TES Çalışması Sırasında Doğru Niyet

Soru: Dostlarımla TES (On Sefirot’un Çalışılması) derslerini tartıştığımızda, iki yaklaşımın olduğu ortaya çıkıyor. Birinci yaklaşım, kişinin her kavramı anlamaya ve kendisine uygulamaya çalışmasıdır. İkinci yaklaşım ise dostların; bunu akıllı insanlar yapar, benim görevim nöbette olmak, dostumu düşünmek, RABAŞ’ın tavsiyelerine uymak ve gerisi kendiliğinden gelir demeleridir.

On Sefirot’un Çalışması’nı, Bnei Baruch ruhuyla çalışmak ne anlama geliyor?

Cevap: Üst dünyayı, bizim dünyamızdan öğrenmenin kolay bir iş olmadığını anlamak zorundayız. Ama bunu başarabiliriz.

Bu nedenle, sadece çalışalım. Bugün anlamadığımız şeyi, yarın anlayacağız. Belki birkaç ders sonra her şey az çok netleşecek ve bu şekilde ilerleyeceğiz.

Soru sormaktan çekinen ve geri duran birçok öğrenci tanıyorum, ama o da gerçekleşecektir.

On Sefirot’un Çalışılması’nın birinci cildini bitirdiğimizde, nerede olduğumuz, hangi seviyede bulunduğumuz ve üst ışığın gücünü nasıl alabileceğimiz bize netleşecektir.

Soru: TES’i çalışırken doğru niyet nedir?

Cevap: Doğru niyet, aynı seviyede bir Kli’ye sahip olma özlemimizdir; böylece TES’te okuduğumuz çeşitli olasılıkları kendi içimizde modelleyebilecek hale geliriz.

Mükemmel Duaya Doğru

Ruhun yükselişi ve tamamlanması, öncelikle tüm ruhların birleşip, tek olmasıyla gerçekleşir; çünkü o zaman onlar Keduşa’ya [kutsallığa] yükselirler, çünkü Keduşa [ihsan etme] tektir. Bu nedenle, ruh olan dua [ıslah için Yaradan’a yakarış], öncelikle ruhların birliğine bağlıdır. (Breslov’lu Rabbi Nachman, Likutey Halachot, “Sinagog Kuralları”, 1).

Bir dua esas olarak topluluk içinde [grup içinde, onlu içinde] edilmelidir, yalnız değil… (Likutey Halachot [Çeşitli Kurallar], “Sinagog Kuralları”).

Elbette, tüm isteklerimizi birbirleriyle karşılaştıramayız; henüz çabalarımızın nasıl şekillendiğini, hangi yönlere odaklandığını, birbirimizi nasıl düzelttiğimizi, nasıl desteklediğimizi ve hepsini tek bir tatta nasıl birleştirdiğimizi görecek kadar yeterince yönlendirilmiş değiliz.

Bu nedenle şöyle denir:

Dua esas olarak topluluk içindedir yalnız değil, böylece kişi ayrı ve yalnız kalmaz, çünkü bu Keduşa’nın tam tersidir. [Yaradan’a ihsan etme] … kutsal topluluğu bir araya getirmeli ve bir olmalıyız (Likutey Halachot [Çeşitli Kurallar], “Sinagog Kuralları”, Birinci Kural).

Tamamen kişinin kendi çabalarından doğan, bu ortak arzunun yükselişi, tam bir duadır.

Bunu nasıl başarabiliriz? Bu bizim asıl sorumuzdur, çünkü sadece Yaradan’a dönerek, “MAN yükselterek” yani bizi bir araya getirecek ve birliğimizde Yaradan’ı ifşa edecek olan ihsan etme niteliğini alma arzusuyla, tüm sorunlarımızı çözebiliriz. Ve bizim aracılığımızla tüm dünya bu ifşayı hissedecek.

İnsanlar birdenbire dünyada ihsan etme niteliğinin olduğunu ve bunun alma niteliğinden daha büyük olduğunu anlamaya başlayacaklar. Alma niteliği yani egoizmimiz, sadece engin, daha yüce, sonsuz, mükemmel dünyayı bizden gizler.

Her Şey Sizin İçin Kişisel Olarak Gerçekleşir

Soru sadece hayatta kalmak değildi, hayatta kalmanın bir “nedeni” olmalıydı. Soru, ne uğruna hayatta kalmaktı? Uğruna hayatta kalınacak bir şey ya da biri, kişisel bir neden olmadıkça, hayatta kalmak neredeyse imkânsızdı. (Viktor Frankl, Avusturyalı nörolog, psikiyatrist ve filozof, Nazi toplama kamplarından sağ kurtulan)

Soru: Geleceğe bakarsam, çevremde olup biteni fark etmez miyim?

