Erkek Baştır ve Kadın Boyundur

Zohar Kitabı, “VaYikra,” Madde 63: Kişi kurban etmeli demek, karısı olmayan birini çıkarmak demektir, kişinin fedakarlığı fedakarlık olmayacağından, kutsama da alamaz, ne yukarı ne de aşağı doğru.

Bu demektir ki, kişi kurban etmeli denir ve o kişi farklıdır ve o bir adam değildir, ademoğlunun parçası değildir ve o kusurlu olduğundan ve ona malul dendiğinden dolayı Şehina (Kutsallık) onun üzerinde durmaz ve malul herkesten uzak durmalıdır ve bir kurban getirmek için daha da fazla kişi sunaktan kurban etmeli.

Evli olmayan bir erkek egosu ile çalışmak istemeyen biridir. Onun sadece bir tarafı vardır, erkek tarafı.

Dünyamızda bu, aile derdine düşmenin özel sıkıntısını yüklenmek istemeyen ve rahatça kanapede uzanarak gazete okumayı ya da TV’de futbol maçı izlemeyi tercih eden erkekte ifade edilir. Manevi dünyada egosu ile çalışmak istememektedir. Bundan dolayı, kendisine bir insan, Âdem denemez, çünkü Âdem egomuzu özgeciliğe doğru düzelterek içimizde yavaş yavaş yükselttiğimiz bir görüntüdür.

Içimizde Yaratıcı’ya benzeyen bir görüntü inşa ederek, Âdem’in durumunu edinmiş oluruz, bu Yaratıcı’ya benzeyen kişi anlamına gelir. Manevi düzeltme ile gerçekten uğraşan bir kişi daima egosuna açıklığa kavuşturur, onunla mücadele eder ve gerçek formunu keşfeder. Bu adamın “karısı” ile, içinde inşa ettiği düzeltilmiş egosu olan diğer yarısı ile birlikte yapması gereken bir iştir.

Soru: Bu, dünyamızda nasıl ifade edilir?

Cevap: Bugün manevi düzeltme sürecinde kadınların rolü çok önemlidir. Düzeltme yöntemini doğru şekilde anlayıp bunu yerine getirmede aktif rol almaktadırlar. Onların eylemlerine, ciddi dürtülerine ve amaç için yanıp tutuşmalarına gerçekten minnetarım. Birbirlerine fazlasıyla yardım ediyorlar, ayrıca erkeklere de yardım ediyorlar.

Dünyamız geliştikçe, katılımları için gittikçe artan bir ihtiyaç vardır, bu da erkek baştır, kadın boyundur deyişini doğrular, çünkü boyun döndüğünde baş da aynı yöne döner.

Yayım tarihi: April 12th, 2014 at 8:09 pm

KabTV’den “Ebedi Kitabın Sırları” 10/24/13

Firavun’un Kölesi mi Yoksa Yaradan’ın Hizmetkarı mı?

Manevi dünya, ihsan etme kuvveti, sevme ve verme nitelikleri ile birlikte  ihsan etme ile yönetilen özelliklerin olduğu bir dünyadır. Eğer bir kişi bu özelliklere sahipse bu onun manevi dünyada olduğu anlamına gelir.

Kişi, üzerinde bu özelliklerin zıttı olan nitelikler, alma nitelikleri baskın ise ve kişi tamamen bunların içine batmış durumdaysa bu da kişinin fiziksel dünyada olduğu anlamına gelir.

Herşey sizin içinizde işlemekte olan kuvvete bağlıdır, size baskın gelen ve sizi yöneten kuvvet. Bu kuvvet, egoistik arzular ve hesaplamalar ile bir alma kuvvetiyse, bu sizin fiziksel dünyayı hissetmekte ve onun içinde yaşamakta olduğunuz anlamına gelir. Ancak bir an’da ihsan etme kuvvetini edinir ve onunla birleşirseniz bu da sizin artık manevi dünyada olduğunuz anlamına gelir. Bizler bu iki dünya arasındaki farkı hayal dahi edemeyiz. Bunu tarif etmek ya da açıklamak mümkün değildir.

