Category Archives: Kabala

Tek Kök

Soru: Kabalistik kitapları okurken, kök ile dal arasındaki bağı sürekli aramamız gerekli midir?

Cevap: Sürekli olarak bunun içinde kalmalıyız; aksi takdirde, konuya giremeyiz ve söylenenleri özümseyemeyiz.

Soru: On Sefirot Çalışması’nı incelerken, herkes için ortak olan tek köke nasıl bağlanabiliriz?

Cevap: Kökümüz Yaradan’dır. Kendi aramızda ve O’nun içinde bağ kurarak, O’nu herkes için mümkün olduğunca karşılıklı kılmaya çalışmalıyız.

Minnettar Olmayı Öğrenin

Soru: İnsan nasıl “iyilik için olduğu gibi, kötülük için de teşekkür” edebilir?

Cevap: RABAŞ, oğluna her gün bir dolar veren ve bir gün aniden ona beş dolar veren, oğlunun büyük sevincine neden olan bir babanın örneğini verir. Ertesi gün, her zamanki gibi bir dolar vermeye devam eder.

Peki, baba neden bana böyle davranıyor? Ona sevgiyle yaklaşmamı ve şu anda eksik olan dört dolar eksiğimi sevgimle, ihsanımla kapatmamı istiyor! O’ndan ne kadar aldığıma değil, O’na ne kadar teşekkür edebileceğime bakmalıyım.

Gerçek şu ki O’ndan birdenbire beş dolar aldığım için arzumu genişlettim ama alma açısından. Ve şimdi bu ek arzuyu ihsan etmeyle doldurabilirim. Yani, O bana arzularımı genişletme ve daha büyük ihsan için yükselme fırsatı verdi.

Ama bunun üzerinde çalışmalıyım. Her gün, her zaman bir dolar alıyordum ve babama o dolar için minnettardım. Ve aniden, bir gün babam bana beş dolar verdi. Arzularım genişledi, daha büyük bir haz aldım ve doğal olarak babama minnettar oldum. Peki, ne için minnettardım? Fazladan dört dolar aldığım için!

Ertesi gün, dünkü zirveden, artan bir iştahla, yine beş dolar almayı bekliyordum ama yine de eskisi gibi bir dolar aldım. Şimdi dört dolarlık boş bir arzu hissediyorum. Bununla ne yapmalıyım? Onu sevgi ışığıyla, ihsan ışığıyla, minnettarlık ışığıyla doldurmalıyım!

Şimdi anlıyorum ki, baba bana bu boş kabı tam da Hohma ışığıyla değil, Hassadim ışığıyla doldurarak, O’na verme fırsatı veriyor. O benim arzumu, Hohma ışığıyla dolduruyor ve ben de O’nunkini Hassadim ışığıyla dolduruyorum. Eğer O, arzumu boşaltmazsa, ihsan etme imkânı başka nereden gelebilir ki?

Önce bana daha büyük bir doyum verip sonra onu benden almasaydı, O’na nasıl daha fazla şükredebilir, O’nunla nasıl daha güçlü bir bağ kurabilir, O’na nasıl daha çok benzeyebilirdim? Sonra tekrar daha fazlasını verip tekrar boşaltır. Denildiği gibi: “Işığın kıyafetlenmesi ve ayrılışı, kullanıma uygun bir kap yaratır.” Artık bir kaba sahibim.

Yaradan’ın Sesini Duymaya Hazır Olmak

Soru: Acı, yönümüzü Yaradan’a doğru ayarlamamıza yardımcı olur. Ayrıca, Yaradan’ın sesini duymaya sürekli hazır olmalıyız. Bunlar nasıl birlikte çalışır?

Cevap: Acı, bir anlamda bizi ileriye taşır. Fakat asıl önemli olan, bu acının egoizmimizden değil, yaratılışta, tüm Malhut’ta hak ettiğimiz yeri hissetmememiz gerçeğinden kaynaklandığıdır. Yerimizde değilsek, bunu güçler dengesinin eksikliği olarak hissederiz. Bu nedenle kendimizi, duygularımızı, hedeflerimizi toparlamaya ve Yaradan’a daha doğru bir şekilde ulaşmaya çalışmalıyız.

