Bunların arasında, Musa ve Harun’un Sina Çölü’nde İsrail oğullarını saydıkları sırada, sayımlarına [dahil] olan bir adam yoktu.
Çünkü Efendi onlara, “Çölde kesinlikle ölecekler.” demişti ve onlardan yalnızca Yefunne oğlu Kalev ve Nun oğlu Yeşu kalmıştı. (Musa, Tora, Bamidbar, Sayılar, Pinhas)
Belki de başlangıçta farklı bir dönüşüm amaçlanmış ve daha sonra bu dönüşümü sorunsuz bir şekilde yapmak mümkün olmadığı için farklı bir karar verilmiştir, çünkü bir sonraki “çöl nesli” koşulunu bir önceki “Mısır’dan çıkış” koşuluna ve daha sonra “İsrail topraklarına giren nesil” koşuluna eklemek mümkün olmamıştır.
Bu üç derece birbirinden oldukça farklıdır. Genel olarak, Tora’daki tüm varsayımlar, “Ya öyle olsaydı ya da olmasaydı” tanım gereği olamayacağını ima eder. Ve bize bunun neden olamayacağı açıklanır, çünkü Mısır’dan çıkan arzu tüm ıslahlardan geçip İsrail topraklarına giremez.
Bir başka deyişle, “Çölde kırk yıl ıslah” safhası, yani Bina’ya yükseliş, kişinin geçmiş koşulundan tamamen vazgeçmesidir. Dolayısıyla, doğal olarak ölmesi gerekir.
Her şekilde, Çöl nesli kendini tam olarak ıslah etmez; orada, hatalı koşullar kalır ve bu daha sonra İsrail topraklarında düşüşe yol açacaktır. Bu nedenle kırk yıl içinde yok olması gerekir.
Yani Malhut, Bina’ya yükseldikçe içine alabildiği kadarını dâhil eder. Fakat bir kez dâhil edildiğinde, artık aynı Malhut, aynı özellik veya arzular değildir; onlar zaten ihsan edilmeye uygundur.
Soru: Çöldeki kırk yılda ölmesi gereken nedir?
Cevap: Kişinin kendini düşünme arzusu tamamen ölmeli ve ihsan etme niteliğine yönelik bir tutku, kendisinden başkalarına doğru yönlenmiş olarak ifşa olmalıdır. Kişi, sevgi ve ihsan niteliğine büyük saygıya dayanan böyle bir arzuya sahip olmalı ve kişinin içinde olan her şeyi arka planda bırakmalıdır çünkü diğer her şey, onu diğerlerine doğru çeker.
İhsan etme niteliği, kişilerde onları derece derece arındıran ve ıslah eden ışığın (Ohr Makif) etkisi altında ifşa olur. Bu ışığa “Tora Işığı” denir.
Kişinin geçmişteki kendisiyle ilgili, kendisi için, kendisiyle olan düşünceleri derece derece yok olur. Dahası, sadece kendim için almakla ilişkilendirilen “ben” değil, aynı zamanda vermeyle ilgili “ben”de yok olur. Yani, birine bir şey verdiğimde, birini sevdiğimde ya da insanlar için bir şeyler yapmaya çalıştığımda, bu “ben”, kendim için olmayan çabada bile orada olmamalıdır.
Bunu açıklamak çok zordur, çünkü böyle bir ihtimal, böyle bir koşul, içimizde Üst Işık tarafından şekillendirilir.
Soru: Benim verdiğimi kimse bilmeyecek mi?
Cevap: Ben bile bilmiyorum. En önemlisi bu.
Bu çölde olmalı. Ancak bu, insanların hayatları boyunca mükemmel bir şekilde yaşadıkları maddi bir çöl anlamına gelmez, çünkü orada su ve diğer her şey vardır.
Çöl koşulu, ihsan etme ve sevgi niteliğine ulaşmaya çalıştığımda, bu özellikleri, özlemleri ve istekleri dolduracak hiçbir şeyim olmadığını keşfettiğim bir koşuldur. Birine yaklaşmak, bir şey vermek, içimden her şeyi dökmek istiyorum; ancak aslında verecek hiçbir şeyim yok, dökecek hiçbir şeyim yok, ulaşacak kimsem yok. Ne gücüm var, ne de ihsan etme niteliği için bir sebep, ne de bunun için bir fırsat.
Bu bana tam da benimle hiçbir ilgisi olmayan ihsan etmenin saf niteliğine ulaşabilmem için gösteriliyor. Ve benimle herhangi bir şekilde bağı olduğunda, bu benim kendi iyiliğim içindir.
Filed under:
Kabala, Maneviyat, Yaradan
|
Çöl Nesli Ve İsrail Topraklarına Giriş için yorumlar kapalı