Çünkü, alma arzusunun düzeltilmesi gereklidir ve alma arzusunun kuvveti geçici olarak ifşa olur, bu bittiğinde ve ihsan etme arzusuna yenik düştüğünde bizler aynı zamanda alma arzusunda da oluruz, bozulabilen geçici bir madde içinde, doğuşumuzda olduğu gibi, yaşarız ve ölürüz. Bu manevi kuvvetlerin bir kopyasıdır, alma arzusu, yetmiş yıl sonra, yetmiş seviye sonra, ortadan kalkmalıdır ve ihsan etme özelliğine dönüşmelidir.

Sürgün, alma arzusu içinde, bir değişime uğraması ve ihsan etme formuna ulaşması gereken bir histir. Yaratılan varlık ihsan edemez, o sadece bir alma arzusu olabilir, bu sırada ihsan etme özelliği ise Yaradan’a ait olan bir niteliktir. Ancak, alma arzusu, ihsan etme niyeti ile hareket ettiğinde ve kendini diğerlerine ve Yaradan’a köle ederse, işte o zaman ihsan ediyor anlamına gelir.

Bu yüzden, bizler sadece iki durumda olabiliriz; Firavun’un kölesi, alma arzusu için çalışan ya da Yaradan’ın hizmetkarı, ihsan etme arzusu için çalışan.Tüm çalışmamız kendimize yardım etmek içindir ve tüm dünya ihsan etme arzusuna erişir ve Yaradan’a memnuniyet verir.

Eğer bu hedefi eklemezsek, bu artık ihsan etme arzusu olmaz. İhsan etme arzusu sadece tek bir yönde ifade edilebilinir, Yaradan’a memnunluk vererek, çünkü sonrasında bu arzu, bu eğilim benden ayrı hale gelir ve herhangi bir ödül almaz. Bu benden gelir fakat bana geri dönmez.

Eğer ben yaratılan varlıklar için hareket edersem, dostlarım, grup için ve bununla Yaratan’ı memnun etmeye niyetlenmezsem bu benim ihsan etme çizgisini sonuna kadar  takip etmediğim ve hala kendim için çalıştığım anlamına gelir. Olması gereken, sadece, sahip olduğum seviyeye göre, saf bir şekilde tamamen Yaradan’a ulaşmak için niyetlenmiş olmamdır.

11 Nisan 2014’de yayımlandı.

7 Nisan 2014 tarihli Günlük Kabala Dersinin 4.kısmından, Ari’nin yazıları

Robotlar İnsanları İşsiz Bırakacak

Haberlerden (Business Insider): Bill Gates’in inancına göre, insanların ve hükümetlerin hazırlıklı olmadığı iş gücü piyasasına büyük değişiklikler geliyor.

“Gates, 13 Mart’ta (The American Enterprise Institute) ekonomik düşünce örgütü,  Amerika Enterprise Enstitüsü Washington D.C’de ki konuşmasında yirmi yıl içerisinde, bir çok iş kaybedilecek ve bilgisayar yazılım otomasyonları ile yer değiştirileceğini ifade etmiştir.

Şunları söylemiştir; “Bilgisayar Yazılım Sübstitüsyon’ ister sürücüler ister garsonlar ya da hemşireler için olsun gelişmekte…Teknoloji zaman içerisinde işçilere olan talepleri azaltacak ve özellikle en alt seviyedeki ustalık gerektiren iş  grupları için bu durum kaçınılmaz. Bundan 20 yıl sonra, beceri  gerektirecek iş güçlerine dayanan talepler önemli ölçüde düşmüş olacaktır. Ben bu durumu  insanları zihinsel modellerinde anladıklarını sanmıyorum.”

Şubat ayında, Ekonomist dergisi   önümüzdeki 20 yıl içerisinde robotlar tarafından devralınacak bir düzine iş üzerinde  geniş  bir profil oluşturdu.

