Category Archives: Egoizm

Twitter’da Düşüncelerim / 11 Ağustos 2020

Doğa öyle bir şekilde kurulmuştur ki onun çeşitli güçleri doğru şekilde bir araya gelerek mükemmelliği yaratır!

Yaradan, tek bir görüntüde doğru bir şekilde düzenlediğim, Yaradan’ın ifşasıyla sonuçlanan, tüm niteliklerin birleşimidir! Herkes için bir yer olmasına dikkat etmeliyiz. Kuşları yok edersek mahsuller yok olur.

Bizi tek bir çözüme ulaştırmak için çatışmalar alevlenmeye devam edecek: sevgi tüm günahları örtecek. Her insanın, herkes için yeterli alan sağlamak için biraz yer açması gerekecek. Bu şekilde aramızda ortak bir alan yaratacağız, karşılıklı tavizlerimizden oluşan, Yaradan ve herkes için yeterli alana sahip olacak bir çember!

Tüm uydurma sistemleri terk etmemiz gerekecek: şirketler, bankalar, endüstri, ticaret, eğitim – ve yeni bir sisteme geçiş. Şimdi, bilinçli olarak yeni bir “ihsan etme” durumuna geçecek ve hükümdarlıkları kendi elimize alacak kadar yeterince büyüdük.

Geriye dönüş yok.

Yeni bir çağda yaşıyoruz ve eskisi geri gelmeyecek. Bu nedenle, genç benliğinin hatıraları için ağlayan yaşlı bir adam gibi oturup, eski hayatı özlemenin anlamı yok. O zaman geçti! Önceki durumdan atıldık ve kapı arkamızdan kapatıldı.

İşte gerçek devrim burada yatıyor!

Doğanın, bizi küçük çocuklar gibi yumuşak tokatlarla büyüttüğü çocukluk dönemi sona erdi. Şimdi ne yapmamız gerektiğini anlamanın zamanı geldi. İnsan, ancak kalplerin birleşmesi yoluyla doğayla birleşebilir ve bu bağda yeni bir hayat hissedebilir.

Eski hayata dönme girişimlerinin tümü, başarı ile sonuçlanmayacaktır. Aksine, zamanı geri çevirmek için her girişimde darbelere maruz kalacağız. Bu darbeler bize öğretecek ve yeni bir yönü işaret edecekler: bütünsel birliğe ulaşmak anlamına gelen, doğaya daha yakın olmak.

Gelecekte ne tür insanlar değerli olacak? Topluma fayda sağlayan ve birliği öğretenler.

Kimse onlara geçmişin geri gelmeyeceğini söylemiyor. Daha birçok insan işlerini kaybedecek.

İnsanlar hala Koronavirüs nedeniyle kaybettikleri işleri talep ediyor. Hala her şeyin eski haline döneceğinden eminler. Hükümetin her şeyi ayarlayıp tazmin edebileceğine inanıyorlar.

Geçmişi geri getirme girişimi için enerji ve kaynak israf etmek utanç vericidir.

İnsan – Doğanın En Yüksek Seviyesi

Soru: İnsan neden doğanın tacıdır?  Belki de doğada daha gelişmiş varlıklar vardır ve hayatımız onlara bağlı olabilir mi?

Cevap: Bilgi ve duyum sistemimizden, insanın en yüksek varlık olduğunu görüyoruz.

Tabii ki, doğanın tacı olarak adlandırılmamıza rağmen, egoizmimiz her şeyi yok ediyor.  Fakat cansız, bitkisel, hayvansal ve insan doğası sistemi içinde, insan yaratılışın en üst noktasıdır ancak zararlı ve çok kusurludur ama yine de zirve noktasıdır.  Eğer kendini düzeltir ve değiştirebilirse, o zaman her anlamda gerçekten doruk noktası olacaktır.

Biz insanlar, yaratılışın nihai amacıyız, şimdiki formumuzda değil ama başarabileceğimiz ve başarmamız gereken formda.

