İnsanın İçsel Düzeni Ne Verir?

Soru: Diyelim ki kişinin çektiği acılar onu hayatın anlamı sorusuna yönlendirdi. Kendi içinde insan seviyesini geliştirmeye nasıl başlar?

Cevap: Kişinin gerçekten hayatın anlamı hakkında gerçek bir sorusu varsa, Kabala’ya gelir.

Kişi içgüdüsel olarak, bir yerlerde kendisine bu sorunun cevabını verebilecek bir kaynak olduğunu hisseder. Araştırma sürecinde, çalışması beş ila yirmi yıl süren çeşitli sahte kaynaklara rastlar. Ama sonunda bunlarla yetinmez ve Kabala ilmini bulur.

Soru: Ama Kabala çalışan bir kişi de toplum içinde yaşamaktadır. O normal bir vatandaştır, çalışır, orduda görev yapar ve evlenir. Onun manevi gelişimi ile diğer her şey arasındaki doğru denge nasıl kurulur?

Cevap: En yüksek olan için, kendini anlamak ve idrak etmek için çabalamak, hayatının geri kalanını belirleyecektir.

Akıllı olmak; bu hayatı nasıl düzenleyeceğini düşünmek zorunda değil. Doğanın genel yasalarını bilmeden, onu daha iyi düzenleyemeyecektir.

Ve Kabala’nın ortaya koyduğu uyumu elde etme, üst gücü anlama çabası, tam olarak Kabala çalışmasıyla kişide meydana gelen içsel düzenlemedir. Onun nitelikleri, amaçları, arzuları, değişimleri, kendi içinde yaşadığı tüm bu metamorfozlar, kendisini, dünyaya karşı tutumunu ve nihayetinde dünyayı yeniden inşa etmek zorunda kaldığı bir koşula getirir. Bu koşul her şeyi belirler.

Yani kasten, yapay olarak bu dünyada bir şeyleri zorlamamıza gerek yok. Kendimizi değiştirerek, çevremizdeki dünyayı yavaş yavaş değiştireceğiz.

Manevi Açısından Taş Kavramı

Soru: Peygamberler kitabında “taş” kelimesi sıklıkla kullanılmaktadır. Bu farklı yorumlanabilir. Bunlar nelerdir?

Cevap: Esas olarak “Avana” kelimesinden gelen taş (Even), anlayış, farkındalık, idrak anlamına gelir. Bu nedenle, her durumda, bazı olayların temel anlayışı anlamına gelir.

Bir sunağın taştan yapıldığı söyleniyorsa, öyleyse burada kurbanın ne olduğunu anlamak gerekir. Sonuç olarak, kişi egoizmini alır, ondan üzerine yükseldiği özel bir yapı inşa eder ve tüm egoist arzularını kurban eder – onları ihsan etme niteliğine dönüştürür. Bu kurban etmedir.

Bedenin gömülü olduğu ve mezarın taşlarla kapatıldığı söylendiğinde, çok daha farklı bir şey kastedilmektedir. Beden öldüğünde toprağın tozu gibi olur. Bu, ihsan etmek için, birlikte çalıştığımız arzularımızın şimdi bittiği ve bu nedenle onları daha fazla kullanmadığımız anlamına gelir.

Buna ölen, yani Izdahechut Ha-Partzuf (Partzuf‘un zayıflaması) denir. Ne zaman manevi bir eylem olan Partzuf varsa, kişi onunla çalışmayı bırakır. Artık bu arzusunu ihsan etme, sevgi, başkalarıyla iletişim için kullanmasına gerek yoktur ve bu nedenle öldüğüne inanılır. Sonra onun yerine yenisi gelir.

Bir mezara konulan taş, kişinin geçmişe ne olduğunu anlayarak saygı duymasını ve bir sonraki aşamanın başladığını sembolize eder.

İlk kaynaklarda “dökme taşlar” tabirine halen rastlanmaktadır. Doğal olarak, bu fiziksel bir eylem değildir. “Taş” (“Avana” – anlayış, farkındalık kelimesinden gelir), birinin diğerini veya kendisini zapetmesi ve önceki anlayışlarını yeni kavramlarla değiştirmesi anlamına gelir.