Benim Yorumum: Tek bir çıkış yolu var, aşırı üretimi tamamen azaltmak ve geri kalanları otomasyon ile değiştirmek. Serbest hale gelenler için (işsiz kalacaklar için) yeni metotlar öğrenebilecekleri ve integral iletişimi uygulayabilecekleri açık üniversitilere göndererek, insanlığı ortak bir birlik noktasında birleştirmektir.

Ç.N: Sübstitüsyon; Bir şeyin veya bir kimsenin yerini almak üzere.  

Kötü (Saf Olmayan) Ruh

Soru: Dağıtım için fiziksel eylemler gerekir mi yoksa kişinin içsel düşünceleri yeterli midir?

Cevap: Eylem yapmadan sadece düşünenlere saf olmayan ruh denir. Ruhani dünyada, güçler vardır, her türden ruhlar ve şeytanlar, hiç bir eyleme eşlik etmeyen düşünceler vardır.

Kişi bir kısıtlamadan geçip bir masah edindiğinde, yansıyan Işık gerçekten kişinin ruhsal kabı ile çalışır. Bu durumda, kişi maddiyat ile uğraşmadan manevi eylemler gerçekleştirebilir. Ancak bu duruma bağlıdır; biliyoruz ki, Baal HaSulam İşçi Bayramı gösterilerine katılan işçiler ile görüşmek için Polonya’ya gitti. Hayatının son günlerine kadar muazzam derecede olumsuz bir reaksiyona neden olan Ulus adlı gazeteyi İsrail’de yayımladı.

Dünyamız eylem dünyasıdır. Bu realitede hiçbir şey yapmazsanız, onun hakkında hayal bile edemezsiniz. Sonuçta, pratik bir uygulama, o eyleme soktuğumuz düşüncelerimizin doğrulamasıdır.

Yani zaten masahlarınız varsa ve onlarla çalışabiliyorsanız, maddiyat olmadan yapabilirsiniz. Ancak, bu konuda, kişi hiç kuşkusuz halk ile bağlantı kurmak için bir fırsat ve bu eylem vasıtası ile düzeltme arayacaktır. Sonuç olarak, kişi “Yaratıcı’nın O’nun insanları arasında yaşadığını” anlar, en alt seviyede ve işte tam orada ıslahınıza başlayabilirsiniz.

Sizi durdurabilecek tek şey, halka yaklaşmanın Kabala bilgeliğinin yayılması ve dünyanın bir uçtan diğer uca düzeltilmesi konusuna zarar verebileceğini açıkça gösteren objektif bir değerlendirmedir. Böyle bir durumda kişi durmalı ve beklemelidir. Buna rağmen bu koşul artık günümüzde devam etmiyor, çünkü her şey zaten açıldı. Şimdi, oldukça uzun bir süredir uygulanabilir bir düzeltilmeye ihtiyaç duymuş bir dünyadayız.

Yeterli olduğunu varsayıp sadece Internet üzerinde çalışamazsınız. Grubunuz özellikle şu veya bu çalışma alanında size ihtiyaç duyulduğuna karar verse bile, hala fiziksel eylemlere ve ortak çalışmalara katılmak zorundasınız. Gerçek insanları ilgilendiren ilgili fiziksel eylemler olmadan, onların ruhlarını asla ıslaha davet edemeyiz. Nokta!

Yayın tarihi: April 9th, 2014 at 8:44 am

Yeni Bir Bilimden Mutluluk Dersleri

Richard Layard’ın görüşleri (Londora Ekonomi Bilminde Ekonomik performans merkezinin Program Direktoru olarak halen çalışmakta olan  Profesör Emeritus Lord Layard, (İngiltere labour ekonomisti)

Hayatımızın merkezinde bir çelişki vardır. Bir çok insan daha fazla kazanmak ve bunun için çabalamakta. “Şimdiye kadar batı toplumları daha zenginleştikçe, insanları daha az mutlu olmaya başlamışlardır.” Layard bu paradoksu ortaya atan bir çok insandan biridir.

