Category Archives: Yaradan

Tüm Gök Kubbelerden Geçen Bir Dua


Bir insanın duası, Ruah’ın [ruhun] işidir, Behina Bet’ten gelen bir çalışma olup konuşmaya bağlıdır. Bu, yüce sırların içindedir ve insanlar bilmezler ki bir insanın duası havaları yarar, gökyüzünü delip geçer, kapıları açar ve yükselir. (Raşbi, Herkes için Zohar, Cilt 5 “VaYakhel,” “Duanın Yükselişi”)

Duanın bir sütunun yanında edilmesi gerektiği yazılmıştır. Bu, gerçekten kişinin yanında dua edeceği fiziksel bir sütun anlamına gelmez. Mesele şudur ki, sonsuzluk dünyasından bizim dünyamıza kadar tüm Partzufim bir sütun şeklinde düzenlenmiştir; öyle ki üst Partzuf’un AHP’si, alt Partzuf’un Galgalta ve Eynaim’inin (GE) içinde yer alır ve böylece hepsi birbirinin içine geçmiş hâlde yer alır.

Farklı şekilde düzenlenmiş tek bir Partzuf bile yoktur. Her Partzuf, öyle bir konumda yer alır ki üst kısmı daha yüksek Partzuf’un içinde, alt kısmı ise daha düşük Partzuf’un içinde bulunur.

Yani, benim Partzuf’umun üst kısmı, daha yüksek olanın alt kısmıyla birliktedir; Partzuf’umun alt kısmı ise daha düşük olanın üst kısmıyla birliktedir. Böylece, üst kısmımda (GE), en yükseğin AHP’siyle birlikte on Sefirot’u oluştururum; alt kısmımda (AHP) ise, daha düşük olanın GE’siyle birlikte on Sefirot’un içinde bulunurum.

Böylece, üstteki on Sefirot’ta daha yüksek olana, alttaki on Sefirot’ta ise daha düşük olana bağlıyım. Peki ben neredeyim? Ben, beni ikiye bölen kısımdayım; buna Klipat Noga denir. Bu, Partzuf’u ortadan ikiye ayırır.

Klipat Noga, bizim tüm özgür seçimimizdir. Eğer şimdi, üstteki on Sefirot’ta (1) daha yükseğe bağlanmaya ve bununla en altı yukarı kaldırmaya (2) karar verirsem ve yalnızca bunun için çalışıyorsam, bu, ortadaki Klipat Noga’da bulunan özgür seçimimi kullandığım anlamına gelir.

Özgür seçim, daha alt seviyeyi ıslah etmek için Yaradan’la yani daha yüksek bir seviyeyle bağ kurmamdır. Bizim çalışma şeklimiz budur.

Mantık Ötesi İnanca Nasıl Yükseliriz?

Mantık ötesi inanç, kendi anlayışımla çeliştiğinde bile üst olanın görüşünü kabul etmem anlamına gelir, nitekim şöyle yazılmıştır: “Gözleri var ama görmezler; kulakları var ama duymazlar.” Bu, her seferinde kendimi daha yüksek bir seviyeye çıkarabileceğim anlamına gelir; sanki bir sonraki basamağa doğru çekiliyormuşum gibi, bildiğim her şeyle çelişse bile, kendi görüşüm yerine üst olanın görüşünü seçerek yükselirim.

Eğer bir dostum bana içinde 1.000 dolar olan bir zarf uzatır ve ben güvenerek miktarı kontrol etmezsem bu mantık altı inançtır. Güvenim, bildiklerimle çelişmez ve bu yüzden inanç gerektirmez.

Bilgi, bu maddi dünyada sahip olduğum zihin ve algıdır; sadece gözlerinin görebildiğine dayanan bir yargıç gibi. Ancak inanç, bu bilginin üzerinde durur, tıpkı Bina’nın Malhut’un üzerinde durması gibi. Ve Malhut derecesinden Bina’ya yükselmek için, mantık ötesi inançla ilerlemeliyim.

Eğer parayı sayar ve 1.000 dolar yerine 999 dolar bulursam, o 999 dolar benim bilgimdir ve geriye kalan “1 dolar” ise inancımın ölçüsüdür. Fakat zarfın içinde yalnızca 1 dolar varsa, hatta tamamen boşsa, yine de üst olanın görüşüne inanır ve onu doğru kabul edersem, o zaman kendimi kendi mantığımın üzerine yükseltmiş olurum ve üst olanın bakış açısından görmeye başlarım.

