Dağıtıma Yaklaşım

Soru: Dağıtım yaparken kendimi yorum yapmaktan nasıl “ayırabilirim”?

Cevap: Kitlelere bilim adamları, araştırmacılar olarak yaklaşıyoruz ve gerçek bir bilim adamı, sonuca karşı tamamen tarafsız olmalıdır. Onlar doğayı kendilerinin dışında, kendi “ben”lerinin dışında, tıpkı Kabalistlerin bu dünyada yaptıkları gibi araştırırlar.

Ancak daha sonra, bir şeyin gerçekleşmesine duyduğum arzunun onun gerçekleşmesini nasıl etkilediği hakkında konuşmaya başlayabiliriz. Bu, doğa yasasının, benim arzuma uyum sağlaması nedeniyle gerçekleşir.

Peki, nasıl tarafsız kalabilirim? Dünyayı anlamaya, hayatı kavramaya ve bana verilenleri hiçbir kişisel müdahale olmadan öğrenmeye çabalamalıyım. Eğer sonucu merak ederek araştırırsam, bu bir alma arzusudur. O zaman neyi incelerim? Sadece almak isteğim için daha iyi olanı. Herkesin üzerinde çalıştığı şey budur ve hiç kimse gerçek resmi bu şekilde göremez.

Herkese şöyle açıklamalıyım: “Dostlar! Kendimizi alma arzumuzdan uzaklaştırarak, dünyanın resminin ifşasını sağlarız, realitenin parçaları arasındaki gerçek karşılıklı ilişkilerin – her şeyin üst güç tarafından nasıl yönetildiğini, tüm ayrıntıların nasıl birbirine bağlı olduğunu ve hangi amaca hizmet ettiğini – anlayabileceğimiz bir dereceye ulaşırız.”

Sistemi, tüm formlarıyla işleyen genel yasayı keşfeden bir bilim adamı olarak, her şeyi açıklarım. Ama aynı zamanda hiçbir şeye bağımlı değilim. Yaklaşımımız dışarıdan bu şekilde görünmelidir.

Bu resimde hiç var olmadığımı, tüm görünüşümle göstermeliyim. Bu ne dinle ilgilidir ne bir yaşam tarzıyla, ne de başka bir şeyle. Bu sadece, doğanın kendini olduğu gibi açığa vurmasıdır. Ve insanlar da bunu bu şekilde algılayacaktır.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 236

Soru: Her alma arzusu, Tora’nın harflerini aldığımız ışığın geri çekilmesinden kaynaklanan bir Reşimo’dur [manevi kayıt]. Bu bir tatmin duygusu mu yoksa Yaradan’a yaklaşmaktan kaynaklanan yeni bir boşluk duygusu mu?

Cevap: Bence bu, kişinin üzerine baskı yapan ve onu Yaradan’a doğru iten bir boşluktur.

Soru: İsrail halkı, Sina Dağı’nda toplandığında tek bir niyetleri ve tek bir düşünceleri olduğu söylenir. Bu, Tora’yı almadan önce bile niyet ve düşüncede birleştiğimiz anlamına mı gelir?

Cevap: Hayır, Tora’yı almadan önce niyet ve düşüncede birleşemeyiz.

Ancak bu zaten ileriye doğru atılmış bir adımdır. İnsanlar, Yaradan’ın onları nasıl ıslah ettiğini ve nasıl yavaş yavaş birbirlerine yaklaşarak tek bir beden, tek bir kalp haline geldiklerini hissetmeye başlarlar.

Yaratılış Noktasında Bir Film

Yaradan açısından, düşünce adı verilen potansiyel eylem yeterlidir. Yaradan için, eylemin sonu zaten ilk düşüncenin içindedir; bu demektir ki yaratılışın ıslah olmamış ve ıslah olmuş koşulları bir arada bulunur ve yaratılış adı verilen siyah bir nokta oluşturur.

Geri kalan her şey, bu noktanın gelişimi ve kendisinin farkındalığıdır ve kendisinden, nereden geldiğini, onu kimin yarattığını ve geliştirdiğini anlamak için Yaradan’ın farkındalığıdır.

Bu, noktanın içinde gelişen bir film gibidir. Hepimiz, tüm evren, tüm dünyalar onun içinde var olur. Yaradan’ın, üst ışığın ona karşı tutumuna yaratılış düşüncesi denir.

