Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 217

Soru: Karşılıklı garantiye, bir antlaşmaya varan ama sonra maddesel engellerle karşılaşan ve dostlarının aslında tüm maddesel ihtiyaçlarını karşılamadığını fark eden ve düşen kişi ne yapmalıdır?

Kişi nasıl tekrar ayağa kalkabilir ve karşılıklı garantiye geri dönebilir?

Cevap: Kişi düşüş koşulundayken kendini ıslah etmelidir.

Soru: O zaman Yaradan’la aramızda ifşa ettiğimiz arzu tüm değişimlerin kaynağı haline gelir mi?

Cevap: Evet.

Soru: Bir antlaşmanın oluşumunu kim başlatır? Antlaşmayı başlatan ben miyim yoksa Yaradan mı bana bu fırsatı veriyor?

Cevap: Tabii ki Yaradan’dan gelir. Her şey O’nunla başlar.

Soru: Yakup antlaşma yaptığında, Yaradan’a koşullar koyar. Bize herhangi bir ödül beklemememiz gerektiği öğretilir. O zaman neden koşullar belirleniyor?

Cevap: Bir koşul, ödül anlamına gelmez. Eğer bir antlaşma yapmak istiyorsak, bu antlaşma zaten her iki tarafın da yerine getirmesi gereken yükümlülükler içerir. İhtiyacımız olan şey tam olarak budur – bu konuda Yakup’a göre belirli bir pozisyon almak.

Korku Salgını

Yorum: Dünyayı bir korku salgını sarmış durumda. İnsanlar güvenlerini kaybediyor ve artık birbirlerini dinlemiyorlar. Sonuç olarak, eskiden bir şeyler elde etmek istediğimizde olduğu gibi açgözlülükle değil, gerçek nedenleri olan korkuyla hareket ediyorlar. Bundan nasıl kurtulabiliriz? Sonuçta, aktif olarak bir çıkmaza doğru ilerliyoruz.

Yanıtım: Bunun çok iyi olduğunu düşünüyorum. Bu bir çıkmaz sokak değil. Bir çıkmaz sokağa yaklaştığınızda, birdenbire içinde bir kapı olduğunu ve bu kapının sizi öbür dünyaya götüreceğini görürsünüz.

Bir zamanlar bu inançla örtülüydü. İnsan çeşitli tanrılara inanırdı, ne olduğu önemli değildi ve bu onun için daha kolaydı. Bugün bu inanç kayboluyor, devam ettirilmiyor ve bu nedenle kişi korkularını, endişelerini ve çeşitli sorunlu duygularını telafi edemiyor. Bunları üst olanın arzusuyla ve yönetimiyle, üst güçle ilişkilendiremiyor ve her şey onun üzerine yıkılıyor. Bu onun için çok zordur!

Korku insanı bloke eder. Sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi gözlerini kapatıp, küçük bir çocuk gibi battaniyenin altına girmek ister.

Soru: Oradan nasıl çıkabilir?

Cevap: Eğitilmesi gerekiyor. Ancak bilim insanlarının yapmaya çalıştığı gibi mekanik oyuncaklar aracılığıyla değil.

Yorum: Bilim insanları hala sorular soruyor.

Yanıtım: Soru sormak iyidir. Ancak bu, hayatın anlamı ile bağlantılıdır. Bu tür sorular zaten bizim anlayışımızın ötesindedir. Nasıl var oluyoruz? Hangi amaç için? Hayat nedir? Nasıl başlar ve nasıl sona erer? Doğanın kendisinin varoluşunun anlamı nedir?

Ancak her şeyi yalnızca Tanrı’ya bağlamak modern insanı sakinleştirmez. Aydınlanma çağından önce bu yeterince iyiydi, ancak 17. ve 18. yüzyıllardan itibaren bu yaklaşım artık işe yaramıyor.

Kişi hala varoluşun anlamı sorusuyla karşı karşıya olduğunu görmek zorunda kalacaktır: ne için, neden, anlamı nedir?