Bu varoluş biçimi, içinde doğduğumuz ve geliştiğimiz egoist doğamızın üstesinden geldiğimizde elde edilecektir. Bu nedenle bizler, kötü, genel sistemin tam zıttı olarak, onun ortak bütünlük arzusunun farkındalığına gelmeliyiz.

Egoist arzumuzu özgecil olan arzuya, mesafemizi ve ayrılığımızı bağ ve yakınlığa doğru ıslah ettiğimizde, gerçekten doğanın en yüksek seviyesi oluruz.

Gerçek Birlik Nedir?

Soru: Gerçek birlik nedir?

Cevap: Gerçek birlikle, bizim dışımızda olan bir güç yaratırız. Sizinle bağ kurarsam, her birimizde olmayan ortak bir güç aramızda ortaya çıkar. Aslında, her birimizin bir egoist olması gerçeği sayesinde, her birimiz egoizmimizi reddettiğimizde, o aramızdaki boşluğa girer ve orada egoist güçlerimizden ortak bir güç yaratılır ve buna konsantre oluruz ve Yaradan’ı ifşa ederiz.

Bu içsel bir eylemdir.

Twitter’da Düşüncelerim / 4 Ağustos 2020

Yaradan’ın en ufak etkisini ifşa ederek kendimizi  4-5 ay içinde yeni bir dünyada bulduk. Bu dünyaya direniyor ve katılmıyoruz, onu kucaklamak istemiyoruz. Fakat yeni bir gerçekliğe giriyoruz. Eski hayat geri dönmeyecek, yeni bir hayat yaşamak zorunda kalacağız ve kısıtlamalar daha da kötüleşecek.

Virüste, Üst gücün işleyişini görüyoruz, bundan başka hiçbir şey yok. Bununla savaşmak için ne yapılabilir, böyle bir virüs için bir tedavi nerede bulabilirim? Ama virüsün tedavisine ihtiyacımız yok! Egoizmimiz için bir tedavi bulmalıyız, o zaman hiçbir virüs hissetmeyiz.

Egoizminden başka kötülük de yoktur. Birbirimizi kötülük yaymaktan korursak, virüs yok olur. Yaradan, bizlerin ihsan etme veya başkalarına zarar vermeme niyetine sahip olmamızı ister. İçimizdeki bu yasanın manevi tezahürünü fark edeceğiz ve Yaradan’ı anlama yolunda ilerleyeceğiz.

Dünyadaki İnsanlar Koronavirüs İle Nasıl Başa Çıkıyor? (Quora)


Genel olarak, giderek daha fazla insanın Koronavirüsün getirdiği yeni koşulları daha fazla kabullendiğini ve alıştığını görüyorum.

Tabii ki, bu kabulün sınırında çok fazla isteksizlik ve gerginlik var.

Başkalarının pahasına kişisel menfaatlere öncelik veren “kötü eğilim” olarak adlandırılan- insan doğası, birkaç büyük darbe aldı ve yine de tüm gücüyle geri dönüyor.

Zenginliği, şöhreti ve gücü yücelten, kendimizi birbirimize karşı yarışa soktuğumuz ve birbirimizle ilgili bireysel imparatorluklarımızın zirvesine ulaşmak için rekabet etmekten başka seçeneğimiz olmayan kültürümüze tutunmaya çalışıyoruz.

Ama doğanın evrimsel ezici gücü, bu kötü eğilimin ölüm sancılarını sürekli olarak dümdüz eder.

Doğa, kendi kendimize hizmet eden dünya görüşlerimizin dışında, birbirimize çok daha fazla bağımlı bir gerçekliğin yeni bir hissini uyandırmak için, insanlığı bir virüsle enfekte etti.

Mecbur edildiğimiz yeni kısıtlayıcı koşullarımıza direnmekten yavaş yavaş onlarla uzlaşmaya doğru büyük bir değişim geçirdik zaten.

