Category Archives: Kabala

Yaradan’ın Ateşli Arzusu

Soru: Rabaş ile çalışırken ve ona karşı bazı şikâyetleriniz olduğunda, Rabaş size şöyle derdi: “Neden talep etmedin?” Bu her seferinde aynı talep mi? Yoksa değişiyor mu? Size bunu sorarken ne demek istedi?

Cevap: Kişinin her zaman Yaradan’a yönelmesi gerektiğini ama bunu sadece konuyu doğru bir şekilde açıklığa kavuşturduktan sonra yapması gerektiğini kastetti. Yani, dostlarımla öyle bir bağ kurmak istiyorum ki Yaradan onun içinde ifşa olsun ve bunu yaparak O’na memnuniyet vereceğim çünkü O, içinde yaşamayı ve yaratılışı sahip olduğu her şeyle doldurmayı arzuluyor.

Bu koşul ya aşırı sütten patlayan, herkese vermek için can atan ama kimsenin almadığı bir ineğin çektiği acıya ya da doğum yapmak isteyen ama doğum anı henüz gelmemiş olan doğum sancısı çeken bir kadının ıstırabına benzetilir.

Böyle bir koşul çok yoğundur. Bu, Yaradan’ın deneyimlediği içsel bir koşuldur çünkü ihsan etme arzusu alma arzusundan çok daha güçlüdür.

O’nun bu halini hayal etmeli ve kendimizi talep etmeye hazırlamalıyız, bunu istediğimiz için değil, O’nun buna ihtiyacı olduğu için yapmalıyız.

Tüm Sorunların Nedeni

Soru: Nasıl sürekli olarak karşılıklı sorumluluk içinde kalabiliriz ki Yaradan bize Kendisini kazalar, mahkemeler veya sağlık sorunları gibi engellerle hatırlatmasın?

Cevap: Yaradan’ın bize karşılıklı sorumluluk eksikliğini bu şekilde hatırlattığını düşünmüyorum; bunlar sizin varsayımlarınız. Tüm sorunlara artan egoizmimizle biz neden oluyoruz, karşılıklı sorumluluğa dahil olmamak değil. Yaradan’ın yönetimini bu şekilde düşünmeyin.

Elimizde bir öz-yönetim sistemi var, elbette kısmen ama yine de elimizde ve bu nedenle tamamen Yaradan’a yönelmeliyiz.

Ancak hiçbir koşulda karşılıklı sorumluluk içinde olmadığınız için başınıza bir tuğla düştüğünü iddia etmeyin. Hayır, bunu yapmayın. Aksi takdirde çok kötü felsefelere saparsınız.

“Tanrı’dan Beni Acıdan Esirgemesini İstedim”

Tanrı’dan beni ve sevdiklerimi acıdan esirgemesini istedim.

Ve Tanrı dedi ki: “Hayır.”

O’nun acıyı alması değil, benim acıdan vazgeçmem gerektiğini söyledi. …

Tanrı’dan beni acıdan esirgemesini istedim,

Ve Tanrı “Hayır” dedi.

Dedi ki, “Acı çekmek seni dünyevi endişelerden ayırır ve sizi Bana yaklaştırır.”

(Claudia Minden Weisz, “Ve Tanrı ‘Hayır’ Dedi”)

Soru: Bu alıntılar, Tanrı’nın basit sorulara doğrudan yanıt vermediğini söylüyor gibi görünmektedir. O “Al, lütfen.” Demez.  “Hayır, bunu kendin yapmalısın” der. Bu bizim çalışmamız mı?

Cevap: Evet, bu bizim çalışmamız.

Soru: Yani O bize sürekli çalışma mı veriyor? Bize doğrudan armağanlar vermiyor, değil mi?

Cevap: Bizim için özellikle engeller yarattı. Ne de olsa egoizm başlıca engeldir.

Yorum: Burada bir kişi acıdan kurtulmayı istiyor. Acı gerekli midir?

Yanıtım: Evet, elbette! Eğer acı olmasaydı, neler yapabileceğimizi hayal bile edemezsiniz!

Yorum: Ama acı çektiğimde doğal olarak şunu talep ediyorum: “Beni acıdan kurtar!”

Yanıtım: Tam olarak gereken şey budur: Acıyı hissetmeniz ve talep etmeniz.

Soru: Buna acının üzerine çıkmak mı deniyor?

Cevap: Evet.

Soru: Kişinin hiç acı hissetmediği bir koşula ulaşmak mümkün müdür?

Cevap: Nasıl davranacağınızı önceden görebilseydiniz ve bilseydiniz, acıya neden olacak şekilde davranmazdınız.

Soru: Peki bir şekilde acının üzerine çıkmak mümkün mü?

Cevap: Bence kişi içsel çabalarıyla tüm hastalıkların üstesinden gelebilir.

Kim Olduğumu Nasıl Belirleyebilirim?

Soru: Kişi hangi arzusunda erdemli bir insan olarak, hangisinde günahkâr olarak davrandığını nasıl belirleyebilir?

Cevap: Bunu hissetmeleri gerekir. Eğer hissetmiyorlarsa, erdemli bir insanın karakteristik eylemlerini gerçekleştirmeli, bunları gerçekten yapıp yapamayacaklarını görmeli ve Yaradan’dan yardım istemelidirler.

Soru: Kişi bu süreçte içsel izlenimlerine güvenebilir mi?

Cevap: Hayır, güvenemezler.

Aşağılık Olanı Erdemliye Dönüştürün

Erdemli, Yaradan’ı tüm eylemlerinde haklı çıkarmak isteyen kişidir. Henüz O’nu tam olarak haklı çıkarma yeteneğine sahip olmayabilirler ama şimdiden bir dereceye kadar bunu yapma arzusuna sahiptirler. Kişi kendini hemen erdemli olarak hissedemez; her zaman tam tersi bir koşuldan başlar, aşağılık olarak.