Cevap: Hayır, etrafınızdaki her şeye hedefinize ulaşmanız için birer koşul olarak bakıyorsunuz.

Soru: Bunun bana hedefime ulaşmam için verildiğini mi söylüyorsunuz?

Cevap: Evet ve tüm bunlar, nihai hedefi şekillendirmem için gereklidir.

Soru: Öyleyse bir noktada, en korkunç şey için bile minnettar olabilir misiniz?

Cevap: Elbette. Hissedersiniz ve sonunda fark edersiniz ki, olan her şey sadece sizin içindir, sizin kişisel olarak, hedefinize ulaşmanız içindir.

Işığın Dağılımı

Soru: Işığın, Kli’den ilk çıkışı aniden gerçekleşti, oysa ikincisi yavaş yavaş meydana geldi. Işığın bu çıkışı neyi gerçekleştirir?

Cevap: Gerçek şu ki, ışık esasen, Kli’ye girdiği şekilde yani yavaş yavaş çıkar. Bu nedenle, ışığın işleyişinin her safhası ayrı ayrı incelenmelidir.

Soru: Işığın birinci ve ikinci yayılışı arasındaki fark nedir?

Cevap: İkinci durumda, birinci yayılımdan kalmış Reşimot zaten mevcut olup, bunlar mevcut yayılımın üzerine eklenmiştir.

Bunun sonucu olarak, şimdi Kli’ye giren ışık artık çok yönlüdür ve Kli’nin adım adım, kademeli olarak aldığı ek anlayışları ve içsel frekansları içinde barındırır.

Yeni Bir Yer, Ev Olabilir Mi?

Soru: Eğer üst yönetimi, Yaradan’ı ele alırsak ve insan dünyasına, bu sekiz milyar insana Yaradan’ın yaptığı gibi bakarsak, kişinin olması gereken belirli bir yer var mıdır ve genel olarak onun yeri nedir? Yoksa kişiye özel olarak ait olan hiçbir şey yok mu?

Cevap: Bu saf psikolojidir. Bir insanı herhangi bir yere atmak mümkündür ve o, buna alışacak ve orayı evi olarak görecektir.

Soru: Bu, bir kişinin bu adımı atabileceği ve “Bu topraklar benim evimdir” diyebileceği anlamına mı geliyor? Bir yerden bir yere taşınıp bu şekilde yaşayabilir mi?

Cevap: Evet. İsrail’e taşınmam gerektiğini anladığım anda, hemen Belarus’tan Litvanya’ya taşındım. Kendimi farklı bir atmosferde buldum.

Soru: Ayrılmayı kolaylaştırmak için mi?

Cevap: Evet. İlk soru “Ne zaman gidiyorsun?” oldu. Belarus’ta bunu söylemekten korkuyorlardı. Hepsi bu. Her şey oldukça basitti.

Soru: Yani, kişi şu anda var olanı kabul etmeli ve onu kucaklamalı mı?

Cevap: Evet, geçmişini kesip atmalı.

Acı Çekmekte Fayda Vardır

Soru: İnsanlar arasındaki ilişkilerin sadece iyi şeyler üzerine kurulması mümkün müdür? Arkadaşlar arasında, karı koca arasında, kavgalar, boşanmalar ve ıstıraplar olmadan – sadece iyi ilişkiler, bu mümkün müdür?

Cevap: Hayır, her şey ancak yıkımdan elde edilir. Bu nedenle, tüm bu “iniş ve çıkışlar”, yükseliş ve düşüş dönemlerinden geçmemiş bir kişi, bunun kıymetini bilemez. Bu tür ilişkilere değer vermeyecektir.

Soru: Yani insanlar arasındaki bağdaki yıkım hissini bile destekliyorsunuz? Sanki her şey dağılıyormuş gibi?

Cevap: Elbette. İlişkilerini korumaları ve böyle bir duruma gelmelerine izin vermemeleri için, onların da bu duyguları yaşamaları gerekir.

Soru: Ama o duygular onların üzerinde asılı kalır, değil mi?

Cevap: Kesinlikle. Başka türlüsü nasıl olabilir ki? İki egoist! Egoizmlerini kesip atarak tatlı, zararsız küçük aptallara mı dönüşsünler?

