Egoizmin Denizinde Boğulanlar İçin Can Yeleği

Soru: Son zamanlarda maneviyat için arzu ve ilgimin hepsini kaybettim. Gruptan çok uzaklaştım ancak grup beni unutmadı ve sürekli bir sevgi ile benim için endişelenmeyi sürdürdü. İşte bu yüzden, her şey bir yana, Roma’daki kongreye gelme kararı aldım ve muazzam bir çaba burada sarf ettim. Ve şimdi burada, bir kez daha beni kollarımdan tutan dostlarımın önünde utanç hissediyorum ve dostlarımın arasında deneyimlediğim sevginin yeni gücü ile bu iki günün üstesinden gelebildim. Ancak kongre sonrası tekrar gruptan bu kadar uzak kalmamak için ne yapmam gerekir? Bundan çok korkuyorum.

Cevap: Tecrübe ettiğin durumlar için üzüldüm. Ancak her şeyin tek bir kaynaktan geldiğini kabul etmek için başka yol yok ve bizler iyi ve kötü şeylere de şükür etmeliyiz. Seni tekrar geri getirebilen arkadaşlarının bu yoğun çabasına şükür ediyorum. Umarım bu günden itibaren hepiniz sadece iyilik ve merhamet, sevgi ve içtenlik görürsünüz.

Ancak halen ne olduğu önemli değil; tüm gücünüzle gruba tutunmalısınız çünkü grup boğulmakta olanlara doğru, denize atılan can yeleği gibidir. Bu can yeleğini kapmaktan başka şansımız yok.

Ve inanın bana, yine de siz tüm ülkenin gruba sanki can yeleği gibi tutunduğunu göreceksiniz. Böylelikle güçleneceksiniz, birbirinize yardım edin ve devam edin. İnşallah başarırsınız!

30.09.2012 Tarihli İtalya Kongresinin 5. Yemeğindeki Konuşmadan

Hayatın Nabzı

İnişler ve çıkışlar bir yaşam belirtisidir. Mevsimlerin değişimi, belirli aralıklarla insan doğasındaki değişiklikler, reenkarnasyonlar, küresel krizler, ekonomik artışlar ve yükselişler tüm yaşamımızın ayrılmaz bir parçasıdır.

Biz sürekli gelişmek zorunda olduğumuz için, sabit bir akımda ilerlemek mümkün değildir. Yaşam bir gelişimdir ve bu gelişim yalnızca daralmalar ve açılımlar sayesinde mümkündür. Buna yaşamın gizliliği denir.

Bize şimdi olan şey aslında budur. Yaratan egomuzu alır ve bize bir şey bırakmaz. Sonuç olarak, bir daralma bir soluma vardır. Böylece O, artık kendimizi genişletmek için bize bir şans verir. Daha sonra O, tekrar bizi daraltır ve biz bir kez daha genişletmek zorundayız.

Bu daralmalar ve açılımlar eylemleriyle “nefes alma’’ süreci gerçekleşir. Bu hayatın nabzıdır.

24/9/12 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3.Kısmı, 10 Sefirot Çalışması

Erkek ve Kadın: Yeni Bir Seviyenin Doğumu

Soru: Bizler integral eğitim grubundaki metin ile çalışmaya başlarken, erkek ve kadınların algıları ve duyguları arasındaki büyük boşluğu görmeye başladık. Erkekler tartışmada aktif olarak rol alırken, kadınlar sanki bu süreçten kopmuş gibiydiler. Bu süreci doğru olarak nasıl organize edebiliriz?

Cevap: Bu çok doğal bir süreçtir. Bu nokta, kadınların kendi aralarında bağ kurmak için tamamen farklı bir yönteme sahip olmasıdır. Genellikle kadınlar erkekleri desteklemek için bir araya gelebilir; fakat bu bir destektir, kaynaşma değildir. Bu, kadınların egoları ve bunun üzerine çalışmalarının tamamen erkekler grubundan farklı olduğu demektir. Erkeğin ego üzerine çalışması doğrudandır ve ben bir şekilde naif ve çocuksu olduğunu söyleyebilirim.

