2022 İçin Tahmin: Nereye Gitmeli?

Yorum: Bazı siyaset bilimciler, bilim adamları ve çeşitli uzmanlar yakın zamanda gelecek yıl için aşağıdaki noktaları içeren ekonomik tahminler sağlamak için toplandılar. Avrupa’daki doğalgaz krizi daha da kötüleşecek; Avrupa, çelişkiler nedeniyle tamamen parçalanacak; AB’deki göçmen krizi şiddetlenecek; ABD’de hiperenflasyon artacak; Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki çatışma daha da kötüye gidecek; salgın devam edecek; Suriye, Libya, Donbass, Karabağ’daki askeri çatışmalar ve Tayvan etrafındaki durum çözülemeyecek; Çin ile Amerika çatışması yoğunlaşarak devam edecek. Daha birçok nokta var.

Bütün bunlara bakışınız nedir?

Cevabım: Dünya çapında bir anlaşmazlık var.

Soru: Nereye gitmeli? Neler olduğuna bir bakın!

Cevap: Hiçbir yere gitmeye gerek yok. Hiçbir yere. Başka gezegen yok, kimse sizi bir yerlerde beklemiyor.

Bir gezegeni mahvettiniz ve şimdi başka bir gezegene mi uçacaksınız? Eğer Dünya’yı uzaydan gözlemliyor olsaydınız, en hafif deyimiyle bu Dünya’nın etrafında ne kadar çöp döndüğünü görürdünüz. Dünyanın kendisi tamamen kaplıdır.

Soru: Peki tüm bu tahminler ne olacak? Uzmanlar, siyaset bilimciler, en azından bir şeyler önermeliler.

Cevap: Hiçbir şey teklif edemezler. Bu sonuna kadar devam edecek. Aksine, ellerinde hiçbir şey olmadığını fark etmeye başlıyorlar. akılda, ruhta ve kalpte hiçbir şey yok. Asıl kriz burada başlıyor.

Soru: Peki, onların kalplerinde ve ruhlarında ortaya çıkacağını düşünüyor musunuz?

Cevap: Hayır. Bu büyük karışıklıklar ve büyük acılar gerektirir. Bundan kurtulamazlardı. Atom bombasının altında yatmaya razı olurlardı, hepsi bu.

Yorum: Ama bir şey sunarlardı, daha önce bir şey inşa edilmişti.

Cevabım: O zaman daha saf oldukları içindi. Artık daha akıllılar. Sunacak hiçbir şeyleri olmadığının farkındalar.

Soru: Birdenbire insan aklının artık bütün bunları kavrayamayacağını mı hissediyorlar?

Cevap: İnsan zihni ancak mahvedebilir, bozabilir, kırabilir ve geleceği karanlık, kötü yapabilir.

Soru: Neden aklımıza böyle bir güven duygusu verildi?

Cevap: Böylece kafamız tamamen karışır ve aklımızın kesinlikle hiçbir değeri olmadığını fark ederiz. Sonuçta, insanı diğer tüm yaratılanlardan ayıran nedir? Akıl!

Kulağa çok saygın geliyor! Şimdi kim olduğunuzla gurur duyun. Kafanızda öyle bir mekanizma var ki, kalbinizde öyle büyük hisler var ki ama hepsi egoist, dar ve sıradan, küçük egoizmimize sabitlenmiş durumda. İşte bu yüzden hiçbir şey işe yaramıyor.

Soru: Gerçekten böyle mi? Kişinin fark etmesi gereken tek şey bu mu?

Cevap: Evet. Sadece bu, elinde hiçbir şey olmadığı, ya ölümdür, ya da… ama ölüm de bir seçenek değildir.

Soru: Elimizde ne var o zaman?

Cevap: Sadece aramızdaki ilişkilerde, komşunuzun sizin için kendinizden daha değerli olacağı, öylesine üst ilişkilere ulaşmak için birbirimize yakınlaşmaya doğru gitmek.

