“Baruch’un Oğulları” Olarak Anılmanın Onuru

Rav Baruch Shalom HaLevi Ashlag (RABAŞ), Kabala’nın tüm bilgeliğini aldığımız kaynaktır. Hepsi bize onun ağzından akar. Onun tüm makaleleri, tüm açıklamaları ve büyük babası Baal HaSulam’dan aldığı tüm öğretileri, onun aracılığıyla bize aktarılır. Umalım ki tüm bunları, o yüce ruhun şerefine, doğru bir şekilde kabul edelim ve gerçekleştirelim.

Elbette manevi dünyada ölüm diye bir şey yoktur. Bu nedenle, bugün bile RABAŞ olarak anılan aynı güç tarafından yönetiliyoruz. Bunu anlamalı, hissetmeli ve onun bize bıraktığı mirastan asla kopmamalıyız. RABAŞ’ın yazılarını tüm ana dillere tercüme etmek ve tüm dünyaya yaymak bizim yükümlülüğümüzdür.

Onun tüm öğüt ve tavsiyelerini mümkün olduğunca titizlikle ve dikkatli bir şekilde yerine getirmeli ve onu Öğretmenimiz ve manevi babamız olarak görmeliyiz. Manevi dünyada, sonsuzlukta, bu dünyadaki ve ötesindeki yaşamımız boyunca elde edebileceğimiz her şey buna bağlıdır.

Dereceler ve ruhlar merdiveni asla değişmez ve bu nedenle hepimiz ona bağlıyız. RABAŞ, onunla ve birbirimizle olan bağımız aracılığıyla yaşamı aldığımız kaynaktır. Bu nedenle, kuruluşumuz onun adını taşır: Bnei Baruch (“Baruch’un Çocukları”).

Bizler gerçekten onun oğullarıyız, bu onura layık olalım!

Gelin ve bize kutsal ışıklarını veren ve ruhlarını ruhlarımıza iyilik yapmaya adayan öğretmenlerimize ne kadar minnettar olmamız gerektiğini görün. Onlar, çetin azap yolu ile tövbe yolu arasında ortada dururlar. Bizi ölümden daha zor olan ölüler diyarından kurtarırlar ve en başından beri hazır ve bizi bekleyen ilahi hazlara, yüce nezakete ve payımıza düşen hoşluğa ulaşmaya alıştırırlar…

Bilgelerimiz zaten şöyle demişlerdir: “İbrahim, İshak ve Yakup gibilerin olmadığı hiçbir nesliniz yoktur.” (Baal HaSulam, Panim Meirot uMasbirot Kitabının Girişinden, Madde 8)

Bu, Kabalistlerin kendilerinin manevi yaşamın kaynağı olduğu ve Yaradan’dan gelen bolluğun bize aktığı, dünyamıza ıslah ışığı ve doyum ışığı olarak indiği anlamına gelir. Işık, Adam HaRişon’dan itibaren tüm Kabalistler zincirinden geçer ve biz onu RABAŞ’tan alırız.

Bu nedenle, bize kutsal ışıklarını aktaran ve ruhlarını ruhlarımıza iyilik yapmaya adayan öğretmenlerimize minnettarlığımız ne kadar büyüktür.

Geleceğim Neye Bağlı?

Çevre ve öğretmen, bir insanın geleceğini belirleyen tek faktörlerdir. İnsan her an kendi koşulunu, yukarıdan gerekli her şeyi aldığı ve ona kalan tek şeyin doğru çevreyle bağ kurmak olduğu bir durum olarak görmelidir.

Ve böyle bir çevre her zaman yakınımızdadır; tek ihtiyacımız olan onu seçebilmektir. Bu bizim tek özgür seçimimizdir çünkü diğer her şey zaten bundan kaynaklanmaktadır.