Üst olanın aklı, grubun ya da öğretmenin görüşüdür. Her seferinde mantık ötesi inanca yükselmeye çalışırsam, bu manevi derecelere yükseldiğim anlamına gelir. Eğer üst olanın aklını kabul etmeye hiç çaba göstermezsem, ne manevi dünyaya girerim ne de yaklaşırım.

Mantık ötesi inanç, bu dünyada kişiye verilen tek özgür seçim noktasıdır.

Eğer üsttekinin görüşünü kabul edersem ve zarfın 1.000 dolar olduğunu kabul edersem, oysa ben sadece 999 dolar saydım, o zaman O’nun derecesine ulaşırım. Ve sonra zarfın nasıl parayla değil, Yaradan’ın yüceliğiyle dolduğunu bizzat görüyorum.

Mantık ötesi inanç, bizi maddi dereceden manevi dereceye, daha düşük bir manevi dereceden daha yüksek bir dereceye taşıyan özel bir mekanizmadır, benzersiz bir yöntemdir. Yükselmenin tek yolu budur: Üstün olanın görüşünü kabul etmek.

Her seferinde sanki bir sonraki derecede yeniden doğmuş gibiyimdir, tekrar tekrar. Yeni koşula, öncekinden hiçbir şey taşımayan, yeni doğan gibi girerim; Üst olanın aklına tutunup ilerlerim.

Kendi duyularımla zarfın içinde yalnızca 1 dolar görürüm. Yine de duyularımın ötesinde, 1.000 dolar olduğunu kabul etmeliyim. Bilgimi yok etmem; onu olduğu gibi bırakırım. Bildiklerim ile bilginin ötesinde duran şey arasındaki uçurumu net bir şekilde görürüm.

Bu uçurum, Malhut ile Bina arasındaki farkı tanımlar. Bir yandan, “Yargıcın elinde yalnızca gözlerinin gördüğü vardır” — bu Malhut’tur. Fakat bu bilginin tersine gitmeli ve üst olanın bilgisine, yani Bina’nın—inancın bilgisine öncelik vermeliyim.

Ve tam bu aralıkta—Malhut ile Bina arasındaki bu ayrılıkta, bilgi ile bilgi ötesi inanç arasındaki bu farkta—üst dünya ve manevi gerçeklik kendini ifşa etmeye başlar.

Onludaki tüm çalışma, mantık ötesi inançla ilerler. Dostlar arasında hiçbir sevgi görmeyebilirim; tam tersine, sanki birbirimizi parçalamaya hazırmışız gibi görünürüz. Yine de birbirimizi sevmek için çalışırız. Üst olanın gözünde onlumuz mükemmeldir ve tam bir birlik içinde durur; bizim gözümüzde ise durum tamamen farklı görünür. İşte bu fark, incelememiz ve üzerine yükselmemiz gereken şeydir.

Ve bu çelişki varlığını sürdürür. Bunu uzlaştıramam, çünkü bu mesafe Bina ile Malhut arasındaki boşluğun ta kendisidir; kapanamaz, hatta aksine giderek genişler.

Bu, Yaradan ile yaratılan arasındaki farkın içimde uyanmaya başlamasıdır. Ve ben ne kadar inancı takip edersem, kendi aklıma ve hayvani bedenime tutunmak yerine Yaradan’a o kadar bağlanırım. Manevi ilerleyiş işte böyle gelişir.

Bağ Olmadan İlerleyemeyiz

Soru: Yaradan’a memnuniyet getirdiğimizi nasıl doğrulayabiliriz? Ne hissetmeliyiz?

Cevap: Yaradan ile içsel bir bağımız olduğunu hissetmeliyiz, yani O’nun varlığını kalbimde, bana karşı tutumunu ve benim O’na karşı tutumumu hissetmeliyiz. Özünde bu, bağın temelidir.

Soru: Bunu kalbimle içsel olarak hissedeceğim, ancak çevreye göre Yaradan’a doğru yönlendirildiğime dair herhangi bir dışsal gösterge var mı?

Cevap: Kaynaklardan sürekli olarak, bunun dostlara olan sevgiye, onlarla kurulan bağa ve karşılıklı yardıma bağlı olduğunu öğreniyoruz.

