Monthly Archives: Temmuz 2021

Kabala Bilgeliği Bize Hangi Hazları Vaat Eder?

Soru: Kabala bilgeliği bize hangi hazları vaat eder?

Cevap: Kabala bilgeliğinin bize verdiği hazları hayal etmek çok zordur, çünkü dünyamızın tüm hazları, manevi dünyadaki milyonlarca ton hazza kıyasla sadece bir gramdır.

Sonuçta bizler çok sınırlıyız. Ne kadar yiyebilir, içebilir, dinlenebilir ve herhangi bir şeyden zevk alabiliriz ki? Her şey sona erer, hayatımız bile çünkü o, kendi iyiliğimiz için alma niteliği üzerine kuruludur. Kabala bilgeliği ise bizi bu dünyadan çıkarıp ihsan etme dünyasına, sevgi dünyasına, bizim dışımızda var olan sonsuz duyguların dünyasına götürür. Kabala bilgeliğinin bize verdiklerini bile ölçemememizin nedeni budur.

Bunlar bizimle tamamen bağdaşmayan değerlerdir. Manevi dünyada yaşamın nedenini, nasıl düzenlendiğini, neye yol açtığını, bu dünyaya doğmadan önce size ne olduğunu ve bu dünyayı terk ettiğinizde size ne olacağını görmeye başlarsınız. Hiçbir şey gizli değildir. Her şey var olduğumuz aynı zaman diliminde gerçekleşir.

Gözleriniz açıktır ve artık bu dünyadaki hayvanlar gibi yaşayan ve bedensel yaşamlarının ötesinde hiçbir şeyleri olmayan diğer insanlar gibi kör değilsinizdir. Hayata ve dünyaya karşı sağlıklı, doğru bir tutum hissetmeye başlarsınız. Kabala bilgeliğinin bize her şeyden önce verdiği şey budur.

İnsanları İyi Bir İlişkiye Nasıl Getirirsiniz?

Soru: İnsanları iyi ilişkilere sokmak için, günümüzde modern şehirlerde maneviyata benzer bir bağ kurmak mümkün müdür?

Cevap: Bunu nasıl yapacağımızı bilmiyorum. Ne de olsa insanları eğitmek gerekiyor; onlara modern şehirlerde sahip olduklarını göstermek gerekiyor. Herkes kendi hücresine girer, kapıyı arkasından birkaç kilitle kapatır, kapalı olup olmadığını, komşularının rahatsız edip etmeyeceğini kontrol eder. Ne yazık ki, bir şekilde güvende hissetmemizin tek yolu budur.

Kişi, her şeyden önce, bilinçaltında bunu düşünür. Kıyafetlerimize, evlerimize ve apartmanlarımıza, nasıl davrandığımıza, kişisel araçlarımıza vs. dikkat ederiz. Bütün bunlar, kendimizi koruma ihtiyacımızdan kaynaklanır. Belki bir insan bunu çok fazla hissetmez ama bu böyle! Hırsızlık, şiddet ve herhangi bir şeyin sorunlarının kökü budur.

Ancak, herhangi bir dış koşula bakılmaksızın kişiye güvenlik sağlarsak ve kendini başkalarından soyutlama eğilimi olmazsa, buna karşılık kişi her zaman iletişime, daha da büyük bir yakınlaşmaya hazır olduğunu hissedecektir, o zaman tamamen farklı bir yapıya, mimariye, uzay dağıtım bilimine sahip olacağız.  O zaman her şey farklı olacak.

Bunun yerine, günümüzde nerede olursak olalım kendimiz için minimum bir ortamı güvenli hale getirme eğilimindeyiz: takside, metroda, nerede olduğu önemli değil, ama yine de diğerlerinin arasında olduğumu hissediyorum. Burası benim yerim, burası benim güvenliğim, bu benim hayatım, benim hücrem.

Bu nedenle, insanları daha dostça bağlar için eğitmemiz gerekiyor ve buna dayanarak, kendilerini güvende hissettikleri ölçüde sınırlarını genişletecekler ve şehirlerin, apartmanların ve diğer her şeyin görünümünü değiştirecekler.

Doğamın Üzerine Yükselmek

Soru: Bir düşüncenin doğruluğunu ne belirler?

Cevap: Doğru bir düşünce, benim doğamın üzerine çıkmakla ilgili bir düşüncedir çünkü doğamızın üzerinde Yaradan’ın doğası,  sonsuzluk, sınırsızlık,  bütünlük, Cennet Bahçesi’dir, bizim doğamız ise cehennem, egoizm, kötülüktür ve bu yüzden onun üzerine çıkmamız gerekir.

