Category Archives: Toplum

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 80

Özgür Seçimimiz Nasıl İfade Edilir?

Baal HaSulam, “Özgürlük” makalesinde şöyle yazar: “Bu nedenle, sürekli olarak daha iyi bir çevre seçmeye çalışan kişi övgü ve ödüle layıktır.” Tek bir seçeneğimiz vardır: sürekli olarak daha iyi bir çevre seçmek. Buna, “kitaplar ve yazarlar”, olumlu düşüncelere ilham veren, bizi amaca doğru yönlendiren ve devam etmemiz için bize güç veren bir çalışma ve grup, yani “yakıt” da dahildir.

Başka bir seçenek yoktur, çünkü 1. Koşul ve 3. Koşul içinde, hepimiz “tek kalpte tek adam” olarak, tek bir ruhta birbirimize bağlıyız. Bu ruh şu anda 600.000 parçaya bölünmüştür, ancak mükemmel olan koşulda hepimiz birleşmiş durumdayızdır. Bu birlikten, yukarıdan, ek arzular ve güç alabiliriz. Bunu nasıl yapacağımızı bize sadece toplum gösterebilir.

Neden toplum? Bu dünyada, toplumda olan ama biz bireylerde olmayan şey nedir? Biz kökümüzde, ruhlar olarak, doğuştan birbirimize bağlıyız; çevremizdekilerle iç içe yaşıyoruz. Bu dünyada, dostlarımızla bağ kurarak, ek arzular ve güçler elde ederek kuvvet alabiliriz. Düşüş halindeyken, grubun kolektif güçlerinden, kuvvet alma fırsatımız vardır.

Bu nedenle, sahip olduğumuz tek gerçek seçim, toplum seçimidir. Baal HaSulam, bir kişinin özgür seçimini ancak sürekli olarak daha iyi ve daha uygun bir çevre bulmak için çaba göstererek gerçekleştirebileceğini yazar. Hayatta yapılacak tek şey, “küçümseyenlerin yeri” olarak adlandırılan toplumdan sürekli kaçmak ve bilge kişilerin toplumunu aramaktır.

İnsan Olmak İçin Burada Toplandık

Bizler, burada, Baal HaSulam’ın metodunu ve yolunu izlemeyi arzulayanlarla beraber, insan derecesine yükselip, bir hayvan gibi kalmamak için bir grup oluşturmak üzere toplandık. (Rabaş, Makale No. 1, Bölüm 1, 1984 – Toplumun Amacı – 1)

Bu makaleden çıkarmamız gereken temel ilkeler şunlardır:

  1. Toplanmak ne demektir?
  2. Baal HaSulam’ın metodu nedir?
  3. İnsan derecesi nedir?
  4. İnsan, haz almak için mi yoksa Yaradan karşısında huşu için mi yaratıldı?
  5. Tüm bunlara ulaşmanın koşulu, Yaradan’la niteliklerin benzerliğidir.
  6. Alma arzusu kendi başına kötü değildir; bu, yaratılışın özüdür. “Kötü eğilim” (Yetzer Ra) denen şey, birleşmek istemeyişimiz, ruhun parçalarına (bireysel ruhlarımıza) ayrılışını ıslah etmeyi reddetmemizdir.
  7. Egoist arzuyu yok etmeyiz, yalnızca onun niyetini, kendim içinden, başkaları içine ıslah ederiz.
  8. Alma arzusunda, her zaman Yaradan’ın zıttıyız, fakat ihsan etme niyetinde O’na bağlanırız.
  9. Yaradan’la yapışma, O’nun niteliklerine benzemekle mümkündür. İhsan etme niyeti, grup içindeki çalışma ile elde edilir. Bu, hem ulaşılabilir hem de doğrulanabilir bir görevdir. İnşa ettiğimiz ortak ihsan etme arzusu, Yaradan’ın doldurduğu ortak ruhtur.
  10. İçinden geçtiğimiz her koşul, iki zıtlıktan oluşur ve ilerledikçe bu ikisi arasındaki uçurum büyür. Şunları ifşa ederim:
    • Değersizliğimin giderek artması
    • Amacın yüceliğinin giderek artması

Bunları tek bir noktada birleştirmeliyim ki, ruhlar arasındaki parçalanmayı öyle derinden hissedeyim ki, bu da üst ışığı beni ıslah etmesi için zorlasın. O zaman, ihsan etme, benimle başkaları arasında hüküm sürecektir.

