Aşağıdan Uyanış, Nereden Gelir?

Soru: Aşağıdan uyanış, nereden gelir?

Cevap: Aşağıdan uyanış, Kli’den, parçalanmış koşulundan yavaş yavaş uyanan aynı sistemden gelir. Bu nedenle içimizde giderek daha fazla parçalanmış koşullar ortaya çıkar; bunları ıslah etmemiz için küçükten büyüğe doğru ilerlerler.

Tüm uyanmış koşullar bize parçalanmışlığımızı, birbirimizden ve Yaradan’dan ayrılığımızı ifşa eder. Bu koşulların ötesinde, onları silerek ya da düzelterek değil, onlara rağmen aramızda bağ köprüleri kurarak, aramızda bir bağ yaratmalıyız. Islahın özü budur.

Bu süreçte, sol çizgiye (yukarıdan uyandırılan koşullar), sağ çizgiye (üst ışığın yardımıyla bizim tarafımızdan uyandırılan ıslahlar) ve bu iki çizginin birleştiği ve ortak bir sonuç ürettiği orta çizgiye yani Yaradan’a olan tutunmamıza sahip olacağız.

Duyularımızın Sınırlarını Genişletin

Soru: Yaradan hissinin bizlere bilgi, edinim ve bağlanmaktan sonra geldiğini ve daha sonra bize bağlı olan bu gücü doğal olarak ifşa ettiğimizi söylediniz. Bu duyguya ulaşmak için ne tür bir çalışma yapmalıyız?

Cevap: Algımızın sınırlarını genişletmeye çalışırız ki daha büyük bir Yaradan hissiyle dolsunlar. Başarabileceğimiz şey budur ve Yaradan bu süreçte bize yardımcı olur.

Soru: Kişi Yaradan’ı hissetmenin sınırlarını nasıl genişletebilir?

Cevap: Deneyin. Tıpkı dünyamızda tüm duyularınızı kullanarak bir şeyi anlamaya, duymaya veya görmeye çalıştığınızda olduğu gibi, Yaradan’ın içinizdeki tezahürünü her seferinde daha geniş bir şekilde algılamaya başlarsınız.

Yaradan – Doğanın Birliği

Soru: Kişi yaratılışın her unsurunda Yaradan’ı keşfettiğinde evrende ne olur?

Cevap: Eğer kişi yaratılışın her unsurunda Yaradan’ı keşfederse, Yaradan’ı ifşa etmiş olur. Yavaş yavaş, onlar için Yaradan tüm doğanın tek tezahür eden gücü haline gelir.

Bu, kişiye ifşa etmesi için verilen şeydir. Bu sayede, Yaradan’ın içinde var olan her şeyin birliğini hissetmeye başlarlar.

Yaratılışın Gelişimini Nasıl Hızlandırabilirsiniz?

Soru: Bu derste benim için ilginç bir şeyi ortaya çıkardınız: Yaradan’ın dışarıdan gözlemlediğim tüm tezahürleri meğer benim içimdeymiş. Kendim aracılığıyla Yaradan’ı tüm yaratılanlara ifşa edebileceğimi söylediniz. Bu nasıl yapılabilir?

Cevap: Yaradan’ı edinerek, O’nun tüm yaratılanları doldurma arzusunda birleşiriz. Bu tamamlanma bizim gelişimimize bağlıdır. Ne kadar çok gelişir, birbirimizle bağ kurar ve yaratılışın içsel gücünü hissedersek, Yaradan’ın içimizde tezahür ettirdiği şeyi o kadar çok ediniriz.

Soru: Birliğimiz aracılığıyla, Yaradan’ı ifşa etmek amacıyla tüm yaratılışın gelişimini hızlandırabilir miyiz?

Cevap: Elbette. Bunu yaparken, sadece hızlandırmakla kalmaz, aynı zamanda yaratılışı farklı bir şekilde ifşa ederiz. Gelişimimiz yoluyla yaratılışı ilerletmek istemediğimiz zaman başka bir şeydir, Yaradan’ın bizi çeşitli sorunlarda yönlendirmeye ihtiyacı olmadığı zaman başka bir şeydir. Bunun yerine, bu sorunları ortaya çıkarmayı, incelemeyi, ıslah etmeyi ve tamamlamayı kendimiz isteriz.

Yaradan’ın Düşüncesini İfşa Edin

Yaradan, mucit, üst güç değişmez bir kavramdır. Tüm gerçeklik tek bir düşünceyle yaratılmıştır. Ancak şu soru ortaya çıkmaktadır: bu bir noktada mı oldu yoksa her zaman orada mıydı?