Bu salgının bizleri savaş gibi, kendimize vereceğimiz çok daha büyük nefret dolu bir darbeden kurtardığını bilseydik, o zaman mevcut durumumuz için mutlu olurduk.

Virüsün çok sayıda insanı öldürdüğünü ve enfekte ettiğini ve daha fazlasının finansal ve kişisel olarak stresli hale geldiğini anlıyorum. Fakat kapsayıcı küresel eğilimin gerçekleştiğini görebilseydik, o zaman şu anki yönün, önceki yollarımıza devam etmiş olmamız durumunda çekeceğimiz acıdan bizi kurtardığını görürdük.

Yetkili makamların, kendilerini uluslararası ölçekte zorlamak yerine, kendi halklarının sağlığı, refahı ve geleceği ile meşgul olmalarını olumlu görüyorum. Aynı şekilde, yönetimdeki insanlar, sürekli olarak tatmin edici bir memnuniyet sağlayamayan çok fazla lüks malların çeşitliliği ile kafalarını karıştırmak yerine, daha fazla temel odaklı olmakla daha iyi ve başarılı olurlar.

Twitter’da Düşüncelerim / 3 Ağustos 2020

Yeniden doğuş sürecini ancak birliğe yönelik arzuyla hafifletebiliriz!

Şu anda bizler doğum sancılarından geçmek, yeni bir nitelikte, alma niteliğinin dışında, ihsan etme niteliğinde doğmak zorundayız. Yani başka seçeneğimiz yok. Bu, doğa tarafından önceden programlanmıştır. Süreç devam ediyor! Ve bundan kaçamayız.

Bizleri bekleyen manevi doğumumuza doğru, birlikte çaba gösterelim.

Doğa, fetusu baş aşağı çevirir ve onu anneden dışarı iter. Yani bizler, dünyaya karşı tutumumuzu egoistten özgecile değiştirmeliyiz. Çevre bize yardım eder, ancak fetüsün kendisi doğum sırasında muazzam çaba gösterir.

Doğumdan önce baş aşağı dönmek, değerlerin kişiselden kolektife dönmesi demektir. Doğmak istediğim yeni dünyada, eski değerler (yemek, cinsiyet, aile, para, güç, bilgi) önemini yitiriyor.

Bağ, içinde yeni realitenin ifşa olduğu, en yüksek öncelik haline gelmekte.

Yaradan’ın darbeler gönderdiğinde, bununla O’nun iyileştirdiği yazılıdır. Bizim için egomuza darbeler göndererek, birlikte yakınlaşmaya özlemi sağlamak ve ona alan yaratmak için bizi zorlar. Ve bizler sadece darbelerin baskısı altında birbirimize yakınlaşabiliriz!

Ancak onları oldukları gibi kabul ederek ve anlayarak, zamanı hızlandırıyoruz ve acıyı hafifletiyoruz. Virüs iyileştirir!

Bu günlerde bir ıslah yapmak çok önemlidir. Dünya, yarın ne olacağını anlamadan, koşuldan koşula, kafa karıştırıcı durumlardan geçmekte. Bu, yüksek bir ilerleme hızına ve dünyanın nereye gittiğine veya nerede bitmesi gerektiğine dair anlayışımızın eksikliğine işaret ediyor.

Sadece Kabala, aydınlatılmış yolu gösterecektir.

Koronavirüs’ün yol açtığı kriz yeni bir dünyanın doğuşudur. Yeni dünyada doğuma hazırlanma sürecine, bir embriyo olarak girdik. Yaradan, Doğa hamile ve bizi doğurmalı. Bizler O’na yardım etmeli, bu sürece katılmalı, daha fazla birleşmeli ve doğum için hazırlanmalıyız.

Birleşerek, yeni doğan insanlığın bedenini inşa ediyoruz, sağlıklı bir şekilde doğmamız için birleşmeliyiz. Koronavirüs, manevi doğuma doğru ilerlememize ve sadece zorunlulukları bırakmamıza yardımcı oluyor. O, kriz için bir tedavidir, bir ceza değil. Yaradan’ın darbeleri, O’nun şifa vermesidir!