Buna Tora’nınıslah ışığının – verilmesi denir.

Ve bundan sonra, Tora’nın vereni, başkalarına karşı ıslah olmuş tutumumuzun içinde, ortak manevi kap (Kli) içinde ifşa olur.

Coğrafi Konumun Etkisinin Bir Sonucu

Soru: Farklı ülkelerdeki insanlar ve hayvanların, birbirinden çok farklı olduğunu fark ettim. Örneğin Hindistan’da hem hayvanlar hem de insanlar yaklaşık olarak aynı boyutta ve buraya göre daha yavaş hareket ediyorlar. Başka bir ülkeye gittiğinizde oraya özgü belirli nitelikler olur. İsrail’de ise kediler o kadar küstah ki köpeklerden korkmuyor, hatta onları kovalıyorlar.

Coğrafya insanları ne kadar etkiler?

Cevap: Kuşkusuz coğrafya üzerimizde çok güçlü bir etkiye sahiptir!

Bunu, insanlık tarihinin deneysel halkı olarak dünyanın dört bir yanına yerleşmiş Yahudiler örneği üzerinden takip etmek en iyisidir. Baltık ülkelerinden, Almanya’dan ya da Asya’dan Yahudileri ele alırsanız, bunlar tamamen farklı insanlar, farklı milletler gibidir. Birbirlerine hiç benzemezler! Zihniyetleri tamamen farklıdır.

Oysa başlangıçta, aynı topraktan geldikleri için, tamamen aynıydılar. Ama şimdi bakın onlara! Yüz hatları farklı, kişilikleri farklı; her şey değişmiş.

Bu, bir coğrafi yerin, doğasının ve çevresindeki toplumun —ki bu toplum da coğrafyanın bir ürünüdür— insanları ne kadar etkilediğini gösterir.

Soru: Hayvanlar da tamamen coğrafi bir sonucun ürünü müdür?

Cevap: Elbette, doğal olarak hayvanlar da.

Onlar da, Almanya’ya veya Orta Asya’ya gitmiş, ortak ilkel ataları gibi, çevrelerinden etkilenmişlerdir. Dünyanın her yerine yayıldıktan sonra köpeklerin nasıl farklılaştığını görebilirsiniz.

Yorum: Yine de hayvanların dili yaklaşık olarak aynı, insanların dili ise farklı.

Cevap: Bu bize sadece böyle geliyor. Hayır! Hayvanların dilinde de pek çok farklılık var.

Elbette insanlardaki kadar değil; çünkü bu, bizim içsel duygusal, fizyolojik ve genel gelişimimizin bir sonucudur. Ama yine de farklıdır; çünkü duyguları biraz farklı bir şekilde ifade eder.

Kabala Metodolojisini Kabul Etmek

Bu durum birçok yeni geleni uzaklaştırır; gruptan kaçarlar ve çalışmaya devam etmek istemezler. Yoksa bu engeli aşmaları mı gerekir? Kabala metodolojisiyle ilk kez karşılaşanlar ne yapmalıdır?

Neyden bahsettiğinizi çok iyi anlarlar ve aktardığınız içsel derinliğe hayran kalırlar. Fakat bu yöntemi kabul edemezler ve sürekli şunu sorarlar: “Tüm bu eylemlerin; şarkılar, danslar ve diğer şeylerin amacı nedir?”

Cevabım: Görüyorum ki birçok insan için bu en ulaşılabilir ve en hoş şeydir.

Bir kongreye bakıyorum; binlerce kişi toplanmış, hepsi dans ediyor, şarkı söylüyor, bağırıyor. Onlar için bu, kendilerini ifade etmenin ve birleşmenin anlaşılır bir yoludur. Bana öyle geliyor ki bu onları mutlu ediyor. Bunu orada ciddi akademik bir çalışmaya çevirsem gerçekten memnun olurlar mıydı?