Aslında bu aydınlatıcı ve yükselticidir. Mesele şu ki, geçmiş anlayışların artık herhangi bir idrake ihtiyacı yoktur ve bunun yerine yeni bir aşama ortaya çıkar.

“İnsan” Seviyesinin Başlangıcı

Soru: Bir insana sadece protein beden gibi davranmak yanlış olurdu. Neden başlangıçta içimizde iki seviye olacak şekilde yaratıldık: “insandaki hayvan” ve “insandaki insan”?

Cevap: Gerçek şu ki, binlerce yıldır gelişiyoruz. Fakat içimizdeki bu gelişme genel olarak ilkeldir. Bugün medyanın neyle dolu olduğuna bir bakın.

Nasıl çocuk yetiştirilir bilmiyoruz. Onlar için iyi bir dünyanın hazırlanmış olduğunu görmüyorum. Neden bunu yapamıyoruz? Bizler, sonuçta insanız!

Ama bizler hayvanlardan beteriz. Hayvanlar kendilerini ve yavrularını mümkün olduğunca donatmaya çalışırlar. Bizler ise, yavrularımız için, bile bile rahatsız edici, elverişsiz, güvensiz bir dünya yaratıyoruz ve genellikle yarın ne olacağını bilmiyoruz. Biz, ebeveynler, gelecek nesil için kötü koşullar hazırlıyoruz. Peki bu mantıklı mı?

Soru: Ama insanın içinde olan her şeyin doğada var olduğunu, onun tarafından tamamen kontrol edildiğini söylüyorsunuz. O zaman bizi bu tür mantıksız eylemlerde bulunmaya doğa mı itiyor?

Cevap: Oldukça doğrudur. Doğa, insanı kendisiyle, çevresiyle ve ona hükmeden doğayla bir şeyler yapması gerektiği anlayışına getirmek için insanı mantıksız eylemlere iter ve onu kendi kendini yok etmeye yönlendirir.

İnsanda “insan” seviyesinin başladığı yer burasıdır. Doğasının kötü olduğunu, kötü güçler tarafından yönetildiğini fark ettiğinde, şu soruları sormaya başlayacaktır: “Neden? Ne için? Neden her şey bu şekilde düzenlenmiştir? Varlığımın anlamı nedir? Sonuçta o, işe yaramaz ve kusurludur. Şahsen onu oğlum ya da torunum için bu şekilde tasarlamazdım.”

Bu acı ve farkındalık nesilden nesile içimizde birikir ve bizi bu hayatı anlamamız, onunla bir şeyler yapmamız gerektiği anlayışına getirir. İnsanlar teröre karışmaya, uyuşturucu kullanmaya, boşanmaya ve aileler parçalamaya başlarlar, hiçbir şey yaratamazlar. Fakat bütün bunlar, nihayetinde gerçek bir çözüm bulma ihtiyacına yol açacak olan acıyı biriktiriyor.

Yeni Bir Aşamanın Eşiğinde

Soru: Her şey haz ve ıstırap açısından önceden belirlenmişse ve insanın nereye gittiğini ve nasıl davranacağını anlıyorsak, o zaman doğa neden böyle yaptı? Bizi nereye götürmek istiyor?

Cevap: Doğa, cansız, bitkisel ve canlı formlar yoluyla evrimleşen ve “insan” formuna ulaşana kadar, ilksel unsurdan, onun en saf haliyle bir arzudan gelişmiştir. Aynı şekilde, dünyamızdaki bir insan, gelişimi yoluyla bir sonraki formuna gelir.

Geçtiğimiz her aşama – cansız, bitkisel ve canlı- kendini geliştirir. Her aşamada, olumsuzlamanın olumsuzlanması yasasına göre, kişi artık bu durumda kalamayacağını hissetmeye başlar, onu kökten değiştirmeli, ondan yükselmeli ve artık onun için kabul edilemez olduğunu hissetmelidir.