Hayatımızın temelinde korku vardır çünkü korku olmasaydı neden yaşayalım ki? Tüm bunlara neden ihtiyacım var?

Bir insanın gelecekteki tüm yaşamını gözden geçirin – zaten var, başka bir şey yok – ve yaşamak istemez.

Yaşadıklarını görse ve tüm bunları bir şeyden haz almak için yapsa ve hemen depresyona girse veya acı çekse ve ayrıca çok çalışsa. Yılda iki hafta tatili var, tabii iyi geçirirse, ondan faydalanan çocukları, eğlenmesine izin vermeyen bir eşi, kaybeden bir futbol takımı, artık var olmayan balık avı çünkü bu yerler artık yok ve bu böyle devam eder…

Eski kaynaklarda bile, eğer bir insan hayatını önceden görebilseydi, doğal olarak doğmak ve yaşamak istemeyeceği yazılıdır.

Kendimizi unutuyoruz, dolayısıyla tüm hayatımız bu unutuş üzerine inşa edilir. Bugün hayatlarımızla ne yaptığımıza bir bakın! Kendimizi sürekli daha fazla, daha fazla aptallaştırmaya çalışıyoruz. Reklam, rekabet… Ne için?

Sonuçta, bir insanı düşünceleriyle baş başa bırakırsanız, ya terörist olur, ya katil olur, ya kendini öldürür, ya da uyuşturucu kullanmaya başlar ki bu da aynı şeydir.

Soru: Ama insanın bir amacı olması gerektiğini ve bunun için çabalayarak her türlü zorluğun üstesinden gelebileceğini söylüyorlar. Kişi için doğru amaç nedir?

Cevap: Bu soru insanlarda uyandırılmamalıdır. Bunun için önce kendinizi iyi hazırlamalısınız. Kör bir insanın önüne bir engel koyarsanız, bunu yaparak korkunç bir suç işlemiş olursunuz. Kör bir kişinin önüne bir taş ya da ağaç koyarsanız, o kişi tökezler ve düşer. Bu nasıl mümkün olabilir? Ve insanların hepsi kördür. Onlarla hayatın anlamı hakkında nasıl konuşabilirsiniz?

Buna verecek bir cevapları yoktur ve sadece depresyona gireceklerdir. Bu nedenle, yaşamın anlamıyla ilgili soruyu yavaş yavaş ortaya koyarken, aynı anda onlar için kabul edilebilir ve arzu edilir olacak doğru yanıtı nasıl vereceğinizi önceden bilmelisiniz. O zaman onlar için karanlık değil, neşeli ufukların genişlediğini göreceklerdir.

Yorum: Anlaşılan o ki, eğitim, doğumdan itibaren iletişime kademeli olarak entegre edilmeli.

Yanıtım: Eğitimin amacı budur. Ve geri kalan her şey bir insanı tamamen gereksiz bilgilerle doldurur.

Soru: Hayatını yaşamış yetişkin bir insan hayatın anlamı sorusuna nasıl ulaşabilir?

Cevap: Eğer hayatını yaşamışsa, bunun bir anlamı yoktur. Eğer bu yaşam sırasında yaşamın anlamı hakkında bilgi edinir ve edindiği anlam doğrultusunda yaşamını değiştirmeye başlarsa, o zaman bir sonraki varoluş düzeyine yükselir. Hayatının anlamına ilişkin soruyu yanıtlayabildiği ölçüde insan olur.

Karşılıklı Garantinin Gücü

Soru: Kalpteki nokta, başkalarının arzularını hissetmeye başlayabileceğim arzunun gelişiminin bir sonraki seviyesidir. Kişi başkalarının arzularını nasıl hissedebilir?

Cevap: Egoizmimle, şu anda tartışmakta olduğumuz düzeyde hiçbir şekilde faaliyet gösteremem. Başkalarıyla bağ kuramam. Egoizm, egoizm olarak kalır.