Çoğunlukla bu durum, gelişmekte olan ülkelerde yeterli refahı sağlamak için her insanın en azından temel ihtiyaçlarının tam olarak sağlanmasını  gerekliliğini kanıtlayan ekonomist Richard Easterlinin adıyla “‘Easterlin Paradoksu” olarak anılmaktadır.

“Sadece diğer insanların kendi kazançlarımız ile karşılaştırmakla kalmayıp, ayrıca kazanç durumumuza göre nasıl büyümüşsek kendimizce ona göre bir model otuştururuz. Ne kadar daha fazla kazanırsak, daha fazla paraya ihtiyacımız olduğunu düşünürüz. Bu olguya  “alışma” ve “uyum” denilir. Alkol ve uyuşturuculara zamanla direnç kazanmayla karşılaştıralabilir. Layard bu durumu ” Hedonik koşubandı” olarak adlanırmakta: mutluluğu aynı seviyede sürdürmek için, koşmaya devam etmeliyiz.

Richard Layard (2005) mutluluğun merkezinin yedi faktöre bağlı olduğunu savunmaktadır. Bundan başka, bir çeşit önem sırasına göre, ABD Genel Sosyal Anketi   (en azından ABD için) gibi araştırmalar yapılarak kullanmıştır. Diğer iki faktörde önde gelen gibi görülmekte fakat anket kanıtlarının yetersizliğinden dolayı yer verilmemektedir.

Aile ilişkileri: Neredeyse bütün çalışmalarda, aile ilişkileri ve özel hayatlarımız ve onlara  yakın olanlar  mutluluğumuzu etkileyen faktörlerden daha önemli bir faktöre sahiptir.

Finansal durumumuz: Daha önce gördüğümüz gibi  bireysel parasal durumumuzun anlamlılığı – özellikle yoksulluk sınırında olduğumuzda – fakat bunun ötesinde de yakın aile ilişkilerinin kalitesi  uzun dönem mutsuzluğun kaynağı olarak ikinci sıradadır.

Toplum ve arkadaşlar: Lane gibi yazılarda daha önce gördüğümüz gibi, arkadaşlık üzerine güçlü bir vurgu oluşturmaktadır. Halbuki, oldukça açıktır ki, katıldığımız toplumların kalitesi kendimizi nasıl hissetiğimiz üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Topluluklar ve gruplar halinde güven ve ait olma duygusunun  faaliyet  gösterdiği yerlerde yaşamıyorsak, mutlu olabilme yeteneğimizin üzerine etkilerini gösterir.

Sağlık: Yapılan çalışmalarda elde edilen sonuçlara göre insanların çoğunlukla mutluluğa önemli bir katkının sağlık olduğunu ön görmektedirler.

Kişisel özgürlük: Mutluluk politik, ekonomik, hukuki ve sosyal sistemlerin kalitesine bağlıdır. İnsanların istikrarlı ve huzurlu toplumlardaki konuşma özgürlüğü ve kendi çıkarlarını savunabildikleri (diğerlerine zarar vermedikleri) ve kurumların mutluluklarından sorumlu olduğuna dair bazı kanıtlar vardır.

Kişisel Değerler. Insanların mutululuğu onların ‘iç benlikleri’ ve hayat felsefelerine bağlıdır. “İnsanlar sahip olduklarını takdir edebiliyorlarsa, bu her neyse; Eğer kendi ruh hallerini eğitebilirlerse ve kendilerini başkaları ile mukayese  etmezlerse.” (kaynak: Infed)

“Modern toplum ortak menfaat çevresinde kendi üyelerinin gayretleri ile toplanan bir kavrama ümitsizce ihtiyaç gösterir. Burada doğru kavram; İstedigimiz genel mutluluğu artırmak ve  kendimizi sonsuza kadar buna adamaktır.