Soru: Her gün Yaradan’ın sesini duymaya hazırlanmıyor muyuz?

Cevap: Bunu kendinize sormalısınız. Her şey, birbirinize ne kadar bağlı olduğunuza ve Yaradan’a yönelmiş onlu bir grup olan Kli’yi oluşturup oluşturmadığınıza ve O’na daha yakın olmayı arzulayıp arzulamadığınıza bağlıdır.

Soru: Öyleyse Yaradan’ın sesini duymaya hazır olmak benim kişisel arzum değil, grubun arzum mu?

Cevap: Hem sizin hem de grubun. Ancak asıl önemli olan grubun arzusudur.

Dünyanın Mütevazı Ve Alçakgönüllü Efendisi

O’nun yüceliğini bulduğunuz yerde, O’nun alçakgönüllülüğünü de bulursunuz (Şamati 47). Bizler, sadece alabileceği hazza önem veren ve başka birinin içinde olup biteni hissedemeyen egoist arzunun egemenliği altındayız. Bu niteliğe gurur denir. Bu bir kusur değil; sadece yukarıdan bize verilen bir özelliktir.

Kişi güçlü ve gelişmiş bir egoist arzuya sahipse, başkalarını hissetmez. Kişinin kendi arzusu ne kadar güçlüyse, o kadar çok sadece kendini hissetmeye kilitlenir. Kişi başkasını gerçekten hissedemez; sadece onlardan ne kadar kayıp veya kazanç elde edebileceğini düşünür.

Başkasının içinde olup biteni gerçekten hissetmek için, kişinin kendinden çıkıp manevi dünyada olması gerekir. Bu nedenle, hepimizin birbirimizden kopuk hissetmesi şaşırtıcı değildir. Bizim dünyamızda bu özelliğe gurur diyoruz. Ancak gerçek gurur, yalnızca kişinin Yaradan’la ilişkisinde uyandığı manevi dünyada mevcuttur.

Kişi kendini ıslah etmeye başladığında, içinde özel bir alma arzusu uyanır ve bu arzu onu Yaradan’ı hiçe saymaya, O’nun üzerinde hissetmeye ve kendi başına hükmetmeye zorlar. Bu arzu, çeşitli şekillerde kendini gösterir ve kişi buna karşı Mısır belaları olarak bilinen, on darbe alır.

Kişi kendi başına gururunu alçaltamaz ve boyun eğdiremez, dolayısıyla yukarıdan özel yardıma ihtiyaç duyar. Kişi kendini ne kadar alçaltırsa, o yerdeki Yaradan’ın yüceliğini o kadar çok ifşa eder ve Yaradan’ın ne kadar alçakgönüllü olduğunu o kadar çok keşfeder.

Alçakgönüllülük, mükemmelliğin bir simgesidir. Yalnızca bir şeyde biraz eksiklik hisseden ve kendini doldurmak, kendini güçlü hissetmek isteyen kişi, onur, güç ve başkalarının üstünde olmanın farkındalığını talep eder. Ancak kişi mükemmellikteyse, bu Binah derecesidir ve yalnızca ihsan etmeyi arzular (Hafetz Hesed). Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur ve bu nedenle kendini başkalarıyla kıyaslayarak değerlendirmez!

Tam tersine, kişi kendini mükemmellikte hissederse, bu harika mükemmellik hissini herkese iletmek ister. Sonuçta, iyilik yapmak, iyiliğin doğasıdır ve aynı iyilik yapma arzusu, iyi bir doğa edindiklerinde yaratılanlarda da ortaya çıkar.

Yaradan’ın yüceliğini ifşa edebilirsek, işte bizim başımıza gelen budur. Ve bu yalnızca bize bağlıdır, zira Yaradan değişmez, sadece biz değişiriz ki O’nu yüce olarak görebilelim. Ve o zaman duyularımızda O’nun alçakgönüllü olduğunu ifşa ederiz çünkü biz kendimiz de aynı olmuşuzdur. Her şeyi yalnızca kendi niteliklerimiz içinde algılarız.