Tüm bunlar grup içindeki bağla ilgilidir. Bağ olmadan ilerleyemeyiz.

Hayatın Dolambaçlarında Çukura Düşmekten Nasıl Kaçınılır?

Soru: İnsan kaderin tüm cilvelerini nasıl kabullenmeyi öğrenebilir? Burada şöyle diyor: “Kaderin tüm dönemeçlerini kabullen. Bu eğlenceli bir resim.” vb. Bunu nasıl öğrenebiliriz? Günümüzde kader çok keskin dönüşler yapıyor.

Cevap: Tüm bunları belli bir heyecanla, bir oyun gibi algılamanız gerekir. Rakibiniz satranç tahtasında bir hamle yaptığında veya masaya yeni bir kart koyduğunda, bir sonraki hamlenizi görmeye başlarsınız. Böyle bir “oyuncuyla” bağ içinde olduğunuz için sevinmelisiniz. Ve onunla olan bu bağ aracılığıyla Yaradan’ı ifşa etmek istersiniz.

Soru: Öyleyse, karşılık verdiğim her hamle, işte bu bir macera mı? İçimdeki macera. Ve tüm düşüncelerim “nasıl ve ne? midir”

Cevap: Evet.

Soru: Ve sonra şu cümleyi söylediniz: “Kendinizi Yaradan’la bağ içinde bulursunuz.” Bu düşünce aslında içimde mevcut olmasa bile, beni hayatta böyle bir yolculuğa çıkaran şey tam olarak bu değil mi?

Cevap: Evet, ulaşmak istediğiniz şey budur.

Grup Benim Manevi Diyapazonumdur

Birbirimize veya Yaradan’a karşı tutumumuzu doğrudan ölçmek imkansızdır; bu, yalnızca O’nda olmayan, içimizde olmayan, aramızda olan dışsal bir standarda göre ölçülebilir. Aramızda duran bu standarda göre, bizi bağlayan ve ayıran şeyleri bulabiliriz.

Bu standart, gruptur. Gruptaki dostlarıma kendimi bağlarsam, aynı ölçüde Yaradan’la bütünleşmiş olduğumu keşfederim. Grup bana, sevgi ve nefretimin “yüksekliğini” ve “ağırlığını” somut parametrelerle ölçme yeteneği verir ve bu sayede Yaradan’la bütünleşirim.

Onluya olan bağlılığımın ölçüsüne göre, ışıkla doluluğumun ölçüsünü belirleyebilirim. Sonuçta, ışığın kendisini ölçme imkânım yoktur, bu ancak dolaylı olarak, grup aracılığıyla mümkündür. Gruptaki ortak arzular aracılığıyla, onu dolduran ışığı hissetmeye başlarım.

Sadece kendi arzularımdan haz duyabilirim ve bu yeterli değildir. Bu arzulardaki haz aracılığıyla, onları dolduranla ve benim de doldurduğumla nasıl bağ kurduğumu kontrol etmem gerekir. Dolayısıyla, “Yaratılan sevgisinden Yaradan sevgisine varılır” koşulu vardır.

Işığın kendisini yargılayamayız, ancak onun doldurduğu arzuları yargılayabiliriz; tıpkı elektriğin kendisinden değil, yalnızca elektriksel olgulardan bahsedilmesi gibi. Nitekim elektriğin telin içinden değil, etrafından geçtiği söylenir.

Bu nedenle grup, Yaradan’la olan bağımın mükemmel bir ölçütüdür; tıpkı bir müzik aletindeki telin sesini değerlendirmek için kullandığımız bir diyapazon gibidir. Tele dokunup ses çıkarmaya başlayana kadar, onun hakkında hiçbir şey söylenemez. Kişi ışığı ancak arzularla (Kelim) değerlendirebilir.

Benzer bir örnek, bir melodiyi değerlendirirken kullandığımız müzik notalarıdır. Notalar, hangi tellerin çekilmesi veya hangi tuşlara basılması gerektiğini gösterir. Bunlar, içimizdeki müziğin seslerini duymak için çalıştığımız arzuların notalarıdır. Bir nota, sesin kendisini değil, onu üreten enstrümanı gösterir. Dolayısıyla, grupla bağ kurma enstrümanlarını edinerek, Yaradan’la bütünleşmeyi ediniriz.

