Monthly Archives: Ağustos 2021

Doğru Çevrenin Önemi

Soru: Kabala ilmini çalışan bir kişinin yaşaması için en iyi yer neresidir? Kişi hangi ülkede? Hangi çevrede olmalıdır?

Cevap: Çevre kesinlikle önemlidir. Yanınızda aynı şeyi okuyan 10, 20, 30 kişinin olması gerekiyor. Ancak bundan önce gelen şart, iyi bir İnternet bağlantısıdır.

Soru: İsrail topraklarında ki manevi coğrafya ve bu yerdeki özel kuvvetler vb. hakkında konuşan pek çok program ve video var. Yeni başlayanlar için bunda bir şey var mıdır? Kişi burayı ziyaret etmeye çalışmalı mıdır?

Cevap: Ne yeni başlayanlar ne de ileri düzeydekiler için burada hiçbir şey yok. Hiçbir şey! Önemli olan sadece onun yaptığının aynısını yapan doğru bir çevreye ve iyi bir bağa sahip olmaktır.

“Sorumluluk Sahibi Yetişkinler Olma Zamanı” (Medium)

Bununla yüzleşelim, biz egoistiz. Birbirimizden hoşlanmıyoruz ve daha da kötüsü, bunda yanlış bir şey olmadığını düşünüyoruz. Başkalarına karşı tutumumuzu sıfır noktasından ölçmeye başlıyoruz. Yani, başkalarına karşı kayıtsızlık hissetmek bizim başlangıç noktamız, sıfırımızdır ve oradan yargılamaya başlarız: eğer başka birisine karşı biraz sevgim varsa, bu iyi olarak kabul edilir. Eğer birisinden hoşlanmıyorsam, bu kötü olarak kabul edilir.

Bu tutum bizi şu an bulunduğumuz yere getirdi ve bununla devam ettiğimiz sürece düşüşümüzü daha da hızlandırıyoruz. Bu, sadece insan ilişkilerinin net bir şekilde ana faktör olduğu toplumsal düzey için geçerli değil, her alan için de geçerlidir. Birbirimize karşı olumsuz tutumumuz, savaşlardan yoksulluğa iklim değişikliğine kadar olan felaketlerimizin nedenidir. Başkalarına karşı egoist, narsist tavrımızla dünyayı aşağı doğru bir sarmalda yönlendirdiğimizi anlamanın zamanı geldi. Şimdi sorumluluk sahibi yetişkinler haline gelmeli ve kendimizi bu şekilde yönlendirmeliyiz.

Gelişimimizde yeni bir aşamaya girdik. Hepimizin oluşturduğu tekil sistem o kadar iç içe geçmiş ki artık tarafsız kalamayız. Yaptığımız her şey tüm insanlara ve her şeye fayda sağlamıyor, onlara ve dolayısıyla bize zarar veriyor.

Ek olarak, hatalarımız ve sonuçları arasındaki süre giderek kısalıyor. Hep birbirimize bağımlı olduk; olumlu ya da olumsuz düşünce ve eylemlerimizle her zaman birbirimizi etkiledik. Bu günlerde, bu karşılıklı bağımlılık belirgin hale geliyor. Bu kesin ve kaçacak hiçbir yer yok. Bu yüzden, her birimiz yaptığımız her şeyde hepimizi etkilediğinden, birbirimize karşı düşünceli, nazik ve şefkatli olmamız gerekli. Hoş olmayan bir haber olabilir, ancak gerçeği kabul etmeyi reddetmemizin sonuçları kadar tatsız değildir. Britanya Kolumbiyası’ndaki 121°F ve Batı Avrupa’daki seller sadece birer başlangıç. Biz harekete geçmezsek, gelecek çok daha kötü olacak.

Bunu insanları korkutmak için söylemiyorum. Bunu herkesin dikkatine sunmak için söylüyorum, çünkü felaketi önlemek için hala zamanımız var. Bunun hakkında ne kadar çok konuşur ve düşünürsek, gidişatı tersine çevirmemiz o kadar kolay olacaktır.