Ve o zaman önceki durum yozlaşır ve bir sonraki adım kendini gösterir. Böylece cansızdan, buna karşılık gelen bitkisel doğaya sahip arzunun bitkisel kısmı gelişir, sonra canlı ve sonra insan ortaya çıkar.

Şimdi çok ilginç bir aşamadayız. Bir önceki gelişim aşamamızı çözdük, onun inkarına, reddine geldik, dünyamızın ve hayatımızın sonlu, kusurlu ve geçici olduğunu görüyoruz ve bundan sonra ne yapacağımızı bilmiyoruz.

Henüz bir sonraki aşamayı görmüyoruz, ancak mevcut aşama esas olarak dayanılmaz. Artık onun içinde kalamayız çünkü kendi kendini yok etmeye, teröre, ailelerin dağılmasına, kültürün dağılmasına ve bilimin sona ermesine yol açıyor.

Yani her şeyde son aşamaya geldik ama sonrakini henüz göremiyoruz. Kendini ifşa etmeye başlamalıdır. Bu nedenle, Kabala bilimi şimdi yeni bir duruma geçişin bir aracı olarak ortaya çıkıyor.

Bir Sunak İnşa Etmek

Soru: Bir sunak inşa etmek ne anlama gelir?

Cevap: Bir sunak inşa etmek, en düşük arzunuz olan Malhut’u yani taşları (“Havana” kelimesinden “taş”) kullanarak, bir arzuyu yalnızca Bina niteliğine, cennetin niteliğine, Yaradan’ın niteliğine tabi kılmak demektir.  Ondan bir sunak inşa ederim.

Yani tüm egoist arzularımın ihsan etme niteliğine, Yaradan’a yükselmesi sürecine katılmasını isterim.

Ruh Hakkında Düşünün

Yorum: Kişi bireyselliğini arar ve bunu maddi dünyanın nesneleri ve kendi bedeni aracılığıyla ifade etmeye çalışır. Örneğin birçok din organ nakline karşıdır. Kişinin organları değiştirilirse kişiliğini kaybedeceğini söylerler.

Cevabım: Elbette bu saçmalıktır. İçimizdeki kişinin hayvansal bedenimiz olduğuna inanırsak, böyle düşünürüz. Örneğin, bir organın bir parçasına ihtiyacım varsa ve onu bir hayvandan veya başka bir nesneden alabileceksem, ne olur yani? Onun niteliklerini de alacak mıyım? Bunlar, “Düşmanın kanını içmelisin ve böylece daha güçlü olacaksın” gibi barbarca fikirlerdir.

Soru: Yani Kabalistler organ naklinde olağan dışı bir şey görmüyorlar mı?

Cevap: Vücudumuz mutlak olarak bir hayvandır. Bununla ne yapılacağı ne fark eder ki: Gerekirse bağırsaklarımdan bir metre kessinler ya da bana birinin bacağını diksinler. Onunla normal bir şekilde yürüyebileceksem, neden olmasın ki?

Kişi ruh hakkında düşünmelidir ve fiziksel bedenin sadece korunması, ona bir hayvan gibi bakılması gerekir ki böylece o size insan seviyesinde gelişme fırsatı verir.

Egoist Arzuların Kısıtlanması

Soru: Kabala’da en temel manevi koşul kısıtlamadır. Kısıtlama nedir? Bizler neyi kısıtlıyoruz?

Cevap: Egomuzun kullanımını, reddetme ve alma yönünde değil, ihsan etme ve bağ yönünde kullanmaya başlayabileceğimiz noktaya kadar kısıtlarız.

Egoizm bizim doğamızdır. Manevi dünyayı yani cansız, bitkisel ve canlı maddeyle örtülü olmayan ama görünürde onun ötesinde olanı algılamaya başlamak istiyorsak, o zaman kendimizi yeniden yönlendirmeli ve niteliklerimizi almaktan ihsan etmeye doğru kullanma yönünde değiştirmeliyiz.

Soru: Bu, her türlü arzu için, özellikle temel arzular: yemek, seks ve aile için de geçerli mi?

Cevap: Kişi, hem temel hem de geri kalan tüm arzularını kullandığı bir duruma gelmelidir ama kendi çıkarıcı için haz alma amacıyla değil. Eğer bu arzular, “ne övülür, ne de kınanır” denilen var olmamız için gerekliyse, onları kullanabiliriz.