Yaradan Orta Çizgide İfşa Olur

Sol çizgi, bilgiyle hareket etmeyi ve dünyayı ıslah olmamış olarak görmeyi ifade eder. Yani, dünyanın birçok sorunla boğuştuğunu, dostlarımın kusurlarla dolu olduğunu ve Yaradan’ın iyi olmadığını görürüm. Haz alma arzum büyümüş ve ifşa olmuştur, bu yüzden her şeyi eleştirir ve bunu dile getiririm. Buna sol çizgi denir.

Ancak bu bir çizgidir, sadece maddi yaşama duyulan basit bir memnuniyetsizlik değildir; ben manevi çalışmayı, grubu, ilerlememizi ve çalışmalarımızın mükemmelliğini eleştiririm. Sol çizgi beni manevi çalışmadan uzaklaştırır, ancak beni tamamen maddi şeylere yöneltmez. Aksi takdirde, bu artık sol çizgi değil, düpedüz egoizm olur.

Çalışmamdaki sol çizgi, grupla ve Yaradan ile bağ kurmaya doğru ilerlemek istediğimi, ancak bunu başaramadığımı gösterir. Başaramadığım şeyleri ve bunun nedenlerini tam olarak tartıp sayabilirim. Buna sol çizgi denir.

Herhangi bir durumdan orta çizgiye ulaşma sıklığımız ne kadar fazla olursa, çalışmalarımızdaki ilerleme ve ivme de o kadar fazla olur. Bu noktalardan, orta çizgiyi inşa ederiz ve bu çizgi, içinde Yaradan’ın ifşa olacağı kadar güçlü hale gelir.

Orta çizgi doğada yoktur; onu biz inşa ederiz ve bu nedenle şöyle denir: “Beni sen yarattın.”

Eğer biz kendimize yardım etmezsek, kimse yardım etmeyecektir. Sonuçta, biz zaten onlunun içindeyiz ve onluda herkes herkesten sorumludur. Yaradan beni doğru yere getirir ve “Bunu kendin için al” der. Eğer almazsam, almam; bu benim özgür seçimimdir. Yaradan başka bir şey yapmaz. Daha sonra Yaradan bana ızdıraplar yoluyla yardım eder, ama bunun ne zaman olacağını kim bilir ki?

Kalbin Sertleşmesi – Yükselmeye Bir Davet

Kongre nedeniyle, onlumuzdan biraz uzaklaştığımızı ve sonra yeniden yakınlaştığımızı, tıpkı bir sarkaç gibi ileri geri sallandığımızı hissettik; birbirimizle veya Yaradan’la olan bağımızın ve derse karşı tutumumuzun derecesi değişiyordu. Güç ve arzu azalıyor, bir zayıflık geliyor, ardından güç geri dönüyor. Sarkaç hareketinin her ileri ve geri tam dönümü, yükseliş ve düşüş, fark edilmeden geçmez; üzerimizde bir iz bırakır.

Güçlü inanca sahip bir kişinin, Yaradan ile bağını kaybetmeden her durumu aşma gücünü her zaman bulması gerektiği anlaşılıyor ister hüzünle ister sevinçle, sanki hiçbir şey onu sarsamayacakmış ya da sonsuz birlikten koparamazmış gibi.

Ama gerçekte durum böyle değildir. Yaradan’a yönelen bir kişi, sürekli değişimler yaşar. Gittikçe daha büyük bir zayıflık hissetmesi gerekir, ancak aynı zamanda daha fazla güven ve Yaradan’la daha sıkı bağ kurmanın yolunu bilmeli. Böylece kişi ilerlemeye ve gelişmeye devam eder.

Eğer kişi kendinde böyle değişiklikler hissetmiyorsa, güçsüzlük ve belirsizlik yoksa, düşüş yoksa ve doğru yönden sapma korkusu yoksa, Yaradan’a ve hayatının amacına doğru giden yoldan sapma korkusu yoksa, işte bu gerçekten ciddi bir endişe sebebidir.

Kişinin, kendisini değiştirecek saran ışığı grup aracılığıyla almaya başlayabilmesi için, mümkün olduğunca çabuk ve tüm gücüyle grupla bağ kurması gerekir. Eğer bize her şey yolundaymış gibi geliyor ve hiçbir şey bizi rahatsız etmiyorsa, işte o zaman endişelenmenin zamanıdır.