Uygun davranıştan ve ahlaktan bahsetmiyorum, ama Yaradan’ı, Ein Sof dünyasını, sonsuzluğu, şimdi hissetmeye başlamak için doğamızın üzerine çıkma yeteneğimizden bahsediyorum, böylece dünyamızı üst dünya olarak hissetmeye başlamak ve içinde işleyen güçleri görmek için bedenimizin yaşamına veya ölümüne bağımlı olmayalım. Bizim ulaşmamız gereken şey budur.

Dünyaların İnşa Edildiği Küçük Tuğlalar

Soru: Yaradan dünyayı hangi yöntemlerle, hangi araçlarla ve hangi düzene göre yarattı?

Cevap: Arzuyla! Yaradan arzuyu yarattı ve onu O doldurur. Bir arzu ve bir dolgu, tüm dünyaların inşa edildiği küçük tuğlalardır. Bütün dünya bu küçük tuğlalardan, küçük arzulardan yapılmıştır. Birbirleriyle temasa geçip bağl kurduklarında, tıpkı bizim tuğladan binalar inşa etmemiz gibi, dünyalar yaratırlar.

Her tuğla, on Sefirot adı verilen on parçadan yapılmıştır. Bu on Sefirot belirli bir miktarda bir araya geldiklerinde daha büyük bir birim anlamına gelen Partzuf adını alırlar.

Bu Partzuf diğer Partzufim’lerle bağ kurduğunda buna dünya denir. Dünyalar birbirine bağlanır ve gerçekliği yaratır. Bu şekilde işler.

Arkadaşlar İçin Yaşamak

Soru: Bir kişiye grubun kendisinden daha önemli olduğunu öğretmek mümkün müdür?

Cevap: Bunu, özel ekiplerde – denizaltılarda veya dağcılarla – çalışan, genel olarak, ekipteki bağlarına bağlı olarak, sürekli hayatta kalma sorunuyla karşı karşıya kalan kişilerde görüyoruz. Birbirlerine o kadar tutunurlar ki, arkadaşları ölürse hayatlarını vermeye hazırdırlar.

Soru: Esas olarak, tüm yetiştirme sürecinin, doğamızın ötesine geçmeden bile, benmerkezci bir dünya görüşünün özgecil bir dünya görüşüne dönüşmesi gerçeğinden mi bahsediyoruz?

Cevap: Evet, yine de bencillik çerçevesinde.

Yorum: Ancak bunun işe yaramadığını görebiliriz. Anaokulunda ve okulda bizi ne kadar eğitmeye çalışsalar da.

Cevabım: Üzerimizde düzgün çalışmadılar. Kişi, kaderini ancak kolektifine hizmet ederken görecek bir varlığa dönüştürülebilir. Bu, genellikle küçük, kapalı gruplardadır, kişi varlığını kolektif ile çok fazla özdeşleştirdiğinde çalışır, eğer kolektif ölürse, o da ölür. Onlar olmadan var olamaz.

Aklın Sınırlarının Ötesinde Ne Vardır?

Soru: Yaklaşık yirmi yıldır Leningrad’daki Deneysel Tıp Enstitüsü’nün direktörlüğünü yapan ünlü sinirbilimci Bekhtereva, eserlerinden birinde şöyle yazmış: “Ben,  düşüncenin beyinden ayrı olarak var olduğunu ve aklın onu sadece uzaydan aldığını ve okuduğunu kabul ediyorum. ”

İnsan aklının sınırlarının ötesinde ne var?

Cevap: Aklımızın ötesinde tüm manevi dünya vardır. Sonuçta, akıl nedir? Ne manevi ne de maddesel dünyaya uymayan küçük bir egoist “büyüme”.  Bu nedenle, gerçekte olan, artan gelişimimiz ve hüsranımızdır: “Biz kimiz? Neyi anlayabiliriz ki?”

Soru: Yakaladığımız düşüncelerin, bir şekilde gerçekliğimizi yarattığı, insanın içinde ve dışında neler hissettiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Bu gerçeği kendimize düşüncelerimizle tasvir ediyoruz. Aslında, içinde gerçek bir şey yok. Bu hayali bir gerçektir.

Soru: Neden düşündükleri insana öyle geliyor?

Cevap: Böylece ona gerçekten düşünüyor, var oluyor, bir şeyler yapıyor, yaratıyor gibi geliyor. Dahası, yaratılış eylemi şu düşüncelerle başlar: “Ben kimim? Ben neyim? Ben ne içinim? Neden? Kim beni böyle yarattı? Ben ne yapıyorum? Bu eylemlerde benim olan ve olmayan nedir?” Bana bazı düşünceler ve ilhamlar geliyor. “Onlar benim mi? Daha önce yoktular ama şimdi varlar.”

Yani, burada kişinin düşünmesi gereken bir şeyler vardır. Ama bu da işe yaramaz çünkü zaten gerçeği keşfedemeyecektir.