Kadın için bu çok daha zordur; bu sanki içsel olarak birkaç kez katlanmış gibi. Onların egoistik hesaplamaları erkeklerinkinden daha çok karışıktır. Onların kendi aralarında birleşmeleri çok zordur. Her zaman geride kişisel güdüler vardır – bu kadının doğasıdır. Bizler doğadan konuştuğumuz için erkeklerinkinden daha iyi ya da kötü olmasının hiçbir anlamı yoktur. Bu sadece doğadır ve bu kadınlarda farklıdır.

Ben kadın ve erkeğin hazırlıksız bir grupta tek bir arzuda birleşmeleri için kişisel genel egoistik dürtünün üzerine yükselmeye çalışabileceklerini hayal edemiyorum.

Şunu söyleyebilirim ki biz insan doğasından gelen ayrı bir erkek grubu hazırlarsak, kadınlara onları gözlemek için bir şans vereceğiz ve bu temelde kadınlarla çalışmak mümkün olacaktır. Sonra biz onu çevreleyen, kadınların erkek grubuna yardımcı olarak nasıl şekillendiklerini göreceğiz.

Bir dişinin erkeğe olan tutumu, yardıma ve itilmeye ihtiyacı olan, korunan ve ilgilenilen bir çocuğa tutumu gibi açıklanabilir. Bir annenin ona her şeyi göstererek oğluna yardımı gibidir, sonra oğlu büyür ve adam olur – burada olduğu gibi.

Yani kadınlar, erkek grubuna dâhil değildir; fakat onlara pozitif zemin hazırlayarak erkeklere güçlü bir zihinsel desteğe sahip olurlar ki bu destek olmadan hiç bir şey çalışmaz.

Aynı zamanda, erkek grubunun insanlık, aile ya da iki cinsiyetin var olduğu bir topluma sorumlu olduğunu hissetmeye ihtiyacı vardır, toplumdaki diğer sınıflandırmalar üzerine sorumluluğu hissetmesi söz konusu değildir.

Erkek grubu çalışır, kadın grubu erkek grubunu destekleyerek ve onların amaçlarını anlayarak onlara yardım eder. Erkekler bunu anlar; fakat onlar tamamen duygusal olarak bütünleşemezler.

Kadınlar kendi aralarında erkekler gibi bütünleşemezler. Onların doğaları bunu yapmaya müsaade etmez. Kadınların tamamiyle farklı rolleri vardır.

Sonuç olarak, iki grup olmalıdır yani birbirlerini anlayacaklar, iş birliği yapacaklar ve birbirlerine yardım edeceklerdir böylece her grup diğer grup olmadan bir şey yapamadığı o büyük rolü hissedecek. Onlar yaklaşımlarında zıttırlar; fakat hedeflerine bağlıdırlar. Diğer bir deyişle, hedef hep beraber elde edilir.

Hedefi bir çocuğun doğumu olan iki kişinin olması gerektiğini düşünün: hep birlikte olan, tam olarak dayanışma ve bağ içerisinde, karşılıklı ihsan eden ve seven bir adam ve bir kadın yeni bir seviyeye, yeni bir nitelik doğurur. Sonuç olarak grubun erkek ve kadın kısmı dayanışma içinde olmak zorundadır.

Kadın ve erkeği ayırdığın zaman birçok problemden kurtulmuş olursun, zira karışık bir grupta genel yapıyı bozan insanlar arasında her zaman farklı çekimler vardır.

Aniden hormonal, cinsel çekimlerle insanlar birbirlerini bulduklarını düşünür. Kocaları da dâhil olmak üzere kimse onları anlamazken, kadınlar onları nihayet anlayan bir adam bulduklarını hisseder. Yani gerçek hayatla yapılacak hiçbir şeyin olmadığı fantezilerinin var olduğudur zira hayatın üzerine yükselir ve bunun üzerinde birliğimizi inşa ederiz.