Manevi embriyo, -doğduğu Hasadim ışığında- annenin sularında yüzer. Sağlıklı bir embriyoda birleşirsek, merhamet denizinde, Hasadim ışığında olduğumuzu hissedeceğiz. Biz, ruh, embriyo büyüyecek ve yeni dünyayı anlamayı öğreneceğiz. Orada doğmadan önce!

Kabala bilimi doğanın iki zıt gücünün doğru kullanımını öğretir: alma ve ihsan etme, nefret ve sevgi. Hiçbir şey yok edilmemeli! Onları doğru bir şekilde birleştirir ve dengelersek, Yaradan’a benzerliğe ulaşacağız.

Dünyada gereksiz bir şey yoktur, sadece bu güçleri dengelememiz gerekir.

İbrahim (3500 yıl önce) öğrencilerine doğanın en yüksek yasasına göre yaşamayı öğretti, “Dostunu kendin gibi sev”, “Sevgi tüm günahları örter.” Bu yasalara uyulması, İbrahim’in grubunu, daha sonra bütün dünyaya yayılmış olan dünyanın diğer tüm uluslarından ayırdı. Ancak İbrahim’in grubu da 2000 yıl önce egonun içine geri düştü.

Doğal olarak bir çelişki içeriyoruz çünkü iki zıt niteliğe sahibiz: tüm egoizm, Yaradan’a zıt bir formdayken, kökümüz Yaradan’dan gelir. Bu iki zıt arasındayız ve onları birleştirmeye çalışıyoruz, ancak bu bağlantı çarpışma yoluyla gerçekleşir.

Yaradan’ın kıvılcımının yardımıyla bir Sözleşme yaparız. En düşük, en korkunç durumdan, mükemmel, ıslah olmuş Kli’yi inşa ederiz. Av’ın 9’u bütünüyle kırılmanın günüdür ve aynı koşul, insanın, ıslahın yeridir .“Karanlık ışık gibi parlayacak” ve böylece kendimizi yeniden hayata döndüreceğiz.

Koronavirüs egoist gelişimimizi durdurdu çünkü biz kendimizi durduramadık. Her şeyde Yaradan’ın yol gösteren elini görmeli ve olan her şeyin bir ıslah olduğunu ve dünyada kötülük olmadığını anlamalıyız.

Egom, onun yalnız faydalarını aradığım sürece, geleceği görmeme izin vermez.

Sevgi, korku ve inanç, bizi birbirine bağlayan ağın nitelikleridir. Gezegenin üzerinde, tek bir ağla bağlıyız. Hayal edelim ve onun gerçekten var olduğunu ve güce sahip olduğunu hissetmeye başlayalım. Bizi bu bağa uyandıran, bize güç veren ve bizi destekleyen Yaradan’dır.

Koronavirüs’ten alınan darbeler, nihayetinde tüm insanlığın boyun eğmesine, bastırılmasına ve sakinleşmesine, burada çalışan, istediğimizi yapmamıza: ne sağda ne de solda, izin vermeyecek bir Üst gücün olduğunun fark edilmesine neden olacaktır.

Üçüncü gücün – Yaradan’ın etkisine boyun eğmek zorunda kalacağız.

Dünya kötülükten kaçmaya çalışıyor, ama sadece kaçmamalıyız – iyiliğe ulaşmalı, Yaradan’ın ifşa olduğu ilişkiler inşa etmeliyiz. Günümüzün krizi, yeniden inşa etmek için, Yaradan’ın ifşa olduğu bir kab olacak, bağların ağını düzenlememiz için bir fırsattır.

Birliğe Karşıtlık, Bölüm 4

Yahudi Halkının Gelişiminde Üç Eğilim

Soru: Tarih boyunca, Yahudi halkında sürekli olarak üç ana eğilim ortaya çıkmıştır.