Bizler, yaratılanlar, zaman çerçevesi içinde yaşıyoruz ve bu nedenle bize gerçeklik değişiyormuş gibi geliyor. Ama aslında, her şeyin, hem en yüksek hem de en alçak olanın son ıslah koşulunda olduğu sabit bir gerçeklik içindeyiz. Ve ifşa etmemiz gereken de işte bu gerçekliğin tamamıdır.

Gerçekliğin kendisi zaten mükemmeldir; içinde hiçbir gelişme yoktur ve yeni hiçbir şey ortaya çıkmaz. Değişiklikler yalnızca bir kişiyle ilgili olarak meydana gelir. Gerçekte kim olduğumuzu bularak ifşa etmemiz gereken gerçeklik budur. Gerçekten bu kadar çok muyuz, yoksa hepsi farklı düşünce, arzu ve eylemlere sahip tek bir kişi mi?

Yaradan’ın bakış açısına göre gerçeklik, tıpkı O’nun yarattığı gibi sabittir. Ancak kişi bu gerçekliğin ifşasına katılma ve ifşasının hızını ve doğasını belirleme fırsatına sahiptir ve en önemlisi, bu gerçekliği ifşa etmeye çalıştığımızda kimin için çaba sarf ediyoruz?

Başlangıçta tek bir düşünce faaliyet gösterir: yaratılış düşüncesi.

“Gerçekliğin tamamı tek bir düşünceyle yayılmış ve yaratılmıştır. Operatördür; operasyonun ta kendisidir; aranan ödüldür ve çabanın özüdür“ (Baal HaSulam, On Sefirot Çalışması, ”İçsel Gözlem”).

Yani, düşünce her şeyi içerir ve bizim sadece ona katılmaya çalışmamız, ona dahil olmayı istememiz gerekir. Tüm çalışmalarımız ve çabalarımız buna yöneliktir.

Yaradan bize yaratılış düşüncesini yani O’nun bize karşı tutumunu ifşa etmiştir; O’nun açısından her şey tamamlanmıştır. Fakat kendimizi yaratılış düşüncesiyle özdeşleştirmek için çabalarsak, o zaman bu sayede Yaradan’ı ediniriz. Yaradan’ın düşüncesini ifşa etmeye çalışarak, O’nu tanımaya, O’nu hissetmeye, O’na dahil olmaya, O’nunla birleşmeye başlarız.

O, bizden bu düşüncenin tamamını ifşa etmemizi ister. Eğer aşağıdaki yerimizden onun yüksekliğine, yaratılış düşüncesinin köküne, bu düşüncenin Yaradan’da ortaya çıktığı noktaya yükselirsek, o zaman bu şekilde O’na yaklaşırız, düşünceye değil, Yaradan’ın Kendisine yaklaşır ve O’nu ifşa ederiz.

Mutluluk Şefi: 5-10 Yıl İçinde Bir CEO

Yorum: 5 ila 10 yıl içinde CEO’lar mutluluk problemlerine odaklanmak zorunda kalacaklar. İşe alınacakları pozisyonların “Hayal Yöneticisi” ya da tam tersi “Yıkım Yöneticisi” gibi çeşitli isimleri olacak.

Ancak özü aynı kalacak: Şirketi sürekli olarak değişime yönlendirmesi ve bunu yaparken de kurulu düzeni yıkması gereken bir kişi.

Cevabım: Proaktif bir şekilde çalışmamız gerekiyor.

Mesele şu ki, kişi kendini mutlu hissetmelidir, aksi takdirde yaptığı iş çok az fayda sağlayacaktır. Bu nedenle onların mutluluk, doyum ve başkalarıyla bağ içinde hissetmelerini sağlamalıyız çünkü mutluluk, tamamen içinde bulundukları atmosfere bağlıdır.

Şirketlerine ve ekiplerine tamamen güvenebilecekleri bir nezaket ve karşılıklı destek ortamında olduklarını hissetmelidirler.

Bu belki de en önemli şeydir. Bunu başarmak için ekiple birlikte çalışmalıyız. İşyerinde, insanların iş arkadaşlarından destek ve ilham aldıkları, gurur duydukları ve bu ekibin bir parçası olmaktan duydukları mutluluğu anladıkları, eşlerinin, çocuklarının veya diğer aile üyelerinin de bunu anladığı ve onayladığı ortak, olumlu bir bağımlılık yaratmalıyız. Bunun anlamı çok büyük.

Gelecekte böyle bir ortam yaratamazsak çalışanların şirkette kalmayacağına inanıyorum. Verimlilikleri düşecek ve şirketin kaderine kayıtsız kalacaklar. Sonuçta onları parayla bile “satın alamazsınız”.