4/3/12 Tarihli İntegral Yetiştirme Üzerine Bir Konuşmadan Alıntı

Mutlu Bir Hayatın Sırrı

Haberler (Günlük haberden) “Çocuklukta aile ve arkadaşlarla yakın ilişkide bulunmak, insanları ileri ki yaşamlarında daha mutlu yapar” diye yeni bir çalışma bulundu.

Yeni araştırmalar gösteriyor ki  çocuklukta ve ergenlikte yaşanan olumlu sosyal ilişkiler, yetişkinlikte mutluluğun anahtarını oluşturuyor, akademik başarının etkisinin çok az olduğunu görüyoruz.

Bilim adamları, çocukluk ve gençlik gelişim yönleri hakkında çok şey bilmiyorlar. Örneğin; Akademik ve sosyal-duygusal fonksiyonlar yetişkin mutluluğunu, refahını etkiler.

Onlar refahı, mantığın ve tutarlılığın bir karışımı, olumlu başa çıkma stratejileri, sosyal sorumluluk, kendi kendine algılanılan bir güç olarak tanımlarlar.

Araştırmacılar, Yeni Zellanda’daki Dunedin Çok disiplinli Sağlık ve Gelişim Çalışması’na (DMHDS) katılan 804 kişinin veri analizlerini 32 yıl takip ettiler.

Onlar çocukluk da aile düzeyleri arasındaki dezavantajları, sosyal bağlantılılıkları, çocukluk da dil gelişimini, gençlik de sosyal bağlantılılıkları, gençlik deki akademik başarıyı ve yetişkinlik deki refahı ölçtüler.

Sonuçlar, çocuk ve gençlerin sosyal bağlılığının yetişkinlik refahında güçlü bir yol olduğunu, yetişkinlik ömrü üzerindeki olumlu sosyal ilişkilerin önemini gösterdi.

Ayrıca, Mutluluk Araştırmaları dergisi; erken dil geliştirme yolu ortaya çıkardı, gençlikdeki akademik başarı, yetişkin mutluluğu için yetersizdir.

İpucu: Örneklerle öncü olun ve çocuklara diğerleriyle nasıl ilişki kurabileceklerini öğretin.

Çalıştaylar İlerlemek İçin En Hızlı Yoldur

Soru: Çalıştaylardan ne elde ediyoruz?

Cevap: Çalıştaylar aramızdaki bağın cinsini netleştirmemize yardımcı olur.

Soru: Gerçekten de dostlarla aramdaki bağın eksikliğini mi keşfederim yoksa bunun zıddını mı?

Cevap: Her ikisi de. Çalıştaydaki sorular vasıtasıyla nerede olduğum ve arzuladığımı edinmek için olan eksikliğimi netleştiririm.

Diğer dokuz arkadaşımla beraber, bize sorulmuş olan soruyu netleştirmeye ve onların düşünce ve görüşlerine işlemeye başlarım, öyle ki bağın aynı cinsi ve netleştirmenin çeşidi hakkında neler düşündükleri. Bunun vasıtasıyla, onlarla temas kurmuş olurum. Hangi ölçüde “bağlandığımızı” görmüş olurum.

Hepimiz farklıyız ve çalıştaylarda nasıl bağ kurmamız gerektiğini netleştiririz. Bu mümkün mü? Kiminle bağ kurmalıyım? Hemfikir miyim yoksa değil miyim?

Aramızda sürekli bağın formlarını inşa ederim. Çalıştay budur ve çalıştay bu kolektif ağı netleştirmiş ve ifşa etmiştir. Böylece benim iki görevim vardır:

  • Bir taraftan, dostları öylesine yüce görmeliyim ki onların arasında kendimi eğebileyim ve onların arasında küçük olabileyim. Onlarla kıyas ettiğimde, ben sıfırım, onların hepsi 1 iken ben onlardan sonra gelen sıfırlarım. O zaman, onların içerisine girmiş olurum ve ‘‘manevi bir embriyo’’ haline gelirim.
  • Diğer taraftan, bir veya on veya yüz olmalıyım ve onlar sıfır olmalılar. Ancak burada onların ‘‘sıfır’’ olmaları demek benim onlara ne kadar çok ihsan edebileceğim, ne kadar yardımcı olabileceğim ve onlara nasıl destek olabileceğimi belirtmek içindir.