Yorum: Bu iyi olmazdı.

Cevabım: Bu imkânsız! Biz karşılaşırız, birbirimize çarparız, sonra umutsuzluğa kapıldıktan sonra, sadece iyi ilişkiler kurmaya çalışarak hayatın nasıl inşa edilebileceğini anlamaya başlarız. Artık gençlikteki gibi, bazen kötü bazen iyi ilişkiler içinde olma ihtiyacı duymazsınız; sadece iyi ilişkiler içinde olmayı istersiniz.

Soru: Peki bu, genç yaşta yaşanan iniş çıkışlarla mı olur?

Cevap: Elbette. Bu olmadan, hiçbir şey var olamaz. Her türlü olumsuz duygu ve koşullardan oluşan bu cephaneliği biriktirmelisiniz ve o zaman onları engellersiniz.

Üst Uyuma Giden Yol

Yaradan, sonsuzluk dünyası olarak adlandırılan tek bir koşul yarattı. Tüm değişiklikler yalnızca bizim içimizde gerçekleşir. Bizler, o aynı sonsuzluk dünyasında var oluruz, fakat sonsuzluğu algılamak yerine sadece kendimizi algılarız.

Bir zamanlar, algımda tüm diğer ruhlarla birleşmiş hâlde, sonsuzluk dünyasını hissediyordum — sınırsızlığı, ebediliği ve mükemmelliği. Sonra koşulum yani algım değişti; kendimi karanlık, bozulmuş bir dünyada hissetmeye başladım, acı, sorunlar, kaos, baskı ve sınırlamalarla dolu bir dünyada.

Koşullar gitgide kötüleşti, ta ki en düşük hâle ulaşana kadar — kendimi, benim gibi olan diğerlerinin arasında, bizim dünyamızda, çevremdeki gerçeklikte var oluyormuş gibi hissettiğim bir hâle.

Bütün bunların hepsi yalnızca benim içimde, öznel gerçeklik algımda gerçekleşti. Dışarıda hiçbir şey değişmedi. Sanki gözlüklerimi çıkarıyorum ve etrafımda kimseyi görmüyorum ya da onları takıyorum ve tamamen farklı bir dünya görmeye başlıyorum.

Böylece, içsel niteliklerimiz sonsuzluk dünyası seviyesinden öylesine değişti ki, artık onun yerine bu dünyayı algılıyoruz — sonsuzluk dünyasına hiç benzemeyen bir dünyayı. Yine de her şeyin yüce bir uyum, ebediyet ve mükemmellik içinde var olduğu, ışığın, iyiliğin ve sevginin hüküm sürdüğü o aynı koşula — sonsuzluk dünyası denilen koşula — geri dönebiliriz.

Peki, bunun için neye ihtiyacımız var? Bu koşulu kendi içimizde uyandırarak onun algısına ulaşmalıyız. Sonsuzluk dünyası, içimizde, birçok örtü katmanının ardında gizlidir. Yavaş yavaş, daha derin bir gizlilikten daha az gizli olana doğru ilerledikçe, sonsuzluk dünyasını ifşa ederiz.

Sonsuzluk algısına geri döndüğüm safhalara dünyalar, gizlilikler denir (“dünya”, “Olam”, “gizlilik” Ha’alama kelimesinden gelir). Adım adım bu gizlilik azalır ve ben onun üzerine yükselirim.

Bu, dereceler merdiveninde yükselmek, dünyaların basamaklarını çıkmak, gizliliğin üstüne yükselmek ve gerçekliği giderek daha fazla hissetmek anlamına gelir.

Bunu nasıl yaparız? Sonsuzluk dünyası denilen durumu uyandırırız. Birlikte, sonsuzluk dünyasındaki bağı anlatan Zohar Kitabı’nı okuruz ve bu büyük arzu, içimizdeki o koşulu uyandırır.

Çin’in Kadim Bilgeliği

Yorum: Kadim Çin bilgeliği şöyle der: “Her zaman olayların aydınlık tarafına bakın. Ve eğer aydınlık tarafa yoksa, karanlık olanları parlayana kadar cilalayın.”

Cevabım: Çünkü dünyadaki her şeyin arkasında üst ışık vardır. Ve size karanlık varmış gibi göründüğü yerde, o olgu parlamaya başlayana kadar kendinizi “cilalamalısınız”. Çünkü her olgunun içinde, onun içinde, üst ışık vardır.