İlk eğilim, Tora’nın diasporadaki emirlerinin korunması ve sıkı bir şekilde yerine getirilmesidir. İkincisi, Yahudilerin asimilasyonu, etraflarını saran uluslara benzemeleridir. Üçüncüsü, küçük peygamber grupları, bilgeler veya Kabalistler (farklı dönemlerde farklı şekilde adlandırıldılar) kendi aralarında birliği sürdürmeye ve manevi metodolojiyi başkalarına aktarmaya çalışarak birliğin korunmasıdır. Bu eğilimler bugüne kadar var oldu. Bu tür farklı ideolojilerin temsilcileri birlikte var olabilir mi?

Cevap: Günümüzde, Yahudi halkı içindeki herhangi net bir bölünme hakkında konuşmak çok zor. Tabii ki, farklı eğilimlere ayrılan dindar Yahudiler de var.

Tüm bunlarla hiçbir ilgisi olmayan laik insanlar var, özellikle de zamanımızda, herkesin herkesle çok güçlü bir şekilde karıştığı bir zamanda. Onlar sadece sözde Yahudiler olarak doğdular ve bu temelde İsrail halkına aitler. Bundan geriye ne kalacağı söylenemez bile.

Dini ve laik insanlar arasında hala başka küçük gruplar da var.

Ancak genel olarak, bu sorun görünüşünü çok hızlı bir şekilde değiştiriyor. Kimse Amerikan Yahudilerinin bu kadar absorbe olunacağını, Amerikan halkıyla bu kadar karışacağını hayal etmiyordu. Bugün, dindar olmayan Amerikan Yahudilerin neredeyse % 70-80’i farklı dinden/ırktan olan kimselerle evli.

Soru: Bu sorunun Kabala açısından anlamı nedir?

Cevap: Kabala açısından böyle bir sorun yoktur.

Soru: Ancak tüm yaratılışın amacının birbirine karışmak olduğunu söyledik. Asimilasyon nedir?

Cevap: Manevi açıdan asimilasyon, gerçek, manevi Yahudilik fikrinin dünyanın diğer uluslarına nüfuz etmesidir. Ve onlar, Yahudiliğin, kendilerini ve tüm doğayı farklı bir şekilde, ihsan etme niteliğinde, bağ ve sevgi niteliğinde hissetmek için, insanın egoist doğasının üzerine, bu dünyanın doğasının üzerine yükselmekten ibaret olduğunu anlamaya başlarlar. Sonrasında tamamen farklı olaylar meydana gelir.

Soru: Yani birbiriyle karışma, kişinin, halkının herhangi bir dışsal geleneğini reddetmesi değil mi?

Cevap: Hayır. Bu sadece herkesin herkesle karışmasıdır. Burada özel bir şey yoktur, çünkü hem dindar, hem de dindar olmayan ailelerde ulusun birliğine, dayanışmasına dair hiçbir fikir yoktur. Karışma, sadece bir ulus içinde gerçekleşen çok ciddi içsel süreçleri göstermek için vurguladığımız bir gerçektir.

Bilginin Yolunda

Soru: Derslerinizden, bir insanın hayvansal, egoist bir doğası olduğunu anlıyorum. Aynı zamanda bizi özgecil doğamızın gelişimine götüren üst güç de vardır. Ancak, özgeciliği eylemde görmezsek, bu güce ulaşmak yine de mümkün müdür?

Cevap: Çok zor, neredeyse imkansızdır. Üst güçle gerçekten bağ kurmak için bir gruba ihtiyacınız var. Sizinle aynı gelişmeyi gerçekleştirecek, tercihen on kişiden oluşan küçük bir gruba.