Yapabileceğim tek şey, içimde hala uykuda olan bir sonraki manevi seviyemin (ihsan etme niteliği) tohumu olan kalpteki nokta aracılığıyla bir dostumla bağ kurmaya çalışmaktır. Birlikte bağımızı geliştirmeye çalışırız.

Çabalarımız sayesinde yukarıdan, yöneten güçten yardım alırız ve sonra iki noktamızdan bir birlik, tek bir ortak nokta ortaya çıkar. Bu sadece bir nokta değil, nitelikleri bakımından ona benzediği için üst güçle doldurulabilen bir tür kaptır.

Soru: Üst gücün ne olduğu nasıl anlaşılabilir?

Cevap: Kesinlikle her şeyi belirleyen iyiliksever yönetici güçtür. Tüm bilgim, niyetlerim, arzularım, düşüncelerim ve eylemlerim yalnızca onun etkisi altında üretilir.

Varlığımın her anında, her şeyde üst yönetime bağlı kalmalıyım! Kalpteki nokta dışında, beni oluşturan her şey: dünyayı algılayışım, davranışlarım, her şey bu üst yönetim gücünün sonucudur. İçimde onun tarafından yaratılmamış tek bir eylem, arzu veya düşünce yoktur.

Soru: Günün 24 saati bu koşulda kalmak için gereken gücü nereden bulabilirim?

Cevap: Hiç kimsenin doğru niyeti kaybetmemesi için bir grup halinde birleşerek ve birbirimizle ilgilenmeyi kabul ederek bu koşulu kendi içimizde geliştirmeliyiz. Bu şekilde birbirimize ve üst yönetici güce daha da yakınlaşırız. Kşi bunu tek başına yapamaz. İdeal olarak, on kişilik bir grup onu desteklemelidir.

İçimdeki ve etrafımdaki her şeyin onun tarafından yaratıldığını asla unutmadan daima üst güce bağlı olmalıyım. Tek başıma bu düşünceyi sürekli olarak sürdüremem; neredeyse anında unuturum çünkü ona benzemem.

Ancak herkesin bunu başarmak için başkalarını düşündüğü bir onlu oluşturursak, o zaman eylemlerim artık yalnızca kendimi üst yönetimden ayırmamaya odaklanmış olsaydım olacağı kadar egoizm tarafından belirlenmez. Bu koşulda anti-egoist bir niyeti sürdürmem daha kolay hale gelir çünkü kendimi değil başkalarını düşünürüm.

Egoizm başkalarını önemsememi, doğru niyeti kaybetmememi, ondan düşmememi ve olan her şeyi üst güce atfetmemi bile sağlar.

Bu koşula karşılıklı garanti denir. Çabalarımız ölçüsünde yönetici güç karşılıklı garanti içinde kalmamıza yardımcı olur ve bizi destekler. Bu şekilde, bu güçle temas halinde olan ortak bir kap, kolektif bir mekanizma yaratırız.

Artık onlumuzu oluşturan bireylerden değil, üst kuvvetle temas halinde olan ortak niyet, güç, hareket ve düşünceden bahsediyoruz. Tüm bunlar aynı yönetici gücün etkisi altında gerçekleşir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 43

Islah Edilemeyen Bir Arzuyu Nasıl Kontrol Edebiliriz?

Islah edemediğimiz bir arzuyu kullanmamalıyız, ancak bunun ıslah edilmemiş olarak kalacağının bilincinde olmalıyız. Eleştiri ve farkındalık olmalıdır.

Bir arzuyu bağımsız olarak ıslah edemeyiz. Aksine, çabalarımız yukarıdan bir değişim getirir. Islah eden ışık arzumuzu ıslah eder. Bu ışık olmadan, hiçbir zorlama çaba ıslahı başaramaz.

Grupla Bağ Çok Önemlidir

Soru: Diyelim ki yolda gidiyorum ve başka bir sürücü önümü kesti. Bu olayı en derin düzeyde “O’ndan Başkası Yoktur” ile ilişkilendirmek için o anda ne yapmalıyım?