Yaradan’ın yüce olduğunu keşfedersek, bu bizim de yüce hale geldiğimiz anlamına gelir. Ve eğer Yaradan’ın alçakgönüllü olduğunu ifşa edersek, bu bizim alçakgönüllü hale geldiğimizin bir işaretidir. Form eşitliği yasası böyle işler ve bizler de Yaradan’ı bilmeye doğru böyle ilerleriz.

Aşık Bir Çift – İnsan Ve Yaradan

Soru: 9 Av’daki kötülüğün ifşası, sevgi bayramı olan 15 Av’da nasıl ıslah edilmiş olabilir? Sonuçta, sevgi bayramı aşık bir çifti ifade ederken, 9 Av Tapınakların yıkıldığı gündür yani tüm İsrail halkını kapsar.

Cevap: Bu iki gün de aşık bir çifti ifade eder, ancak biz onu görmeyiz. Aşık çift, İsrail halkı ve Yaradan’dır. Yaradan’ın yarattığı tüm yaratılanlar, tüm haz alma arzusu, Yaradan’ın bir erkek, bir ihsan eden gibi davrandığı bir kadın, Malhut, Şehina gibidir.

Aramızda bir birlik yoksa O, içimizde hüküm sürsün ve bir kucaklaşma, bir öpücükle, manevi birlik içinde birleşebilmek adına Yaradan’ın ifşası için bir kap, bir yer olamayız. Yaradan ile manevi birleşmenin üç seviyesi vardır: “kucaklaşmak”, söylendiği gibi: “Sol eli başımın altında ve O’nun sağ eli beni kucaklıyor”, sonra “öpmek” ve sonra da birleşmek”.

Bu nedenle, maddi dünyada aynı adı taşıyan eylemler, birbirini sevenler arasındaki bağı da sembolize eder. Manevi dünyada ise bu kavramlar, insan ile Yaradan arasında çok yüce bir bağı ifade eder.

İşte bu yüzden 9 Av, tüm dertlerin ve talihsizliklerin sebebi olan korkunç kırılmayı simgeler. Sonuçta, iyi ve kötü, yalnızca üst ışığa, üst güç olan Yaradan’a ne kadar yaklaştığımız veya uzaklaştığımızla belirlenir.

9 Av tüm yıkımların, 15 Av ise tüm iyiliklerin kaynağıdır. Ancak henüz bu iyiliğe ulaşmadığımız için, bu günün gerçek gücünü hissetmiyor ve onu sıradan aşıkların bayramı olarak algılıyoruz.

Aynı şekilde Purim’i de küçümsüyor ve onu bir çocuk bayramı olarak algılıyoruz. Maalesef hâlâ sürgündeyiz ve kurtuluşun bariz belirtilerini görmüyoruz. Kurtuluş zaten yakın, ancak biz henüz ona ulaşmadık ve bu nedenle manevi “kucaklaşma”, “öpüşme” ve “birleşme”nin ne olduğunu bilmiyoruz.

Tüm Tora, yalnızca bu çiftin, yani insanlık ve Yaradan arasındaki ilişkiden söz eder; dünyevi genç kadınların beyaz giysiler giyip, 15 Av Sevgi Günü’nde bağlarda dans etmeye gitmelerinden değil.

Baal HaSulam’ın Metotları

Soru: Bir Kabalist, edinim sürecinde, dünyamızdaki nesnelerdeki manevi kökü gerçekten hisseder mi? Eğer hissetmiyorsa, manevi dünyayı zıt kavramların spekülatif bir bütünleşmesiyle değil, deneysel olarak araştırdığını nasıl söyleyebiliriz?

Cevap: Bu, çalışma sürecinde bize yavaş yavaş dahil olur ve her şeyi doğru bir şekilde almaya başlarız.