İklime ve dünya çapında meydana gelen doğal ve insan yapımı felaketlere baktığımızda, bunlar gerçekten de tedavi edilemez gibi görünebilirler. Ama unutmamalıyız ki, bizim dışımızda doğadaki her şey diğer her şeyle mükemmel bir uyum içindedir. Uyumun olduğu yerde denge vardır ve bu yaz gördüğümüz gibi felaketler olmaz. Uyumun ve dengenin olmadığı tek yer bizlerin arası, insan toplumudur. Başka bir deyişle, gördüğümüz altüst oluşlar, yalnızca aramızda gelişen ayaklanmayı yansıtıyor. Aramızdaki uyumu yeniden sağlarsak, dengede olmayan unsur dengeyi yeniden kazanacak ve fırtına dinecektir.

Bu nedenle, nezaketi beslemek ve birbirimize karşı şefkat göstermek için çok çalışmalıyız. Hepimiz egoist olduğumuz için, tarafsız bir duruşa sahip olmak, sonrasında varoluşun tüm seviyelerine yansıyan olumsuz güçlere üstünlük sağlar. Doğal olan olumsuz davranışlarımızı dengelemek için eşit derecede güçlü olumlu davranışlar yaratmalıyız. Bu ancak hepimiz bir araya gelip, şu anda nefretin, egoizmin ve hoşlanmamanın olduğu yere sevgiyi, nezaketi ve önemsemeyi yerleştirmeye karar verirsek yapabileceğimiz bir şeydir.

“Covid İle Başa Çıkmanın İki Yolu” (Linkedin)

İsrail Devleti ve Koronavirüs şu ana kadar çalkantılı bir ilişkiye sahipti (dünyanın geri kalanında da çok sakin değildi). İlk kapanmada beklentilerin ötesindeki başarımız ile dünyada zirvede geliyorduk. Birkaç hafta sonra, virüsü yendiğimizi sanarak kutlamalar için kendimizi dışarıya attık fakat virüs hararetli bir şekilde geri döndü. Haftalar içinde küçük ülkemizde milyonlarca insanın, Amerika Birleşik Devletleri’nin en kötü anlarından bile fazla virüsü kapmasıyla zirveden en alt noktaya düştük.

Aşağılanmış ve isteksiz bir şekilde, başka bir kapanmaya girdik ve bulaşma dalgası azalmaya başladı. Dışarı çıkmamızla virüs tekrar vurdu. Neyse ki, bu sefer aşılar çıktı ve İsrail milyonlarca aşı alma telaşına düştü. Bir süre işe yaradılar ve yeni vaka sayısı neredeyse sıfıra indi.

Sonra Delta varyantı çıktı ve başardığımızı düşündüğümüz her şey çöktü. Şimdi, yayılmayı bir kez daha engellemeyi umarak takviye edici (üçüncü) aşı uygulanmasının ortasındayız, ama artık virüsten gerçekten kurtulacağımızdan emin değiliz ve artık umutlu değiliz. Her şeyden çok, Covid bizim meydan okumamızı yenmiş görünüyor.  Birçoğumuz artık Covid öncesi günlere geri döneceğimize inanmıyor ve haklılar.

Doğa sakinleşmeyecek. Başarılı ilk kapanma günlerinde, en başından beri, bunun herhangi bir virüs olmadığını, doğa ile olan ilişkimizde yeni bir aşama olduğunu söyledim. Doğadan aldığımız krediyi çoktan tükettiğimizi ve şimdi aldığımızı geri ödememizi istediğini söyleyebiliriz. Ödemek istemiyorsak tamam, ama doğa artık vermeyecek.

Doğayla başa çıkmayı öğrenebileceğimiz iki yol var: biri uzun ve acı dolu bir yol, diğeri ise kısa ve keyifli. Şu anda, uzun ve acı verici olanı izliyoruz. Bu rotada, nerede olduğumuzu, bizi çevreleyen insanları ve bizi ayakta tutan tüm gezegeni dikkate almıyoruz. Hepsini kendi yolumuzda kullanıyor ve suistimal ediyoruz ve sadece kendimize odaklanıyoruz.