Öyle ki, bu iki uç tarafta, onları (=•=) dengeye getirecek bir orta çizgi yaratılır. Böylece ortak bir zemine ulaştığımızda denge noktası yaratılır. Her bir dost bir diğerine elinden geldiği kadar yapabildiği ölçüde saygıyla yaklaşır ve her biri kendisini diğerlerinin önünde yapabildiği kadar onların gözünde çalışmaya ve amacı yükseltmek için hazır bir koşula gelir.

Dostlarla beraber olduğumuzda ve çalıştayda soruları tartıştığımızda tüm düşüncelerimiz bunlardır. Onları duyarım, birinin saçma konuştuğunu, diğerinin soruyu anlamadığını ve üçüncünün ise duygusal konuşmaktansa mantıklı konuştuğunu düşünürüm. Dördüncü ise kalpteki noktadan konuşuyor gibi görünür fakat ben bu defa da benden daha derin ve akıllı olan sözleri için öfkelenirim.

Böylelikle, çalıştayda dostlarla karşılıklı çalışmaya ve farklı durumları deneyimlemeye başlarım ve bu olması gerekendir. Sadece neyin olduğunu ciddi bir şekilde tutmaya ihtiyacımız vardır. ‘‘Buraya geldim, enerjimi onlara aktarmak için, onlarla bağ kurmak için ve her birinin gücünü almak için. Bu bir buçuk saatlik çalıştay benim için en yararlı zamandır.’’

Şüphesiz ki yabancı düşüncelerin beni farklı doğrultulara nasıl fırlattığını ve içsel direncimin dostlarla hemfikir olmaya izin vermediğini görürüm. Harika! Daha yoğun arınma ve daha yüksek bir ‘‘frekansta’’ çalışmak için böyle başka bir fırsat bulamam.

Üzücü olan şey ise çalıştaylar esnasında siyasetçiler gibi kelimeleri değiştirenlerin, hafızalarında sahip oldukları bankadan farklı açıklamalar kullananların ve psikolog ve analizcilerin olmasıdır. Asıl önemli olan şey, burada, kalbimde deneyimlediğim hissiyatımdır.

Bizler egonun sonu gelmeyen dürtülerinden öğrenmeliyiz ki bu bize ‘‘yardımcıdır’’. Egomuz Yaradan’ın ellerindeki ‘‘melektir’’ ki bunun vasıtasıyla Yaradan bizi uyandırır. Öyleyse Yaradan’ın bir an bile dinlenmeme izin vermediğini ve egomu farklı yollarda olabildiğince hızlı bir şekilde benim ilerlememi sağlamak için tekrar ve tekrar nasıl uyandırdığını görmeliyim.

Çalıştaylar en yararlı zamanlardır ancak eğer her gün bunları yapmaya başlarsak hazır bulunanların sayısı aniden düşecektir ve bir yük, sıkıcı çalışma haline gelecektir. Kongreyi bir veya iki hafta veya bir veya iki ay, ta ki başarana dek, ta ki manevi seviyeye ulaşana dek devam ettirmek iyi bir fikir olduğunu düşünebiliriz ancak zayıfız. Bizler bir veya iki gün bunu tutabiliriz daha fazlası değil.

23.09.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, Sorular ve Cevaplar

Bolluğu Dağıtan Bir Kap

Baal HaSulam, ‘‘Panim Meirot uMasbirot (Niyetler Kapısı) Kitabına Giriş,’’ sayfa 4: “Şimdi onların sözlerini anlayabilirsiniz” (Sanhedrin 98a): ‘‘Davut’un oğlu ya tümüyle layık olan ya da tümüyle layık olmayan bir neslin içine gelir.’’ Bu çok kafa karıştırıcı bir durumdur. Anlaşıldığı üzere nesilde bir avuç haktan yana kaldığında, onlar kurtuluşu tutarlar. Ve eğer haktan yana topraktan çürürse, Mesih gelebilecek mi?