Benim Yorumum: Tabii ki, bu harika bir hedef. Fakat ilk olarak, mutluluğun sadece egomuzun üzerinde mümkün olduğu ve  bunu bastırarak olmayacağanı anlamamızın gerekliliğidir. Bu sebebten dolayı egomuzdan kurtulmanın bir metoduna ihtiyacımız vardır, Kabalanın metodu, ya da buna daha doğrusu, Işık, ihsan ve sevgi gücü denen bu yöntem ile uygulandığında ortaya çıkar.

Dürüst Hırsız

Bir kap sadece kendine ait olan materyali alabilir, o da haz için olan arzudur. Aksi takdirde yaratılış olmazdı. Ancak bu yaratılan, ihsan etmek için alma niyeti ile, Yaradan gibi ihsan etme davranışları da gerçekleştirmektedir, fakat bu ihsan etmeyi alma özelliğine sahip olan kabı vasıtasıyla gerçekleştirmektedir.

İster ihsan etme amacı ile almış olsun ya da tüm alma için arzusuna rağmen, kabının içine hiçbirşey almamış olsun, bu kendi ihsan etmesinin derecesi olarak adlandırılır.

Örnek olarak, altın ve gümüşten yapılmış çatal bıçak takımları olan bir eve bir kutlama amacı ile davet edilmiş olayım. Partiye gelince, ev sahibi bana şöyle demiş olsun: “Senin bir hırsız olduğunu biliyorum, fakat senden bu seferlik kendini tutmanı istiyorum. Bu akşam senin burada olmanı gerçekten çok istiyorum bu yüzden senden bir insan gibi davranmanı istiyorum. Şunu bilmelisin ki sana inanıyorum, lütfen kendini utandıracak hiçbirşey yapma.”

Eve varırım ve tüm gece boyunca tek bir kırıntı bile yiyemem, bir kaşık dondurmanın tadına bile bakamam ya da bir damla şarap bile içemem. Bunun nedeni eğer elime servis takımlarından bir parça alacak olsam onu yerine geri koyamayıp cebime koyacak olmaktan korkuyor olmamdır.

Bu yüzden tüm gece boyunca hiç bir şey yemem, hiç bir şey içmem, hiç bir şeye dokunmam ve herkesin arasında etrafta dolaşırım. Fakat, manevi dünyada olmak için bir çaba sarfederim ve bu çabam için bir ödülü hakederim. Bu, kendimizi durdurmak ve hiçbirşeye dokunmamak ile başlar.

Fakat bu çok zor bir iştir çünkü çok açtım ve susamıştım ve takımdan bir parça çalmak için yani almak için olan arzum ile kıvranıyordum. Bu benim için bu kadar çok değerli bir parçaydı. Tek bir çalınmış parça bile iyi geçirilecek tüm bir sene için yeterli olacaktı. Küçük bir parça maneviyat çalabilirsek, o zaman, bu fiziksel dünyada iyi bir halde varolmamızı mümkün kılacaktır…

Günlük Kabala Dersinin 4.kısmından, 23 Mart 2014, Baal HaSulam’ın Yazıları

1 Nisan 2014’de yayımlandı.

Sonsuzluğun 620 Durumu

Soru: Herkes kendini arkadaşının, diğerlerinin arzusunu yerine getirmek için kullanıyor ne demektir?

Cevap: Arkadaşımın arzusunu bilirsem ona bağlanabilirim. Onun alma arzusuna bağlanabilmemin başka bir yolu yoktur. Ne istediğini bilmem gerekir ki çaba sarfederek onu yerine getirebileyim.

Alma arzusundan başka hiçbirşey yoktur ve eğer sana bağlanmak istiyorsam, seni doldurmam gerekir ve senin de aynısını benim için yapman gerekir. Bu durumda hiç kimse maddesel seviyede kendini tamamlayamaz ancak herkes diğerini manevi seviyede doldurabilir.