İşte bu yüzden, besinimi nereden aldığım, kiminle bağlantılı olduğum, kimlerin beni etkilediği dışında hiçbir şey için endişelenmem gerekmez! Yani, her zaman kendimle ilgili değil, bağlı olduğum dış çevre hakkında düşünmeliyim. Bir insan gelişimini, hayatını ve kaderini yönetmek istiyorsa, yalnızca kimlerle temas halinde olduğunu düşünmelidir.

Ama bu, insan için tamamen doğasına aykırıdır! Sonuçta, biz sürekli kendimizi düşünürüz: Ben kimim, neden varım, bana ne olacak? Hayatımın anlamı nedir?

Sizin tüm bu sorularınız, iç dünyanıza yöneliktir ve doğrudur! Ama onları nasıl çözeceksiniz? Onların çözümlerini neye bağlayacaksın?

Kabalistler, çözümün yalnızca çevreye bağlı olduğunu açıklar. İşte bu yüzden, hemen üzerimde etkili olan dış güçlere dikkatimi yöneltmem gerekir; çünkü onların bana olan etkisi, bütün geleceğimi belirler.

Ve özünde, bu dışsal değildir, tek bir ruhlar sistemidir, manevi bedenimin ayrılmaz bir parçasıdır, orada, parçalanmanın meydana geldiği ve ıslah edilmesi gereken yerdir. Ve ancak orada bir şeyleri değiştirebilirim çünkü diğer tüm arzularla hiçbir şey yapamam.

Bu, sanki kendini bir arşive gömmek ve önceden belirlenmiş uzun olaylar dizisinin protokolünü okumak gibidir. Çevreyi ancak bir şekilde etkileyebilirim. Ve dikkatimi bundan başka bir şeye harcamak üzücüdür.

Yeni Eğitim

Soru: Kötü eğitim, insanlar arasındaki bağ eksikliğiyle nasıl bağlantılıdır? Ben burada bir bağlantı göremiyorum.

Cevap: “Eğitim” dediğimiz şey öğretim sağlar, ancak eğitmez veya geliştirmez. Okul, bir çocuğu insan yapmaz, ona sadece fizik, kimya vb. konularda bilgi verir.

Eğitim sistemine bir yetiştirme sistemi diyoruz, ancak aslında hiç yetiştirme sağlamaz. Bu, hem sonuçlardan hem de orada öğretilen derslerden de açıkça anlaşılıyor.

Okulda kaç ders ve tartışma bir insanı yetiştirmeyi amaçlıyor? Bunu önemseyen var mı?

Ders program sadece fizik, kimya, okuma ve yazmayı içeriyor ve sonra çocuklarla neden bu kadar zorlandığımızı merak ediyoruz. Okul, işletmelerde çalışması öğretilen robotlar üretiyor. Okulun görevi şu: “taşıma bandında” çalışacak bir işçi (mühendis vb.) yetiştirmek.

Ve nasıl bir insan olacağı ve nasıl yaşayacağı, eğitim sisteminde kimsenin umurunda değil. Çünkü bu, prensipte bir yetiştirme sistemi değil!

Bu eğitim sistemi, hiçbir zaman bir insan yetiştirmeyi hedeflememiştir. Köylülerin işçiye dönüştürülmesinin gerekli olduğu Sanayi Devrimi sırasında ortaya çıkmıştır.

İşte o zaman, tüm hayatı boyunca ineklerle ve toprakla uğraşmış birinin makinelerle çalışabilmesi, en basit fizik ve kimya kanunlarını anlayabilmesi ve talimatları takip edebilmesi için biraz okuma, yazma vb. öğretmek amacıyla modern okul icat edildi.

Okul, bunun üzerine inşa edilmiştir ve bu şekilde günümüze kadar varlığını sürdürmektedir. Ancak bugün gerçek anlamda “eğitici” bir yetiştirme sistemine geçmeliyiz ve bu tamamen farklı bir şeydir.