Cevap: Başınıza gelen her şeyin yalnızca Yaratıcının rehberliğinde gerçekleştiğini hatırlamanız gerekir. Bundan sonra sizin çalışmanız başlar.

Ayrıca, grubunuz size bunu hatırlatmalı; bunun hakkında konuşmalı ve tartışmalıdır. Grupla bağ çok önemlidir, böylece siz onlara ihsan edebilir, onları etkileyebilir ve onlar da sizi etkileyebilir. Tek başınıza çalışmak sizi kaçınılmaz olarak egoizme hapsedecektir.

Eğer kişi bir grubun parçası değilse, diğerleriyle ciddi bir manevi bağ içinde değilse, onunla çalışmak neredeyse faydasızdır. Buna ancak, ayrılmaz bir parçası olarak gelişebileceği ve kendini bu toplum içinde tamamlayabileceği küçük bir toplum bulan bir acemi ise izin verilebilir. Sadece böyle bir durumda!

Bu şekilde işleyen bir güçler sistemi içinde varız. Tıpkı dünyamızda tamamen birbirimize bağımlı olduğumuz ve istemeden de olsa daha büyük bir bütünleşmeye doğru ilerlediğimizi gördüğümüz gibi, burada da durum böyledir.

Eğer egoizminiz sizi bundan uzaklaştırıyorsa, bu doğaldır. Kendi başınıza ilerleyebileceğinize dair sayısız gerekçe ve argüman sunarak sizi geri püskürtecektir. Ancak, sonuçta bunların hepsi yanlıştır ve hiçbir şeye yol açmayacaktır.

Faydalı Bilginin Anahtar Sırrı

Soru: Bilgiyi kontrol edenin her şeyi kontrol ettiği söylenir. Ancak son yıllarda, yeni teknolojilerin ortaya çıkmasıyla, bilgi sadece bollaşmakla kalmadı; aşırı derecede bollaştı! Bunu yönetmek ise inanılmaz derecede zorlaştı. Psikologlar insanların artık bilgi stresi yaşadığını savunuyor.

Bilgi nedir? Neden onu bu kadar çok istiyoruz? Ve neden “çöp” olduğunu bile bile onu kaybetmekten korkuyoruz?

Cevap: Bu “çöp”ten, bu “atıklar”dan besleniyoruz. Bizim için bu “atıkları” kaybetmek, beslenmemizi kaybetmek anlamına geliyor. Ve insanlık bundan çok korkuyor.

Doğru, gerçek, doğal bilgiyi, uygunluktan, gereklilikten ya da hakikatten bahseden bilgiyi özümseyemiyor. Sarı, gri haberlerle, “kirli çamaşırları” yayınlamakla büyür. Onu ayakta tutan şey budur.

Modern toplum insanlığı bu şekilde yetiştirmiştir. Ve sonuçlarını da görebiliyoruz. Elbette, tüm bu sahte içeriği kaldırıp sadece gerçeği bırakırsanız, insanlar feryat edecektir. O zaman ne tüketirlerdi?

Soru: İnsanlık neden bilgiye bu kadar ilgi duyuyor? Bilgide ne arıyor?

Cevap: Modern insan onsuz yaşayamaz. Bilgi, içinde var oldukları ortamdır. Onu ellerinden almak onları evlerinden, ailelerinden, işlerinden ya da başka herhangi bir şeyden ayırmak gibi olacaktır. Ancak onları bilgiden ayırmak daha da yıkıcı olur çünkü bilgi onları içten içe doldurur.

Bilgi akışı olmadan, modern bir insan basitçe aklını kaybeder.

Soru: “Doğru” bilgi nedir?

Cevap: Doğru bilgi, bu dünyadaki rolümü, dünyaya olumlu etki getirebileceğim ve karşılığında dünyadan olumlu etki alabileceğim ölçüde ifşa eden bilgidir.