İnsanları yükseltmek, onlara ilham vermek istiyorsanız başka ne yapabilirsiniz? En azından bu küçük seviyede bile, Yaradan’a, bağa karşı bir özlemi – bağın kendisine değilse bile – onları çeken bir şeye karşı özlemi bir şekilde ifade edebilirler. Bunu gördüm.

Yine de ben kendim buna pek yatkın değilim. Edinime, içe doğru nüfuz etmeye tamamen farklı bir yaklaşımım var. Fakat biz, konuları bu şekilde hissedebilen ve kavrayabilen kitlelerden bahsediyoruz.

Bu arada, dans edip, sarılıp, bağırdıktan sonra, onların sorularını dinlediğinizde, bu soruların çok derin ve alakalı olduğunu, direkt ışığın dört safhası vb. hakkında olduğunu görürsünüz.

Bunlar, ne söylediğini bilmeyen birinden gelen rastgele sorular değildir; bunlar, anlayıştan kaynaklanır! Artık bu kavramları hissediyor ve bir şekilde onlarla özdeşleşiyorlar. Onlardaki bu kombinasyon çok doğru. Onlara imreniyorum!

İnsanlık: Bir Yön Kaybı

Soru: Büyük kongre, diğer kongrelerden nasıl farklıdır?

Cevap: Büyük kongre, dünyadaki tüm insanların bir araya geldiği bir toplantıdır. Bizler mümkün olduğunca çok insanı – farkındalığı olmayanları, fikir ayrılığı içinde olanları, kayıtsız, tarafsız veya maneviyattan uzak olanları – birliğe getirmeye çalışıyoruz ki, bunun var olduğunu keşfedebilsinler ve kişisel talihsizliklerinin ve dünyadaki küresel acıların kökenlerini anlamaya başlayabilsinler.

İnsanlığın, toplumun ve tüm doğanın birbirine bağlandığı bir yönü olduğu fikrini hissetmeye başlamalarını istiyoruz.

Sonuçta, doğası gereği sistematik bir başarısızlıklar silsilesine giriyoruz ve bunu anlamamız gerekiyor. Neden bundan kaçmaya çalışmaya devam edelim? Burada volkanlar, orada kuraklıklar, seller, terörizm, savaş veya diğer krizler var.

Bu sorunların çözülmesi gerekiyor! Sonuçta bizler rasyonel varlıklarız. O yüzden haydi, yaşadığımız dünyayı anlamaya çalışalım.

Bilim bu konuda pratikte çoktan vazgeçmiştir. Politikacılar da hiçbir şey yapamazlar; bunu zirvelerinin sonuçlarından görüyoruz, finansörler de yapamaz. Onlar sadece son gelmeden önce mümkün olduğunca çok şey çalmaya çalışıyorlar, kimse sırada ne olduğunu bilmiyor ya da anlamıyor.

İnsanlar yön duygusunu tamamen kaybetti; hiçbir şey yapacak güçleri kalmadı. Yönetilemez hâle geldik ve artık hiçbir şeyi kendimiz kontrol edemiyoruz. Başka bir deyişle, egoizmimiz bizi yönlendiren ve hayatlarımızı yönetmemizi sağlayan itici güç olmaktan çıktı. Artık işe yaramıyor.

Sadece birbirine bağlılık, küresel birlik ve tüm sistemin kapalı doğası hayatımıza rehberlik edebilir. Bunun çalışılması gerekiyor.

Tıpkı tehlikeyle karşı karşıya kalan bir denizaltı mürettebatının hayatta kalmak için birlikte çalışması gibi, düşüncelerimizi yeniden yapılandırmalıyız. Onlar, özel olarak birlik içinde olmak, birbirlerini hissetmek ve kişisel hayatta kalmalarının tamamen bütünün başarısına bağlı olduğunu anlamak üzere eğitilmişlerdir.