Soru: Öyle bir duruma gelelim ki aklımı bir kenara bırakıp sadece hislerle mi ilerleyeyim?

Cevap: Evet. Çünkü bugünkü aklımız bizi ancak daha derin bir egoizme sürükleyebilir ve daha büyük darbelere maruz bırakabilir.

Soru: Bunun akılla değil, kalple ilgili olduğunu mu söylüyorsunuz?

Cevap: Evet. Yazıldığı gibi ”Kalp anlar”. Akıl arzuları takip etmek zorundadır. İnsanın arzuları düzeltildiği ölçüde, bu ölçüye göre aklı onlarla çalışabilir. Ve doğru ortak yaşam bu olacaktır.

Soru: Demek üst akıl bizimle böyle oynuyor?

Cevap: Kesinlikle.

Soru: Aklımız bu üst aklın bir parçası mı değil mi?

Cevap: Bizim aklımız değil. Ama ona geleceğiz, zihnimizi ve duygularımızı üst akılla birleştirmeye geleceğiz.

İyi bir yıl olacak.

Soru: Bunun nasıl yapılacağı konusunda herhangi bir tavsiyeniz var mı?

Cevap: Bu yolu anlamaya çalışırsak rasyonel-maneviyatın veya rasyonel-kalbin olgunlaşmasını hızlandırabiliriz.

Kendimizi bir tür olarak koruyabilmek için karşıt özelliklere geçmekten başka bir yolumuzun olmadığını anlamalıyız. Fark etmemiz gereken şey bu — başka çıkış yolu yok.

“Bu gerçekçi değil, bu imkansız.” diyemeyiz. Neyin mümkün ya da imkansız olduğunun bir önemi yok! Basitçe tek çıkış yolu bu. Bu yüzden mutlak egoistler olduğumuz gerçeğinden mutlak özgeciler olmamız gerektiği gerçeğine, birbirimizden nefret etmekten birbirimizi sevmeye kadar uçurumun üzerinden atlayacağız. Başka hiçbir şeye gerek yok. Ve birbirimize olan bu sevgi niteliğinde, evrenin her şeye ve herkese, tüm maddeye, zamanın ve mekanın üstünde nüfuz eden büyük gücünü hissetmeye başlayacağız. Sonra bambaşka bir seviyeye, farklı bir boyuta gireceğiz.

Bizden tek istenen budur. Bu, kendi güçlerimizle mümkün değildir. Şimdi kendimizi düşündüğümüzde, herkes kendi gücünden bahseder. Oysa yalnızca kolektif güçlerle üstesinden gelebiliriz.

Soru: O zaman, bunu birlikte başaralım mı?

Cevap: Evet!

“2021’in Sıkıntılarının Arkasındaki Ortak Suçlu” (Linkedin)

Yangınlar, seller, salgın hastalıklar, depremler, tayfunlar, kasırgalar, kuraklık, enflasyon, savaş, istismar ve sömürü, hepsini bu yıl yaşadık ve ortak bir suçlu onların arkasında duruyor: insan. İnsan değişirse, dünya değişir. Görev kolay olmayabilir, ancak nedenini ve ne yapmamız gerektiğini bilmek, iyileşmeyi sağlamak adına uzun bir yol kat etmemizi sağlayacaktır.

Bu yıl olan tüm kötü şeyleri düşündüğünüzde, “Neyse kurtulduk!” demek neredeyse içgüdüseldir. Ama bundan daha akıllı olmalıyız. Açılış paragrafında bahsi geçen felaketler, krizlerin dibine inmeye ve kesin olarak çözmeye kararlı olmadıkça, gelecek yıl ve sonraki yıllarda olacaklara kıyasla hafif bir esinti gibi görünecekler.

İnsanlar geçen yılı düşündüklerinde, sadece olan şeyleri düşünürler. Bence bundan daha derine inmeliyiz; bunları neyin tetiklediğine ve diğer olumsuz gelişmelere bakmalıyız.

