Category Archives: Yaradan

Yaradan’la Birleşin

Soru: Yaradan’la birleşmenin mümkün olduğuna inanıyor musunuz?

Cevap: Öğretmenlerim bunun hakkında yazıyorsa, o zaman ben de buna inanırım.

Soru: Bu duruma ulaşan birine dair örnek var mı?

Cevap: Peki bu size ne kazandırır? Zaten göremezsiniz.

Soru: Sadece anlamak istiyorum.

Cevap: Bu bizlere anlamak için değil, sadece hissetmek için verildi.

Yorum: Uğruna çabalamam gereken şeyi hissetmek istiyorum.

Cevabım: Bunu hissetmek için çalışmanız gerekir.

Soru: Peki Yaradan’la birleştiğimizde bunu hissedecek miyiz?

Cevap: Elbette.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 273

Soru: Kişi, çalışmadan önce Yaradan’a olan inancını nasıl pratik olarak güçlendirebilir?

Cevap: Aklınızda ve kalbinizde ortaya çıkan tüm engellerin, karmaşanın üstesinden gelmeye ve böylece Yaradan’a olan inancınızı güçlendirmeye çalışmalısınız.

Soru: İnsan, Yaradan’ın arzusunun ne olduğunu nasıl hissedebilir?

Cevap: Ne arzuladığınızı netleştirin. Nihayetinde Yaradan’ın arzuladığı şeye varacaksınız, çünkü “Yaradan ne arzuluyor?” sorusu aslında “Yaradan benden ne arzuluyor?” sorusudur.

Soru: Bir dostumuzun Tora’da bulunan çareleri çıkarmasına nasıl yardımcı olabiliriz?

Cevap: Bir dosta yardım etmek, ona yakınlaşmak ve onu ortak bir çalışmaya dahil etmek anlamına gelir. O zaman bunun size ne kadar hızlı yardımcı olduğunu göreceksiniz.

Soru: Bilinçaltı ve beden üzerinde kontrol sahibi olmak için ışıkla nasıl çalışabilirsiniz?

Cevap: Her dersi bizimle birlikte çalışmanız, ardından tek başınıza konuyu ayrı ayrı işlemeniz ve sonrasında çalışmanızdan kalan soruları çözmeniz gerekiyor. Başka bir şey değil.

Yaradan’la Konuşmak

Soru: Bazen dostlarımızdan talep ettiğimizde, talebimizin egoistçe olduğunu ve onları istemek için hiçbir arzu duymadığımızı fark ettiğimiz durumlar olur. Ama isteriz çünkü kişinin her zaman Tora ve emirleri, hatta Lo Lişma’yı uygulaması gerektiği yazılmıştır. Bu doğru bir çalışma şekli midir?

Cevap: Gerçekten de Yaradan’la her zaman “Lo Lişma” ve ardından “Lişma” koşulu içnde iletişim kurmaya çalıştığımız bir durumda olmamız gerekir.

Soru: Bu koşullara bir şey eklemek mümkün mü?

Cevap: Her insan kendisi için gerekli gördüğü şeyi ekleyecektir.

Üst Dünyayı Algılamaya Kendimizi Nasıl Hazırlanırız?

Bedenin doğası öyledir ki, başkalarındaki erdemlerden çok kusurları görür. Bu yüzden bilgeler şöyle demiştir: “Herkesi haklı çıkarmaya çalışın.” Yani, mantık dahilinde bir dostumun haklı olmadığını görsem bile, onu haklı çıkarmaya çalışırım. Ve dostumun erdemlerini mantık dahilinde bile görebiliyorsam, bu daha da iyidir.

Sonuçta, bir başkasının haklı olup olmadığı benim için önemli değildir ve aslında bunu gerçekten yargılamak imkânsızdır. Benim için önemli olan, kendimi manevi dünyaya göre ayarlamaktır. Eğer tüm dostlarımın erdemli, nazik ve saygın insanlar olduğunu düşünüyor ve onları sanki Yaradanmış gibi yüce görmek istiyorsam, o zaman kendimi buna göre ayarlarım, üst dünyaya dair görüşümü, algımı düzeltirim.