Bu, fizik veya matematikte ne kadar bilgili olduğunuzla değil, ne kadar insan olduğunuzla tanımlanır! İnsan, başkalarıyla bağlı olan kişidir! İnsan olarak adlandırılmanızı sağlayan tek şey bu bağdır, bilimsel bilginin miktarı değil.

Sadece bilimde başarılı olursanız, bu size sadece daha korkunç bir silah yaratmanızda yardımcı olur. Sonuçta, okulda edindiğiniz bilgileri, ıslah edilmemiş egonuza ekleyecek ve onun yardımıyla gidip herkesi kullanacaksınız. Ve bu, hayattaki başarınızı belirleyecektir.

Günümüzde insanlar böyle yetiştiriliyor; ilk sorular: Hangi bölümü seçtiniz ve ne kadar kazanabilirsiniz? Ve buna eğitim mi deniyor?!

İnsanlar, çocuklara gerçekten eğitim vermeyi mümkün kılan bir sistemin ortaya çıktığını gördüklerinde hemen tepki vereceklerdir. Sonuçta, bu sorun herkes için apaçık ortadadır.

Günümüzde insanlar çocuk sahibi olmak bile istemiyor, çocuklara verecek hiçbir şeyleri yok. Onları bu dünyaya getirip anlamsız acılara mahkûm etmek istemiyorlar.

Bu nedenle, toplumdaki ve özel hayatımızdaki tüm sorunların yalnızca aramızdaki bağ eksikliğinden kaynaklandığını insanlara anlatmak gerekir. Ve bu bağ ancak ışık yoluyla sağlanabilir.

Kabalistlerin Duası

Dua etmek, belirli bir zamanda bir araya gelip ağlamak, diz çökmek ve feryat etmek anlamına gelmez.

Dua, üst ışığın, Or Makif’in (saran ışık) etkisi altında içimizde ortaya çıkan kolektif, büyük, amaçlı ve doğru bir arzudur. Böyle bir arzu, her an kendini gösterebilir ve bunu, Yaradan’ın hiçbir aracı eylem olmadan kendini hemen ifşa edeceği ortak bir bütün olarak hissedeceğiz.

Manevi dünya, insanların tek bir yerde toplanıp mekanik olarak dua ettiği bizimki gibi değildir. Biz birlikte çalışırız, üst ışığı çekeriz ve o, ortak sistemimizdeki son vidayı sıkar, bizi arzuladığımız gibi “yakalar”.

Bizler bir yerde doğru bir şekilde hareket ettik, kendimizi birbirimize kilitledik ve üst ışık içimizde tezahür etti; bu, ihsan etme ve sevgi niteliğidir. Prensipte bunu kendimiz başardık ve ışık, onunla bir form benzerliği geliştirdiğimiz için ortaya çıktı.

Dolayısıyla bu, sıradan, geleneksel bir dua değildir, Kabalistlerin tek bir birleşmiş arzu yaratmak için yaptıkları ortak bir eylemidir; bu arzunun, onların bireysel arzularından birbirine bağlanması, örülmesi ve yapıştırılması gerekir.

Neden Geçmişe Bakmamalıyız?

Soru: Sürekli geçmişe bakmamamız, onu kesip atmamız ve geriye bakmamamız gerektiğini söylüyorsunuz. Bunu nasıl yapabiliriz?

Cevap: Sanırım bu sadece bir görüş, geçmişle hiçbir bağım olmadığına dair kendini ikna etme hali. Geçmiş yiter gider, kesilir, kaybolur, silinir ve bir sis gibi yok olur.

Soru: Şimdiki zamana hakim olmak zorunda mıyım?

Cevap: Evet.

Dairenin Karmaşık Basitliği

“Düz Sefirot” (Yosher) ve “dairesel Sefirot” (Igulim) zıt yasalara uyarlar; düz olan Sefirot için, en içteki en önemlisidir, oysa yuvarlak olanlar arasında, en dıştaki en önemlisidir. Dairesel Sefirot’un nitelikleri arasındaki bu zıtlık bizi büyük ölçüde şaşırtır.