Dünya’nın ekosisteminde her elementin benzersiz ve yeri doldurulamaz olduğunu zaten biliyoruz. Tek bir öğeyi bile tükettiğinizde, sistemi dengeden çıkarırsınız. Yerel bir ekosistemin dengesini bozduğunuzda, tüm gezegen bozuluncaya kadar komşu sistemlerini etkiler. Tıpkı Kovid-19’un bize herhangi bir suşun hemen dünyaya yayıldığını öğrettiği gibi, yaptığımız, söylediğimiz, hatta düşündüğümüz her şeyde de durum böyledir. Hepimiz aynı sistemin parçalarıyız.

Birbirimize bağımlı olduğumuzu ve tüketici olarak davranış biçimlerimiz, yediklerimiz, seyahat alışkanlıklarımız ve hayatımızın diğer yönleriyle birbirimizi etkilediğimizi zaten kabul ediyoruz. Sorumsuz ve düşüncesiz davranışların ortak kaynakları tükettiğini ve bunun sonucunda herkesin acı çektiğini görüyoruz. BM ve diğer kuruluşlar, gece gündüz bu konuyu tartışan uluslararası paneller ve konferanslar düzenlemektedir.

Yine de değişen pek bir şey yok.  Aslında işler daha da kötüye gidiyor. Şimdiye kadar umursamaz davranışlarımızı gerçekten kontrol altına almayı başaran tek şey Koronavirüs. Bizi karantinaya girmeye zorladığında, hava temizlendi, su temizlendi, hayvanlar daha önce gezemedikleri yerleri gezdi ve insanlar ailelerini yeniden keşfettiler.

Ancak karantina bir yaşam biçimi değildir; acil bir önlemdir. Bu gezegende, tek evimizde, onu yok etmeden ve misilleme olarak o da bizi yok etmeden yaşamaya devam etmemizi sağlayacak sürdürülebilir bir çözüme ihtiyacımız var.

Bunu yapmak için, umursamaz davranışlarımıza neden olan temel unsuru değiştirmeliyiz: bencil insan doğamızı. Gezegenimizi rahatsız eden tüm konulara baktığınızda – doğal afetlerden insan kaynaklı krizlere kadar – hepsinin ortak bir suçlusu var: insan egoizmi. Bu nedenle, insan değişirse, dünya değişir.

En büyük sorunumuz burada yatıyor. Davranışlarımızı değiştirmemiz gerektiği konusunda hemfikiriz. Davranışlarımızın sorunlara neden olduğu da açıktır. Ancak düşüncesiz davranışlarımızın nedenini değiştirmenin çok daha az savunucusu var, çünkü hiç kimse dünyanın sorunları için suçluluk duymayı isteyerek kabul etmiyor. Yine de hepimiz sorumluyuz.

2022’ye girerken insanlığın karşılaştığı en büyük zorluk, gaz emisyonlarını engellemek, plastik kullanımını kısıtlamak veya fosil yakıt kullanımını azaltmak değildir. En büyük zorluğumuz, gezegeni temizleme çabalarımızdaki en inatçı aksaklık, kendi doğamızdır.

Kendi doğamızın en büyük sorunumuz olduğunu kendimize söyleyemiyoruz. Bununla birlikte, herkesin insanlık için yeni bir doğa inşa etmeye katıldığı, dayanışma ve nezaketin beğeni kazandığı, kibir ve narsisizmin uyarıya sebep olduğu bir atmosfer yaratabiliriz.

Eğer birlikte bunu yaparsak, kendimizi hiçbir şeyi inkar ediyormuşuz gibi hissetmeyeceğiz ya da içimizden bir şeyi söküyormuşuz gibi. Bunun yerine, hayatlarımıza iyi bir takviye eklediğimizi, yaşamlarımızı zenginleştiren, onlara yön ve anlam veren bir şey eklediğimizi hissedeceğiz. Yavaş yavaş, narsisizmden daha cömertçe ödüllendirdiği için sosyal zihniyet giderek daha baskın hale gelecektir. Birlikte yaparsak, kolay ve yumuşak bir geçiş olur.