Bu nedenle, dostumun erdemlerini mantık dahilinde görüyorsam, bu, kendimi doğru görüşe zaten ayarladığım anlamına gelir. Eğer bunu görmüyorsam, o zaman sanki onu haklıymış gibi görmeye ve hayal etmeye çalışmalıyım, çünkü bu “sanki” aracılığıyla maneviyatı, gerçeği görmeye yaklaşırım.

Dostlarımızı, her birinin kendi yolunda, yüce olarak görmek arzu edilir. Her insan bende olmayan niteliklere sahiptir. Sürekli olarak onlarda yalnızca olumlu nitelikleri ararsam bu, “Kolomb’un gemisini” görmeme, maneviyatı görmeme yardımcı olacak.

Böyle yaparak, egoizmimi azaltır ve bana dışsal olan nitelikleri yüceltirim. Ve bu sayede maneviyatı yüceltirim çünkü şu anda benim için sıfırdır, çünkü onu hissetmem veya anlamam. Eğer dostumu gözümde yüceltirsem, maneviyatı algılama yeteneğimi de artırırım.

Yaradan’ın Gözünden Dünya

Bir Kabalist zaten yüksek derecelerde olsa bile, diğer Kabalistlerin kitaplarını incelemesi onun için çok faydalıdır. O zaman gerçeği başkalarının nitelikleri aracılığıyla görebilir, çünkü her insan kendi bakış açısından bakar. Başkalarının manevi gerçekliği nasıl algıladığını öğrenerek, onu her ıslah olmuş ruh aracılığıyla görmeye başlar ve böylece hızla ortak ruha katılır.

Başlangıçta, ben bir dairenin içindeki bir noktayım. Kendimi ıslah ettim ve sonsuzlukla bağımı inşa ettim; dairenin merkezinden onu saran ışığa uzanan bir çizgiyi. Diğer tüm ruhlarla bağ kurdum ve böylece bu çizgiyi bir daire dilimi gibi tüm çember boyunca genişlettim. Artık, dairenin tüm düzlemi benim ıslah olmuş arzumdur. Diğer ruhlarla birleşerek kendimi tamamen ıslah ettim.

Ama bu yeterli değil. Çünkü dairem düz. Ve başka daireler, başka ıslah olmuş ruhlar var. Tüm bu daireler birleştiğinde, ortak bir merkeze sahip bir küre oluştururlar. Bu, tüm ruhların tüm ıslahlarını onların bakış açısından görmem gerektiği anlamına gelir.

Neden? Çünkü Yaradan her ruha yukarıdan bakar ve onu harekete geçirir. Ben de aynı seviyeye ulaşmalıyım. Bu nedenle kendimi her bir kişinin yerine koymalı ve onun ıslahını kendi bakış açısından, ruhunun içinden görmeliyim.

Ancak o zaman üst güçle form eşitliğine ulaşırım. Kendi düzlemimi ıslah etmem yeterli değildir. Hepsi bir kürede birleşene kadar, bir düzlemi diğerinin ardından, daire daire ıslah etmeliyim.

Bu zorunludur. Aksi takdirde, Yaradan’la benzerliği edinemeyiz. Ve böylece her insan başkalarıyla bağ kurar ve onların içinden bakar.

Ve sonra hepsi bir araya gelmelidir. Tüm bireysel küreler daha da “yuvarlak”, mükemmel bir boyutta birleşir. Ve o zaman tüm kişisel ayrımlar tamamen ortadan kalkar.

Ancak bu aşama bizim ıslahlarımızın ötesindedir.

