Category Archives: Yaradan

İfşa Edin Ve Bilin

Soru: TES’te, Atik Yomin’in önce Tora’nın sırlarını gizlediği, sonra da ifşa ettiği yazar. Bu eylem nedir?

Cevap: Tora’yı doğru bir şekilde çalışan kişi iki koşuldan geçer; önce Atik Yomin ondan gizlenir, sonra ifşa olur. Bunun ne olduğunu ifşa etmeli ve anlamalıyız.

İfşa olan her şeyi ve gizli kalan her şeyi kabul etmeli, içimizde ona bir yer bulmalı ve dostlarımızla bağ kurarak bunun herkese ifşa olmasının umudunu korumalıyız.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 276

Soru: Gizlenme ile ifşa etme arzusu arasındaki bağ nedir?

Cevap: İfşa etme arzusu gizliliğin ölçüsüne göre uyanır.

Soru: Yaradan’ın Kendisini Tora’da gizlemesi ne anlama gelir?

Cevap: Bu, Tora’yı çalışarak hangi soruların bizi O’na yaklaştırabileceğini, O’nu ifşa edebileceğini ve bizi O’nunla bağa getireceğini görmeye başladığımız anlamına gelir.

Soru: Kişi, realitede her şeyin ardındaki Yaradan’ı nasıl bulabilir ve görebilir?

Cevap: Kendinizi Yaradan’a yöneltirseniz, O’nun Kendisi ile aramıza koyduğu gizlilikten sonra nasıl ifşa olduğunu yavaş yavaş göreceksiniz.

Soru: Bir dostun, Yaradan’ın ve yaratılanların görüşleri nasıl birbirine bağlıdır?

Cevap: Kişinin bir dosta bakış açısı, her birimizin içinde giderek daha doğrudan, net ve yakın hale gelir. Dolayısıyla, dostlarla kurduğumuz bağ sayesinde, yavaş yavaş Yaradan’la bağımıza daha da yaklaşırız.

Soru: Kişi, Yaradan’ın kendisine karşı gerçek tutumunu hissetmeye mi çalışmalı, yoksa bu çabayı ıslah edip arındırmaya mı çalışmalı?

Cevap: Kişi sorular sormalı ve çalıştığımız kaynaklarda cevaplar aramaya çalışmalıdır.

En İçsel Edinim

Yaradan benim ıslah olmuş niteliğimdir. Yaradan, yaratılan varlığın içinde ifşa olur ve bu nedenle İbranice’de ona “Bo-reh” – “Gel ve Gör” denir.

Islah olmuş halime, ıslah olmuş benliğime ulaşmalıyım; ıslah olmuş niteliklerimi göreceğim ve onlara “Yaradan” diyeceğim.

Yaradan’ı sadece kendi içimde, ıslah olmuş algı kaplarımın içinde ifşa ederim. Kendimin dışında hiçbir şey hissetmem. Tüm gerçekliği, var olan her şeyi, kendi içimde, hislerimde algılarım. Bu nedenle Zohar Kitabı, tüm dünyaların ve onları dolduran her şeyin, Yaradan da dahil, kişinin içinde olduğunu söyler. Çünkü bunlar yalnızca onun kendi içinde hissedilir. Her şeyin dışarıda, benden öteymiş gibi görünmesi sadece bana öyle gelir.

Bu illüzyon kasıtlı olarak verilir: “dışarıda” ve “içeride” hissiyatları arasındaki gerilim sayesinde, dünyayı, kendimi ve Yaradan’ı hem dışarıdan hem içeriden görebilme yeteneği kazanırım ve yaratılışı O’nun gibi algılayabilir hale gelirim: yaratılıştan önce, yaratılış sırasında ve sonrasında, gelecekteki “üst koşullarda”.

Manevi algı, “diğer insanların” arzularını hissetmeye dayanır; bu arzuları onlara ihsan etmek ve sevmek arzusuyla kendime bağlarım. Bu şekilde, arzum büyür. Ve diğer arzularla birleştiğim ölçüde, giderek daha geniş bir gerçekliği ifşa ederim.

Bizim dünyamızda, Asiya dünyasını ifşa ederiz, çünkü her insan kendi içinde, kendi benliğinde ve bu nedenle de egoisttik arzusu içinde kilitlidir.

Eğer Yaradan’a olan özlemde benimkine benzer arzuları olan bir grupla bağ kurmaya başlarsam, bu bağın ölçüsüne göre Yetzira dünyasını ifşa ederim. Çevreyle bir dereceye kadar tek bir arzuda birleşmişimdir ve bunun içinde “Yaradan” olarak adlandırılan, edindiğim ihsan etmenin ölçüsünü ifşa ederim.