Bu dünyada, ağır bir yük hissetmeden ilerleyen kişi güçlü kabul edilir. Sırtına on kilo daha koyarlar, o yürümeye devam eder; yirmi kilo daha eklerler, yine hiçbir şey olmamış gibi gider. İşte güçlü insan, kahraman budur!

Ama maneviyatta bunun tam tersidir. Bir kahraman, yol boyunca üzerine eklenen her gramı çok hassas bir şekilde hisseden ve hemen Yaradan’a dönüp, ihsan etme gücü ve güven eksikliğinin düzeltilmesi için talepte bulunan kişidir.

Manevi ilerleyiş farklıdır; artmış bir duyarlılıktadır. Yaradan bize nitelik ve nicelik bakımından eklemeler yapar ve biz her zaman, çevre aracılığıyla O’ndan yeni güç isteme fırsatına sahibizdir. Böylece ilerleriz.

Yolda ilerlemek, yalnızca kişinin içinde hissettiği ve Yaradan’ın onda uyandırdığı değişikliklere bağlıdır. Her defasında kendi zayıflığımı anlamam ve devam edebilmek için nasıl güçlenmem gerektiğini kavramam gerekir. Doğam gereği, inanç ve ihsan etme gücü bende eksiktir. Bu nedenle giderek daha fazla çevreye ve Yaradan’ın onu güçlendirmesine ihtiyaç duyarım; O’na çevre aracılığıyla yönelir ve bu şekilde yolda devam ederim.

Herkesin, kongrenin onda meydana getirdiği değişiklikleri kontrol etmesi gerekir. Biri reddediş hisseder, diğeri çekim hisseder, üçüncüsünün zihni ve duyguları sisli olur. Bazıları kendilerini onluda bulamaz; dostlara bakar ama onları artık eskisi gibi hissetmez, kalplerinde aynı şekilde göremez. Daha büyük bir onluya katılmak, onda öyle bir etki yaratmıştır ki dostlarıyla önceki bağlantısını kaybetmiş gibidir.

Kongre sonrası ortaya çıkan ve olağan rutinimize dönmeyi beklerken göz ardı edemeyeceğimiz pek çok durum vardır. Benim, bende neler olup bittiğini, neden böyle olduğunu ve kongrenin beni nasıl etkilediğini kontrol etmem gerekir. Bu çok önemlidir.

Onludaki herkes farklı hisseder ve bizim de şunu kontrol etmemiz gerekir: Eski hâlimize dönebiliyor muyuz, yoksa yeni hâlimiz çok daha net, daha yüksek ve daha keskin mi?

Sonuçta, aramızdaki bağı daha çok takdir etmeye ve neden birlikte olmak için onlumuza geri döndüğümüzü daha iyi anlamaya başladık. Artık sadece Kabalistlerin tavsiyelerine uymuyoruz; bu olmadan ilerlemek için güvenimizin ve gücümüzün olmayacağını, güç alacak bir yerimizin ve Yaradan’a yönelecek bir noktamızın kalmayacağını da idrak ediyoruz.

Onlu, bizim için manevi bir kaynağa, bir pınara dönüşür. Kendimizi onun içinde sabitleyebildiğimizi ve ıslaha geri dönebildiğimizi hissederiz. Hepimizin, on Sefirot gibi, özel bir niteliği vardır. Bu nedenle birbirimizden çok farklıyız. Ancak ortak bir çalışma ve ortak bir hedef tarafından bağlanırız. Böylece, on kişiden ne eksik ne fazla Yaradan’a yönelik tam bir tutum oluşturabiliriz.

Onlu, bir Kli’ye, bir araca dönüşür; onunla bir şeyi değiştirebilir, bir şeye etki edebilir ve daha geniş ya da daha yüksek bir seviyeye bağlanabiliriz.

Onlunun merkezi, manevi dünyaya geçtiğim küçücük bir iğne deliğidir. Bunu yapabilmek için tüm düşüncelerimi ve arzularımı sınırlamam, sıkıştırmam ve tek bir noktaya yoğunlaştırmam gerekir ki, bu nokta beni onlunun merkezi aracılığıyla üst dünyaya götürsün.

İnsan Mantık Ötesi İnancı Nasıl Kazanır?