Soru: Yani bunun karanlık değil, aydınlık olduğunu görmek için kendimi mi parlatmalıyım?

Cevap: Evet. Egoizminizi silin ve etrafınızdaki dünyanın sadece basit üst ışıktan oluştuğunu göreceksiniz.

Yorum: “Hayatın sırrı genç ölmektir ama mümkün olduğunca geç.”

Cevabım: Evet, çünkü genç olmak her zaman ileriye doğru çabalamaktır. Gençlik yıllarla ilgili değildir. 200 yıl yaşayıp yine de genç kalabilirsiniz ya da 20 yaşında bile yaşlı, tükenmiş bir insan olabilirsiniz.

Her şey sizin özleminize bağlıdır! Hayatın anlamını edinme arzusuna sahipseniz, o zaman daima gençsinizdir. Bu en önemli şeydir. Bu hem size hem de içinde bulunduğunuz topluma, çevrenize bağlıdır. Ama hiçbir koşulda özleminizin yok olmasına izin vermemelisiniz. Bu çok önemlidir.

Soru: Öğretmeninize “koşucu” deniyordu. Sizin için o gerçekten genç miydi?

Cevap: Onun yanında, yaşlı olan bendim. Aramızda kırk yaş bir fark vardı. O 1906’da doğmuştu, ben ise 1946’da. Çok güçlü, kuvvetli, enerjik, sürekli ileriye doğru çabalayan biriydi ve işte bu yönüyle gençti.

Yorum: “Vazgeçme isteği, zaferden hemen önce en güçlü hâlini alır.”

Cevap: Evet, durum her zaman böyledir. İnsan hedefe yaklaşırken, tuhaf bir şekilde bir zayıflık belirir: “Neden? Niçin? Yoruldum. Olamaz. Asla.”

O anda, kişi hedefe yönelik arzusu için sınandığını anlamalıdır. Bunu başarmak için, kişi yeni bir şey, daha da büyük bir istek eklemelidir. Daha fazla dürtü, tutku, değerlerin takdiri ve hedefin önemi aşılanmalıdır. Ve sonra hedefe ulaşacaktır.

Soru: Yani pratik olarak yakındır, ancak önünde tırmanamayacağı bir dağ mı vardır?

Cevap: Evet. Bu yüzden, o dağa koşarak çıkmak, tırmanmak için şimdi hedefin önemini artırmalıdır.

Soru: Peki, bu nasıl olur?

Cevap: Bu, hedefin önemi sayesinde içsel gücün harekete geçirilmesidir.

Soru: Ama mantıken, insan hedefe yaklaştıkça daha fazla güce sahip olmaz mı?

Cevap: Hayır, bu bir koşucu gibidir; son aşamada gücü sanki tükenmiş gibi gelir. İşte o anda, yeni bir kaynağı, ikinci bir nefesi devreye sokmalıdır. İnsan bunu öğrenir ve o zaman başarılı olur.

Yorum: “Kusursuz bir dost yoktur. Eğer kusur ararsan, sonunda dostsuz kalırsın.”

Cevabım: Elbette. İnsan bunu anlamalı ve dostu kusurlarıyla birlikte sevmelidir. Ve bu kusurlar dostunuzda olsa bile, aslında onlar sizin kusurlarınızdır.

Soru: Yani bir dosta baktığınızda, aslında kendinize mi bakıyorsunuz?

Cevap: Evet. Bu kusurların, sizin içinizde olduğunu anlamalısınız.

Yorum: Ama biz tam tersini yapıyoruz. Genelde çevremizdeki dünyayı eleştiriyoruz.

Cevabım: Kesinlikle, eleştiriyoruz. Ama aslında her şeyi kendi içimizde algılamamız gerekir. Bu çok zor!

Yorum: Başarısız olan işletmelerin çoğu, arkadaşlarla kurulanlardır. Sonrasında birbirlerinden nefret ederler.

Cevabım: Onlar eğitimli değillerdir. Bütün sorun bu, insanlığa birbirleriyle doğru bir şekilde nasıl ilişki kuracakları öğretilmiyor. Ve bu konuda hiçbir şey yapamıyoruz.

Her insan tam bir egoist! Ve insanlar bu şekilde yetiştirilmeye devam ediyor. Ne kadar fazla egoizme sahipsen, başkalarının önüne geçme şansının o kadar fazla olduğuna inanılıyor. Ama sonunda gerçek başarının, başkalarıyla doğru ilişki içinde olmak anlamına geldiğini anlamıyoruz.