Bu nedenle, tüm evrenin kendisinden ortaya çıktığı tek bir düşünce vardır – yaratılış düşüncesi. Bunun içinde, tüm ödülümüz, çabalarımız ve yol boyunca yaşadığımız tüm deneyimler zaten belirlenmiştir. Yaradan açısından başka hiçbir düşünce yoktur. Fakat biz, yaratılan varlıklar, onu ancak O’ndan ayrılıp bağımsız olarak hareket etmeye başladığında kavrayabiliriz.

Bu düşüncenin içinde, diğer ek düşünceler ortaya çıkar: dört safha, Partzufim, dünyalar. Uygulama, Yaradan’ın tüm düşüncesini potansiyel olarak içinde barındıran siyah noktadan ne çıktığını, tüm sürecin başlangıçta onun içinde gömülü olduğunu inceleriz.

Manevi Seviyeye Nasıl Yükselebiliriz?

Doğru niyetle yaşadığımızda, sonsuzluğu, yaşamı ve dolumu onun içinde hissederiz! Bu, kişinin maddi varlığını zorlaştırmaz; aslında o zaman yaşamın ne olduğunu gerçekten hisseder.

Soru: Ya henüz bunun iyi olduğunu hissetmiyorsam? Ne yapmalıyım?

Cevap: Bunun yaşam olduğunu hissetmediğiniz sürece, size ölüm gibi görünür.

Ne yapmalısınız? Gruba sorun! Başka seçeneğiniz yok. Doğal olarak bunu asla kendi başınıza istemeyeceksiniz. Hayvansal seviyeden insan seviyesine, daha doğrusu insan seviyesine değil ama manevi seviyeye yükselmenin anlamı budur! Eğer üst güce yönelik bir niyetle yaşarsanız, o zaman onu keşfeder, hisseder ve ebedi yaşam duygusunun içinde yaşarsınız.

Bu zaten size, her şeye karşı tamamen yeni bir tutum kazandıran bir boyuttur. Eğer tüm yaşamınız günün 24 saati, Yaradan’a yönelmişse işte o zaman, zaten O’nunla aynı alanda yaşıyorsunuz demektir! Bu tamamen farklı bir varoluş tarzıdır.

Soru: Gruptan bana bu tür bir tutum vermesini nasıl isteyebilirim?

Cevap: Gruptan bunu istemeyin, talep edin! Onlara bu gerekliliğin farkındalığını kazandırın.

Yorum: Ama benim içimde bu farkındalık yok!

Cevabım: İçinizde yok ama grubu etkileyebilirsiniz. Sonuçta, her zaman birilerine baskı yapmıyor musunuz? Kendi fikrinizi başkalarına empoze etmek istemiyor musunuz? Bunu her zaman yapıyorsunuz; bu egoizmdir! Onlara baskı yapın ve bu size inanç olarak geri dönecektir.

Basit Bir Eylem

Soru: Niyette olup olmadığını kontrol etmenin yolu nedir?

Cevap: Neyin niyeti? İçinde olmak istediğim koşulun. Bunu nasıl hayal ediyorum? Sonrasında ulaşmak istediğim koşul nedir? Islahın sonunu ya da sonsuzluğu hayal edemiyorum, sanki orada yüzüyormuşum ve sağ ile sol arasında bir fark yokmuş gibi.

Tüm bu koşulları nasıl hayal edebilirim?! Dahası, oradaki her şey niceliksel değil nitelikseldir; mesafeler yoktur, vesaire vesaire. Böyle şeyleri hayal etmek her türlü dayanak noktasını tamamen kaybetmek demektir.

Benim bakış açımdan arzu edilen bir koşulu hayal ediyorum ve bundan hareketle eyleme geçiyorum. Hepsi bu kadar. Ne olduğu belli olmayan her türlü soyut resmi hayal etmeyin.

Soru: Peki doğru eylem nedir?

Cevap: Eylem çok basittir. Eğer maneviyata yaklaşmak istiyorsam, zira bu benim için tüm hayatımın kurtuluşudur, o zaman gruba yönelmeliyim ki benim için maneviyata girmenin önemi artsın ve o zaman bunun için gücüm olsun.