Narsist olan, bu yol yalnızca kendi ihtiyaçlarını görür. Bu nedenle eylemlerimizin sonuçlarını göremiyoruz, böyle olunca felaketler gerçekleştiğinde bizi şaşırtıyorlar. Gözümüz kapalı olarak işlek bir caddeye adım atarsak, diğer insanlarla çarpacağımızdan, yolumuzdaki engellere takılacağımızdan ve hatta göremediğimiz trafik tarafından çarpılacağımızdan eminiz.

Egoizmimiz nedeniyle sadece kendi ihtiyaçlarımızı düşünürken, kendi gözlerimizi bağlıyoruz, varoluştaki diğer tüm şeylerin farkındalığını inkar ediyoruz. Bir şeylere çarptığımıza şaşırmamalıyız.

Kişisel, toplumsal, ulusal ya da küresel olarak başımıza kötü şeyler geldiğinde, bunun nedeni talihsizlik olmaları ya da kötü insanların bunları bize yapmaları değildir. Onlar başından beri oradaydılar ve bizler onları görebilir, daha düşünceli olabilir ve herhangi bir sürtüşme veya rahatsızlıktan kaçınabilirdik. Yine de onları görmezden gelip dümdüz yürümeye devam ettik. Şu anda hissettiğimiz acı bize çarptıkları için değil, biz onlara çarptığımız içindir. “Özür dilerim” demesi ve nereye gittiğimize dikkat etmesi gereken biziz, onlar değil.

Bu bizi kısa yola getiriyor. Etrafımıza bakmak için gözlerimizi açarsak, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve diğer her şeyle senkronize hareket ettiğini görürüz. Doğada karşılıklı düşünce/saygı mevcuttur. Bizim içimizde bu yoktur. Ama ona gözlerimizi açarsak, onun üzerinde çalışmaya, onu aramızda inşa etmeye başlayabiliriz.

Doğayla uyum içinde, karşılıklı düşünceyi inşa ederek, kendimizi onunla senkronize edeceğiz. O zaman ne yapacağımızı, ne zaman yapacağımızı ve nasıl yapacağımızı bileceğiz böylece hayatlarımız yolunda sorunsuz ilerleyecek.

Kendimizi doğa ile senkronize edemediğimiz sürece aşılar ve kapanmalar gereklidir. Doğa kadar düşünceli ve uyumlu hale gelebilirsek, tıpkı doğanın hiçbir zaman kapanmaya gitmediği ve gelişmeyi asla durdurmadığı gibi, bizim de herhangi bir kapanmaya ihtiyacımız olmayacak.

Doğanın bize bastırdığı frenler, doğanın bizi durmaya ve sadece kendimizi değil başkalarını da gördüğümüz daha düşünceli bir yola yeniden yönlendirmeye zorlama yoludur. Düşünce yapımızı yabancılaşma ve kendine hak görmeden ziyade karşılıklı düşünmeye doğru değiştirmeye başlarsak, güvenli, sağlıklı ve mutlu bir şekilde gezegeni dolaşmakta özgür olacağız.

Sevgide Var Olmak

Soru: Fizikte bir nükleer patlamanın etkileriyle ilgili iyi bilinen bir olgu var. Süreci tam olarak bilmiyorum ama aynı yüke sahip iki proton bağlandığında birbirlerini itiyorlar. Ve eğer belirli bir kuvvet uygularsanız, kimi engelleri aşarsanız ve onları bağlarsanız, o zaman bir patlama meydana gelir ve enerji açığa çıkar.

Aynı şey insanlara da oluyor. Birbirleriyle birleşmeye çalışırken, önce aralarında bir reddetme olur ama bu engeli aşarlarsa birleşmeye başlarlar ve enerji açığa çıkar. Bu enerji nedir?

Cevap: Bu manevi enerjidir. İnsanlar bencilliği, karşılıklı reddetmeyi aşıp birbirlerine yakınlaşmaya çalışırlarsa, o zaman bu tamamen farklı bir koşuldur. Aralarında yenilenmeye, daha yüksek dünyayı, daha yüksek ilişkileri, ihsan etme niteliğini kıyafetlendirmeye başlarlar.

