Category Archives: Kabala

Yaradan’ın Tutumunu İfşa Edin

Soru: Yaradan’ın yönetiminin O’nun iyiliksever olduğunun ifşası nasıl gerçekleşir? Sonuçta, edindiğimiz her şey, sanki O’nu doğrudan ifşa etmek istemiyormuşuz gibi, mantık ötesi inançla edinilir.

Cevap: Eğer kişi, Yaradan’ın kendisine karşı tutumunu, sadece kendisine karşı değil, gerçekten O’nu ifşa etmek için kendini ayarlarsa, uyguladığı baskıya, arzusuna göre, Yaradan’dan bir yanıt alır.

Sonuçta anlaşılır ki, Yaradan’ın kendisine karşı tutumunu bilmek için bir soru ile Yaradan’a döner ve bir yanıt alır.

Eğer Yaradan’ı Hissetmiyorsanız

Soru: Tüm dünyanın ihsan etme niteliğiyle dolu olduğunu hissettiğiniz, ancak içinde Yaradan’ı hissetmediğiniz bu koşul nedir?

Cevap: Bu doğru olmayan bir koşuldur. Sizin dünyanızda, sizin maneviyat algınızda, Yaradan’ın kendisi mevcut değildir.

Bu sizden, ciddi bir şekilde düşünmenizi ve O’nun sizinle etkileşime girmesini, O’nunla birlikte olmayı ve O’nu memnun edecek şeyleri yapmayı arzulamanızı talep etmenizi gerektirir. Sonra O’nun bunu yerine getirmesini beklersiniz.

Eğer Mutluluk Herkes Tarafından Paylaşılırsa

Toplumun kişi üzerindeki etkisinde özel bir olgu vardır. Eğer büyük bir toplumla birlikte bir sorunla karşı karşıya kalırsam, bu sorun herkes arasında bölünür ve bu sorunla tek başıma kaldığımı hissetmem. Nadir görülen ve ağır bir hastalığa yakalanırsam, çok endişelenirim. Ancak bu bir salgınsa ve çevremdeki herkes hastaysa, o zaman bu o kadar korkutucu olmaz.

Sorun, benim sadece bir parçası olduğum tüm toplumla anında paylaşılır. Bu nedenle, korkum artık sorunun kendisinden kaynaklanan tam bir korku değildir, herkes arasında bölünür ve milyonda bire indirgenir. Bu, benim isteğimden bağımsız olarak gerçekleşir, çünkü ben diğerleriyle tek bir sistem içinde bağlıyım. Dolayısıyla, ortak sorunda benim payım sadece milyonda birdir.

Bu, sorunun bana olmayacağı anlamına gelmez, olacaktır. Ancak korku ve tehdit duygusu, insanların algısında herkes arasında bölünür. Diğerleriyle bağlı olduğum ölçüde, zorluklar hakkında daha az endişelenirim.

Ancak mutluluk olduğunda, bu herkesle paylaşıldığında azalmaz. Çünkü mutluluk herkesle birlikte hissedilir. Dert kişinin kendi içinde hissedilir, ancak mutluluk dışarıda, aramızda hissedilir. Tüm dünyayı yaratan iyiliksever güç herkese etki eder ve bölünmez. Mutluluk olduğunda, herkes tam anlamıyla sevinir.

Dahası, paylaşılan mutluluk, her birimizin mutluluğunu artırır. Örneğin, bir savaşta zafer kazanıldığı haberi gelir. Bu mutluluk, bir milyona bölünerek bana mutluluğun milyonda birini bırakmaz. Aksine, bir milyonla çarpılır ve ben bir milyon kat daha fazla mutluluk hissederim! Sokağa çıkarım, herkesin kutladığını görürüm ve evde yalnız olsaydım hissedeceğimden tamamen farklı bir mutlulukla dolarım.

Birliğin gücü, eşsiz ve mucizevi bir niteliğe sahiptir. Acıyı herkes arasında bölüştürürken, sevinci ve mutluluğu herkes arasında katlar. Bu, yaratılışın kaynağından, Büyük Patlama noktasından, tek bir güçten ortaya çıktığımız gerçeğine dayanır.

Bu nedenle, bugün tüm doğanın tek bir sistem olduğunu ifşa ediyoruz. Bu güce ne kadar yaklaşırsak, doğanın birleşik sistemine o kadar benzeriz, o kadar çok kazanırız ve çok da büyük bir kazanç sağlarız; milyonda bir yerine, birin bir milyonla çarpımını elde ederiz!

Bütünsel eğitim yoluyla bunu doğru bir şekilde kullanmayı öğrenirsek, mutluluğun zirvesine ulaşırız.

Her Şey Bağın Gücüne Bağlıdır

Soru: Yaradan’ın açık yönetimini eninde sonunda ifşa edeceğimi biliyorsam, bu bilgiyi egoizmden uzak bir şekilde nasıl kullanabilirim? Er ya da geç Yaradan’ı edineceğime inanıyorum ve gelecekteki koşulumu şimdiden uygulayabileceğimi düşünüyorum.

Cevap: Bunu nasıl uygulayabilirsiniz?