Yaradan’dan ne aldığınızı, arzularınızın ve niyetlerinizin ne olduğunu ve nereye yönlendirildiklerini açıkça hissetmelisiniz; o zaman kendinizi daha da aşağılık hissedecek ve sadece kendi iyiliğiniz için almayı dileyeceksiniz.

Soru: İçimizdeki aşağılık olanla ne yapacağız?

Cevap: Onları erdemliye dönüştürmeyi dileriz.

Doğru Yönde

Soru: Yaradan ile güçlü bir bağ hissettiğimiz ama aynı zamanda eksiklik duygusu da hissettiğimiz bir koşul olabilir mi?

Cevap: Evet, bu olabilir.

Soru: Bu durum nasıl tanımlanabilir? Bir sonraki sıçrama için bir hazırlık olarak mı?

Cevap: Açıklayamasanız bile önemli değil. Böyle bir durumda iş başında olan içsel güçleri gerçekten anlıyor musunuz? Önemli olan, dostlarla olan bağımız aracılığıyla sürekli olarak Yaradan’a yönelmiş olmamızdır.

Çalışın Ve Öğretin

Soru: Kabalistik kaynaklara göre dünyanın tamamen ıslahı için 6.000 yıl ayrılmıştır. Yahudi takvimine göre şu anda 5785 yılındayız. Yani ıslah aşaması 2240 yılında bir yerde sona ermeli.

Bu kesin bir tarih mi, yoksa ıslah daha erken bitebilir ya da on binlerce yıl daha sürebilir mi?

Cevap: Hayır, kesin bir tarih olması gerekmiyor. Ancak tüm belirtilere göre, dedikleri gibi, günlerin sonundayız.

Soru: Manevi gelişimin en azından ilk aşamasına yani kötülüğün farkındalığına geçmek için ne yapmalıyız?

Cevap: Çalışın ve öğretin.

Soru: Başka bir deyişle eğitim sürecini yürütmek mi?

Cevap: Kesinlikle! Başka bir şeye ihtiyacınız yok! En önemli görevimizin birbirimizle doğru ilişki yasalarını kabul etmek olduğuna ikna olur olmaz, hemen yeni ilişkiler sistemine katılmaya başlayacak ve böylece gelişimimizi hızlandıracağız.

Nasıl Erdemli Olunur?

Soru: Midraş Rabba (Büyük Yorum) şöyle der: “Dindar bir erkek, dindar bir kadın.” Dindarlık terimi ile tam olarak ne kastedilmektedir?

Cevap: Dindarlık, Yaradan’a itaat etmektir, O’nun arzusunu yani O’nun emirlerini yerine getirme özlemidir.

Soru: Yaradan’ın ne emrettiği konusunda pek çok anlaşmazlık var. O’nun birincil emri nedir? O’nun arzusu bir şekilde ifade edilebilir mi?

Cevap: Yaradan, bir karı kocanın O’nun emirlerini yerine getirmesini ve kendilerini sürekli olarak bu emirlere karşı kontrol etmesini arzular. Yaradan’ın birincil emri, komşunuzu kendiniz gibi sevmenizdir.

Soru: Bir çift olarak, birbirine en yakın kişilerin karı ve koca olduğu anlaşılıyor. “Komşunu sev” emrini yerine getirmeye birbirleriyle olan ilişkileriyle mi başlamalıdırlar?

Cevap: Genel olarak evet.

Soru: Kocamı kendim gibi sevmeyi öğrenirsem, diğer insanlara da aynı şekilde davranmam kolaylaşır mı?

Cevap: Erdemli olacaksınız.

Bizi Yaradan’a Yakınlaştıran Acılar

Soru: Acı çekmeden gerçek hazza ulaşabilecek miyiz?

Cevap: Bu ıstırabın türüne bağlıdır. Sevdiğim kişi için çabaladığımda aşk acısı çekerim ve bu benim için acıdır.

Soru: Sevgi eksikliğinden pişmanlık duymaya nasıl başlayabiliriz ki bu acı bizi Yaradan’a yaklaştırsın?

Cevap: Bunun hakkında düşünmeli ve dostlarımızla tartışmalıyız. Bu şekilde her biriniz diğerlerinden bağın ne olduğu, ayrılığın ne olduğu, Yaradan’dan ne kadar uzak olduğunuz ve benzeri konularda çeşitli tanımlar alacaksınız.

Yaradan nerede olduğunuzu, birbirinize ve O’na nasıl bağlı olduğunuzu anlamanızı bekliyor, bu da ilerlemenizi sağlıyor. Her şey yukarıdan, O’ndan gelir.

Işık İşini Yapacak

Soru: Kabalistleri takip etmenin benim için avantajlı olduğunu ya da başka bir seçeneğim olmadığını düşündüğümde, hemen mantık altına düşüyorum. Nasıl sürekli olarak mantık üstünde bir noktada kalabilirim?

Cevap: Herhangi bir niyetle çalışmaya başlayın; önemli olan çalışmaktır ve daha sonra bu değişecektir.

Çalışma sırasında üst ışık sizi etkileyecek ve bu da sizi yavaş yavaş dönüştürecektir.

Soru: Bedeninize “yap” diyebilmek ve onun da buna itaat etmesi – bu özel bir nitelik midir? Diyelim ki bunu yapabileceğimi hissetmiyorum. Bu ihsan etmede belirli bir derece midir?

Cevap: Bu, yukarıdan ışık aldığınız bir derecedir ve hiçbir şey hissetmediğiniz eylemleri gerçekleştirmenize yardımcı olur.