Gerçek şu ki, kısıtlama niyet üzerinde gerçekleşir. Bu nedenle vücudumun çalışması için gerekli olan her şeyi kullanabilirim, bu konuda herhangi bir kısıtlamaya yer yoktur. Bu arzular üst dünyaya girişinizi engellemeyecektir.

İçsel Özünüzü Edinmek

Soru: Modern bilim, insan beynindeki süreçlerle ilgili keşifler yapıyor. Egoizm bağlamında, sinirsel bağlantıların bir kişinin davranış ilkelerini oluşturduğunu nasıl açıklarsınız?

Cevap: Ama bu sadece gördüklerimizin dışsal bir tezahürüdür. Egoizmin kendisi, kişinin manevi bir özelliğidir, içimizdeki içsel güçlerdir. Bunların arkalarında hiç tanımlayamadığımız, hatta hiçbir şekilde hissedemediğimiz daha da fazla içsel güçler vardır. Biz kendimizi yalnızca bazı dışsal tezahürlerde hissederiz.

Bedenimi, sıcaklığımı, hareketimi vb. hissederim ve kendimi böyle algılarım. Ancak henüz kendi içsel özümü edinemem. Bizler bu şekilde var oluyoruz. Egoizm en içsel gücümüzdür.

Mutlak ihsan etme ve sevgi olan üst güç, kendisinin içinde, kendisine tamamen zıt olan niteliği, egoizmi yaratmıştır. Bu yüzden, bizler bu şekilde var olmaktayız.

Yaradan ile Uyum İçinde

Soru: Çölde doğan insanlar neden sünnet olmamıştı?

Cevap:  Çöl, Bina niteliğinin eksik olduğu bir koşuldur. Bu koşul içinde, egoizmi yumuşatmak ve ihsan etmeye hazır olma seviyesine kadar ıslah etmek imkansızdır. Bu nedenle, çölde sünnet mümkün değildir.

Denir ki: “kalbinin kenarını kes” – yani arzunun ıslah olamayan kısmını.

Sünnet, Malhut’un dördüncü kısmının yani benim ıslah edilemez, egoist arzumun, Yaradan ile anlaşmanın bir işareti olarak kesilen, Malhut’un en uç kısmıdır (sünnet derisi). Bu yalnızca kesilip yere, kuma atılarak ıslah edilir.

Soru: Kişi bu arzunun ıslah edilemeyeceğini nasıl anlayabilir?

Cevap: İnsan bunu anlayamaz. Sünnet, kişinin önceki safhasına göre – babası tarafından yapılır, manevi ya da fiziksel olarak.

Soru: İnsan neden sünnetten hemen sonra düşmeyi bırakır?

Cevap: Çünkü İsrailoğulları, kendileri için manevi gıda elde edebilecekleri yani Yaradan’a dönebilecekleri bir koşula girerler. Esas olarak, artık toprak üzerinde beslenmeye başlayabilirler.

 

Egoizme Karşı Biyolojik Savaş

Pandemi dünyayı kargaşaya sürükledi çünkü insanlar neler olduğunu anlamıyorlar, bundan sonra ne olacağını bilmiyorlar ve kendilerini nasıl koruyacaklarını bilmiyorlar. Bu nedenle, insanlarda neşe yok ve şehirdeki yaşam artık hareketli ve eğlenceli değil. Kasvetli bir atmosfere dönüştü. Herkes sadece nasıl sağlıklı kalacağını ve enfekte olmayacağını düşünüyor.

Ancak bunun geçici bir dönem olduğunu varsaymak hata olur. Koronavirüs pandemisi uzun süre burada kalacak çünkü bu çok özel bir darbe. Virüs hayatımızın tüm alanlarını nasıl etkileyeceğini biliyor: aile, tüm toplum, çocuklar ve yetişkinler, gençlerden yaşlılara kadar. Toplumun her biçiminde ve onun her bağlantısında her türlü ıslahı yapabilir.

