl işlediğini anlamadan ve ona kendi tarafımızdan, aşağıdan yukarıya uyum sağlamadan, hayatın anlamına ulaşamayız. Aynı zamanda “hayatın anlamı” kavramına herhangi bir felsefi çağrışım da yüklemiyoruz; çünkü hayatın gerçek özünü anlamadan normal şekilde işlev göremeyiz.

Yaratılışın amacına doğru olan gelişim yönüyle uyumlu her eylemimizin bize fayda sağladığı ve olumlu sonuçlar verdiği bir duruma doğru ilerliyoruz. Eylem tam olarak amaca yönelik değilse, bizi ona yaklaştırmıyorsa, olumsuz bir sonuç doğurur ve acı çekeriz. Üstelik bu sistemle benzer olmadığımız için, hangi eylemlerin hangi sonuçları doğurduğunu bilmeyebiliriz.

Gelişimimizin bu noktasında tam olarak ne yapmamız gerektiğini bilmek, yerimizde saymayı ya da geriye gitmeyi bırakmak; düşmemek, darbeler almamak ve krizden krize savrulmamak için, Kabala biliminin ne söylediğini anlamamız gerekir.

Kabala bilimi, insanın hangi sistem içinde yaşadığını ve onu hangi dünyaların kuşattığını; üst gücün, Yaradan’ın, bu dünyalar aracılığıyla alt dünyada bizi nasıl yönettiğini; Yaradan’ın yönetimine nasıl karşılık vermemiz gerektiğini ve varmamız gerekeni yani Yaradan’la tam benzerlik, uyum ve yapışma hâlini açıklar.

Günümüzde Kabala bilimi çok önemli hâle geliyor; çünkü bugün hiçbir küresel liderin ne filozofların ne de bilim insanlarının, nerede olduğumuz, kendimize nasıl davrandığımız ya da yıkıma doğru gitmek yerine az çok katlanılabilir bir “yarın” sağlamak için kendimizi nasıl yöneteceğimiz konusunda sağlam bir fikre sahip olmadığını görüyoruz.

Bugün birçok insan bunun giderek daha fazla farkına varıyor, ancak insanlar hâlâ “Kabala” olarak bilinen bir bilgi sistemi olduğunu anlamıyor.

Genel olarak, dine sadece üst güce olan inanç değil, onun incelenmesi diyoruz. Yani, Kabala bilimi üst gücün bilimidir. Eğer üst güç bizi bir sistem aracılığıyla yönetiyorsa, o sistemi inceleyebiliriz. Üst gücün kendisini incelemek imkânsız olabilir, ancak en azından onun bize etkisi anlaşılabilir, incelenebilir ve uygulanabilir.

Kabala bilimine geçmişte hâkim olmuş olan Kabalistler, zamanın derinliklerinden bize şunu yazarlar, üst gücün arzusu, bizim O’nu ifşa etmemiz, O’nun iyiliğini, ebediliğini ve mükemmelliğini anlamamız ve O’na benzemeye çabalamamızdır.

Önemsemenin İyileştirici Gücü

Soru: Hastalarımdan biri şeker hastasıydı ve depresyondan muzdaripti. Yalnızdı, bu yüzden etrafta ne bulursa onu yiyor, asla kendine yemek pişirmiyor, hazır yemekleri mikrodalgada ısıtıyor ve aceleyle yiyordu. Ona bir arkadaşı olup olmadığını sordum ve olumlu cevap aldıktan sonra, birbirleri için yemek yapmalarını tavsiye ettim. Tavsiyemi dinlediler ve ikisi de iyileşmeye başladı. Neden insan kendisi için bir şey yapamazken, başkası için zevkle yapar?

Cevap: Bu durum, özellikle kadında daha güçlü bir şekilde ifade edilir çünkü o annelik içgüdüsünden gelen bakım ve sorumluluk duygusuna sahiptir. İnsanlar sadece kendilerine yemek pişirmek için çok tembeldir. Bilindiği üzere, yalnız yaşayan bir kadın asla yemek pişirmez. Ama bir ailesi varsa, işleri kendi haline bırakamaz.

Başkalarına baktığımızda neden daha sağlıklı oluruz? Sistemlerimiz birbirini dengelediği için değil, doğayla, dengeye ulaşmak için çabalayan muhteşem güçlerin dolaştığı geniş çevremizdeki dünya ile dengeye girdiğimiz için. Birbirimizle çift kutuplar gibi var oluruz: artı-eksi, eksi-artı, bu muazzam alanla, bu muazzam güçle etkileşime girmeye başlar. Ve ona benzemek için çabaladığımızdan, bizi iyileştiren olumlu etkisini kendimize çekeriz.