Yaradan’ın Bir Enstrümanı Olmak

Sağ çizgiye ne zaman gireceğimize, sol çizgiye ne zaman gideceğimize karar vermek zor bir çalışmadır ve gelecekte bununla meşgul olmak zorunda kalacağız.

Her birimiz, bizi yolumuzdan alıkoyan kişisel rahatsızlıklarla karşılaştığımızda, onların üzerine yükselip, bütünlüğü yeniden tesis edeceğiz. Bizler, sırayla basılıp kaldırılan bir müzik aletinin tuşları gibiyiz.

Bazen birimiz daha büyük, bir diğerimiz daha küçük olur ve sonra bunun tersi gerçekleşir. Bu şekilde, Yaradan’ın bizimle nasıl konuştuğunu, bize nasıl on piyano tuşu gibi dokunduğunu ve dilini nasıl aktardığını hissedeceğiz. Yaradan’ın çaldığı müzik aleti hâline geleceğiz.

Melodi, hem minör hem de majör tonlarda, tüm koşullarımızı ve aramızdaki çatışmaları farklı seslerden oluşan bir senfoni halinde yansıtır. Bu nedenle her melodi çok farklıdır. Kral Davud’un Mezmurlar’ına bakarsanız, ne kadar kendine özgü olduklarını görebilirsiniz. Melodilerinin ne olduğunu bilmiyor olsak bile, yalnızca sözlerinden ve ritimlerinden bile onların ses olarak ne kadar eşsiz eserler olduklarını hayal edebiliriz.

Umarım, Kral Davud’un ilahilerini, onun göksel müziğini duyabileceğimiz bir dereceye yükselebiliriz; çünkü manevi dünyada hiçbir şey kaybolmaz. Kral Davud’un Mezmurlar’ı söylediği sesini duyabileceğiz.

Yaradan, bizimle tüm birincil kaynaklar aracılığıyla, Kabalistlerin eserleri aracılığıyla konuşur; çünkü onlar Yaradan’la yapışma hâlinden, edinimden, her zaman orta çizgide yazılmıştır.

Büyümeniz İçin Verimli Topraklar Arayın

Soru: Kişi çevresinin üzerindeyse, onu etkileyip ıslah edebilir mi?

Cevap: Kişi çevresinin üzerine çıkamaz! Ona tamamen bağımlıdır. Sıradan insanlar olsalar bile ve o büyük bir Kabalist olsa da, yine de onlar onu etkileyeceklerdir.

Meyve dolu güzel bir ağacı yerden söküp çölün ortasına diktiğinizi hayal edin. Ona ne olacak? Çölü çiçek açan bir bahçeye mi dönüştürecek?

Ruhumuz da çevresine aynı şekilde bağımlıdır.

Yaratılışın amacı hem grubun hem de benim kişisel çalışmamdır ve bu tek noktadaki Yaradan’dır. Tüm hayatınızın, çözmeniz gereken bu tek noktaya bağlı olduğunu hayal edin. Şu anda yaşayıp yaşamayacağınız buna bağlı! Ve bu her an böyledir.

Örneğin, bu noktaya basmazsanız nefes alamazsınız ve oksijen size ancak oradan gelir. Ve eğer ona basmasaydım, katılmasaydım, oksijen olmazdı.

Üst Gerçekliğe Nasıl Geçiş Yapılır?

Bu dünyanın mevcut gerçekliğinin hissiyatından üst gerçekliğe, yani gelecek dünyaya geçmek, mantıktan mantık ötesi inanca, almaktan ihsan etmeye geçiş demektir. Burada kelimelerle herhangi bir şeyi açıklamak imkânsız olsa da bu, sağır bir kişiye farklı müzik seslerinin varlığını anlatmak gibidir.

Ama kaynağa geri dönen ışığı uyandırmamıza yardımcı olabilecek egzersizler vardır ve bu bize ihsan etme gücünü verir. Sonra yavaş yavaş varoluşu bu ihsan etme gücüyle düşünmeye başlarız, almanın gücüyle değil. Bu mümkündür.