Soru: Yani günahkâr bir nesilde mi Yaradan’ın ifşası gerçekleşecek; diğer bir ifadeyle zıt taraftan, Yaradan’ın arkası denilen taraftan?

Cevap: Yaradan, ilk önce Yaradan’ı doğrudan özlemleyenler olarak ifade edilenlere; yani Yaşar-El olanlara,  İsrail’e (Yaradan’a direkt arzusu olanlara) ifşa olacaktır. Daha sonra bu İsrail, aşama aşama etrafındakileri – merkezden gittikçe uzaklaşan daha geniş daireler içindeki dünya milletlerini –  etkileyecektir.  Eğer İsrail halkı bir kap olur ve kendilerini doldururlarsa o zaman bereket bu kabın dışına tüm dünyaya dökülür.

Bu yüzden bizler AB – SAG Işık’ı ile yani ihsan etmek niyetiyle kendimizi nasıl doldurmamız gerektiği konusunda endişe duymalıyız. Hasadim içinde kıyafetlenmiş Hohma Işık’ını aldığımız zaman, bu model herkese akacaktır.

Bir kişi aniden AB – SAG Işık’ı tarafından aklında ve hissiyatında dönüşür zira AB Işık’ı başa aittir ve SAG Işık’ı da kalbe aittir. Eğer bir kişi aniden dönüşür ve bağı keşfederse aklını ve hislerini nasıl bağlaması gerektiğini anlar öyle ki aklı ve kalbi beraber çalışsınlar.

AB – SAG Işık’ının çalışması böyledir: Bize önemi şudur ki yeni değerleri tanımamıza fırsat verirler. Eğer bu bizde gerçekleşirse, o sırayla akacaktır. İsrail’e (Yaradan’a doğru arzusu olanlar) Lİ – Roş (bir başım var) denmesi tesadüfi değildir.  O zaman bu yere göre o bağlantı boruları vasıtasıyla diğer milletlere yayılacaktır.

İlk önce onlar bile bunun nereden geldiğini anlamayacaklar ancak sonra onlar, onların arasında olmak ve onlarla bağ kurmak için İsrail’e dönecekler. Yazıldığı gibi: “Ve en küçüğünden en büyüğüne kadar herkes Beni bilecek.”

19.09.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, ‘‘Panim Meirot uMasbirot Kitabına Giriş’’

Ya Şimdi Ya Hiçbir Zaman

Düşün ki derse geliyorsun ve kolunu çok kötü incitmişsin; tüm ders boyunca kolundaki acıyı düşünüyorsun. Bu durum çalışmana zarar veriyor ve sana çok rahatsızlık veriyor: Bu acıdan nasıl kurtulacağını bilmiyorsun ve bunu unutamıyorsun.

Soru şu: Henüz ıslahın sonuna ulaşamamış olmamız, nihai amacımıza ulaşamamız olmamızdan dolayı aynı acıyı nasıl hissetmeliyiz? Tek bir gün bile artık beklemek istemiyorum! Eğer bu benim için çok önemli olursa sabırsızlıkla yanarım; bir bebek gibi  bunu şimdi istiyorum ve hemen şimdi!

Problem şu ki ne istemem gerektiğini istemiyorum. Doğru arzuyu nereden alabilirim? İşte bu dua için bir sebeptir.

Dostlarla bağ kurmak ve manevi amaca ulaşmak için dost sevgisine ulaşmakta hiçbir acele görmüyorum. Bu durum, birbiri ardı sıra önüme birçok sorunları çıkaracak diğer problemlerin hepsinin en önündedir. Eğer ben gerçekten amaca ulaşmayı isteseydim, dostlarımı severdim; unutmayın ki onlar olmadan maneviyat edinilemez. Ancak buradaki nokta, bu amaca ihtiyacım yok: Kim vermek istiyor ki? Ve bu yüzden benim dostlara ihtiyacım yok ve dost sevgisiyle amaca ödeme yapmak istemiyorum. Tüm bunlar hepsi uzak, puslu ve mantıksız görünüyor. Ders boyunca kitabın karşısında oturuyorum ve düşünüyorum: “Ben burada ne yapıyorum ki?”