Yaradan’a Karşı Tutumunuzu Değiştirin

Topluma fikirlerimizle ne söylersek söyleyelim, bunu, kişinin gelişimine uygun olarak Yaradan’a karşı tutumunu değiştirmesi gerektiği açıkça anlaşılacak şekilde yapmak zorunda kalacağız.

Ve kişinin yetenekleri ölçüsünde, tutumunu değiştirmeye dalacak ve yeterli olmadığı ölçüde, bu tutumun saf haliyle değil, bu tutumun ifadesi olan fiziksel çalışmaya dalacaktır: inşa etmek, yapmak, katılmak. Hepsi bu kadar.

Esasen, fiziksel eylemleri yoluyla da güçleri harekete geçirdiği ve bu dünyanın çerçevesi içinde var olan bir şey yapmadığı gerçeği ondan gizlenmiştir. Sonuçta, bu sadece bir gizleme meselesidir. Diyelim ki size bir hediye getirdim ve bu hediyenin bir tür nesne olması gerektiği bizim için nettir ve ben daha fazlasını yapamam; sonuçta, bu işe kalbimle hiç katılmıyor olabilirim.

Bu hediyenin, bu tutumun içinde daha yüksek bir eylem olduğu ve bizim var olduğumuz o yüksek seviyelerde, bunun zaten güçler ve niyetler şeklinde tezahür ettiği bizden gizlenmiştir. Ama ben topluma gelip de: “Biz güçler ve niyetler dünyasında varız. Onların yardımıyla gerçekliği harekete geçiririz, maddi eylemlerle değil. Maddi olan hiçbir şey yapmaz ve hiçbir anlam ifade etmez.” diyemem.

Bu şekilde genel halka hitap edemem, ancak genel halka uygun bir açıklama ile onlara ulaştığımız için, giderek daha fazla insan (ve acı çekerek de) cevaplayamadıkları bir şeylerin olduğunu göreceklerdir. Yine de acı çekiyoruz ve bunda bir anlam var.

İnsanlar kendilerini kötü hissettiklerinde, aniden “kem göz” olduğunu ve birinin kendileri hakkında kötü düşündüğünü hatırlarlar; yoksa neden hiçbir şey onlar için yolunda gitmesin ki? Kişi bu konuyu ne kadar derinlemesine araştırırsa, o kadar çok güçlerin var olduğunu ve işleyenin maddiyat değil, bu güçler olduğunu o kadar çok hisseder.

Dahası, bir şekilde doğru formda, üst güce göre doğru kıyafetlerle MAN’ı (ıslah için duaları) yükseltme eylemlerine katılacak insanlar gelecektir. Başka seçenek yoktur. Dünya buna gelecektir.

Doğru Tutumu Nasıl Öğrenebilirsiniz?

Soru: İnsanlar resmi bir eğitim almadan birbirlerine karşı doğru tutumu nasıl öğrenebilirler?

Cevap: Sadece içsel bir dürtü, bir eğilim ve bunun gerekli olduğunu fark edenler eğitim almaya giderler. Aksi takdirde, ne öğretilecek ki? Doğru tutum mu?

Kişi, kendi duyguları ve içsel eylemlerine dayanarak, kendini kötü hissettiği ve iyi olanı bulmak istediği gerçeğinden yola çıkarak doğru tutumu öğrenir. Kişinin insanlara ve Yaradan’a karşı doğru tutumu sayesinde kendini daha iyi hissedebilmesi için olumlu duyguyu nerede bulabileceği açıklanır. Bu, resmi bir eğitimle elde edilemez.

Başkalarına öğretmek için metodolojiyi öğrenmek istediğimiz için çalışırız. Ancak bir kişiye öğretirken, onu sadece oturup çalıştırmamalısınız. Neden birdenbire? Bunlar, bir kişinin içsel olarak geçmesi gereken doğal süreçlerdir. Dahası, yapılandırılmış öğrenmeye doğal olarak uygun olan çok az insan olduğunu görüyoruz. Bu, daha sonra başkalarına öğretecek olanlar içindir, ancak onlara pratik olarak nasıl davranacaklarını öğretir.