Yorum: Yaradan’ı ifşa edeceğime olan inancımla.

Cevabım: Henüz inanç niteliğine sahip değilsiniz. Sadece gelecekte bir gün onu edineceğinizi düşünüyorsunuz. Bunu şimdi mi yoksa başka bir zamanda mı edineceğiniz bilinmiyor.

Bu nedenle, daha büyük bir birliktelikle Yaradan’ı ifşa etmek için dostlar grubunuzla birlikte daha da ilerlemeye odaklanın. Her şey bağınızın gücüne bağlıdır.

Anlamla Yaşamak – Bölüm 1

Soru: İnsanın, hayatının anlamlı olduğunu hissetmesi çok önemlidir. Hayatın anlamı herkes için evrensel mi yoksa herkes kendi anlamını mı bulmalı mı?

Cevap: Hepimizin hayatının tek anlamı var: insan gelişiminin zirvesine ulaşmak ve bizi yaratan ve yöneten daha yüksek gücü edinmek. Ona yaklaşabilir, anlayabilir, tanıyabilir ve ortağı olabiliriz. Hayatımızın anlamı bu gücü edinmekte yatmaktadır. Yaratılışın düzenine göre başka bir anlam yoktur.

Doğayı, bu dünyayı ya da kendimizi yaratmadık. Herhangi bir anda başımıza ne geleceğini veya tepkilerimizi belirlemeden, bir yasalar sistemi içinde varız. Hiçbir şey bize bağlı değil. Peki, ağa yakalanan balık gibi olduğumuz bu sistemde bize ne kalıyor?

Bizler, cansız, bitkisel, hayvansal ve insani her seviyede ve geçmiş, şimdi ve gelecek tüm zamanlarda, tüm biçimlerde ve birbirleriyle her türlü kombinasyonda etkileşimde bulunan bir güçler sisteminin içine gömülüyüz, bu da beni geçmişte, şimdide ve gelecekteki tüm nesillerle bağlar. Kendimi onlara ait hissederim çünkü temelde, binlerce yıllık tarih boyunca milyarlarca insandan biriyim.

Bu yüzden hayatın anlamını ararken, önce şu anda yaşadığım günü analiz ederim ve hemen anlamı anlamadığımı keşfederim. Keşke benim ve doğanın yaşadığı tüm süreci bilseydim. Ama küçük bir insan böyle yüce şeyleri nasıl bilebilir ki?

Bu durumda, kişi kendini bu geçici, kısa yaşamda anlam aramakla sınırlamak zorundadır. Bu da artık yaşam ve ölümün ötesindeki nedenlerini ve sonuçlarını sormadığım, sadece hayatın içine baktığım anlamına gelir.

Ve insanlar böyle yaşar: başarıya ulaşmak, aile kurmak, iyi çocuklar yetiştirmek, dünyayı gezmek, ünlü bir bilim insanı ya da müzisyen olmak vb. isterler. Her birey, kendisine en yakın olanda anlam bulur.

Belki sadece eğlenmek istiyorum ya da sadece gerektiği kadar çalışmak ve akşamları eve gelip kanepeden kalkmadan televizyon izlemek istiyorum. Bu da hayatın anlamı olarak kabul edilebilir.

Ama sorun şu ki, kendi planlarımıza göre yaşamıyoruz. Gelişim motoru sürekli döner ve bizi çevirir ve tüm hislerimizde, niteliklerimizde, entelektüel, duygusal ve içsel gelişimimizde bizi ileriye doğru iter. Bu yüzden değişiriz ve dünün yaşam anlamı bugün anlamını yitirir. Eski çocukluk hayallerim çoktan buhar olup uçmuştur.

Örneğin, üç yaşında torunum çöp kamyonu şoförü olmayı hayal ediyordu. Böylesine devasa bir makineyi kontrol eden ve böylesine büyük bir ses çıkaran kişi olmak, ona mutluluğun zirvesi gibi geldi. Bugün torunum on yaşında ve tabii ki artık çöp kamyonu hayal etmiyor.

Başka bir deyişle, hayatın anlamı sürekli büyür. Peki, bu dünyada yaşayan biri hayatın anlamını anlar mı, yoksa sorunların ağırlığı altında sadece olana razı mı olur? Anlam olup olmamasıyla ilgilenmez. Onun için önemli olan kendini iyi hissetmektir.

Okulda öğretmenime hayatın anlamı hakkında sorduğumu hatırlıyorum ve şu cevabı almıştım: hayatın anlamı iyi bir kitap okumak, ilginç bir film izlemektir…

Ve bir arkadaşım, on dört yaşından itibaren kendini Fransız Otuz Yıl Savaşları’nı incelemeye adadı. Bunu hayatının işi haline getirdi ve gerçekten bu konuda önemli bir uzman oldu. Hayatının anlamını böyle buldu, ancak sonradan bu tutku söndü.