Bu yüzden bizi amaca getirecek gücü içeren Tora denen bir araç verilir. Bizim için bu seviyede Işık denen güç gelir ve bizi ileriye doğru çeker. İşte ders boyunca bizlerin düşünmesi gereken budur nasıl ki sen de incinmiş kolunun iyileşmesini düşündüğün gibi.

Şu anda ne okuduğun önemli değil, “hastalığın” hakkında düşünmek zorundasın. Eğer bunun için bir eksikliğin yok ise, sana bu eksikliğin verilmesini talep et, dostlarla bağ kur, onların arzularını kontrol et.

24.09.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3. Bölümünden, On Sefirot’un Çalışılması

Kalpteki Bir Valf

Eğer düşüş için hazırlanmış olsaydık, şimdi diyebilirdik ki buna hazırlanmak için çok şey yaptık. Ancak şimdi ortaya çıkan şey, düşüş bizden daha güçlü. İlerleyişte inşa ettiğimiz güçle tutabildiğimiz kadar tutmaya çalıştık ancak halen, bir an için bile bunu tutamıyoruz ve düşüş gerçekleşmiş oluyor. Ancak daha önceden zayıf noktalarımızı netleştirebilir ve düşüşün neden olduğunu anlayabilirdik.

Yaradan bize bir yerlerde “hileler” yapıyor, fakat neden? Belki de Yaradan, farklı, daha ilerlemiş bir seviyede, yaratılışın daha derininde, bize eksiklikleri göstermek istiyor. Ancak bundan bir şey alamadık ve basitçe ölüme düşüyoruz.

İşin aslı düşüş olmadan yükseliş olmaz, birbirimize sadık kalmalıyız, bir bedendeki hücreler gibi öyle ki her bir hücre bir diğer hücreye karşı sorumlu olsun ve eğer tüm diğer hücreler bir hücre için sorumlu olmazlarsa bu hücre ölecektir.

Bu sanki aramızdaki oksijen borusuna benzer. Borudan oksijen bana binlerce dostumdan geçerek ulaşır ve daha fazla ne olduğunu onların kim olduğunu kimse bilmez. Herkes herhangi birini fark etmeden musluğu kapatabilir ve bu durumda oksijen bana ulaşmaz ve ölürüm.

Musluk bizim dikkat eksikliğimizdir, arzu eksikliğimiz. Arzu valfi daha fazla açabilir veya kapayabilir; bu tamamen bana ilişkili olarak dostlarımızın arzusuna bağlıdır: dostum beni ve tüm sistemi düşünüyor mu? Eğer dostum böyle bir eksiklik eklerse o zaman valf açılır ve eğer dostum eksikliği azaltır ve eksiklik yok olursa bu durumda valf kapanır, boruyu tıkar ve hepimiz ölürüz.

Herkesin senin yüzünden öldüğünü anlayabiliyor musun? Bunun tek sebebi senin kalbindeki valf kapalı. Yaradan’dan yardım talep et, senin ortağın olması için, zira dostların ölüyor ve sen yardım edemiyorsun. Yaradan’a dön; sanki bir insandan yardım istiyor gibi. En azından O bir insan olabilir.

Soru: Bir insana döner gibi Yaradan’a dönüp yardım talep edebilir miyiz?

Cevap: O’na lanet etmekten korkmuyorsun öyle mi? Öyleyse neden O’na bir insana döner gibi dönemiyorsun ki O düzeltsin ve sana yardım etsin? Bunun yasak olduğunu mu düşünüyorsun?

O’na dön ve söyle “Ben Senden yardım talep ediyorum! Haydi, beraber gruba gidelim ve ölüyü dirilt öyle ki dostlarım tekrar canlansınlar!” Bunu kalbinden birkaç kez söyle ve bunun ne kadar yardımcı olduğunu göreceksin.