Gelecek Neslin Hayatı

Soru: Manevi çalışmaya ihtiyaç duymayan, ancak yine de geleceğin toplumunda var olacak insanlara, bütünleyici güç ve bütünleyici toplum hakkındaki bilgileri nasıl iletebiliriz?

Cevap: İnsanlığın onlulara bölüneceğinden eminim çünkü bu, insanları bir araya getirmenin ve öğretmenin en uygun şeklidir. Böylece bütün insanlara bütüncül bir eğitim verilecek ve komşunu kendin gibi sevme ilkesine göre, onlu aracılığıyla doğayı algılayabileceklerdir.

Bu sadece iyi ilişkilerin değil, herkesin dünya algısını değiştirmenin ilkesidir. Böylece tüm insanlar, doğanın tek bir sistem olduğu, nasıl bir dünyada olduklarını anlayabileceklerdir. Bugün teorik olarak bunun hakkında konuşuyoruz ama pratikte böyle hissetmiyoruz çünkü herkes kendi egoist bireyselliğinde yaşıyor.

Tıpkı maddi dünyada bilgi ve kontrol teorisi ile uğraşan ve basit işlerde çalışan ve bu konuda hiçbir şey bilmeyen insanlar olduğu gibi,  üst yönetim sistemini ve genel olarak küresel bütünsel doğayı anlamakla ilgilenen insanlar olacaktır.

Kabala bilgeliği, tüm insanlığın doğru gerçeklik algısına yükselme aşamasından yavaş yavaş geçeceğini söyler. O zaman hayatımızı gerçekten onu nasıl algıladığımıza göre inşa edebileceğiz. Bu hepimizin varlığımızı ayrılmaz bir bütün olarak anladığımız ve hayatımızı ona göre inşa edeceğimiz ıslah edilmiş neslin hayatı olacaktır.

Dahası, bu hayat maddi olandan tamamen farklı olacaktır çünkü aynı zamanda zamanın, uzayın ve bugün bize realitemizi dikte eden herhangi bir egoist kısıtlamanın ötesinde farklı bir realiteyi algılayacağız.

Toplumun Desteği Olmadığında

Soru: Bir insanı basitçe nasıl iyi olacak şekilde yetiştirebilirsiniz? Okulda bize etik ve ahlakı aşılamaya çalıştılar ama bunun işe yaramadığını görüyoruz.

Cevap: Toplumun desteğini almadıkları için sosyal ve eğitim sistemlerimiz çalışmıyor. Toplum daha açık hale geldikçe, insanlar birbirinden uzaklaşır. Çok canlı bir örnek olarak Çin’i ele alalım. Tüm dünyadan farklı, kendi yasalarına göre yaşayan kapalı bir toplumdu.

Şimdi Çin toplumu açılıyor, yayılmaya başlıyor. Bağ yok. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar uzun süre birlikte kalamazlar. Dahası, çok çeşitli, çok yönlü bir insan topluluğudur.

Duygularınıza göre çok farklı, kavranılamaz ve anlaşılmaz olan çok sayıda insanla kendinizi ilişkilendiremezsiniz. Milyonlarca olduğunda, bu imkansızdır.

“Mutluluk Neden Zordur” (Linkedin)

Pek çok psikolog, kalıcı mutluluğun bir hayal olduğuna, mutlu olduğumuzda bile bunun sadece bir anlığına olduğuna inanır. Örneğin, Birleşik Krallıktan bilişsel davranışçı bir terapist olan Mandy Kloppers, mutluluk hakkında şunları yazıyor: “Hepimize bu mutluluğun ulaşılabilir şey olduğuna inanmamız öğretildi.” Ancak, “Bu yanılgı, mutluluğun zor olmasının nedenidir. Mutluluk tutarlı bir durum değildir, daha çok üzerinize gelip geçici bir duygudur. Özel bir an için gerçekten huzurlu hissettiğinizi ve dünyanızda her şeyin yolunda olduğunu fark edersiniz. Ancak bu durumu sürdürmek mümkün değil.”

Dahası, Psikoloji Profesörü Frank McAndrew, Psychology Today dergisinde 1960’lardan bu yana, “mutluluğu artırmak ve insanların daha tatmin edici bir yaşam sürmelerine yardımcı olmak amacıyla binlerce araştırma ve yüzlerce kitap yayınlandı. Peki neden daha mutlu değiliz? Neden kendi bildirdiği mutluluk ölçütleri 40 yılı aşkın bir süredir sabit kaldı? Sapkın bir şekilde, mutluluğu artırmaya yönelik bu tür çabalar, çoğu zaman tatminsiz olmaya programlanmış olabileceğimizden, akıntıya karşı yüzmek için boş bir girişim olabilir.” diye yazıyor.