Bu nedenle, nerede olduğumuzu, dünyamızın neden böyle olduğunu ve yollarımızı değiştirmediğimiz sürece karşılaşacağımız kesin olan sıkıntılardan nasıl kurtulacağımızı anlamak hayatta kalmamız için çok önemlidir. Bonus olarak, dayanışma zihniyetini benimseyip sıkıntılarımızın ortak suçlusu olan kendi egoizmimizin üzerine çıkabildiğimizde, olduğuna inanmadığımız harika bir hayat da kazanacağız.

2022 İçin Bir Öngörü

2021 yılı sona eriyor. 2022’nin eşiğindeyiz ve herkes Yeni Yıl’ın ne getireceğini bilmek istiyor. Son zamanlarda başımıza gelen sorunlardan nefes almak için bir aramız olacak mı?

2021 yılı birçok insanın hayatında büyük bir uçurum yarattı, doğada, ekonomide, sağlıkta ve hayatın her alanında korkular, belirsizlikler, felaket değişimler getirdi. Tüm bu değişiklikleri, yeni bir hayat getirecek noktaya nasıl çevirebilirsiniz?

Gelişimin gidişatını değiştirmek ve yeni bir rotaya yönlendirmek istiyorsak, olup biten her şeyi birbirimizle bağ kurma özlemi olarak algılamamız gerektiğini anlamalıyız. Hayatımıza yük olan tüm sorunların ve tüm sıkıntıların üstesinden gelmek, ancak daha fazla birlik olursak mümkündür. Ve sonrasında bunun olası tüm sorunlara evrensel bir çözüm olduğunu göreceğiz.

Kendimizi daha yakın hissedip birbirimize yardım edersek, nefreti ve savaşları durdurursak, tek kalp tek adam olmak için her şeyi yaparsak, o zaman tüm sıkıntılardan ve sorunlardan büyük bir zaferle çıkarız.

Sadece gitmeli ve yapmalısınız. Antik çağlardan günümüze başka bir şey gerektiren tek bir teknik, din ya da inanç bilmiyorum. İnsanlık tarihi boyunca pek çok insanın, peygamberlerin, büyük şahsiyetlerin ve manevi liderlerin neler konuştuğunu anlamamız gerekiyor. Şayet bunu yaparsak, kesinlikle iyi bir hayatımız olacak.

Dünyamızda bolluk var; hiçbir şeyin eksikliği yo, ama topraktan doğal kaynakları, suyu, havayı alıp zehire çeviriyoruz çünkü her şeyi sadece birilerinin çıkarı, silahı ve düşmanlığı için kullanıyoruz. Doğaya, topluma karşı tutumumuzu değiştirmeliyiz. Eğer bunu her birimiz istersek, dünya liderlerini buna mecbur bırakacağız – hatta buna karşı olanları bile.

Bugünün gerçekliği son derece karmaşık görünüyor. 2022’den ne bekleyebilirsiniz? Şayet biz bu durumu değiştirmezsek daha da kötü olacak. Ne yazık ki, henüz başka herhangi bir umut görmüyorum. İnsanoğlu, mühendislik, teknoloji ve modern tıpta her geçen yıl daha akıllı hale gelmesine rağmen, tüm bunları sıradan bir insanın yaşamı için doğru şekilde nasıl kullanacağımızı bilmiyoruz. Sorun bu.

Ve tüm bunlar, insanlar arasındaki ilişkileri düzeltmememizden kaynaklanıyor. Herkesin kendini bireysel olarak hissettiği, diğerlerinden ayrılmış ve onlara borçlu olmadığı görünüyor. Ve dünya nüfusu birkaç milyar kişiye ulaşmış olsa da, herkes sadece bundan dolayı acı çekiyor.