Düz Sefirot’ta olduğu gibi, almak ve ihsan etmek zıt olduğunda almayı ve ihsan etmeyi anlarız. Ancak dairesel Sefirot, almak ve ihsan etmek hesaplamasına dahil değildir; bunların perdesi (Masah) yoktur; bunlar, kısıtlama (Tzimtzum) ve perde öncesinde var olan arzulardır. Bu yüzden, iki gücün etkisi altında olduğumuz bu dünyada kafamız çok karışır: biri dairelerden, diğeri düz çizgiden gelir.

Düz çizgide her şey açık ve basittir: yukarı ve aşağı vardır. Aşağıda kötülük, almak vardır; yukarıda iyilik, ihsan etmek vardır.

Çizgi üzerinde nerede durursam durayım, ne kadar gücüm olduğunu (kaç “kilogram”, ne tür bir perde), ne tür bir ışığım olduğunu (kaç ‘litre’ veya “aydınlık”) ölçebilirim. Bu nedenle, çizgide hiçbir sorum yok; belirli bir yüksekliğe çıktım ve onu ölçtüm.

Burada basit manevi fizik işler: tüm hesaplamalar benim elimdedir. Bir kuvvet, bir perde (örtü) ve onun aracılığıyla doldurulan bir arzu vardır ve ne kadar ödediysem o kadar dolduruluyorum. Her şey açıktır.

Ama “dairelerde” ne yapacağımı bilmiyorum, artık hiçbir şey net değil. Yukarı ya da aşağı, sol ya da sağ yok, koşulumu değerlendirmek için alıştığım ayrımlar yoktur. “Yuvarlak küreler” henüz doğmadığım yerler; herhangi bir şeyi anlamaya başlamadan önceki yerlerdir.

Sanki annemin rahmindeymişim gibi. “dairesel” yönetimin işlediği yer burasıdır ve ben kendimi tamamen iptal ederim. Her şey bana verilir, tüm atıklar alınır, hiçbir şeye kendi başıma karar vermem. Ama üzerime baskı uygulanmaya başlandığında, kendi hayatım için kendim savaşmam gerektiğinde, “çizgisel” yönetim başlar.

Ve bugün, çizgisel yönetimin yanı sıra dünyada ikinci bir yönetim ortaya çıkıyor: dairesel yönetim. Ama bununla ne yapacağımızı bilmiyoruz.

Dünya birdenbire küresel, bütünsel hale geliyor; herkes herkesle bağlı ve ben herkesi hesaba katmak zorundayım ve düşünüyorum: “Neden yapayım ki?!” Herkesi, benim arzumda, benim kabımda, dairesel hale gelen kabımda yer alıyormuş gibi düşünmeliyim. Bu tamamen farklı bir yönetim türüdür ve bu nedenle bir sorunla karşılaşıyoruz. Bu, daha önce olan her şeyin tam tersidir.

Mesele şu ki, şimdi “dairesel arzular” ortaya çıkıyor, gelecek dünyanın arzuları. Ve bu yüzden, bugün, yeni ve daha yüksek bir yönetimin ortaya çıktığı bu dünyada hayatlarımızı düzenleyemiyoruz.

Bir Çıkış Yolu Var!

Umutsuz bir durumun çaresiz kurbanı, değiştiremeyeceği bir kaderle karşı karşıya olsa bile, kendini aşabilir, kendini geliştirebilir ve böylece kendini değiştirebilir (Viktor E. Frankl, İnsanın Anlam Arayışı).

Kişi mutlak olanın, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğinin farkına vardığında, kendini değiştirmenin gerekliliğini anlar, bir şeyler yapmanın, dünyada doğru bir varoluş sürdürmenin tek yolunun, şu andan itibaren, bir sonraki anda, bir sonraki anda ve bir daha sonraki anda, kendini değiştirmek olduğunu anlar. Ve böylece, adım adım, her an kendini değiştirecek şekilde hayatını yaşar.