Gerçekte, sadece çoğu zaman değil, her zaman tatminsiz olmaya programlandık. Bilgelerimiz bunu binlerce yıl önce Midraş’ta yazdıklarında dile getirmişlerdir: “Kişi elinde dileklerinin yarısı ile dünyayı terk etmez, yüz olan iki yüz ister; iki yüzü olan, dört yüz ister.”

Ancak, Kloppers’ın dediği gibi dünyamızda her şeyin yolunda olduğu hissi mümkündür ve hatta kalıcı olarak. Ancak bunu başarmak için ne arayacağımızı bilmemiz gerekir. Aslında, “memnun kalmaya programlanmış” görünmemizin tek nedeni, bizi mutlu edecek uyumlu durumu bulana kadar aramaya devam etmemizi sağlamaktır.

Mesele şu ki, bir kişi huzurlu olamaz veya dünyanın geri kalanı böyle hissetmiyorken her şeyin “dünyamızda doğru” olduğunu hissedemez. Biz, tüm insanlık ve aslında tüm gerçeklik, tek bir sistemiz. İçimizdeki belli bir organ hasta olduğunda kendimizi iyi hissedebilir miyiz? Bir makine, parçalarından biri bozulduğunda iyi çalışabilir mi? Mutlu olabileceğimizi düşünmemiz ve hatta bunun sürmesini beklememiz gerçeği, bağlılığımız konusundaki cehaletimizin düzeyine tanıklık ediyor.  Hepimizin birbirine ne kadar bağlı olduğunu fark etseydik, dünyadaki her insan ve var olan her varlık da böyle hissedene kadar mutlu olmayı, hatta mutlu etmeyi hayal bile edemezdik. Bu zor bir hesap olabilir, ancak bunun farkına varmak, mutluluğa ulaşmanın ilk adımıdır.

Tüm realite parçalarının bağlantılılık düzeyini idrak ettiğinizde, hayatın amacının bir kişiyle değil, herkesle ve her şeyle birlikte ilişkili olduğunu fark edersiniz. Yaşamın amacı, gerçekliğin tüm parçalarını uyumlu hale getirmektir. Bu nedenle, mutluluk kendi başına bir amaç değil, gerçekliğin tüm unsurları arasında uyum sağlamanın sonucudur.

Bugün hissettiğimiz mutluluk anları geçici ama değerlidir. Bize hayatta yaşayabileceğimiz duyumları hatırlatır, aynı zamanda henüz orada olmadığımızı gösterirler. Bu anlar bizi iyi hissettirdiği için değil, nihai hedefimizi hatırlattıkları için değerlidir: Gerçekliğin tüm parçaları arasındaki uyum, her bir parça aynı anda verdiğinde ve aldığında, aynı anda tamamen memnun olan ve tamamen memnun edicidir.

Bu durumda, her şeyin içinde eriyip giderken benlik duygumuzu kaybederiz. Bir kez orada olduğumuzda, gerçekliğin yalnızca bir parçası olmadığımızı, onu olduğu şekilde yaptığımızı; aynı anda onun efendisi, hizmetçisi, velinimeti ve yararlanıcısı olduğumuzu anlarız.

“Terörden Kim Yararlanır?” (Quora)

Terör, terör örgütleri dahil hiç kimseye fayda sağlamaz. İnsanlıktan olumsuz bir tepki alır ve kısa vadeli bir perspektifte, terör örgütleri amaçları doğrultusunda bazı kazanımlar elde edebilecek gibi görünse de, etkilerinden korktukları eninde sonunda kendilerine zarar vermekte ve dolayısıyla terör uygulayarak kendileri de zarar görmektedirler.

Ayrıca terör örgütlerine doğanın ve insanlığın birliği (hepimizin küresel olarak birbirine bağlı ve bağımlı olduğumuz ve her kişi, grup ve ulusun insanlıkta belirli bir rol üstlendiği) açısından bakıldığında, o zaman masum insanlara zarar verenler aslında dünyadaki kendi rollerine zarar verirler. Bu nedenle önce doğa onları cezalandıracaktır.

Hiçbir terör örgütü kalıcı bir başarı elde edememiştir. Bu tür organizasyonlara ve eylemlerine daha uzun vadeli bir perspektiften bakıldığında, esasen kendilerine ölümcül zararı davet ettiklerini görüyoruz. Bu yüzden onlara acıyorum. Dar, kısa vadeli bir bakış açısıyla, bunu göremiyorlar. Terörün kendilerini kurtarabileceğini ve olumlu dikkat çekebileceğini düşünüyorlar, ancak daha uzun zaman aralığı terörizmi kendine zarar verme olarak ortaya koyuyor.

Birbirimize bağlılığımızın ve karşılıklı bağımlılığımızın boyutu ortaya çıktığında, bu örgütler kendilerine nasıl zarar verdiklerini anlayacaklardır.