İlaç şirketi Pfizer, 2024’e kadar Koronavirüs salgınıyla mücadele etmek zorunda kalacağımızı öngörüyor. İklim değişikliği, ekonominin ve dünyadaki yaşamın tüm alanlarının çöküşünden kaynaklanan ek sorunları da hesaba katarsak, 2022’de ne beklenebilir? Tüm bu sorunlar devam edecek: doğal afetler, volkanik patlamalar, depremler ve neden olduğumuz aşırı küresel ısınma.

Bu küresel ısınma, eğer yapabilirsek birçoğuyla savaşmamızın çok zor olacağı her türlü zararlı virüsü yeryüzünden serbest bırakıyor. Bütün bunlar ufukta, ancak tüm bunları geri alabilir ve bu sorunları önleyebiliriz. Ancak çözüm teknoloji, tıp veya ilaç alanında değil, sadece insan ilişkileri alanında yatıyor.

Genel halk ve ülkeler arasındaki ilişkileri düzelterek, hem bilinen hem de henüz bilinmeyen tüm zararlı virüsleri durdurma ve onları şimdi oldukları yerde bırakma, ortaya çıkmalarına, gelişmelerine, çoğalmalarına ve bize nüfuz etmelerine izin vermeme fırsatına sahibiz. Her şey sadece insanlar arasındaki ilişkilere bağlı.

Kişi şu soruyu sorabilir: “Ekonomi, iklim ve insan ilişkileri arasındaki bağ nedir?” Gerçek şu ki, insan doğada var olan her şeyin, tüm seviyelerin en üst seviyesindedir: cansız, bitkisel, hayvan ve insan. Ve insanlık 20. ve 21. yüzyılın sonunda olduğu gibi yüksek bir gelişim düzeyine ulaştığında, daha da yukarı seviyede olacak.

Her şeyi yapabiliriz! Yüksek teknolojilerimiz, güçlü silahlarımız ve modern tıbbımız var. Ama insanlar arası ilişkilerde binlerce yıl önce yaşamış en ilkel insanlardan çok daha kötü durumdayız. Ve bu alanı iyileştirmemiz gerekiyor.

Yeni Yıl İçin İnsanlığa Bir Dilek

Dünya, giderek daha fazla darbe alarak acı çekme yoluyla gelişiyor. Ve bu karışık döngüden kurtulmak için, darbelerin neye bağlı olduğunu ve yaşamlarımızı yeni bir şekilde nasıl organize edeceğimizi anlamamız gerekir, böylece darbeler bize fayda sağlar ve bizi birbirimize ve küresel doğaya yani üst kuvvete yaklaştırır.

Sonrasında harika bir dünyada yaşadığımızı hissedeceğiz! Doğanın bütün güçleri arasındaki nazik ve dengeli bir bağ dışında, bizim dünyamızda eksik olan hiçbir şey yok. Çatışmacı güçler yerine nezaket güçleri aracılığıyla birbirimize bağlanabilseydik, kendimizi bu dünyada değil, üst dünyada, cennette hissederdik.

İyi ilişkiler kurmak için, içimizde saklı olan iyi güçleri uyandırma istediğimiz konusunda hepimizin hemfikir olması gerekir. Herkesin az çok böyle güçleri var. Ama hepimiz birlikte iyiliğe uyanmak istersek, o zaman bu mümkün olur.

2022 için yapmamız gereken şey tam olarak bu. Zaten tüm olasılıkları denedik ve tek bir şey dışında hiçbir şeyin işe yaramadığını anladık: haydi birbirimizle iyi ilişkiler kurmaya çalışalım. Düşüncelerimizle birbirimize yardımcı olacağız ki, böyle bir karşılıklı katılım, destek, birlik ve sevgiye herkes ulaşabilsin.