Birleşmeye çalıştığımızda, yani kişisel egoist arzumuzu iptal edip gruba ihsan etme ortak arzusuna yöneldiğimizde, içimizdeki temeller yavaş yavaş değişir.

İşte bu şekilde, mantık ötesi inanca; haz alma arzumuzun içinde değil, onun üzerinde, yani manevi dünyada başlayıp biten eylemleri hissetmemizi, anlamamızı, kararlar almamızı ve gerçekleştirmemizi sağlayan manevi yaklaşıma geliriz.

Çalışmanın tadını kaybettiğimizde öfkelenir ve kaderi, Yaradan’ı, Kabala bilgeliğini ve öğretmeni suçlarız. Çalışmaya ve gruba karşı duyulan haz kaybının; hayvansal, maddi, egoist zevkler uğruna değil, Yaradan’a memnuniyet getirmek için çalıştığımız manevi bir seviyeye yükselmeye bir davet olduğunu anlamıyoruz.

Yavaş yavaş, adım adım, bu tür bir çalışmaya alışırız. Asıl mesele, tat ve ruh hali kaybının yukarıdan, Yaradan’dan kişisel olarak bireye, onu egoizmden koparmak, egoist hazlardan biraz olsun özgürleştirmek ve kişisel çıkarlarından bağımsız hissetmesini sağlamak için geldiğini fark etmektir.

Sanki gökle yer arasında asılı duruyormuşum gibi hissederim; çünkü hiçbir haz beni cezbetmez, hareket edecek güç ve sebep de yoktur, hayat hiçbir tatmin vaat etmez. Bu, Yaradan’ın insanı egoist niyetlerden, tüm bu dünyadan koparan muazzam bir yardımıdır.

O zaman geriye kalan tek seçenek, hiçbir yakıt olmadan, egoist bir motivasyon olmadan, yalnızca Yaradan’ın yüceliği uğruna çalışmaktır: derse gelmek, etkinliklere katılmak, grubun içinde yaşamaktır! Bana egoist bir umut veren önceki hazları, geleceği ve gelecekteki ödülü hayal etmek istemediğim, sadece her an Yaradan’a tutunmaya çalıştığım yeni bir koşulla değiştirmeye çalışırım.

Yaradan için bir şeyler yaptığımı hissetmek, bana çalışma için yakıt verir ve o anda canlıyımdır. Bir sonraki saniyede ise tekrar başka bir çaba göstermem gerekir ve böylece tekrar tekrar, her an devam eder. Bu şekilde ilerleyeceğim; Yaradan, beni haz alma arzumdan koparmaya ve arındırmaya yardımcı olacak ve sonra O’nun memnuniyeti için hareket edebileceğim. İşte bunun için var olacağım.

Yaşamak ve hareket etmek için gücümüzün kalmadığını hissettiğimiz, dünyanın kararıp karanlığa gömüldüğü, hiçbir umut ve tatmin vaat etmediği bu anlar, Yaradan’dan gelen büyük bir yardımdır. İşte böylece O, bizi kendi gerçekliğimizden, bu dünyadan koparır ve O’nun için çalışma fırsatını verir.

Eğer Yaradan bizi bu dünyanın hazlarından ve tatminlerinden koparmasaydı, manevi bir dereceye ulaşma şansımız hiç olmazdı. Sonsuza dek Firavun’un kölesi olarak kalır, bize sadakatle ödeme yapan Firavun için itaatle çalışırdık. İşte bu, egoizm içindeki hayatımızdır.

Bu nedenle, boşluk, güçsüzlük, umutsuzluk ve kayıp duygusunun geldiğinde, egoizmden kopuş, tam olarak mantıktan, mantık ötesi inanca; yani ihsan etme derecesine geçiş imkânının olduğu, her şeyi cennet uğruna, Yaradan’ın rızası için yapacağıma karar verdiğim durumdur.