Bunlar fiziksel dünyamızda var olan çekim ve itme değil, ancak olumsuz, egoist özelliklerimiz üzerinde yaratmamız gereken çekim nitelikleridir. Her insanda bir nitelik vardır – egoizm olarak kabul edilen şeydir bu, yani kendini memnun etme arzusudur –  ki ya bir şeye yakınlaşma, ya bir şeyi reddetme vb ile tatmin edilebilir.

Kendimizde egoizmin nitelikleri üzerinde sevgi niteliği yaratmaya çalışırsak, o zaman sevgi niteliğinde var olmanın nasıl mümkün olduğunu hissetmeye başlarız. Bu varoluşa Yaradan’ın niteliği denir.

Uyanın-Yangın!

Dünyada olan her şeyde, bize sadece iyiliği getiren Yaradan’ın iyi ve iyiliksever yönetimini görmeliyiz. O, bu şekilde ruhları ıslah eder ve onları tek bir ortak ruhta birbirine bağlar.

Ancak, bizler her şeyi farklı bir şekilde görüyoruz ve soru, Yaradan’ı haklı çıkarmak ve O’na bağlı kalarak iyiliğinden dolayı O’na minnettar olmak için gerçeği keşfetmeyi ne kadar istediğimdir. Bu benim ıslahımdır.

Bozulmuş bir dünya görüyorsam, kusurlarımdan hüküm verdiğim içindir. Dışımızda hiçbir şey görmeyiz, sadece her birimizin ve beraberce hepimizin içinde neler olduğunu görürüz. Tüm seller, yangınlar ve pandemiler kendi hastalığımızın belirtileridir.

Her birimize ve hepimize birlikte teşhis koyabilecek bir doktora gitsek, hastalığımızın ne kadar ciddi olduğunu görünce dehşete düşerdi. Şöyle derdi: “Yangınları görüyor musunuz? Bu, yüksek ateşiniz olduğu içindir. Selleri görüyor musunuz? Bunlar da içinizdeki hastalıklardır. Bir noktada Gevura’nın güçlerinin sağ tarafta seller gibi göründüğünü ve başka bir zamanda solda bir ateş olarak göründüğünü hissediyorsunuz. Ortada, aralarında başka bir darbe daha var, pandemi. Sağda, solda ve ortadaki birçok darbeyi henüz ifşa edemediniz, çünkü bu tür darbeler dışında sizi ıslah ihtiyacına ikna etmenin başka bir yolu yok.”

Şimdi içinde bulunduğumuz zor durumda olmamızın suçlusunun biz olduğumuz ortaya çıktı çünkü çok yıllar geçti ve ıslahlar için hâlâ hiçbir şekilde uyanmadık.

Dünyamız En Karanlık Yerdir


Soru: İnsanın çalıştığı malzemeye göre zihin değişir mi? Örneğin, Kabala bilgeliğini çalışan kişinin zihni ile astronomi çalışan kişinin zihni farklı mıdır?

Cevap: Evet. Kabala bilgeliğini çalışan bir kişi, Yaradan’ın eylemleri hakkında çalışır. Farklı düşünür.

Biri diğerinin içinde olmak üzere beş dünya vardır. Üst ışık tüm dünyalardan merkeze kadar gider. Bu dünyalara Adam Kadmon (İlk İnsan), yani insanın prototipi, Atzilut, Beriya, Yetzira ve Asiya denir. Merkezdeki en küçük daire, içinde yaşadığımız dünyamız olarak adlandırılır.

En karanlık yerde yaşıyoruz, üst ışık ise Ein Sof dünyasından tüm dünyalar aracılığıyla bize ulaşır.

Soru: Etrafımızda çok fazla ışık var ama dünyamızın bölümü karanlıkta mı kalıyor?

Cevap: Kişinin bu ışığa ihtiyacı yoktur, çünkü ihsan etme ışığına dayanamayız. Bizim için ölümdür. Biz sadece egoistik ışığı algılayabiliriz ve onun içinde yaşarız.

“O’ndan Başkası Yok” Mistik Bir Mantra Mı?