Soru: Öyleyse siz aslında çıkmazları hoş mu karşılıyorsunuz?

Cevap: Tabii ki! Başka nasıl olabilir ki? Eğer bir kişi çıkmaz bir yol hissetmezse…

Soru: Yani umutsuz bir durum sizin için bir çıkış yolu mu?

Cevap: Evet, bu küçük bir oyuncak araba gibidir. Bir şeye çarpar ve dönmeye başlar. Tekrar çarpar ve tekrar döner. Ve tüm olasılıklar tükenene kadar denemeye devam eder, ta ki bir çıkış yolu olduğunu keşfedene kadar.

Soru: Öyleyse, bir çıkmazdan diğerine geçen bir kişi, sonunda bir çıkış yolu bulur mu?

Cevap: Elbette, her şey programlanmıştır.

Soru: Öyleyse prensipte, ben bir insan olarak çıkmaz yollara bir tür şükran şarkısı mı söylemeliyim?

Cevap: Kesinlikle! Bu, bizim oluşumumuzun büyük gücüdür.

Yorum: Ama ben her zaman bu çıkmazlardan kaçınmak isterim. Herkes onlardan uzak durmak ister.

Cevabım: Çıkmaza girmeden doğru bir kararı gerçekten verebilir misiniz?

Yorum: Pek olası değil.

Cevabım: Hiç değil.

Soru: İnsanlık bugün hangi doğru kararı vermelidir? Bu, küresel ölçekte çok önemli bir soru.

Cevap: Cevap her durumda aynıdır: kendini iptal etmek.

Soru: Bu “kendini iptal etmek” kavramı, öğrencileriniz için anlaşılır bir şey mi?

Cevap: Bu, herkes için de anlaşılabilir hale gelmelidir.

Soru: Peki, “kendini iptal etmek” ile neyi kastediyorsunuz?

Cevap: Bu, ne yapacağıma karar vermemem, hedefi belirlememem, kendim için hayal kurup onu gerçekleştirmeye çalışmamam anlamına gelir. Tek bir şey yapabilirim: başkalarının hedeflerine ulaşabilmeleri için kendimi onların önünde iptal etmek.

Başkalarına yardım etmek dışında kendime başka bir hedef belirlediğimde, bu onların yoluna engel olduğum anlamına gelir. Kendimi feda edersem, onların hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olurum. Sonuç olarak, herkes tam da bu şekilde meşgul olmalı; başkalarının hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak.

Soru: O zaman benim “ben”ime ne olur?

Cevap: İşte o zaman bu “ben” kolektif bir ortak benlik olarak ortaya çıkar ve içinde doğanın üstün gücü, var olan ve yol gösteren tek güç ortaya çıkar.

İnsanın Eşsiz Görevi

Herkesin hayatta kendine özgü bir işi veya amacı vardır; herkes yerine getirilmesi gereken somut bir görevi yerine getirmelidir. Bu görevde kimse onun yerini alamaz, hayatı da tekrarlanamaz. Dolayısıyla, herkesin görevi, onu yerine getirme fırsatı gibi eşsizdir (Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı).

Soru: Kendimize ve başkalarına bu şekilde mi bakmalıyız? İnsanları bu şekilde mi görmeliyiz?

Cevap: Evet, her bir kişiye, onların eşsiz bireyler olduğu şeklinde.

Soru: Bu, onların hayatını üstüme alamayacağım, onları zorlayamayacağım vb. anlamına mı geliyor?

Cevap: Hiçbir şey yapamazsınız.

Soru: Eğer hepimiz benzersizsek, ne tür bir ilişki kurmalıyız? Benim hayatım ve onun hayatı eşsizse, bu ne anlama geliyor?

Cevap: Her an olağanüstü koşullarda olduğunuzu ve bunu mutlak etkileşim kurallarına, yani sizin ve çevrenizdeki dünyanın mutlak dengesine göre değerlendirmelisiniz.