Esas olarak, dışınızdakileri hissetmek için kendi içinizde ayrılmaz nitelikler geliştirmeniz gerekir. Bunu kendi türünüzle birlikte bir grupta yaparsanız, o zaman birbirinizle doğru bağ içinde, dış gücü yani Yaradan’ı algılamaya başlayan bu nitelikleri, tam olarak onlunuzda bulacaksınız ve O’nu aranızdaki bağda ifşa edeceksiniz.

Soru: Yaptığınız şey aynı zamanda insanlara hizmet etmenin belli bir yoludur, burada onlara Kabala yöntemiyle temas kurma fırsatı vermektesiniz. Başka bir deyişle, bu özgecil bir yoldur ve onlu ile sınırlı değildir. Bu on kişi olması gerekmediği anlamına mı geliyor? İnsanlık da olabilir mi?

Cevap: İster insanlık ister birkaç kişi olsun, buna yine de onlu denir.

Soru: O’nu tamamen anlayarak mutlakla bir tür bağa ulaşmak için çabaladığımız noktalardan biri olan bilgi, yolumuzun bir parçası mıdır?

Cevap: Evet. Bu, üst güçle tamamen bağ kurmak için, kendi güçlerinizi incelemenin ve doğru bir şekilde uygulamanın sonucudur.

Soru: Diğer bir nokta ise uyum bulmayı hedeflediğimiz nokta mıdır?

Cevap: Uyum sağlamak, bunun tam tersi durumda olduğumuz sürekli bir ifşa üzerine kuruludur. Bununla birlikte, özlem tam olarak uyum için olmalı; tüm güçleri, tüm nitelikleri, tüm düşünceleri birleştirilmiş bir bütün içine dahil etmelidir.

Soru: Bilgi yolunda ilerleyen bir kişi, başka bir Kabalistik hakikat biçimiyle karşılaşırsa, onun ilerideki hizmeti diğer insanların da onunla tanışabileceği bir alan yaratmakla ilişkili midir?

Cevap: Elbette. Bu genel ilerlemedir, dünyanın genel ıslahıdır, onun amaca doğru gelişmesidir. Ve amaç iyi güçler vasıtasıyla aramızdaki ayrılmaz bir bağdır.

“İnsanlar Neden Birbirlerinden Nefret Ediyorlar?” (Quora)


Nefret, insanlara özgü bir niteliktir.

İnsan doğası, başkalarının yararından önce kendi yararını gözeten, kendi kendine hizmet eden egoist bir arzudur.

Ne kadar gelişirsek, egoist niteliğimiz o kadar artar ve benzer şekilde, diğer insanlar ve ekoloji pahasına kendimize daha fazla fayda sağlamaya çalışırız.

Başka bir deyişle, ne kadar gelişirsek, birbirimize olan nefretimiz o kadar artar.

Olumsuz bir nitelik gibi görünse de, insanlıkta giderek artan nefretin olumlu bir yönü vardır: artan olumsuz hissiyat, bizi hayatta kalmak, gelişmek ve mutlu olmak için egoist insan doğamızı değiştirmemiz gerektiğini keşfedeceğimiz, ciddi bir kendi kendini incelemeye götürür.

Egoist doğamızın dışındaki, olumlu, özgecil, sevgi dolu ve şekillendiren doğa, düşünme ve hareket etme şeklimize zıt olarak davranır.

Bu nedenle, nefretimize göre hareket edersek, bu bize yalnızca doğanın yasalarının farkında olmadığımızı ve ayrıca doğa ile tutarsızlığımızı ve dengesizliğimizi gösterir.

Gerçek nefret böylece bizler sevgiye doğru giderken kendini ifşa eder. Yani doğanın nihai yasası olarak, kendimizi sevdiğimiz gibi birbirimizi sevme yoluna ayak basarsak, o zaman içimizde nefretin ortaya çıkmasını, başkalarını gerçekten sevmek için düzeltmemiz gereken bir nitelik olarak görmeye başlayacağız.

Ve neden başkalarını sevmek isteyelim ki?