Soru: Neden “O’ndan başkası yok”a ulaşma ihtiyacından bu kadar sık söz ediyorsunuz? Her şeyin yukarıdan kaynaklandığını anlamak neden bu kadar zor? Birçok insan bunu biliyor. “O’ndan başkası yok” Kabala ilminde eşsiz bir mantra mıdır?

Cevap: Hayır, bu bir mantra değil, bir hissiyat anlamına gelen bir edinimdir. Bizi tamamen kontrol eden ve bunu açıkça hissettiğimiz bu eşsiz gücün içindeyiz. Bundan daha fazla kaçamazsınız.

Bu hissiyat içinde var olmalıyız. Bu gerçekten doğrudur.

Doğanın tek gücü bu! Bilim adamları ve fizikçilerle konuşsanız bile, bu gerçeği inkar etmeyeceklerdir. “Evet, belli ki öyle, henüz keşfetmemiş olmamıza rağmen” diyeceklerdir.

Üst Sevgiye Nasıl Ulaşılır?

Soru: Üst yönetim gücü sevgidir ve ona akılla ulaşılamaz. Ona nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: Üst yönetim gücü sevgidir. Buna ancak kişinin kendi içinde geliştirdiği ölçüde ulaşılabilir. Bizim dünyamızda, koşullarımızda bu duygu hiç yoktur.

Dünyevi sevgimiz egoisttir. Bir kişinin diğerine karşı doğru, doğal, gerçek tutumu değildir. Bununla birlikte, Kabala bize içimizde gerçek sevginin niteliğini oluşturan üst ışığı, üst enerjiyi çekme fırsatı verir.

“İyi Kararlar Nasıl Verilir?” (Linkedin)

Görünüşte, sürekli kararlar veriyoruz. Pratikte ise, bugüne kadar hayatın anlamı veya içimizde saklı olan içsel potansiyel hakkında gerçekten önemli tek bir karar verdiğimiz pek de kesin değil.

Bir an için durup tipik bir gün veya hafta boyunca yaşadığımız her şeyin haritasını çıkarırsak, yaptığımız eylemlerin çoğunun gerçekliğimizin içindeki zorunluluktan çıktığını görürüz. Taahhütlerimiz, önceden belirlenmiş eylem planlarımız, gündemlerimiz vardır. Yaptığımız ana seçimler, ilgilenmemiz gereken en acil şeylerle (ve burada ne yapacağımızı önceden bilmek önemlidir) ve görevlerimizi nasıl önceliklendireceğimiz ve sorumluluklarımızı yerine getirmek için zamanımızı nasıl planlayacağımızla ilgilidir.

Sıradan kararlarda uzmanlara danışmak, güvendiğimiz kişilerin görüşlerini dinlemek vb. iyi bir fikir olabilir. Ancak kendi hayatımızın özüyle ilgili önemli kararlarda en içimizdeki iç sesi dinlemek önemlidir. Sadece.

Ve burada, diğer insanların, hatta ebeveynlerin veya arkadaşların fikirlerine değil, gerçekten bize ait olan en içteki ses için çaba göstermeliyiz. Varlığımızın en önemli sorularını yanıtlamak için gerçek iç benliğimizi dinlemek zorundayız: Ben kimim? Neye doğru çekildim? Ne için yaşamak istiyorum?

Eğer hayatta bizim için neyin en önemli olduğunu ve en anlamlı yaşam hedeflerimizi belirlemek için içsel bir dürtü hissedersek, tüm günlük kararlar bu kılavuzu takip edecek ve sorunsuz bir şekilde yerine oturacaklar.

Genel olarak, akıl ve duygu arasındaki dengeyi korumak önemlidir ve bu basit değildir. Bir yandan akıl, duyguların eksik olduğu yerlerde karar vermeye yardımcı olur. Öte yandan, sadece aklımızı takip edersek, doğru kararı vermeyi sağlayan daha geniş resmi değerlendiremeyebiliriz. Bu nedenle, akıl ve duygu arasındaki denge, duygusal eylemlerin bilinçli bir sürecin sonucu olacağı şekilde birbirlerini tamamlayacağı ve rasyonel kararların onları duygusal olarak da sürdürebileceğimiz şekilde olacağı anlamına gelir.