Soru: Savaş sırasında sayısız kayıp olduğunda ne yapmalıyız?

Cevap: O zaman bu tür duygular daha da keskinleşir.

Soru: Yani öldüren kişi ve kendini savunan kişi bir şekilde bu koşula mı gelir?

Cevap: Herkes değil. Ama kişi gerçek, samimi olarak kendini gerçekleştirmeyi düşünürse, her hayatın taklit edilemez ve eşsiz olduğu sonucuna varır.

Baş, Beden İçin Hangi Hakla Karar Verir?

Nekudim dünyasının Aba ve İma’sında, onları beden, ZON (Zeir Anpin ve Nukva) ile ilgili olarak Nekudim dünyasının “başı” yapan şey nedir? Onlar, daha yüksek Partzuf’tan, Keter’den gelen aydınlatmayı içerirler ve bu ışık, egoist arzulara karşı bir korumadır, onları haz alma arzusundan koruyan Hassadim’in ışığıdır. Böyle bir arzu aniden ortaya çıksa bile, ihsan etme ışığı onları egoist alımdan korur. Bu yüzden Aba ve İma baş olarak kabul edilebilir.

Sonuçta, baş bedenle nasıl farklılık gösterir? Maddi dünyada, bunlar farklı maddelerden yapılmıştır — beyin ve etten.

Manevi baş ve beden (Roş ve Guf) arasındaki fark nedir? Düşüncenin arzudan farkı nedir? Sonuçta, Yaradan tarafından yaratılan tek şey arzu değil midir? Başın ilkesi, haz alma arzusundan bir ayrılıktır, bu insanın arzusunun üzerine çıkarak eylemde bulunmasını sağlar. Bu nedenle, arzular, manevi kaplar (Kelim), Hassadim’den yani ihsan etme ışığından bir aydınlanma aldıklarında “baş” haline gelirler. Bu ışık, onların içlerindeki arzudan bağlarını kesmelerine ve onun üzerinde bir hesap yapmalarına olanak tanır, sanki dışarıdan, objektif bir gözlemci gibi bakarak.

Objektif bir kararın verilebileceği kısma baş denir. Bir insan ile bir hayvan arasındaki ve genel olarak insan ile tüm doğa (cansız, bitkisel ve hayvansal) arasındaki fark burada yatmaktadır.

Manevi dünyada, tüm farklılıklar özdeki ilkeye göre bulunur; bizim dünyamızda olduğu gibi maddenin kendisinde değil.

Çeşitli Işıkları Çekmek

Soru: Malhut, yansıyan ışığın çekildiği ve bir Zivug’un gerçekleştiği Zeir Anpin’e yükselir. Yansıyan ışık, önceki Partzuf’tan değil, daha önce reddedilmiş olan saran ışıktan (Or Makif) gelir.

Önceki seviyedeki Hohma’nın yansıyan ışığı ile şimdiki safhadaki Hohma’nın yansıyan ışığı arasındaki fark nedir? Bu, aynı ışığın yeni bir parçası mı, yoksa ışığın kendisinde farklılıklar var mı?

Cevap: Bu ışıklar arasında çok büyük bir fark vardır. Önceki seviyede bu Partzuf Keter’di, şimdi ise Partzuf Hohma’dır ve aralarında çeşitli etkileşimler meydana gelir.

Ben, Baal HaSulam’ın yazdıklarını mekanik olarak ezberlememiz gerektiğine inanıyorum; daha sonra, bunu kendi üzerimizde hissetmeye başladığımızda, bu ışıkların nasıl girip çıktığı ve birbirleriyle nasıl yer değiştirdiği yavaş yavaş netleşecektir.

Soru: Islahla meşgul olan her birimiz, yeni ışığı çekmeyi hak edecek miyiz?

Cevap: Evet, her birimiz kendi ruhumuzun yani kendi Malhut’umuzun çektiği ışığı çekeceğiz.