Dünyanın egoizm yüzünden yanıp tükendiği bir koşula çoktan ulaştık. Artık egoistçe ilerleyemez hale geldi. Tüm büyük hayallerimiz ve diğer her şey sönüp gidiyor.

Ve geriye tek bir şey kalıyor — nasıl var olmaya devam edeceğiz? Bu, ancak birbirimizle olan bağımıza değer vermeye başlarsak mümkün olur. O bağın içinde bir amaç, boyutlar ve bambaşka bir dünya keşfedeceğiz.

Soru: Bir dostluğu sonuna kadar nasıl sürdürebileceğinize dair en önemli tavsiyeyi verebilir misiniz?

Cevap: Başkalarında gördüğünüz kötülüğün tamamen içinizde olduğunu anlamalısınız. Çevrenizde kötü olan hiçbir şey yoktur; sadece kendinizsiniz. Çevrenizdeki her şeyde güzel bir dünya görene kadar kendinizi ıslah etmeye çalışmalısınız. O zaman kendinizi manevi dünyada, Aden Bahçesi’nde bulacaksınız. İçinizdeki cehennemi cennete dönüştürün ve cennette olduğunuzu göreceksiniz.

Ama içinizdeki cehennemi değiştirmezseniz, cehennemdeymişsiniz gibi görünecektir.

Başkasında cehennem görüyorsanız, o sizin içinizdedir. Kendinizi değiştirin, harika bir dünyada olduğunuzu göreceksiniz.

Yorum: “Benim erdemlerimden söz ettiklerinde benden çalıyorlar. Kusurlarımdan söz ettiklerinde ise bana öğretiyorlar.”

Cevabım: Evet, bu doğru. Kabala’da denir ki, bir dost, kusurlarınızı onun aracılığıyla keşfettiğiniz kişidir. Çünkü bu şekilde ilerlemenize yardımcı olur.

Sizi öven kişiler yolunuzu zayıflatır; sizi gereksiz bir üstünlük, mükemmellik vb. duygusuyla doldururlar. Hiç yardımcı olmazlar.

Olumsuz niteliklerinizi hissettiğiniz kişiler arasında gerçekten gelişirsiniz.

Bu, bir dostun, yanında kendini rahat hissettiğin “Seninle kendimi iyi hissediyorum, çok hoş,” dediğin biri olmadığı anlamına gelir. Hayır, tam tersine. Gerçek dostlar, sizi uzaklaştırıyor gibi görünen ve yakınlaşmak için çaba göstermeniz gerektiğini hissettiğiniz kişilerdir. Sizi kendinizin ötesine geçmeniz için harekete geçirenler, gerçek dostlarınızdır.

Yorum: “Görünmez bir kırmızı iplik, zamana, mekâna veya koşullara rağmen kaderde buluşacak olanları birbirine bağlar. İplik, uzayabilir veya dolaşabilir, ancak asla kopmaz.”

Cevabım: Elbette. Çünkü başından beri hepimiz birbirimize bağlıyız. Herkes zaten kendi koşulu içinde var olur. Ve eğer ortak ruhun ıslahı sonucunda bir şekilde birbirimizle karşılaşmamız gerekiyorsa, bu zaten manevi genlerimiz tarafından önceden belirlenmiştir.

Bu yüzden, karşılaşmalarımız veya ayrılıklarımızda tesadüfi değildir. Endişelenmeyin.

Önemli olan, gelişiminizin her aşamasında başkalarıyla karşılaştığınızda olabildiğince nazik, dostane ve samimi olun. O zaman asla hata yapmaz ve her zaman ruhunuzun ıslahı yönünde ilerlersiniz.

Hiçbir şey tesadüf değildir. Tüm karşılaşmalarımız önceden belirlenmiştir. Bu kaderdir!

Uzmanlık Alanı, İnsan

Soru: Lise öğretmeni olarak çalışıyorum ve birçok gencin okulu bırakmasına neden olan sorunlar konusunda derin endişelerim var. Onlara sizin bahsettiğiniz türden bir eğitimin temellerini vermek istiyorum. Ancak, her ders için bana ayrılan haftada birkaç saatlik süre içinde bunu yapmam mümkün mü?

Cevap: Açıkçası bu şekilde hiçbir şey yapılamaz. Neden bir çocuğun okulda geçirdiği zamanın yarısını yararlı faaliyetlere, yani kendini, gelecekteki ailesini, dünyayı, yeni bir toplumu nasıl inşa edeceğini, yakınlarıyla ve yabancılarla, arkadaşlarıyla nasıl doğru ilişkiler kuracağını öğrenmeye ayırmıyoruz?