Soru: Doğru, gerçek ve hakiki bilginin tamamen tatsız, istenmeyen bir şey olduğunu mu söylüyorsunuz?

Cevap: İnsanlar gerçeği duymak istemez! Gerçek acı vericidir. Gerçek tatsızdır. Kendilerini memnun eden şeyleri duymak isterler: biraz dedikodu, biraz seks, biraz korku, biraz neşe, hepsi ölçülü dozlarda, uzmanlar tarafından dikkatle kontrol edilir.

Soru: Bir Kabalist için bilgi ne anlama gelir?

Cevap: Bir Kabalist için bilgi, tamamen farklı bir anlama gelir. Onlar insanların kablolar veya diğer iletişim yöntemleri aracılığıyla tartıştıkları şeylerle ilgilenmezler. Onlar dünyamızdaki tüm eylemlerin, koşulların ve olayların kaynaklandığı üst güç ile olan bağ ile ilgilenirler. Kişi bu bağa sahip olduğunda, başka hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Bu onların aynı anda her yerde ve her şeyin içinde, her iki dünyada da olmalarını sağlar.

Soru: Tüm medya kuruluşlarının kontrolünün size verildiğini varsayalım. Nasıl bir bilgi sunardınız, ne tür?

Cevap: Her şeyi şu anda olduğu gibi bırakırdım ve yavaş yavaş, küçük, kontrollü dozlarda “ilaç” -daha doğru bilgi- sunardım. Kişideki olumlu değişimleri destekleyen, doğruluk duygusunu geliştiren, özdenetim sağlayan vb. bilgiler. Bu şekilde insanlar çevrelerine doğru bir şekilde uyum sağlamaya, kendi doğalarını, çevrelerindeki dünyanın doğasını ve nihai amaçlarını anlamaya başlayacaklardır.

Biz Kabalistler, insanlığın kötülüğün ifşasına ulaşmasını bekliyoruz – kötülükte, yalanlarda var olduğunun, ikamelerle beslendiğinin ifşasına. Bunların hepsinin çöp, gerçek zehir olduğunu anladığımız ölçüde, yavaş yavaş sahte bilgiyi bizi besleyen doğru bilgi ile değiştirebileceğiz.

Neden bilgiye ihtiyacım var? Dünyaya ilişkin anlayışımı şekillendirmek ve kendimi yeni bir dünyayla uyumlu hale getirmek için. Bu bilgi doğru, gerçekçi ve en önemlisi şefkatli olmalıdır.

Kabalistlerin Görevi

Soru: Dağıtım çalışmalarımızda, insanlara dünyanın insan vücudu gibi işleyen bütünsel bir sistem olduğunu anlatıyoruz. Onlar da bunu olumlu algılıyorlar. Birleşik bir sistem olmamız gerektiği konusunda hemfikirler.

Bir sonraki adımımız nedir? Onlara Kabala ya da başka bir şey çalışmaları gerektiğini söylememiz gerekir mi?

Cevap: Onlara nasıl bütünsel bir sistem haline gelebileceğimizi açıklamamız gerekiyor. Sonuçta, bunu kendi başımıza yapamayız, ancak bizi birleştirebilecek özel bir üst güçten etkilenirsek yapabiliriz.

Vücuttaki hücreler gibi birbirimizi tamamlamamız için egoist arzularımızı birleştirebilecek üst gücün etkisini nasıl uyandırabiliriz? Bunu kendi başımıza yapamayız.

Her birimiz kendi içine kapanmış ayrı birer küçük egoistiz. Ancak bunu yapabilecek bizim dışımızda pozitif bir güç var. Ve Kabala bilimi bize onun etkisini kendi üzerimizde nasıl uyandıracağımızı öğretir.