Soru: Baal HaSulam, bazen dünyamızın kavramlarını alır ve onları parçalara ayırır gibi görünür. Bu şekilde maddi kavramı manevi algıyla değiştirmeye mi çalışıyor?

Cevap: Evet, onun böyle metotları da vardır.

İçsel Bağın Başlangıcı

Soru: Yaradan’dan, hak ettiği bir hediyeyi alan kişi ne hissetmelidir?

Cevap: Kişi, kendisiyle Yaradan arasında kurduğu bağın çizgisine göre hak ettiği şeyi aldığında, bu çizgi içinde, aralarındaki bağı genişletmek ve kapsamını daha da güçlendirmek için nasıl doğru davranması gerektiği konusunda rehberlik hissedecektir. Bu şekilde kişi, Yaradan’ın kendisi üzerindeki etkisinde ortak katılım koşuluna girer.

Soru: Bu bağ karşılıklı sevgi midir?

Cevap: Henüz karşılıklı sevgi değildir, ancak içsel bağın başlangıcıdır.

Yaradan’ı Nasıl “Yeneriz”?

Yaradan bu konuda şöyle der: “Oğullarım beni yendi.” Yani, Ben size alma arzusu verdim ama siz Benden bunun yerine ihsan etme arzusu vermemi istiyorsunuz. (Baal HaSulam, Şamati, 19, “Çalışmada ‘Yaradan Bedenlerden Nefret Eder’ Ne Anlama Gelir?”).

Yaradan içimizde muazzam bir alma arzusu yarattı ama biz bu arzuyu tam tersi bir şekilde gerçekleştirmeye çalışıyoruz: alıcılar olarak değil, Yaradan gibi ihsan edenler olarak. Bu nedenle, Yaradan’dan, koşulumuzu almaktan vermeye çevirmemize yardım etmesini istiyoruz.

Soru: Alma arzusu kötü, ihsan etmek ise iyi olduğunu zaten kabul ettiysek, Yaradan’ı nasıl yenebiliriz? O’na dönerek mi?

Cevap: Evet, genel olarak, bu bizim zaferimizdir. Yazıldığı gibi: “Oğullarım beni yendi.”

İki Yüzlü Kıskançlık

Soru: Kişi kalbini bir dostuna açtığında, kendine zarar verebileceğini söylüyorsunuz. Kıskançlık, kişiyi ileriye götürür ancak diğer yandan kötü göze de yol açabilir. Ne yapmalı?

Cevap: Çok basit! Başkalarını kıskandığımda, bu iyidir çünkü onları olumlu bir şekilde kıskanırım. Bir dostum ilerliyor ve ben onu kıskanıyorum: “Bak nasıl çalışıyor! Bak ne kadar yatırım yapıyor! Bak bir yerlere koşuyor, bir şeyler yapıyor, bir şeylere katılıyor! Neden bende bu yok?”

Ancak, iyi bir örnek olan kişi bana ruhunu açarsa, yani kişisel duygularını paylaşmaya başlarsa, kıskançlığım ona acımasız bir oyun oynayabilir. Kıskançlığım ona zarar verebilir.

Ve bunun için beni suçlayamazsınız, ben basitçe böyleyim. Ne yapabilirim? Benim seviyemden, onları böyle algılıyorum. Bu nedenle kendilerini bu şekilde açığa vurmamalılar.

İçsel, özel duygularını paylaşmadan, sadece bende olumlu bir ilerleme uyandıracak şekilde açılmalılar. Ancak dostlar arasındaki grup ve birlikteliğin önemi hakkında konuşurken, istediğiniz kadar kıskanın. Bundan kötü bir şey çıkmaz.

600.000 Ruhun Gücü

Soru: 600.000 ruhun gücü, onlu içinde nasıl ortaya çıkar?

Cevap: 600.000 ruhun gücü, basitçe tamamlanma olarak ortaya çıkar. Bunun içimizde ifşa olması için, ruhların toplu gücü, kelimenin tam anlamıyla ağırlıkları gerekir.