Eğitim budur; amaçlanan bir insanı inşa etmektir. Sadece çocuk doğurmak yetmez; onları insan olarak yetiştirmemiz, şekillendirmemiz gerekir. Ancak bugün bu gerçekleşmiyor. Okul insan yetiştirmiyor, kimyager, matematikçi, fizikçi, bir alanda uzman yetiştiriyor, hepsi bu.

Ancak bu, yine de insan olmak anlamına gelmez. Okullarda “bir insanın inşası” gibi bir ders yoktur. Bu konuyu gündeme getirmek ve ulusal bir tartışma konusu haline getirmek gerekir; sonuçta bu konu hepimizi ilgilendirir ve her aileyi etkiler. Hem çocuklar hem ebeveynler, aynı zamanda bu durumdan memnun olmayan Eğitim Bakanlığı’nın kendisi de sıkıntı içindeler.

Öncelikle, Eğitim Bakanlığı’nın bir eğitim kurumu yerine bir yetiştirme kurumuna nasıl dönüştüreceğine karar vermek gerekiyor. Bu, en büyük ulusal sorundur.

Soru: Çocuklarla geçirdiğim iki saat içinde bir şeyler başarabilir miyim?

Cevap: Sorun şu ki ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Bir yıl içinde, insanı oluşturan mozaiğin bir parçasının inşa edileceğini garanti edecek bir programa sahip değilsiniz. İnsan yetiştirmek, öğrenilmesi gereken bir sanattır. Bu, ulusal ölçekte bir program olmalıdır.

 

Hayatın Asıl Bilgeliği

Soru: Normal insanların yaşaması gereken bir ilke verebilir misiniz?

Cevap: İlke çok basit: endişelenmeyin. Hepsi bu kadar.

Soru: Yani tüm bu kariyer basamakları değersiz mi?

Cevap: Her şeyin gözlerimizin önünde paramparça olduğunu görebiliyoruz.

Soru: Peki ya hayatın anlamını aramak?

Cevap: Hayatın anlamını aramak, her şeyin O’nun planına göre gitmesi gerektiğini anladığınız, Yaradan ile bir denge noktası bulmaktır. Ve sonunda O’nun planına razı olur ve sakin bir şekilde akışına bırakırsınız.

Soru: Esasında, tüm bu hayat yolu, her şey, her şey az önce söylediğiniz şeye mi indirgenmeli? Yaradan ile bu temas noktasını aramak mı?

Cevap: Evet, o akışı bulun, ona katılın ve onunla birlikte yol alın.

Soru: Peki sizin şu anda yaydığınız bu sakinlik ne zaman gelecek? Tüm bu koşuşturma, arayışlardan sonra mı; yoksa bir şeye, bir tür gerçeğe dokunduktan sonra mı? Ne zaman?

Cevap: Bence Kabala’yı 20 yıl çalıştıktan sonra gelebilir. Ve eğer doğru çevrede bulunuyorsanız, daha da erken gelebilir. Çünkü oradan, buradan, her yerden ve herkesten bir şeyler duyacaksınız.

Soru: Peki o zaman tüm bu ilkelere geri dönersek, o zaman bunlar gerçek olur mu? Sakin olun, acele etmeyin, planlarınızla Tanrı’yı güldürmeyin.

Cevap: Planlarınıza ve eylemlerinize müdahale etmezsiniz. Sadece yaşarsınız ve hayatın akışını daha derinden kavramaya çalışırsınız.

Soru: Neyi kavrıyorum ki?

Cevap: Yaradan’dan gelen ve sizi sürükleyen şeyi kavrıyorsunuz. Bu aslında zamandır. Hayat nehridir.

Soru: Zamanı nasıl yorumluyorsunuz? Benim için zaman, saatin tik takları, geçen zaman veya yaşlanma olabilir.

Cevap: Hayır, hayır. Zaman sadece bir akıntıdır. Bir akıştır. Ve siz de buna katılıyormuş gibi hissediyorsunuz, bu akıntıya kapılmaya ve kendinizi ona bırakmaya hazırsınız.

Soru: Peki bu doğru ilke mi, hayatınızı yaşamak için doğru yol mu?

Cevap: Evet, zaten başka bir şey yapamazsınız. Tersine, bilgelik boyun eğmede yatmaktadır.