Yaradan seninle çalışmak ve her şeyde seninle beraber iş yapmak için hazırdır. Bunu engelleyen hiçbir şey yoktur. Her an O’na herhangi bir taleple dönebilirsin.

Biliyoruz ki O’na giden talep grup vasıtasıyla gitmelidir zira aksi takdirde bu talep duyulmayacaktır ancak bu durum grup sana cevap vermeye ve seninle karşılıklı olarak çalışmaya hazır olduğu zaman olur. Eğer başka şansın yoksa O’nunla beraber Firavuna gitmek için Yaradan’a direkt dön. Bir sürü soğan, sarmısak ve kaplarca etlerle meşgul olanlar için bekleme.

24.09.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3. Bölümünden, On Sefirotun Çalışılması

Akıl Egoya Yol Göstermez

Yalnızca insanın kendini düzeltme ihtiyacı olduğu gerçeğinin anlaşılmasına, hakikat anına dünyayı getirmek zorundayız. İçimizdeki kötülüğü dengelemek için doğamızı değiştirmek zorundayız. Aksi takdirde çevreyi yok etmeye devam edeceğiz. Bugün bu eğilim mantıksız hale gelmektedir: Evimize ölüm saçıyoruz. Bu ortak bir bilgidir, hakkında defalarca yazıldı ve biz kendi gözlerimizle gördük, ısı patlamalarını, soğuğu, tsunamiyi ve fırtınayı kendimiz tecrübe ettik. Ve gelecekte daha fazlası var.

Yinede bilinçsizlik durumunda olduğu gibi bir süre sonra egomuza müsamaha  gösteriyoruz, sadece doğal bir iç güdü olan aklın sesini bastırabilmek için. Kendisini aynı sonsuz bombardıman darbeleri altında sıkıştırdığı halde. Diğer taraftan bakıldığında bu nasıl olabilir,anlamak imkansız.

Fakat “Yaradan” bizim için bir dizi talihsizlikler hazırladı. Kötülüğü anlamaya başlayıncaya kadar, en azından soru sormaya başlayıncaya kadar. Bunların hepsi nereden geliyor ve neden?

Bugünün liderlerinin sorunu şudur: Onlar aklın sesine duyarsızdır ve tek bir şey ister; Zenginliği ve gücü kovalamayı sürdürmek. Ve en önemlisi, uygulanabilir bir çözüm göremiyorlar. Birçoğu zaten bütün bunların insan doğası ile ilgili olduğunu anladı ve bir sorun ile karşılaştıkları zaman hepsi umutsuzluk içinde ellerini yukarı kaldırdı. Onlar sadece iki anlam biliyor: Askeri güç ve para onları iktidarda tutmaya olanak tanır.

Ben onlara integral eğitim yoluyla insanları değiştirmenin mümkün olduğunu söyledim; birkaç yıl içinde düzelmeyi ve gelişmeyi göreceksiniz. Onlar dinlediler fakat duymadılar. Onlar tüm zekalarına rağmen duyamadılar.

Doğa Doğru Birleşmenin Tarafındadır

Soru: İntegral eğitim sürecinde, bizler örneğin tatil zamanlarında kadınlar ve erkekler için katılım aktiviteleri organize edebilir miyiz?

Cevap: Ben bütünleşmeye doğru arzu duyan bir toplumun cinsiyetler arasında büyük bir ayrılık keşfedeceğini düşünüyorum. Görüyoruz ki, doğa herhangi bir karışımı kabul etmiyor.

Doğada kesin bir bağlılık, hiyerarşi, işlevlerine göre bir ayrım vardır bu yolla kadınlar ve erkekler kendilerini keşfederler. Tam olarak, bu iki zıt olanın doğru birleşmesi ile yeni, uyumlu bir toplum doğacak ve oluşacaktır.

4/3/12 Tarihli İntegral Eğitim Üzerine Bir Konuşmadan Alıntı