Önemli olan sadece para değil, hissettikleri neşe, mutluluk, esneklik ve karşılıklı yardım atmosferidir. Bu da eğitim, tamamen farklı bir yaklaşım ve geçmişte var olanlara hiç benzemeyen yeni bir üretim ve hiyerarşi organizasyonu gerektirir.

İnsan bireysel bir varlıktır ve kendini hem eşsiz hem de ihtiyaç duyduğunda kolektif tarafından tamamen desteklenmiş hissetmelidir.

İnsanlar arasındaki ilişkilerde herkes eşit olmalıdır. Bunlar bireyler arasındaki ilişkilerdir, vatandaşlar veya çalışanlar arasındaki değil.

Ancak en önemli şey, insanların ortak, büyük bir hedefe sahip olmalarıdır – bunu neden yaptıkları ve bununla neyi başardıkları.

Kişinin bu metodolojinin onu mutlak bir duruma -mutlak mutluluğa ve engin, sonsuz ve mükemmel bir şeyin hissiyatına- ulaştırdığını yavaş yavaş hissetmesine yardımcı olmamız gerekir. Bu, onların tamamen farklı bir dünya görmelerini ve kendilerini, çocuklarını ve ailelerini tamamen yeni bir yönde şekillendirmelerini sağlar.

Bu yavaş yavaş yapılmalıdır. Ve o zaman bunun sadece şirketin onlardan daha fazla üretkenlik elde etmek için iyi davranması değil, onları yaşamın efendisine dönüştürme, varoluşun bütünlüğünü hissetmelerine yardımcı olma çabası olduğunu anlayacaklardır.

Soru: İster “Hayal Yöneticisi” ister “Yıkım Yöneticisi” olsun, profesyonel bir hayalperest olan bir CEO, hayallerinde neyi hedeflemelidir? Neyi yıkmak ve neyi inşa etmek istemelidirler?

Cevap: Biri olmadan diğeri var olamaz. Önce bir rüya, bir yön sunmalı ve neyi başarmayı hedeflediklerini açıklamalıdırlar ki herkes bu rüyayla bağ kurmaya başlasın ve onu gerçekten arzu edilen bir durum olarak benimsesin. Daha sonra bunun gerekliliğini derinlemesine anladıktan sonra, parlak bir gelecek uğruna bugünü yok etmeye hazır olacaklardır.

Yeni Bir Derece Nasıl İfşa Olur?

Soru: Yeni bir derece hangi noktada ifşa olur? Form eşitliği anında mı yoksa tam tersi bir koşulda mı?

Cevap: Yeni bir derece, bir önceki derecenin düşüşünde ifşa olur.

Kişi daha yüksek bir koşula ulaştığında, bu koşulun on Sefirot’u kendisinde tam olarak gerçekleşir (onları hissetmese bile) ve bir sonraki derece hemen ortaya çıkar.

Bir sonraki derece, doğal olarak, kendini zıt taraftan göstermeye başlar yani bir düşüş olarak hissedilir. Aslında bu bir düşüş değil, en düşük haliyle bir sonraki dereceye yükseliştir.

Dolayısıyla, bizi bekleyen şey sadece dereceden dereceye bir yükseliştir. Ve biz (bunu anlayarak) sol çizgide sözde düşüşleri, yükselişler olarak karşılamalıyız.

Kristal Radyo Alıcısı Prensibi Bazında

Soru: Öğrenciler arasında en yararlı olan etkileşim yöntemi nedir?

Cevap: İçsel olandır, yazmadan veya konuşmadan, kalpten kalbe.

Yorum: Bunu kalpten hissettiğinizi söylüyorsunuz ama biz hissetmiyoruz. Bunu anlamak bizim için gerçekten zor.

Cevabım: Hayır, hiç de zor değil. Aslında siz sadece etrafımızda var olan dalgalara uyum sağlıyorsunuz. Kendinizi onlara göre ayarlamanız gerekir. Bu tam anlamıyla bir radyo alıcısı gibidir.

Soru: Ama kendinizi gruptan uzaklaştırırsanız dahi manevi ediniminizi kaybedemezsiniz, değil mi?

Cevap: Elbette hayır, zira içimde bu salınım devresi zaten vardır.

Basit bir kristal radyo alıcısının nasıl çalıştığını biliyor musunuz? Çocukken pil bile kullanmadan nasıl bir tane yaptığımızı hatırlıyorum. Uzun bir anten alırdık, mesela yirmi metre, bir bobin, bir diyot ve bir kulaklık, hepsi bu kadar. Anteni dışarı asar ve diğer ucunu toprağa bağlardık. Sinyalleri alırdı ve siz de onları duyardınız.