Islah olmuş arzum içinde ifşa ettiğim olgulara ışık denir ve onun daha derin kaynağı Yaradan’dır. Sonra daha büyük bir egoist arzu, ‘ben’ bende ifşa olur. Ve bunun üstünde, grupla birleşme çabamla Beria dünyasını edinirim.

Bu şekilde tüm beş dünyayı ifşa ederiz. Baal HaSulam, “Kabala Bilgeliğine Giriş”te tüm dünyaların bir insanın içinde olduğunu yazar. Bu nedenle Kabala bilgeliği, Yaradan’ın yaratılana, yaratılanın içinde, onun ıslah olmuş arzularında (algı organlarında) ifşasıdır.

İhsan etme niteliğini ifşa ederek, onun kaynağını, yaratıcısını da ediniriz. Bu en içsel edinim, bizim Yaradan diye adlandırdığımız şeydir.

Kavranamayan Madde

Soru: Her şeyin manevi olduğunu söylüyorsunuz. Hisler nedir?

Cevap: Hisler, arzuda olan şeydir ve arzu bizim maddemizdir. Yani, madde ve maddenin formundan bahsediyoruz.

Bu, Kabala ’da incelediğimiz ve hissedebildiğimiz, analiz edebildiğimiz ve yeniden üretebildiğimiz şeydir. Dolayısıyla, kesinlikle her şey hislerimizdedir.

Yorum: Ama duyguların belirli bir yeri yok.

Cevabım: Arzu, hissettiklerinizi hissettiğiniz yerdir. Arzum tek gerçekliktir. Ve etrafımdaki tüm nesneler sadece var gibi görünür. Gerçekte, onlar arzumda benim için çekilir. Arzu dışında hiçbir şey yoktur. Madde arzudur.

Yorum: Gerçeklikte bu, açıklanamaz bir şeydir.

Cevabım: Bu basitçe kavranılamaz.

Yorum: Ne hisler ne de arzular hiçbir şekilde aktarılamaz. Sadece dediğiniz gibi, ortak bir form varsa. Biri bunu deneyimlediyse, bu hissi aktarabilir.

Cevabım: Bu sebeple, öğrencileri bir şekilde, insanı manevi bir uyanışa götürecek ve gelişimini hızlandıracak, günlük yaşamdaki durumlar hakkında duygusal eserler yazmaya teşvik etmeye çalışıyorum.

Soru: Kabala’yı bu şekilde aktarmak mümkün mü? Yukarıdan gelen tüm açıklamaları alıp duyusal bir şekilde aktarabilir misiniz?

Cevap: Evet, tüm bunları çeşitli romanlar şeklinde sunmaya çalışın. Elbette, insan başkalarıyla etkileşime girmese bile, bir kişinin içsel durumları hakkında tamamen psikolojik olarak yazabilir. Ya da bunu bir grupla, arkadaşlarla, hayvanlarla, kadınlarla olan ilişkilerine dayandırabilir; önemli değil.

Yani temel her zaman aynıdır, sadece daha karmaşıktır. Tıpkı bizim dünyamızda olduğu gibi: Daha zeki insanlar vardır, daha az eğitimli olanlar vardır, ama temel her zaman aynıdır – duygusaldır.

“Beni Arayanlar Beni Bulacaktır”

  1. Zohar, “Beni arayanlar Beni bulacaktır” metninden bahseder ve “Yaradan nerede bulunur?” diye sorar. Yaradan’ın yalnızca Tora’da bulunduğunu söylerler. Ayrıca, “Sen gerçekten de gizlenen bir Tanrısın” ayetiyle ilgili olarak, Yaradan’ın Kendisini kutsal Tora’da gizlediğini söylerler. (Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”)

Mesele şu ki, Yaradan’ı “takip edenler” ve O’nu ifşa etmek isteyenler, O’nu mutlaka ifşa edeceklerdir. Ve bu ancak Tora’yı çalışarak yapılabilir, çünkü Yaradan onun içinde gizlidir. O, Tora’yı tamamen bu koşulla yaratmıştır.

Yaradan neden Kendini gizler? Bu, O’ndan ayrıldığımızı hissetmemiz ve Yaradan’dan O’nu ifşa etmemize yardım etmesini istemeye başlamamız içindir. Bu nedenle, “Beni arayanlar Beni bulacaktır” ifadesini iyi anlamamız gerekir. Yani, bu talebin gerçekten ne olduğunu netleştirmeliyiz.