Birbirimizle hangi seviyede etkileşime girdiğimizin önemi yoktur. İki kişinin küçük hoş şeyler paylaştığını varsayalım; ne olduğu önemli değildir. Önemli olan, onları bu geniş alanla uyumlu hale getiren bir eylemin gerçekleşmesi ve ardından her ikisinin de iyileşmeye başlamasıdır. Birinin diğerine bir elma göndermesi ve diğerinin de aynı derecede önemsiz bir şey göndermesi önemli değildir; mesele bu değildir. Mesele, tam olarak çevreyle olan uyumda, kendinizi neye hizaladığınızda yatmaktadır: ya sadece olumsuz etkiler aldığınız yozlaşmış insanlıkla ya da doğanın büyük gücünün olumlu etkisiyle.

Dinlenmeye Gerek Yok

Soru: Ruhun sakinliği ve uyumu neye bağlıdır?

Cevap: Sakinlik ve uyum, bir Kabalist için iyi koşullar değildir. Yaratılışın amacına göre bunlara doğru çabalıyor olsak da daha yüksek bir hedefe yönelmiş bir kişi için sakinlik, dayanılmaz bir hoşnutsuzluk duygusu uyandırır; bunu tahammül edemez. Bu nedenle, kişi sakinlik hakkında düşünmemelidir.

Kişi farklı koşullardan geçer. Yine de dinlenmeye değil, hedefe doğru uygun harekete, sürekli yenilenmeye ve her zaman yeni hisler ve dolumlar elde etmeye çabalamalıdır.

Soru: Ama Yaradan her zaman dinlenme halindedir. Burada ne tür bir dinlenmeden bahsediliyor?

Cevap: Gerçekten de Yaradan veya üst ışık tam bir dinlenme halindedir. Mesele şu ki, O değişmez ve herkese sadece sonsuz sevgiyle yaklaşır. Değişmeyen hareket (hızlanma veya değişiklik olmadığında) da dinlenme olarak adlandırılır.

Bir cisim düzgün, doğrusal bir hareket halindeyse yani kendini değiştirmiyorsa, dinlenme halinde olduğu kabul edilir; onu yavaşlatacak veya değiştirecek hiçbir kuvvet etki etmez. Aynı şey burada da geçerlidir.

Kabalistler sürekli olarak ilerlemeye, değişmeye, dolmaya, hızlanmaya çalışırlar; bu nedenle dinlenmeye ihtiyacımız yoktur.

Kabala’da, hızlanma olmadan ilerlemek, ilerleme olarak kabul edilmez. Her gün derse gelebilir, yıllarca bir şeyler yapabilirsiniz; bu ilerleme olarak kabul edilmez. Kendinizi hızlandırmak için çaba göstermelisiniz.

Geleceğin Formülüne Müdahale Etmek

Soru: Kabala bilimi geleceği tahmin etmemizi sağlar mı?

Cevap: Kabala bilimi, doğanın tüm planlarını, yani Yaradan’ın planlarını, geçmemiz gereken tüm yolu bilir. Sonuçta, tüm seviyelerdeki pozitif ve negatif güçlerin dengesi, Kabala’da bilinen formüllere göre gerçekleşir. Ancak bu formüllerde küçük bir faktör daha vardır: insanın özgür iradesi.

Bu, şu anda ve gelecekte bu formülleri etkileyebileceğimiz ve şimdiki zamandan geleceğe nasıl geçeceğimizi belirleyebileceğimiz anlamına gelir.

Anında yenilenen ve geçmişe dönüşen her an, bir sonraki anda veya daha uzun bir süre içinde bir koşuldan diğerine nasıl geçeceğimi belirleyebilirim.

Koşullarımız, aramızda sağlamamız gereken genel dengeye doğru ilerlemelidir. Doğanın tamamı, insan sistemi, insanlık da dahil olmak üzere, denge için çabalar.

Ancak, insanlığın son ıslahı olarak adlandırılan bu denge koşuluna tam olarak nasıl ulaşacağımız bize bağlıdır. Katılımımıza bağlı olarak, bu koşula olumlu veya olumsuz yaklaşabiliriz.