Mantık ötesi inanç nedir? Mantık dahilinde olan, bizim anlayışımıza göre, bu dünyadaki bir insanın egoizme dayanan zihnine göre olandır. Buna göre kişi algılar, hisseder, karar verir ve hareket eder. Buna “benim görüşüme göre” denir. Ama benim görüşümün üzerinde, üst olanın görüşü vardır. Bu nedenle kendi görüşümü O’nunkiyle yani Yaradan’ın görüşüyle değiştirmem gerekir.

Ama Yaradan’ın görüşünü bilmiyorum; bana onlum aracılığıyla ulaşıyor. Onlarla bağ kurarsam, kendimi yavaş yavaş iptal edip dostlarımla birleşerek kendi görüşümü onlarınkiyle değiştiririm.

Bu, bir görüşü basitçe diğeriyle değiştirmek değildir; yoksa bir melek, bir tür ruhsal hayvan haline gelirdim. Bunun yerine, bu eylemi mantık ötesinde gerçekleştiririm; kendi görüşümü korurum ve onun üzerine yükselirim. Böylece iki seviyeyi de işgal ederim ve ikisi arasındaki farkta, manevi insanın algısını keşfederim.

Kişinin duyusunda hiçbir şey yok edilmez veya silinmez. Aslında, kişi ek bir doğaya, Yaradan’ın doğasına sahip olur ve böylece “mantık ötesi inanç” elde edilir. Kendi bilgisi vardır ve bunun üstünde inancı vardır ve ikisinin arasında var olur.

Yaradan, haz alma arzumuzu boşuna yaratmadı. Bu, sürekli yanımızda olan bir temeldir ki “karanlık ışık gibi parlayacak.” Benim egoizmimin karanlığı, görüşüm, onun üstünde duran daha yüksek görüşü destekliyor. Tam da bu ikisi arasındaki çelişkiden, Yaradan’ın yüceliğini, yaratılanın küçüklüğüne karşı elde ederim.

Kendimizi iptal etmeyiz veya içimizdeki herhangi bir şeyi kaybetmeyiz. Her iki ayağımızın üzerinde sağlam dururken orta çizgiyi inşa ederiz ve ancak bu şekilde kendimizi bir insan, Âdem, yani ‘Yaradan’a benzer’ olarak konumlandırırız. Bu yaratılışta var olan her şey Yaradan’dan alınır, ancak kişinin kendi kararıyla.

Yaradan bana O’na bağlanan bir adaptör veriyor: işte bu onludur. Bu adaptör çok karmaşık, ama başka seçenek yok. Ne kadar yıl sürerse sürsün, onu bağlamalı ve kullanmalıyım. Kendimi iptal etmeliyim, aksi takdirde gruba bağlanmam çünkü fişim prizine uymuyor.

Dostlarımın içinde Yaradan ikamet ediyor; bana onlarla giderek daha çok birleşmeme yardım ediyor, ta ki O’nu onların içinde ifşa etmeye başlayana kadar. Yaradan ile dostlarım aracılığıyla çalışmaya başlıyorum, çünkü onlar benim ruhumdur ve Yaradan o ruhu dolduran ışıktır.

Önemli olan, çevreye entegre olmaktır; o zaman sadece daha yüksek bir dereceden değil, tamamen yeni bir nitelikte görüşler, arzular ve düşünceler almaya başlarım. Çünkü grubun içinde, bu dünyanın insanına özgü olmayan, ‘mantık ötesi inanç’ denen yeni bir algı vardır.

Bu yüzden başka bir yol yoktur. İnsan kendini iptal etmeli, gruba girmeli ve şimdilik önceki deneyimini bir kenara bırakmalıdır. Çok yaşam deneyimi ve bilgisi olan yetişkin bir kişiden bahsediyoruz, fakat gruba göre kişi kendisini bir embriyo, bir ‘sıfır’ haline getirir. Ve kişi gruptan bilgi almaya ve büyümeye başladığında, eski nitelikleri, düşünceleri, arzuları, önceki ‘ben’i üzerine mantık ötesi inancı inşa eder. Biri olmadan diğeri var olamaz.

Sonsuza Kadar Bağ Kurun

Soru: Kişi, Yaradan ile ilk kez ne zaman bağ kurar?

Cevap: Şu anda bu bağa sahip olmadığınızı mı düşünüyorsunuz? Bu konuda hiçbir şey bilmeyen yeni doğmuş bir bebek, annesiyle en güçlü bağı kurar. Ve daha sonra, haz alma arzumuzun üzerine perdeler örmek zorunda kalacağız.

