İnsan Kendini Sevmeye Zorlayabilir Mi?
Rabaş, “Alıcıların Ödülüne Dair” adlı makalesinde, yasaklanmış şeyler olduğunu; ihsan etme amacıyla alınamayacak ama gerekli olduğu için izin verilen şeyler olduğunu ve ayrıca, ihsan etme amacıyla alınamayacak, emirlerin yerine getirilmesiyle elde edilen şeyler olduğunu yazmaktadır.
Buna ek olarak, izin verilen şeyler ve emirlerin yerine getirilmesi yoluyla alınan, ihsan etme amacıyla alınabilecek şeyler vardır. Kişi, performansının seviyesine göre bir ödül alır.
Peki, bu ödül nedir? Ödül, kişinin form eşitliğine ulaşmasını sağlayan eylemi en uygun şekilde gerçekleştirmesi anlamına gelir. Neden o zaman form eşitliğinin amaç olduğunu söylemiyorlar da amacın ihsan etmek amacıyla almak olduğunu söylüyorlar? Çünkü sonuç bize bağlı değildir. Sonuç, Yaradan’ın kanunundan gelir, oysa eylem bize bağlıdır.
Bu, Rabaş’ın sevgi hakkındaki soruyu açıklamasına benzer: Buna müdahale edemediğimiz halde, nasıl olur da kendimizi Yaradan’ı sevmeye veya “komşunu kendin gibi sevmeye” zorlayabiliriz? Kalbimi birini sevmeye nasıl zorlayabilirim?
Bizim dünyamızda bu, çaba göstererek başarılabilir — birine kendimi adadığımda, ona değer verdiğimde, onu önemsediğimde. Bu, bir çocuğu büyütmek için evine alan ve ona yatırım yaptığı için onu tamamen kendi çocuğu gibi gören insanların örneğinde açıkça görülür.
Ona yatırım yapmadan önce, ona karşı hiçbir sevgi hissetmiyorlardı — ne doğal, içgüdüsel sevgi, ne de doğanın üstünde bir sevgi. Ancak kendilerinden bir parçayı ona yatırdıktan sonra, o, onlar için çok önemli hale gelir, çünkü onun içinde olan kendilerinden bir parçayı severler ve bu sevgiden çocuk için bir sevgi doğar.
Aynı şey bizim için de geçerlidir: Almak ve onu birisine aktarmak arzusunda olduğumuzda, aramızda bir bağ oluşur. Ve maneviyatta, tamamen yabancı birini, ihsan etme amacıyla sevmek istediğimizde (almak amacıyla değil, çünkü o zaman hayvansal bir duygudan bahsediyor oluruz), bu farklı bir yasadır, çünkü şöyle denir: “Efendin Tanrını sev.”
"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