Nitelikli Bağ

Soru: Lişma’ya yaklaştıkça tüm dünyada duyulma olasılığımızın arttığını biliyoruz. Sizce tüm dünyayı daha güçlü şekilde etkileyebilmemiz için ne eksik: nitelik mi, nicelik mi?

Cevap: Nitelik eksiktir ki bu da aramızdaki bağın çok güçlü hâle gelmesini sağlar. Bu, birbirimizle birleşmemizi ve kaynağımızla, Yaradan ile bütünleşmemizi, O’ndan güç almamızı ve başkalarıyla kurduğumuz bağ aracılığıyla bu gücü tüm dünyaya aktarmamızı sağlayacaktır.

Manevi Çalışma ile İlgili Sorular – 275

Soru: Baal HaSulam, İsrail ulusu, Tora ve Lişma emirlerinin yerine getirilmesine ulaşmadığı sürece dünyadaki sıkıntıların sona ermeyeceğini yazar.

Bunca yıl boyunca, hem Yahudilere hem de dünya uluslarına yönelik farklı çağrılarımız oldu. Sizce bu İsrail ulusu kimdir ve biz kime hitap etmeliyiz?

Cevap: Şu anda derslerimize katılan ve bizim yardımımızla yaradılış amacına ulaşmak isteyenlerdir.

Soru: Tüm insanlığa etki edecek güce sahip olmadığımızı söylediniz. Bu gücü istemeli miyiz, yoksa şimdilik onlu grubundaki çalışmaya odaklanmak daha mı iyi?

Cevap: Onluya odaklanmamız gerekir; tüm güçleriniz onun içinde olsun ve kendinizi tamamen onun güçlenmesine adamaya hazır olun.

Işığı İleten Yol

Soru: Tüm insanlığa ihsan etme niteliğinin geçtiği bir kanal gibi olabileceğimizi söylediniz. Buna hazır mıyız?

Cevap: Kendinize sorun. Yukarıdan, Yaradan’dan gelen ışığın tüm kaplara yayılacağı, dünyamıza ulaşacağı ve bizi dolduracağı bu kanal, bu yol olmak için neye ihtiyaç duyduğunuzu netleştirin.

Soru: Işığın bizim aracılığımızla tüm insanlık üzerinde etki etmesi için neden gücümüz yok?

Cevap: Hâlâ gerçek, doğru niyetlere sahip değiliz.

Doğru düşünmeye nasıl başlayacağımızı, kiminle bağda olacağımızı ve birbirimizle hangi yolla birleşeceğimizi ancak şimdi öğreniyoruz. Yakında bu daha da netleşecek.

İllüzyondan Doğru Gerçekliğe

Bizler içsel bir illüzyon içinde yaşıyoruz ve bu nedenle kendimizi gerçekte var olan sisteme getirmemiz gerekiyor. Bugün, Kabala’da “hayali dünya” (Olam HaMedume) veya bizim dünyamız olarak adlandırılan illüzyon bir sistem içinde yaşıyoruz.

Üstelik bunun için, 21. yüzyılda Hollywood filmlerindeki gibi bir matris yaratmaya gerek yok. Tüm bunların adım adım anlatıldığı 5.000 yıl önceki kitaplara başvurmak yeterli. Açık bir kapıyı kırmaya gerek yok.

Bizim dünyamız tamamen bir illüzyondur. Sürekli içimizde işler. Tek yapmamız gereken, kendi içimizde, illüzyon yerine bize gerçekliğin doğru resmini verecek normal, doğal, gerçek duygular ve düşünceler yaratmaktır.

Ancak bu gerçek resim de bizim içimizdedir, bize göründüğü gibi dışarıda değildir. Hepsi tamamen arzularımızın içindedir. Işık, arzuların niteliklerini ve isteklerini, farklılıklarını veya benzerliklerini karşılaştırarak arzunun içinde belirli imgeler çizer. Bu, dünyanın resmidir.

Bu nedenle bizim görevimiz, büyük bir illüzyondan daha küçük bir illüzyona, oradan da daha küçük bir illüzyona geçmek ve sadece ışığın bizi doldurduğu doğru gerçekliğe yaklaşmaktır. Ve ondan başka her şey, sadece çeşitli ölçülerde, sanal bir gerçekliktir. Bu nedenle tüm dünyalar, “olama” (gizlenme) kelimesinden gelen “dünyalar” olarak adlandırılır, bu da doğru gerçeklikten, sonsuzluk dünyasından gizlenmiş olarak yaşadığımızı gösterir.