Böylece herkes hayatta bir anlam buluyor – ailede, çocuklarda. Ama insanlara günlük hayatlarının anlamının ne olduğunu sorarsanız, nasıl cevap vereceklerini bilemezler ya da hayatın anlamının sadece yaşamak olduğunu söyleyeceklerdir. Eğer doğmuşsak, artık gidecek yer yoktur; yaşamalıyız. Ama ne amaçla yaşanacağını kimse bilmez. Ve böylece hayat anlamsız devam eder.

Eğer Acı Çekiyorsanız

Soru: Eğer mantık ötesi inançla hareket edersem ve Yaradan’ı haklı çıkarırsam ama yine de acı çekersem – bu doğru bir çalışma mıdır?

Cevap: Eğer acı çekiyorsanız, bu gerçekten doğru çalışma mıdır?

Başlangıçta, kaynaklarda yazılanlara göre kendinizi ıslah etmeyi amaçlayarak Yaradan ile hemfikir olursunuz. Ama sonra tam tersi olduğu ortaya çıkar.

Umarım ne demek istediğimi anlıyorsunuzdur.

Onlu İle Bağ Kurun

Soru: “Çabaladı ve buldu” denir. Bulmak, çalışmamızdan beklediğimiz “emek karşılığı ödül”ün tam tersiyse, bu, Yaradan’ın en beklenmedik yerlerde, bizim ödülü beklediğimiz yerde değil de onludaki birlikten ifşa olduğu anlamına mı gelir?

Onlu içinde bu koşula nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: Onlu içinde, bağımızın Yaradan’ı ifşa etmeyi amaçlayan bir birlikteliğe ulaşmasına çalışmalıyız, böylece O’nun aramızdaki bağda ifşa olduğunu gerçekten hissedebiliriz.

Soru: Onlu ile bağ kurma çabamızda, Yaradan’ın bize verdiği derslerde, kişinin kendi egoizminin tuzağına düşmediğini ve bulduğunu nasıl bilebilir veya hissedebilir?

Cevap: Aramaya devam edin ve aradığınızı bulup bulmadığınızı veya gerçekten egoizmin ağlarına yakalanıp yakalanmadığınızı göreceksiniz.

Tora Zehir Haline Gelmesin Diye

40) Öncelikle, bilgelerimizin (Megillah 6b) şu sözlerini anlamalıyız “Çabaladım ve buldum – inan; çabalamadım ve buldum – inanma” (Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”).

Soru: Neden önce bunu anlamalıyız ve sonra Tora’nın bir insan için nasıl ve ne şekilde ölümcül bir zehir haline geldiğini görmeliyiz?

Cevap: “Çabaladım ve buldum – inan” koşulunu, ifşa etme hissimiz için gösterdiğimiz çabaların arzumuzla orantılı olduğunu anlayacak kadar ifşa etmeye çalışmalıyız.

Kişi, Yaradan’ı edinmek için tüm gücünü harcıyor ve O’nun ifşa olmasını bekliyorsa, nasıl olur da çabalar ve bulamaz?

İfşa Edin Ve Bilin

Soru: TES’te, Atik Yomin’in önce Tora’nın sırlarını gizlediği, sonra da ifşa ettiği yazar. Bu eylem nedir?

Cevap: Tora’yı doğru bir şekilde çalışan kişi iki koşuldan geçer; önce Atik Yomin ondan gizlenir, sonra ifşa olur. Bunun ne olduğunu ifşa etmeli ve anlamalıyız.

İfşa olan her şeyi ve gizli kalan her şeyi kabul etmeli, içimizde ona bir yer bulmalı ve dostlarımızla bağ kurarak bunun herkese ifşa olmasının umudunu korumalıyız.

Sonsuzluğu Kucaklayın

Soru: Dünya grubumuz, bizi ve tüm dünyayı Kabala’dan ayıran demir duvarı henüz aşamadı mı?

Cevap: Gerçek şu ki, demir duvarı aşmak, tam bir ihsan etme niteliği kazanmak anlamına gelir. Hali hazırda bu koşulda olup olmadığınızı kendinize sorun.

Aramızda bu duvarı gerçekten aşan insanlar var, aşmış olanlar var ve ona doğru yol alanlar var, bazıları daha yakın, bazıları daha uzak.

Her birimiz, demir duvarı aşmak için sadece bir tek çaba daha kaldığını hissetmeliyiz. Onun ötesinde birçok başka adım var ve her seferinde kişi onu yeniden aşıyormuş gibi hissedecektir. Ancak sonraki tüm adımlar, bu manevi merdivende, üst dünyada, zaten ihsan etme niteliğinde, küçük bir ihsan seviyesinden giderek daha büyük bir ihsan seviyesine doğru ilerler. Buna uygun olarak, kişinin kendisiyle ve tüm dünyayla olan içsel bağları giderek artan bir hacimde ortaya çıkar. Kişi, tüm dünyayı içinde barındırdığını hisseder.

Aslında her şey içimizdedir. Bazen, geceleri yıldızlı gökyüzüne baktığınızda, aniden hepsini içinize almak istersiniz; hepsini kucaklamak istersiniz. Aslında hepsi sizsiniz, üst dünyadan bahsetmeye bile gerek yok, sonuç olarak sadece içinizdeki yıldızları değil tüm evreni hissedersiniz.