Nasıl bir araya geleceğimizi, nasıl bağ kurmaya çalışacağımızı, hangi eylemlerde bulunacağımızı yani üst gücün bizi etkilemeye başlaması için her şeyi nasıl yapacağımızı açıklar. Bu bizim görevimizdir. Biz kendimiz bu fırsatı kullanmayı ve başkalarına göstermeyi öğrenmeliyiz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Bölüm 41

Hislerin Gelişimi İle İlgili Sağ Ve Sol Çizgiler Nelerdir?

Sağ ve sol çizgiler görecelidir. Manevi gelişimimizin hazırlık aşamasında, bu çizgilerin manevi formunu henüz bilmiyoruz. Kendimiz için alma arzusu ve ihsan etme arzusuyla, ikincisine “sağ” ve birincisine “sol” denir ve her ikisi de çeşitli formlara ayrılır.

Bariyerin altında, her şey hala Lo Lişma (Yaradan rızası için değil) olduğunda, sağ ve sol çizgiler öneme göre belirlenir. Yaradan’ın önemini arttırmak “sağ” olarak adlandırılırken, bedenin talep ettiklerinin önemini arttırmak “sol” olarak adlandırılır.

Henüz bu çizgilerle çalışamadığımızda, ana odak noktası incelemedir. Entelektüel inceleme bizim tüm çalışmamızdır. Bu inceleme hislerle birleştirilebilirse, başkalarının bir haftada başardığını biz bir saatte başarabiliriz. Bu, Kabalistik makaleleri okumanın ve tartışmanın neden bu kadar yorucu olduğunu açıklar, zira hızlı çalışma önemli bir enerji gerektirir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Bölüm 40

Hisleri Mantıkla Kontrol Etmemize Ne Yardımcı Olur?

Bu konuda sadece korku yardımcı olabilir, başka hiçbir şey değil. Bu korku, amacı kaybetme olasılığından kaynaklanıyor olabilir, ancak nihayetinde hayatın anlamının eksikliğinden kaynaklanır. “Hayatın amacı nedir?” sorusu bizi hislerimiz yerine aklımızı harekete geçirmeye zorlar. Hayatı boş ve hazdan yoksun hissedenler, durumlarını iyileştirmek için akla yönelirler.

Bütünsel Sistem Yasası

Ulaşmamız ve kabul etmemiz gereken bu kolektif sorumluluk ile ulusun her bir üyesi kendi bedeninin ihtiyaçları hakkında endişelenmekten kurtulmuş ve “Dostunu kendin gibi sev” emrini tam anlamıyla yerine getirebilir ve sahip olduğu her şeyi ihtiyacı olan herhangi bir kişiye verebilir, çünkü artık kendi bedeninin varlığını umursamıyordur, çünkü etrafının kendisine bakmaya hazır altı yüz bin [Kabalistik bir sayı] sadık sevgili ile çevrili olduğunu kesin olarak biliyordurBaal HaSulam, “The Arvut (Karşılıklı Garanti)”.

Karşılıklı garanti koşulunda, sağlıklı bir organizmada, tamamen ortak beden için çalışan hücreler gibiyiz. Hiç kimse kendisi için çalışmaz. Bu, parçaların bütünsel olarak birbirine bağlanması yasasıdır.

Herhangi bir bütünsel, analog sistem, unsurlarının her biri yalnızca tüm sistemi düzende tutmak için çalışacak ve kapasitesi dahilinde her şeyi yapacak şekilde tasarlanmıştır. Sonuç olarak, sistem mutlak bir bağ, karşılıklı garanti ve kesinlikle istikrarlı bir durumdadır. Ne olursa olsun, her bir unsur tüm sistemi korumaya özen gösterir ve sürekli dengede kalmasını sağlar.

Bu denge dinamiktir, ancak asla kesintiye uğramaz çünkü her bir unsur diğerlerinin duygularını içerir ve yalnızca kolektif varoluşlarını önemser. Hiç kimse kendini düşünmez ve böylece tüm sistem düzgün bir şekilde işler. Biz insanlar dışında tüm doğa bu yasaya göre düzenlenmiş ve işlemektedir.