İnsanlar başka bir gerçekliği resim şeklinde hayal ederler: duvarlar, tavanlar, zeminler veya başka şeyler. Ama ben bunu içsel deneyimler ve hisler şeklinde hayal ediyorum.

Örneğin, size şunu soruyorum: “Dünden önceki gün hangi koşuldaydınız, hatırlıyor musunuz?” Bu koşulu bu şekilde hatırlarsınız ve bu, sizin için aynı anda bir yer ve zamanla yani “zaman”, “yer” ve ‘hareket’ koordinatlarıyla ilişkilendirilebilir. Sonra size “Deneyimleriniz, hisleriniz nelerdir?” diye sorsam ve siz de bunları bana aktarırsınız, sanki hafızanızdan, arşivinizden çıkarır gibi ve bunları tarif edersiniz. Yani, bu deneyime tekrar dalarsınız ve onu açıklarsınız.

Bu, manevi alanda olanlara benzer. Orada maddi bir hacim yoktur. Bu hacim “arzudur” ve içinde geçmişteki koşulumu tekrar hissetmeye başlarım ve bir şekilde size aktarırım. Hepsi bu. Sadece arzunun içinde.

Bu tıpkı bizim dünyamızdaki gibidir. Etrafımızdaki her şeyden kendinizi kopardığınızı ve sizinle benim, yukarısının, aşağısının, hiçbir şeyin olmadığı, sadece boşluk olan kozmik bir uzayda olduğumuzu hayal edin. Ama içimizde belirli bir ortak empati, duygu, düşünce, hafıza ve diğer her şey vardır. İşte bunlar, sanki birer manevi koşul gibidir.

A Noktasından B Noktasına Yürüyen Bir Yaya

Soru: Her zaman mantık ötesi inançla gitmek mümkün müdür?

Cevap: Bu elbette ki mümkün değildir. Ancak Kabalistler bu yoldan gidip gidemeyeceğimizi tartışmazlar. Sadece gitmeliyiz!

Ve gidemediğimizde, yardım talep ederiz ve bu işi bizim için Yaradan yapar! Tüm çalışma, kişinin değil, Yaradan’ın çalışmasıdır. Ancak O’ndan bunu yapmasını istememiz gerekir.

Kişi bu çalışmayı yapmaya çalışırken sonuna kadar gitmek zorundadır! En başından itibaren hedefe kendi başına ulaşamayacağı net olsa bile. Ancak başarı, Yaradan’ın bunu yapacağını keşfetmekte ve O’ndan nasıl isteyeceğini bilmekte yatar.

Ben her zaman bu sürecin içindeyim; başlangıç (mevcut) noktası ile kaçınılmaz olarak ulaşmam gereken nihai hedef arasında düz bir çizgide ilerlerim.

Nihai nokta, ihsan etmek, Yaradan’a ve yaratılanlara sevgi, mantık ötesinde inanç ve almanın ötesinde ihsan etmedir. Ve başlangıç noktasından bir kez ayrıldığımda, son noktaya varmalıyım.

Ve yolda şunları yaşarım:

  1. Birinci safha: Gücün yettiğince her şeyi yap! Bu ilk sırada gelir.
  2. İkinci safha: Kendi gücünden tamamen hayal kırıklığına uğramak.
  3. Üçüncü safha: Beni yalnızca Yaradan’ın kurtarabileceğini anlamak.
  4. Dördüncü safha: O’nunla, ihsan etme (Hafetz Hesed) ve sevgide birlikte çalışmaya başlarım.

Ama en başında olduğum için, kesinlikle sona ulaşacağımı bilmeli ve kendi çabalarıma güvenmeliyim! Ellerimi kavuşturup yukarıdan bir eylem bekleyemem.

İlk safhada mutlak her şeyimi vermezsem, gücüm yettiğince mümkün olan her şeyi yapmazsam, asla umutsuzluğa kapılmam, asla kendi çaresizliğimin farkına varmam. Ve bu nedenle, Yaradan’dan yardıma ihtiyacım olduğunu asla fark etmem. Peki, kaynağa geri dönen ışığı nasıl çekeceğim?

Bir safha diğerinin ardından gelir; her safha bir sonraki koşulu tanımlar ve inşa eder. İnsan, bir sonraki safhada, hemen ardından nerede olduğunu veya onu neyin beklediğini tam olarak bilemez. Ancak tüm ilerleme, kişinin kendi çabası sayesinde gerçekleşir.