Örneğin, bugün bir dostlar toplantımız var: “Bunu neden yapıyoruz? Bununla herkesi nasıl etkileyeceğiz? Birlikte nasıl uyanacağız ve ortak bir gücü hissedeceğiz? Sonunda ne kazanacağız? Sonuçta ertesi gün ben bundan düşeceğim. Bu arzu edilen bir şey mi? Belki de iyi olan tam olarak budur, çünkü o zaman yeni, güçlü Kelim içimde toplanacak. Bugün dünya çapında beni gören birkaç bin kişiyle konuşabiliyorum. Ve sadece birkaç bin değil, çok daha fazlası! Onlar benim hayatımı değiştirebilir.”

Gün boyunca düşünmeniz gereken bir şey var. Sonuç, ne yapacağınıza değil ne düşüneceğinize bağlıdır. Niyetler alanında yaşamanın anlamı budur. Eylem aynı kalabilir ama sonuç sizin ondan ne istediğinizdir.

Yukarıdan Koruma

Soru: Tora’nın dışsal kısmıyla ilgilenen kişilere doğrudan hitap etmemiz gerekmez mi?

Cevap: Henüz zamanı gelmedi. İki taraflı bir hazırlığa ihtiyacımız var.

Bir yandan, Yahudilikte meydana gelen krizin belli bir seviyeye ulaşması ve toplumun genel görüşünün, hala onları etkileyen insanların, bir etki yaratacak kadar güçlü hale gelmesi ve bir şekilde dikkatin dıştan içe doğru kaymaya başlaması gerekir.

Baal HaSulam bundan, Tapınağın yıkılmasından bu yana halk ile Kabala bilimi arasında, halk ile Yaradan arasında var olan bir demir perde olarak bahseder. Bugün nüfusun Ortodoks kesimi ile Kabala bilimi arasında nefret olduğunu görüyoruz. Korku, nefret ve ne olduğuna dair yanlış anlama çok güçlüdür ve bu geçene kadar hazırlığa ihtiyacımız var.

Hazırlık aşamalıdır. Bunun bir şekilde içeriye nasıl nüfuz ettiğini, insanların liderlerinden daha fazla buna katıldığını ve liderlerin yavaş yavaş değiştiğini zaten görüyoruz. Liderlikte kalmak için halkın arzusunu kabul etmek zorunda kalacaklar; bu konuda başka seçenekleri yok. Dolayısıyla bu gerçekleşecektir.

Bunu aceleye getiremezsiniz. Bana sabırlı demezsiniz, değil mi? Ancak geçmişte de şimdi de beni durduran bir şey olduğunu hissediyorum; İsrail halkına yaklaşmama ve onlarla birlikte olmama izin vermiyor. Bu, imkânlarımın olmadığı ya da grubumuzun yeterince güçlü olmadığı anlamına gelmiyor.

Burada yukarıdan bir koruma var; henüz yeterince hazırlıklı değiliz. Hâlâ bunu doğru şekilde nasıl yapacağımıza dair içsel bir anlayıştan yoksunuz ki her şey sonuç veren bir anlayışla algılansın.

Bu, çocuğunu anlayan ve onun iyiliği için gerekli olan her şeyi bilen bir anne gibi olmalıdır.

Bana öyle geliyor ki öncelikle mümkün olduğunca çok broşür dağıtmalı, insanların bunu cansızdan bitkisele, hayvansala ve konuşana kadar farklı seviyelerde algılamaları için bu tür eylemlerde bulunmalıyız. Burada düşünülmesi gereken daha çok şey var.

Henüz şekillenmedi; yukarıdan aşağıya inmedi. Dolayısıyla ne kadar istersek isteyelim acele edemeyiz, aksi takdirde hem bize hem de İsrail halkıyla olan bağımıza zarar verecek olumsuz bir tepki alırız. Ancak umarım yukarıdan korunuruz ve içimizden geleni düşüncesizce yapmamıza izin verilmez.

Sürgünlerin Amacı

Ruhların ıslahı, ince kaplardan bayağı kaplara doğru ilerler. İlk olarak, ruhun “İsrail” olarak adlandırılan ince kısmı, Tora’yı alır ve daha sonra, onunla bağ ve karşılıklı dahiliyet yoluyla, istisnasız tüm ruhlar, büyük Aviut ile karşılıklı garanti koşuluna katılır ve “tek kalpte tek adam” koşuluna ulaşır.