Gelişimin en ileri düzeyinde, kendimizin yani duygularımızın ve aklımızın, alışkanlıklarımızın ve düşünce kalıplarımızın üzerinde olmayı öğreniriz. Bu da zaten içinde kendi içsel benliğimizi, kendi içimizde neyi ıslah etmemiz gerektiğini ve en iyi kararları vermek için bu sezgileri nasıl kullanacağımızı keşfettiğimiz bir manevi gelişim seviyesidir.

Kabala bilgeliği bize doğamızın ne olduğunu, çevremizdeki dünyanın doğasının ne olduğunu ve evrimin insan ırkını nerede zorunlu olarak ilerlettiğini açıklar. Ve tüm gelişim haritası önümüzde açılmaya başladığında, neyi etkileyebileceğimizi ve neyi yapamayacağımızı, özgür seçimimizin tam olarak nerede olduğunu keşfederiz. Bu, doyurucu ve anlamlı bir yaşam için mümkün olan en üst düzeyde karar verme sürecini tanımlar.

“Bugünün En Önemli Açıklanmamış Hikayesi Nedir?” (Quora)

İnsanlık gelişimine eski Babil’de başladı. Egoizmin insanlık içinde ilk kez alevlendiği yer burasıdır. Kabala bilgeliği, egoizmin sonucuyla birlikte o zamanlarda açığa çıkmaya başladı. Bu, egoizmin nasıl evcilleştirileceğini ve doğayla nasıl dengeye getirileceğini anlatan bir bilgeliktir. Ancak insanlık bu yola girmeyip bencilce gelişmeye devam ettiği için, Kabala ilmi insanlığın gelişiminin sonuna kadar gizlenmiştir. Bu konuda eski kaynaklarda 5000 yıl önce bile yazılanlar bunlardır.

Çağımızda, insanlık her türlü oluşum ve problemler vasıtasıyla egoist gelişimin sonuna gelmiştir. Şimdi ne kadar hatalı ve yanlış bir egoist gelişimin olduğunu görüyoruz. Şimdi bir kez daha, doğayla dengeyi sağlama metodunu kabul edemediğimizde, başladığımız yolun sonunu görmeyi hak ediyoruz. 5.000 yıl sonra egonun maksimum büyümesine ulaştık ve gelişimimiz boyunca ne kadar hata yaptığımızı görüyoruz. Böylece kendimizi o eski zamanlarda içinde bulunduğumuz durumda buluyoruz: Kabala bilgeliği yeniden ifşa oluyor ve onun yardımıyla doğa ile dengemizi yeniden kazanabiliriz – ama bu defa egoist gelişimimizin maksimum seviyesinde.

Geçmişte, gelişimimizi dengeleyebilmiş ve büyüyen ego ile birlikte yavaş yavaş gelişmeye, kendimizi doğayla karşılıklı sevgi içinde dengelemeye başlayabilmiştik. Ancak farklı bir yol izlemek istedik ve böylece Babil Kulesi’ni inşa ettik. Kaynaklar, insanların birbirlerini anlamaktan vazgeçtikleri, birbirlerine karşı nefretle ilerledikleri ve dünyanın farklı ülkelerine yerleştikleri o zamanları, bizim egoistçe nasıl “cennetlere ulaşmak” istediğimizi alegorik olarak anlatırlar.

Bugün bunun fayda sağlamadığını görüyoruz. Bununla beraber, bizler tek bir insanlığa, dünyanın her yerine yerleşmiş tek bir gruba aidiz. Biz yine de, hala aynı bu küçük sistemiz, aynı Babil uygarlığıyız, sadece sekiz milyar insanın büyüklüğüne ulaşmak için büyüdük. Bu önemli değil çünkü buna rağmen Kabala bilgeliğinin bahsettiği doğa ile denge yasasını uygulamakla yükümlüyüz. Kabala’nın bugün bu kadar talep görmesinin ve şimdi herkese ifşa olmasının nedeni budur: doğa ile dengeyi ve huzurlu ve uyumlu bir yaşamı elde etmenin gerçekten nasıl mümkün olduğunu insanlığa göstermek için.