Kimsenin patlamasına, bağırmasına veya kötülüklerini başkalarına bulaştırmasına izin vermeyeceğiz. O zaman gerçekten başarılı olabiliriz ve 2022 aile, devletler ve tüm insanlar arasındaki ilişkilerimizde bir dönüm noktası olacak. Tüm doğayı bununla nasıl dengelediğimizi göreceğiz. Birbiriyle çatışıyormuş gibi görünen tüm doğa güçleri bir anda sakinleşecek ve tüm doğa dengeye kavuşacak.

Dünyanın her yerindeki öğrencilerimin yeni yılda Kabala bilgeliğini daha da özümsemesini ve çevrelerinde daha da geniş destek çemberleri toplamasını, böylece birlikte dünyayı daha iyiye doğru değiştirebilmemizi diliyorum.

Bu yeni yıl için tüm insanlığa dileğim: Haydi dünyanın her yerindeki tüm insanlar arasında sevgiye, bağa ve karşılıklı kucaklaşmaya gelelim. Bu tüm sorunları çözecek.

Yeni Yılınız Kutlu Olsun!

Bireysellik Noktası

Soru: Bir parfüm şirketi “Individuality” adlı bir seri piyasaya sürdü. İkna edici reklam sözlerinden biri şuydu: “Benzersizliğinizi ve bireyselliğinizi hissediyorsanız, diğerlerinden farklı olduğunuzdan kesinlikle eminseniz, bu parfümler tam size göre.”

Bu bireysellik duygusu ve buna yönelik arzu bir insanda nereden geliyor?

Cevap: Fransızların parfümleriyle ilgili ve hepsinin, bireycilerin, onları satın almak için nasıl koşturdukları hakkında tartışmayacağım. Elbette, saçma görünüyor. Eğer bir bireyciysem, reklamların bana söylediklerini dinleyecek miyim? Bu nasıl olabilir? Aksine, sürünün içindeyim ve onun bir parçasıyım. Çağrıldığım yere koşuyorum.

Gerçek bireycilik doğası gereği bize özgüdür. Dahası, bu bir insanın en üst niteliğidir çünkü her birimizin Yaratan’da kendi noktası, bu dünyaya indiğimiz kendi kökü vardır.

Hepimiz O’nun içinde varız ve her birimiz O’nun kendi ipliğinden dünyamıza indik. Bu iplik beni Yaradan’da olan köküme bağlar ve O’nun içindeki bu nokta benzersizdir.

Bu benim kişisel, bireysel niteliğim, kimseyle ya da başka bir şeyle ilgisi yoktur. Gerçekten sadece benimdir. Beden ölebilir ve doğabilir çünkü bu sadece benim kişisel bakış açımdaki bir giysidir. Bu noktayı kendi içimde geliştirmem gerekir.

Bu nedenle Kabala, kişiye mutlak bir birey olma fırsatı verir. Ne de olsa en önemli şey bu noktayı tanımlamak ve onunla bağlı olmaktır çünkü bunlar benim orijinal niteliklerimdir; bu benim.

Kendimi başkalarına göre tasvir etmiyorum, ama kendime, Yaradan’da olan kendi noktamdan ve onunla tamamen bağlı olduğumdan nasıl emin olabileceğime bakıyorum. Sonra onun aracılığıyla Yaradan’ı hissetmeye başlarım, O’na nasıl eşit, benzer olabileceğimi hissederim, ama bireysel bir şekilde, özellikle de kendim olarak.

Bir insanın ölümden sonra yaşamı için hesap verdiğinde, kendisine tek bir şey sorulduğu söylenir: “Bireyselliğinin farkındalığını edinebildin mi?” Sadece bu soru. Azizler gibi, ermişler gibi, yüksek sosyetedekiler gibi, herhangi biri ya da herhangi bir şey gibi olmak zorunda değilsiniz. Çıplakmış gibi duruyorsunuz, artık bu dünya olmadan ve kendi farkındalığını edinip edinmediğin soruluyor.

Soru: İnsana, dünyaya bedeninin prizmasından, beş duyusundan bakıyormuş gibi gelir. Sonunda dünyaya ruhuyla baktığı ortaya çıkıyor. Bu yüzden mi her birimizin bireysel algısı var?