Babalardan oğullara geçmek için, Mısır sürgünü sırasında Mısırlılarla karışarak ve onlardan Kelim alarak edindikleri ek Aviut’a ihtiyaç vardı. Buna ek olarak, Mısırlıların bir kısmı İsrail’e katıldı.

Bu, Mısır’da kaldıkları için çoğaldıkları, bir aileden bir ulusa dönüştükleri ve karışarak ve karşılıklı dahiliyet ile ek Aviut aldıkları anlamına gelir.

Aynı şey, son sürgün için de geçerlidir. Şöyle denir: “İsrail sadece ulusların ruhlarını kendilerine katmak için sürgüne gitti.” Dünya ulusları arasındaki son sürgün, bayağı kapları ince olanlara ekleme amacını taşıyordu. Elbette, ince kaplar da inişte, düşüştedir; aksi takdirde buna “sürgün” denmezdi.

Ancak, son sürgünden sonra, Mısır’dan ayrılırken olduğu gibi aynı durum tekrar ortaya çıkar. Sürgünden ayrılmaya hazır olanlar “tek kalpte tek adam” durumuna ulaşabilirler ve o zaman karşılıklı garanti ve Tora’yı alma koşulu onlarda da gerçekleşebilir.

Niyet Neye Bağlıdır?

Soru: Niyet neye bağlıdır? Bireyin mi, grubun mu yoksa Yaradan’ın çalışması mıdır?

Cevap: Niyet, grubun üst güçle bağ içinde olmak için sürekli olarak uyandırması gereken üst gücün öneminin farkındalığına bağlıdır. Bu güç, isteseniz de istemeseniz de altında var olduğunuz evrenin genel, her şeyi kapsayan yasasıdır ve onun sizi zorunlu kıldığı şeyleri yerine getirirsiniz.

Bu yasa değişmez çünkü diğerlerini de içeren genel bir yasadır. Doğa yasaları değişir mi? Hayır!

Bu nedenle, bu yasayı bilmiyorsanız, nasıl yaşayacağınızı hiç bilemezsiniz ve kendinizi sürekli kötü bir koşul içinde bulursunuz. Grup size bu gerçeği açıklamalı ve sizi bu yasayı bilmenin gerekliliğine ikna etmelidir.

Soru: Yani her şey gruba mı yoksa benim gruba ihsan etmeme mi bağlıdır?

Cevap: Evet, her şey gruba ve onun sizi nasıl etkileyeceğine bağlıdır. Ama sizin nasıl karşılık vereceğiniz, ondan nasıl ilham alacağınız ve onun sizi nasıl etkileyeceği size, grubu kendinize göre nasıl konumlandırdığınıza bağlıdır.

Sürekli Arayış

Soru: Herkesin tek bir hedef hakkında düşünmesini nasıl sağlayabiliriz?

Cevap: Bunu aramalıyız. Hayatımızın her anı için hazır çözümler yoktur. Bu bizim çalışmamız.

Her saniye, ne tür bir bağa ve ne şekilde bağa sahip olmamız gerektiğini araştırmalıyız ki saran ışığı üzerimize çekebilelim, bu da bize maneviyatla, karşılıklı garanti yasasının gerçekleştirilmesiyle, komşu sevgisiyle ve Yaradan’la birleşmeyle ilgili olarak biraz ilham versin.

Kabala Bilgeliğindeki En Önemli Konu

“O’ndan Başkası Yok” konusu, Kabala bilgeliğindeki en önemli konudur ve her seferinde yeni bir şekilde algılanır. Bize aynı kelimeleri tekrarlıyormuşuz gibi gelir ama asla bir tekrar yoktur çünkü biz her zaman değişiriz.

Dolayısıyla, bu kavram bizim tarafımızdan yeni bir şekilde algılanacaktır. Eğer kişi herhangi bir değişiklik hissetmiyorsa, o zaman bu konuda endişelenmelidir.

“O’ndan Başkası Yok” kavramı, her zaman değişir çünkü Yaradan’ın Kendisinden, O’nun eşsizliğinden, üzerimizde etkili olan daha üst yönetimden bahseder.