Yaradan tarafından düzenlenen bu tür egzersizleri defalarca yapmak gerekir ve bunun için O’na şükretmeli, nihayet bu dünyadan manevi dünyaya yükseldiğiniz ve geçişte olduğunuz için sevinmelisiniz. Bu tür eylemleri hızlandırmalı ve güçlendirmeliyiz ki her biri bizim için bir sıçrama olsun ve bunun tamamı, çevremizle, onluyla olan bağımıza bağlıdır.

Manevi Birlik İlkesi

Üst dünyada bağ kurmanın koşulu, “kendi iyiliği için değil, başkaları için” koşuludur. Fakat bu, bizim basitçe anlayamadığımız bir ilkedir.

Bizim dünyamızda sağlık hizmetleri, eğitim, yangın güvenliği gibi sistemler kurarız, ancak bunların hepsini kendimiz için yaparız. Yoksa bunlara katılmazdık. İşte bu bizim dünyamızdır. Bu bizim doğamızdır. Farklı olduğumuzu sanarak kendimizi kandırmamalıyız.

Fakat manevi birlik, bunun tam tersi bir ilke üzerine kuruludur: “Komşunu kendin gibi sev.”

Eğer bunu elde etmek istersem, başkalarıyla onlarla iyi hissettiğim için değil; birlikte daha fazla güvenlik, rahatlık ya da başarıya ulaşacağımız için değil; onların arzularını kabul edip kendi gücümle onları yerine getirdiğim için bağ kurarım. Hepsi bu!

Başka bir deyişle, sanki ben hiç yokmuşum gibi. Yalnızca başkalarının arzularını yerine getirmek için çalışan bir mekanizma vardır. İşte bu, “Komşunu kendin gibi sev” ilkesinin yerine getirilmesidir.

Bize Yaşam Veren Şey

Soru: Yağmurun yeryüzü için bir bereket vb. olduğu açıktır. Peki “yağmur” kelimesinin anlamı nedir? Bir insan için ne ifade eder?

Cevap: “Yağmur” kelimesi, tüm maddesel yaşamın temeli, kökü ve başlangıcını içerir. Çünkü yağmur, özünde göklerden yere inen bir berekettir. Yaradan’ın yaratılmışlara karşı iyi niyetini simgeler.

Soru: Lütfen söyleyin, bir kişinin içsel, manevi çalışmasında yağmurun gönderilmesi ne anlama gelir? Bu neyi ifade eder?

Cevap: Yağmur, yukarıdan inen ve maddesel dünyamızda yağmur, yani yukarıdan gelen su şeklinde tezahür eden büyük, iyi niyetli bir manevi berekettir.

Soru: Bu büyük bereket benim kalbim ve ruhum için ne ifade ediyor?

Cevap: Bizi ayakta tutan şeydir; bize yaşam veren şeydir.

Soru: Özellikle yağmur mu?

Cevap: Evet, özellikle su. Aynı zamanda manevi suya da işaret eder: üst sular ve alt sular. Bu, doğanın gücü, Yaradan’ın bize olan iyiliğidir; yukarıdan inen ve maddesel dünyada, üzerimizdeki eylemleri aracılığıyla kendini gösteren bir güçtür.

Soru: Kişi, “Ruhum öldü, içim kurudu, içimde her şey kurudu” dediğinde, bu bir yağmur dileği midir?

Cevap: Evet, bu durum korkutucu olabilir. Tıpkı annemizin rahminde suya gömülü olduğumuz ve sularla çıktığımız gibi. Bu şeyler basit değildir.

Soru: Yani pratikte, kötü hissettiğimizde her zaman yağmur mu dileriz?

Cevap: Evet. Yağmur, su, Rahamim yani merhamet anlamına gelir. Ve işte bu yüzden onu dileriz.