Cevap: Dünyamızın algısı ve üst dünya algısı bireyseldir çünkü her birimizin kendi manevi kökü, kendi kaynağı, doğduğumuz kendi noktası vardır. Her ne kadar aynı dünyada var olsak ve görünüşte aynı şekilde algılasak da, yine de herkes her şeyi kendince algılar.

 

“Zeka Paradoksu: Neden En Zeki Türler En Çok Zararı Veriyor?” (Linkedin)

İnsanlar gezegendeki en zeki türdür. O halde neden kendimize, diğer tüm türlere ve üzerinde yaşadığımız gezegene en çok zararı da biz veriyoruz? Nasıl oluyor da üstün zekamız, durumumuzu iyileştirmesi gereken ama her zaman daha da kötüleştiren planlar yapıyor? Cevap basit: Zihinlerimiz harika ama kalplerimiz o kadar çok kötülükle kirlendi ki, düşünme şeklimizi bozuyorlar ve bozuk düşüncelerimiz, kalbimizdeki kötülüğü yansıtan kirli ve bozuk bir dünya yaratıyor.

Çizdiğimiz her planı, önceki planların başarısızlığına dayandırıyoruz, yoksa yenilerini çizmemize gerek kalmazdı. Ancak tüm başarısızlıklara neden olan kökü – yozlaşmış kalplerimizi – düzeltmediğimiz için, sadece ıslahı “hızlandırma” niyetiyle bir öncekini çizdiğimiz aynı kötü zihniyetle yeni planlar çiziyoruz. Sonuç, bu nedenle, dünyamızın yozlaşmasının hızlanması olacak.

Şayet bugün çizdiğimiz planların bir faydası varsa, o da bizim beceriksizliğimizi ortaya çıkaracak olmasıdır. Her şeyi ve herkesi sömürmeye çalışan yozlaşmış kalplerimiz nedeniyle, zihinlerimiz başkalarını yok etmekten ve kendimizi geliştirmekten başka bir amacı olmayan planlar kurarlar. Bu tüm insanların doğası olduğundan, değişen derecelerde, planlarımız birbiriyle çarpışır ve her şeyi, üzerinde durduğumuz zemini, bizi besleyen bitkileri ve hayvanları ve nihayetinde bizi yok eder. Ego temelli bir medeniyet, yardım edemez  ancak yıkıma neden olabilir.

İnsanlık ile diğer türler arasındaki temel fark, biz yenmek isterken onların hayatta kalmak istemeleridir. Bu yüzden zekamızı geliştirdik: başkalarını geçmek ve yerinden etmek, başkalarının başarısını, varlığını sürdürmesini inkar etmek ve onları ya köleleştirmek ya da yok etmek.

O halde gezegenimizi ve kendimizi kurtarmanın tek yolu, üstün zekamızı kullanarak kalplerimizi değiştirmektir, böylece aklımız bencil kalplerimizden ziyade gerçek çıkarlarımıza hizmet eder. Bunu birbirimizi düşünmeyi öğrenerek, sadece kendilerini yükseltenlerden ziyade düşünceli olanlara değer vermeyi öğrenerek yapabiliriz.

Doğal hissettirmeyebilir, ancak kendi doğamız açıkça bizi hiçbir yere götürmüyor. Bu yüzden, aklımızı bize gerçekten fayda sağlayan bir şey için çalıştırmaya başlamanın zamanı geldi.

Her birimizin daha iyi bir insan olmaya çalışması yeterli değildir. Sosyal çevremiz bizden daha güçlü ve bizi herkes gibi davranmaya zorlayacaktır. Başarılı olmak için ortak bir çaba göstermeliyiz.

Birlikte çalışırsak başaramayacağımız hiçbir şey yoktur. İnatçı insan doğası bile kolektif gücümüzle boy ölçüşemez. Düşünmenin ve empatinin sadece toplumumuz için değil, yaşamlarımız için de önemini anlarsak, dağları yerinden oynatabiliriz.