Soru: Son ıslahı gerçekleştirmek için ayrılan belirli bir süre var mı?

Cevap: Süre sınırı 6.000 yıldır ve şu anda 5776 yılındayız [2016]. Yani, insanlığın kendini ıslah etmek ve içindeki güçleri, yani iyiliği ve kötülüğü dengelemek için 224 yılı var. Bu iki gücün sadece dengelenmesi gerekiyor. Kötü bir güç ya da iyi bir güç yok; tek kötü şey, aralarındaki dengenin olmaması. Bizler, insanlar, bunları dengelemekle yükümlüyüz.

Ancak 224 yıl beklememize gerek yok; bunu çok daha erken yapabiliriz. İnsanlık içindeki güçleri birkaç ay içinde dengelemek mümkündür. Kötülüğün gücü çok büyüktür; her eylemimizde hakim olan kötü doğamız, egoizmimizdir. İyiliğin gücü ise çok zayıftır. Egoizmimizi sadece biraz yumuşatır, bu da birbirimizi öldürmeden veya yemeden, bir şekilde bir arada yaşamamızı sağlar. Ama özünde, hepimiz egoizmimiz tarafından yönlendiriliyoruz ve herkes diğerinden üstün olmak, daha uzun, daha güçlü, daha zengin olmak istiyor.

Öncelikle egoizmin ana düşmanımız olduğunu ve dengelenmesi gerektiğini kabul etmeliyiz. İçimizde egoizmimizi dengeleyebilecek iyi bir güç var; sadece onu geliştirmemiz gerekir.

İyiliğin gücü ve kötülüğün gücü doğru bir şekilde dengelenmeli ve “orta çizgi” denen noktaya ulaşmalıdır, böylece iyilik ve kötülük arasında denge kurarız. Bu iki gücün dengesi sayesinde dengeli, iyilik dolu bir dünyaya ulaşırız.

Tüm doğa iki zıt güçlere dayanır: ışık ve karanlık, gündüz ve gece, artı ve eksi, soğuk ve sıcak, elektronlar ve pozitronlar. Dünyada karşı gücü olmayan hiçbir güç yoktur.

Yapmamız gereken tek şey, bu iki gücün tüm tezahürlerinde aralarındaki denge noktasını bulmaktır; bunun içinde kendimizi o kadar iyi hissedeceğiz ki, bu iki gücü dengelediğimizde, ebedi ve mükemmel bir dünyada, Cennet Bahçesi’nde yaşıyormuşuz gibi gelecek.

Büyümenize Yardımcı Olan Bir Fantezi

Yaradan, bizi, kendimizi içeriden hisseden tek kişinin biz olmadığımıza, çevremizde bizi algılayan ve değerlendiren başka insanlar da olduğuna inandırır. Bu bir yanılsamadır, bir aldatmacadır! Dışarıda hiçbir şey yoktur, her şey sadece benim içimdedir.

Bu ek izlenimlerle, O, bizim Kelim’imizi genişletir, yeni seviyemizi inşa eder ve bizi hayvansal seviyenin üzerine, O’na benzer olmamız için, “Adam” (“Yaradan’a benzer”) seviyesine yükseltir.

Bize öyle gelir ki, Yaradan dışarıdadır ve biz de dışarıdaki biriyle konuşuyor, etkileşime giriyor ve işbirliği yapıyoruz. Onu karşımda hayal ederim, sonra O’nu içeri alıp O’nunla birleşirim. O zaman önümde hiçbir şey kalmaz, O ve ben bir oluruz.

Ama şimdilik, O’nu kendimin dışında hayal ediyorum. Bu aldatıcı bir fantezidir, ama bu nedenle Kelim’imi “dışsal” olarak gördüğüm için, arzu ve egoizm (kendimi başkalarına göre veya başkalarını kendime göre hissettiğim bir arzu) konusunda ek Aviut kazanırım, bu da üst nitelikli elde etmeme ve Yaradan gibi olmama yardımcı olur.

Sadece bu görüntüyü dışarıdan içeriye getirmem gerekiyor ve sonra O’nunla birleşeceğim!

Gmar Tikkun denilen bu son ıslahın ardından ne olacak? Kabalistler, ıslahımızın sonunun sadece yeni bir koşulun başlangıcı olduğunu söylerler. Arzularımı ıslah ettikten sonra, yeni bir safha başlayacak. Bekleyip görelim.