Bunu gerçekleştirebilmek için, senin ne istiyor olduğunu bulmam gereklidir. Bu tablo şuna dönüşür; ben sana göre üst Partzuf’umdur ve sen de alt Partzuf  olursun. Arzularını senden alırım, onlarla birleşirim ve onları yukarı doğru yükseltirim; bu yüzden Yaradan ile senin aranda bir iletken haline gelirim. Bu şekilde seni hissetmiş olurum.

Herkes bunu diğeri için aynen gerçekleştirir. Milyarlarca Partzufim hayal ediniz, herbiri bir diğerinin içinde farklı anlayış seviyelerinde, herbiri bir diğerini doldurmayı istiyor.

Bu yüzden eksiklikler ve bunları doldurmalar, Sonsuzluk Dünyasına erişene dek, seviyeler zincirinde, birinden diğerine doğru gider. Bu nedenle, herkesin herkeste birleştiği ve tek bir arzuya bağlandığı, parçalanma (Adem’in ruhunun, 600.000 parçaya bölünmesi) öncesinde olduğu gibi, tek bir genel kap keşfederiz.

Ancak bu tek arzu oldukça karmaşıktır, çünkü bizlerin bağlanmasına izin vermeyen parçalanmayı, uzaklığı, egoyu içerir. Bu arzu karmaşıktır çünkü herkes herkeste birleşmiştir ve bu yüzden yoğunluğu ilk basit arzuya göre 620 kat büyümüştür.

Herkes bir diğerinin eksikliğini içine alır ve onu doldurmak ile ödüllendirilir, bu yüzden kendimizi de yoğunlaştırırız. Genel ruhun tüm parçalarına bağlanırsam en sonunda hepimiz için dua yükseltmem gerekir, sonrasında Sonsuzluk Işığı benden herkese yukarıdan aşağıya doğru geçer.

İşte bu hepimize olandır. Birbirimize bağlanır ve sonsuzluğa kadar büyürüz ve en sonunda inanılmaz büyük bir güce ulaşırız. Bunu 620 kez büyümek olarak adlandırırız, aslında bu bir sayıyı değil, niteliksel bir konsepti ifade etmektedir.

27 Mart 2014’de yayımlandı

Gören Bir Kalp

Soru: “Tanrı kalbinin gözlerini açacak” denir. “Kalbinin gözleri” ne demektir ve nasıl açılabilir?

Cevap: Kalbin gözlerini açmak, kalbin bilge olduğu ve anladığı anlamına gelir. Gözler Hohma‘nın, kalp Bina‘nın araçlarıdır. Bu araçlar Aba ve İma (anne ve baba) gibi, Hohma ve Bina gibi bağlandıklarında, kişi Hohma‘yı kalbinde hissetmeye başlar.

Kalbimiz alma arzusudur, tadını çıkarma arzusudur. İhsan niteliğini, Hasadim Işığı’nı edindiğinde, kalp düzeltilir. O zaman kalpte kıyafetlenmiş Hasadim Işığı’na göre bizi yöneten gizli realiteyi anlayabilirim. Daha sonra, kalbim bilge bir kalp olabilir, anlayan bir kalp, hisseden bir kalp.

Bu, zevke yönelik bedensel arzuyu hissetmek gibi değildir, gerçek realiteyi hissetmektir. Kalbin bilgeliğini edindim demektir. Arzunun düzeltilmesi demek kalbin Hasadim Işığı tarafından çalıştırılması ve sonra da Hasadim‘de kıyafetlenen Hohma tarafından. Sonrasında kalbin anladığı söyenebilir ve bu tür insanlar, arzularının ve Hasadim‘in düzeltilmesinden sonra bilge kalpli olarak anılırlar. Hasadim o kadar düzeltilir ki, Hohma ‘nın ışığını da alabilirler, ihsan etmek için alırlar, böylece kalp görmeye başlar.

Yayım tarihi: March 30th, 2014 at 10:08 am

Kabala ve Mizah


Aldığım bir soru: Kabalistler mizaha nasıl bakar? Hiç Kabalist şakası var mıdır?