Geçen Yıldan Ne Öğrendik?

Soru: 2021’den bu yana neye şükrediyorsunuz?

Cevap: Güzel bir yıldı. Bence insanlar birçok yönden ayıldılar. Uyandılar, daha mantıklılar, dinlemeye, duymaya ve dikkat etmeye başladılar. Artık onları eskisi gibi korkutmak veya kandırmak mümkün değil.

İnsanlığın az çok barışçıl gelişimi için kötü bir yıl değildi.

Soru: Salgına rağmen, yaşananlara rağmen mi?

Cevap: Yıl huzurlu ve güzeldi. Yavaş yavaş, sabırla bize dünyamızı anlamayı öğretti.

Her yıl doğa bize öğretiyor. Ancak bu yıl iyi geçti.

“Şeytanlar Var Mıdır?” (Quora)

Şeytanlar, bizim zararımıza hareket eden içsel güçlerdir. Şeytanları göremeyiz, ancak onları ne bize giren ne de çıkan ama içimizde uyanan içsel güçler olarak hissedebiliriz.

“Şeytanlar”, “ruhlar” ve “melekler” gibi farklı isimler verdiğimiz çeşitli olumlu ve olumsuz güçlere ev sahipliği yapıyoruz. Buna nedenle, aniden panik atak gibi tuhaf türde olumsuz hisler ya da tam tersine sevinç patlamaları gibi olumlu hisler yaşayabiliriz.

Ancak en önemlisi, bu güçler arasında kendimizi dengede tutmamız: Doğada var olan mutlak sevgiye uyum sağlamak için kendi aramızda sevgi ilişkileri geliştirerek kendimizi hayatın anlamına doğru yönlendirmemiz gerekir. Bu dengeyi sağlamak için kendimizi, kalibrasyonumuzu destekleyen çevrelere yerleştirirsek bir yandan diğer yana savrulmaktan kurtuluruz. Bunun karşılığında onların etkisinin üstüne çıkma yeteneğimizde daha da güçleneceğiz.

Devamı Olmayan Koşul

Lut’un, Sodom’dan ayrılırken arkasına bakıp tuzdan bir sütuna dönüşen karısı hakkında iyi bilinen bir dini hikayesi vardır. Bu, geçmiş durumlara bakıp onlara geri dönmek istemememiz gerektiği, yoksa tuzdan bir sütununa dönüşeceğimiz anlamına gelir.

Mısır’dan çıkış gibi diğer manevi durumları öğrendiğimizde, kişinin bunlardan nasıl çıkabileceğini anlayabiliriz.  Ama “Sodom” koşulundan çıkmanın bir yolu yoktur çünkü kimseyle bir şey değiş tokuş etmiyorsunuz, iletişim kurmuyorsunuz, almıyorsunuz, vermiyorsunuz. Burada hiçbir şey yok! Gerçekten tuzdan bir sütuna yani bozulmayan bir malzemeye dönüşüyorsun.

Kendinizi bu durum içinde muhafaza ediyorsunuz ve bu yüzden herhangi bir devamı yoktur.

İsrail Evinin Kölesi Olmak

Soru: İsrail evinin kölesi olmak ne anlama gelir?

Cevap: Kendinizi ihsan etme ve sevgi niteliğine tabi kılmak anlamına gelir. Ev bir kaptır (Kli) ve İsrail (“Yashar Kel”) “ Yaradan’a doğru” anlamına gelir.

Soru: Bir kişinin Yaradan’a bir şey yapmasını talimat vermesi ne anlama gelir?

Cevap: Bazen bu olabilir çünkü Yaradan öyle ister. “Oğullarım Beni yendi.” dendiği gibi. Eğer kişi kendisi, kendi çabalarıyla, yaratılış amacı için, ıslah için çabalarsa ve kendisinden mümkün olan her şeyi eklerse, o zaman bu şekilde anlaşılır.