İstesek de istemesek de, doğa hepimizi mutlak bir sevgi koşuluna, doğanın temel niteliğine yönlendiriyor. Kendimizi başkalarını sevmeye ayarlayarak, yükselen nefretin üstünde birbirini sevmek için destekleyici bir çevre oluşturarak kendimizi, aksi halde istemsiz olarak ortaya çıkan nefretten doğacak olan çok fazla ıstıraptan kurtaracağız.

Bugünün birçok dünya olayları, insanlıktaki muazzam nefreti ifade ediyor. Yaşamın birçok alanında başkalarına karşı taraf tutuyoruz ve bölünmüşlüklerimizi birbirine bağlamak düşünülemez görünüyor.

Egoist insan doğamızın bizim üzerimizde nasıl işlediğine, bizleri böldüğüne dair anlayışımızı yönlendiren, bölünmelerin üzerinde destekleyici bağlar geliştirebilmemiz için herhangi bir eğitim uygulayamadığımızdan, egonun taleplerine defalarca düşeriz ve nefret de kusursuz bir şekilde egemen olur.

Nefretimizin kaynağını – insan egosunu – nasıl düzelteceğimizi öğrenmeliyiz ki böylece onu sevgi ile nasıl örteceğimizi bilelim.

Şu anda dünyada olup bitenler üzerinde bir durum kontrolü yaparsak, çok önemli bir geçiş döneminde olduğumuzu görürüz: egonun kötülüğünün giderek daha fazla farkına vardığımız bir yerdeyiz.

Geleceğimiz hakkında çok daha kötü, daha depresif, stresli, endişeli ve belirsiz hissediyoruz ama yine de olumsuz duyumlarımızın nedenleri ve etkileri ile bu konuda neler yapabileceğimizin farkında değiliz.

Ancak, eninde sonunda egoist insan doğamızın, sevgiye geçmek için “çekebileceğimiz”  bir kaldıraç olduğunun farkına varmak zorundayız.

Hayatlarımızı dolduran artan nefret ve olumsuzluk olmadan, içimizdeki giderek çözülmekte olan bu kötülük, gerçek bir sevgi duygusunun ortaya çıkması için daha fazla arzu ve özlem eklediğinden, sevgide daha dolu bir haz duygusu da hissedemeyiz.

Yine de, egoist doğamızın değişmesini istemek için onu kötü olarak kabul etmeye, acı ve ıstırabı beklememize gerek yoktur.

Destekleyici bağlar kurmak, kendimizi birbirimizi sevmeye yönlendirmek ve zaten yöntemin rehberliği ile inşa ettiğimiz çok daha güçlü bir sevgi ve olumlu bağ örtüsü içinde, olumlu bir şekilde bağ kurmaya ve nefret kaynağımızın – her birimizin içinde yaşayan ego – ifşasını hızlandırmaya başlamak için uygulayabileceğimiz bir bağ metodu vardır.

Kısacası, bize nefret gönderilir, böylece birbirini sevmeyi amaçlayan bir toplum inşa etme konusundaki aktif çabalarımız sayesinde, nefreti onarabilir, sevgi ile örtebiliriz ve bunu yaparak, topluma yayılmış yeni bir uyum ve mutluluk duygusu yaşarız.

Twitter’da Düşüncelerim / 29 Temmuz 2020

Toplumsal bir değişimden değil, onun temellerinden birinin değişiminden geçiyoruz, egoizmden alturizme.

Koronavirüs, egoizme dayanan bir toplumun insan bağına dayalı bir topluma dönüşmesine “komşunuzu sevmemize” yol açarak eşlik eder. Bu değişiklik doğanın özünde var, olmalı ve şimdi oluyor.

Şimdi yeni bir toplum doğuyor. Bu tıpkı ana rahmindeki fetüsün gelişimi gibidir: bir şey fetusu geliştirir, baş aşağı çevirir (dünya görüşünü değiştirir) ve zorla yeni bir dünyaya atar. Bunu fark etmeli ve kendi doğumumuzda yer almalıyız.