Bu benzetmede bobin, sinyalleri güçlendiren çevreyi temsil eder. Siz ise bobinle rezonansa girmesi için dalgaların yalnızca bir yönde geçmesine izin vermesi gereken detektörsünüz. Kulaklık sizin algılama organınız, ihsan etme niteliğinizdir: duyunuz, kulağınız. Başka hiçbir şeye gerek yoktur.

Bu düzenek, dalgaları yakalamak için kullanılan en basit cihaz olan kristal radyo alıcısıyla aynı prensipte çalışır. Diğer cihazları inceleyecek olursak hepsi bu prensibe göre çalışır.

Kendinizi tek bir dalgaya, tek bir yöne ayarlamalısınız. Yakınlarda, bu yönü güçlendiren bir ortam olmalıdır. Rezonansa girersiniz ve ihsan etme niteliği aracılığıyla dalgayı yakalarsınız.

Büyük anten, üst gücü yakalama arzusunu temsil ederken topraklama, egoizminiz ve arzularınızla doğru bir şekilde çalışmak için gereklidir. Toprak, arzuyu sembolize eder.

Yaradan İle Nasıl Bağ Kurabilirsiniz?

Soru: Yaradan içimdeki düşünce ve arzuları doğrudan uyandırıyor. Diğer insanların bununla ne ilgisi var?

Cevap: Sizden Yaradan’a doğru karşılıklı bir bağ kurabilmeniz için, diğer insanlarla da bağda olmanız gerekir. Sonuçta, Yaradan’a doğrudan hitap edemezsiniz; sizi O’na bağlayacak bir tür vericiye ihtiyacınız vardır.

Peki, bu nasıl olabilir? Siz bir egoistsiniz. Düşüncelerinizi Yaradan’a iletmek, kendinizi alma arzusu, küçümseme ve diğer doğal dürtüler yerine ihsan etme ve sevgi frekansına ayarlamak için, onlu ile bütünleşmeli ve onlar aracılığıyla Yaradan’a ulaşmaya çalışmalısınız. Bu, eğer grupla birbirinize bağlıysanız mümkündür.

Yaradan’ın İşçileri Olun

Soru: Yaradan şöyle diyor: “Beni bırakın ama Tora’nızı hatırlayın.” Ve siz de sürekli O’na dönmemiz gerektiğini söylüyorsunuz. Bu çelişki içinde nasıl hareket edebiliriz?

Cevap: Bu bir çelişki değil “Beni bırakın ve Tora’yı çalışın” demek ıslah üzerinde çalışmak demektir. Eğer ıslahtan Yaradan’a dönerseniz, bu iyidir. Ama sadece daha iyi hissetmek için bir şeyler istemeye başlarsanız, o zaman sadece kötü hissedersiniz.

Yaradan her şeye tepki verir. Her şeyden önce, bu bizim var olduğumuz alandır. Tanrı O’nu bir tür varlık olarak hayal etmemizi yasaklamıştır. Bu alan, içinde var olduğumuz sınırsız, sonsuz bir hacimdir. Bir şeyi isteyip istemediğinize ya da bilinçli olarak arzu edip etmediğinize bakmaksızın her şeye tepki verir.

Her şeyden önce, hissettiğiniz her şey, bu alan tarafından sizde uyandırılır ve sizin orada olmadığınız iddia edilir. Tüm yaşamımız, hem maddesel hem de manevi, %99 Yaradan’ın bizde yarattığı etkiye tepki vermekten ibarettir, başka bir şey değil.

Bize kalan tek şey, O’ndan, Kendisini bu çalışmaya dahil etmesini istemektir. Bu yüzden buna Yaradan’ın çalışması (Avodat HaShem) denir. Ve sonra, elimizden geldiğince ona katılırız.

Tüm çalışmamız, tam olarak kişinin bilinçli bir şekilde Yaradan’ın çalışmasına katılmasından oluşur. Zaten her şeyi bilinçsizce yaparız. O’nun tarafından olmayan hiçbir şey yapılmaz. Biz sadece buna bilinçli olarak katılmak isteriz.

Bu yüzden bizlere, Yaradan’ın işçileri denir yani O’nun eylemlerinde yer almak isteriz. Aksi takdirde, O yine de harekete geçecek ve biz de her şekilde hareket edeceğiz. Bu nedenle, içimizde öyle duygular geliştirmeliyiz ki Yaradan’ın eylemlerini hissedebilelim.