Eski olan her şeyi yok edecek ve aramızda yeni bağlar kuracak böyle Koronavirüs türleri de olacaktır. Bu virüs çok akıllı. Biyolojik bir parçacık ve egoizmimize karşı bizimle biyolojik bir savaş yürütüyor.

Bu nedenle bu virüs, tüm yeni küresel tezahür biçimleriyle ıslahın sonuna kadar bize eşlik edecektir. Egoizm, Koronavirüs denilen bu canavarın yanında yaşamaya uyum sağlamaya çalışacaktır. Ama bu işe yaramayacak çünkü bu, doğanın bize karşı yürüttüğü biyolojik bir savaştır. Bu savaşa, bizi egoizmin ıslahına yönlendiren bir şeye doğru bir şekilde tepki verirsek, başarılı olacağız.

Yaradan bize bu biyolojik virüsle saldırıyor ve bizi düzene sokmaya çalışıyor. Ancak insanlık henüz olanları tedavi etmesi gereken doğru formu kavramadı.

Virüs çok yüksek ve özel düzeyde bir faktördür çünkü biyolojik seviyede, doğru bağın eksikliğini etkilemektedir. Bu artık cansız veya bitkisel derece değil, canlı ve manevi seviyeye ait olan bir derecedir. Yani virüs, maneviyata atlamak istiyormuş gibi davranmaktadır. Bu sıçramayı biz yapmadığımız için, virüs bizi manevi dereceye yükselmeye itiyor. Ve o, işini yapacaktır.

Sonunda, hiçbir çözümümüzün olmadığını ve yalnızca hepimizin ortak çalışmasıyla Koronavirüsü ortadan kaldırabileceğimizi keşfedeceğiz. Bunun ancak ortak çabalarımızla yapılabileceği bizim için netleşecek. Virüs bizi birbirimizle bağ kurmaya zorlayacak ve hayatta kalabilmemizin tek yolu bu.

Virüs bizi maneviyata doğru ilerletiyor ama şimdiye kadar olumsuz bir biçimde. Birbirimize doğru bir şekilde bağda olsaydık, virüse karşı birlikte daha doğru hareket ederdik. Bizi nerede daha çok, nerede daha az bağ kurmamız gerektiğine yönlendirir, bize rehberlik ederdi.

Henüz bunu yapmadığımızdan ve doktorların tüm hastalıkların insan davranışlarına bağlı olduğunu, aramızda dengenin olmamasına bağlı olduğunu açıklamamasından dolayı, daha fazla acı çekmek zorunda kalacağız.

Yakında başkalarından virüs kapmamak için değil, virüsünüzün başkalarına bulaşmaması için kendimizi maskelerle kapatmanın gerekli olduğunu anlayacağız. Bu zaten insan seviyesinde bir faktördür çünkü sadece yüzümdeki maskeyle değil, bu korumaya karşı tavrımla da belirlenir: Kendi iyiliğim için mi yoksa başkaları için mi gayret ediyorum. Kim için yüzüme maske takmaktayım?

Salgın bitmeyecek, sadece büyüyecek. Doğa bizi rahat bırakmayacak. Doğada milyonlarca farklı virüs var. Virüs, doğanın genetik sisteminde neden olduğumuz genetik bir kusurdur. Tüm sistem, tüm seviyelerde, tüm formlarda, tüm alt sistemlerde birbirine bağlıdır.

İnsanlar arasında doğru bağı, komşunu kendin gibi sev yasasını oluşturmuyoruz, bunun yerine ondan gittikçe uzaklaşıyoruz. Bununla, virüslerin yayılmasını, biyolojik parçacıkların yanlış gelişimini, doğanın gelişiminin en yüksek derecesindeki bizler teşvik ediyoruz ki bu sadece manevi derecedir. Bu virüslere kendimiz sebep oluyoruz. Onlar bizim ıslah edilmemiş egoizmimizin bir sonucudur.

Dolayısıyla salgın o kadar kolay bitmeyecek. Her şekilde büyüyecek ve yayılacak. Doğa, bizi dizginleyecek ve bizi hedefe doğru bir şekilde yönlendirecek araçlara sahiptir.