Manevi olarak ne kadar gençsek ne kadar küçüksek, yolun başlangıcına ne kadar yakınsak, Yaradan ile bağımız o kadar güçlüdür. Sonuçta, şimdilik, bizi Yaradan’dan ayıran çeşitli bilgeliğin ve ortaya çıkan egoist arzuların rahatsızlığı yoktur.

Bağ noktası, Yaradan’dan ayrılan kişi tarafından, içinde ortaya çıkan haz alma arzusunu Yaradan ile birleştirerek oluşturulur. Ama şimdi arzularımız aracılığıyla doğal bir şekilde Yaradan ile birlemiş durumdayız.

Başka bir deyişle, kişi her zaman Yaradan’a bağlı haldedir; tek fark, bu bağın yüzde kaçının Yaradan’a, yüzde kaçının kişiye ait olduğudur. Şu anda bunun 40/60 olduğunu varsayalım, benim manevi derecem de budur. 125 adım %100 olarak kabul edilirse, şu anda merdivenin üçte ikisindeyim.

İçimde ortaya çıkan ve ıslah ettiğim arzular ne kadar fazla olursa, üst gücün yardımıyla elde edilen bağ da o kadar büyük olur, artık bunu üstlenebilir ve kendi gücümle sürdürebilirim.

Ancak Yaradan ile olan bağımızı asla koparmayız. Anlayışımız, farkındalığımız ve tek bir sabit, değişmez koşula ulaşmamız dışında hiçbir şey değişmez.

Yaradan’ı İfşa Etmek İçin Bir Enstrüman

Çevremde olan her şey ile hemfikir olmamalıyım, çünkü gördüğüm her şey egoist duyularım aracılığıyla algılanıyor. Yine de tüm bunları doğru bir şekilde kullanarak kendimi doğru yola yönlendirmek isterim.

Gerçekliği değiştirmek ya da olduğu gibi bırakmak istemem; algımı, duyularımı değiştirmek isterim, böylece tek bir güç, tek bir enerji, tek bir niyet, tek bir kaynağın ifşa olduğu gerçek resmi görebileyim.

Yaradan’ı doğrudan ifşa etmek için çabalamam, daha çok O’nun ifşa olması için gerekli aracı (Kli) elde etmek için çabalarım. Çünkü benden on kilometre uzaktaki bir şeyi nasıl görebilirim? Dürbüne yani bir araca ihtiyacım var. Yaradan’ı ifşa etmek için gerekli araç ise aramızdaki bağdır. Tüm çabalarımızı yönlendirdiğimiz yer burasıdır.

Birlik olup odaklandıkça, görüşümüzün netliği artar. O zaman, bulanık bir resim yerine, milyarlarca insan, hayvan ve bitki yerine, tek bir gücü ve tek bir kaynağı giderek daha net görmeye başlarım.

Yukarıdaki ışık mutlak bir dinginlik içindedir; ihtiyacımız olan tek şey, onu ifşa etmek için bir araçtır (Kli), nitelikleri ışığın kendisininkine benzeyen bir araç.

Onlu ve dünya grubu, içlerinde bulunan kişiyi korur, tampon görevi görür, dış sarsıntıları yumuşatan bir koruma görevi görür, tıpkı onlunun gizli Sefirot’u gibi.

İnsan her koşula nasıl doğru tepki vermeli? Neler olduğunu anlamıyorum, ne yapacağımı da bilmiyorum. Önemli olan, mümkün olduğunca gruba entegre olmak ve bu enstrümanı kullanmak, kendimi diğerlerine göre sürekli ayarlamaktır.

Onlu içindeki tek bir Sefira olsam da, onu tüm yapıya göre ayarlarım ve sonra benden ne beklendiğini anlarım. Tıpkı bir gitar telinin diğerleriyle karşılaştırılarak ayarlandığı gibi, ben de sürekli olarak gruba göre kendimi ayarlamalıyım; aksi takdirde koşulum değişmeyecektir.

Dostlarım kendimi onlara göre doğru şekilde ayarlamama yardım ettikten sonra, ben onları yükseltmeliyim. İşte asıl çalışmam burada başlar. Bu, sürekli bir değişim ve etkileşim sürecinin gerçekleştiği canlı bir sistemdir.