Cevabım: Rabaş (Kabalist Baruh Aşlag)’ın yanında geçirdiğim 12 yılın ilk yılında; mizahı, şakaları, hazırcevaplığı, keşifleri, beklenmeyen durumları ve kalender bakış açısını ne kadar sevdiğini gördüğümde çok şaşırmıştım.

Bu tür şeylerle bağ kurmak bir Kabalist için kolaydır, çünkü daima genç kalır! Neden? Çünkü ruh durmaksızın gelişmektedir ve bir Kabalist’in ruhsal gelişmesi onu çocuk gibi hissettirir. Dışarıdan nasıl gözüktüğü bir yana, Kabalist tamamen kendi olmaz, aslında dünyadaki diğerlerinden daha basit hale gelir.

Genç bir ruhu oluştururken, bir Kabalist için ebedi içsel devrimler geçirmek –araştırmak, kendisi ile fikir ayrılığına düşmek, analiz etmek ve kendini ve çıkarını düşünmeden karar vermek- karakteristiktir.

Kabalist dünyasal (egostik) doğasını Üst Doğa perpektifinden –Yaradan’ın kendisine baktığı yönden, “Kalpteki Nokta” ya da ihsan etme niteliği -izlerken bu perspektifi haklı çıkarmaya çalışır.

Bir Kabalist sabit, iç çelişkiler deneyimler ve bu deneyimler uzlaşma veya mutabakat ile değil, “sen” (almak) üzerinden “senin zıttını” (ihsan) savunarak çözülür.

Yani şakalar, mizah ve nükte, bağdaşmayanları bağdaştırmak için yöntemlerdir –hepsi (ilkel çeşitler hariç) hayatın çelişkileri üzerine inşa edilir, bundan dolayı Kabalist’e aşina ruhsal durumları andırırlar.

Bu arada, birisinin yaptığım şakaları topladığını duydum (ya da benim hakkımda yapılanları)…

Ruh Halim: neşeli

Yayım Tarihi: March 24th, 2008 at 11:09 am

Bütün Çin’i Etkileyen Temerrüt Dalgası

Haberlerden (Forbes): “Geçen hafta Şangay Çaori Güneş Enerjisi’nin borçlarının faizlerini ödeyememe fiyaskosu, zaten alarma geçmiş olan ve bütün Çin’i etkileyen temerrüt (borcun zamanında ödenememesi) dalgası hakkındaki dedikoduları kışkırttı.” …

“Olan biten şu: Çin’in ekonomisi yavaşlıyor ve aynı zamanda Başkan Li, Çin’de gerçek serbest piyasa davranışı rolünü artırmak istiyor. Şirketlerin bir kez bankalar veya hükümet tarafından iflastan kurtarıldığı yerde (ya da her ikisi tarafından – en büyük Çin bankalarına bir ölçüye kadar devlet sahiptir), artık küçük şirketlerde de piyasalara bir mesaj göndererek borçlarını temerrüde bırakabileceklerine dair bir duygu oluştu. Li’nin istediği ise insanların şunları anlaması: yatırım risk taşır, iflastan kurtarılmak otomatik değildir, piyasalar fiyaskoları ve temerrütleri kaldırabilmelidir.”

“Olumsuz görüntü şu ki, bir temerrüt diğerine, o da diğerine sebep olur, temerrüt dalgasının yatırımcı güvenini azalttığı bir noktada para tüm sektörü terk eder ve sonra yeni dalgaları kışkırtır, bu sırada şirketlerin sermaye toplama ihtimali azalır. Ancak Çin’i uzun zamandır izleyenlere göre, Çin’in buna izin vermesi mümkün değil: Sistemin bütününü etkileyen bir kriz ihtimali varsa, müdahale edilir.”

Yorumum: Tüm dünya düzeni temerüttedir ve biz bunu ne kadar erken fark edersek, o kadar kolay yeni dünya düzenine değiştirmek mümkün olacaktır: rasyonel bir ekonomi.

Yayım tarihi: March 20th, 2014 at 10:08 am