“Evet, ama çalışarak saran ışığı üzerimize çektiğimiz yazıyor ve bunun dışında başka bir araç yok” diyebilirsiniz. Yine de bu, din adamı veya öğretmen olarak kendilerini ıslah etmek zorunda olanlar için geçerlidir. Diğerleri ise sadece tutumlarıyla kendilerini ıslah ederle. Sadece tutum, başka bir şeye gerek yoktur.

Saatlerce oturup ders çalışmak mı? Hiç de değil! Bir insanın tek ihtiyacı olan şey bir açıklamadır. Yaratılışın amacına, yani Yaradan ile birleşmeye ulaşmak için nasıl davranması gerektiğini gösteren bir gruba ihtiyacı vardır. Yaradan’ın doğada işleyen üst güç olduğunu öğretmek de gereklidir. Bu güce ne kadar itaat edersem, O’nunla o kadar birleşirim; O’ndan uzaklaştığımda ise, O’nunla birleşmediğim için mantıksız bir çocuk gibi “cezalandırılırım”.

Bugün bu sözler anlamını yitirmiş ve insanlara bunun dinle ilgili olduğu izlenimini veriyor. Gerçekte, bize sadece doğanın kanunlarını nasıl yerine getireceğimiz öğretiliyor. Evrensel bir kanun vardır: Eğer ona uymazsanız, acı çekersiniz. O’na karşı tutumunuzla bu kanunu yerine getirmelisiniz: O sizinle nasıl ilişki kuruyorsa, siz de O’na karşı öyle davranmalısınız.

Toplumun Seviyelerine Göre

Soru: Baal HaSulam, grup, öğretmen ve kitaplar hakkında yazmıştır. Eğer kitlelerin bizim yaptığımız gibi öğrenmeyeceğini söylersek, bu planlar değişebilir mi?

Cevap: Tabii ki kitleler, Kabala ilmini çalışmamalıdır. Ve genel olarak, kişi çalışmayı öğrenmek için çalışmak olarak görmemelidir, bu durumda “kişinin bilgisi amellerinden daha büyüktür”.

Her şeyden önce, çalışmak kişiyi üst güçle birleşmek ve kendini ıslah etmek amacıyla bazı üst güçleri çekmek için ona uygun olarak değişmesi gerektiği kararına götüren bir araçtır.

Islah için inen üst güçler, ıslah talebi olan MAN’ın yükselişine göre gelir. Başka bir deyişle, tüm bunlar bir kitaba ya da bir çalışmaya bağlı olmamalıdır. Öğrenecek ne var ki? Bunlar kişinin içinde gerçekleşen, son derece pratik şeylerdir: Bir arzum var ve bu gerçekleşiyor! Yine de hazırlık ve açıklamalar olmalı.

Topluma ne şekilde ulaşacak? Daha pratik bir şekilde. Görevleri kendilerini kitaplara vermek ve bu fikirleri onlardan çıkarmak, onları daha geniş bir kitleye aktarılabilecek şekilde hararetle ayırt etmek, yani toplumun seviyelerine uygun olarak daha basit ve net hale getirmek olan insanlar vardır.

Toplumun seviyesi ne kadar düşükse, o kadar pratik olurlar. Sonuçta, soyut kısmını daha az algılayabilirler, öyle ki Baal HaSulam’ın “Son Nesil” makalesinde yazdığı gibi, hiçbir şey algılamayanlar olacaktır.

“İmzalamamı mı istiyorsunuz? İmzalayacağım.”

“Neden?”

“Nedenini bilmiyorum. Senin böyle davrandığını görüyorum, ben de öyle davranacağım.”

Yani, sadece göstermelik olarak katılacak insanlar olacaktır.

Yukarıdan Koruma

Soru: Tora’nın dışsal kısmıyla ilgilenen kişilere doğrudan hitap etmemiz gerekmez mi?

Cevap: Henüz zamanı gelmedi. İki taraflı bir hazırlığa ihtiyacımız var.

Bir yandan, Yahudilikte meydana gelen krizin belli bir seviyeye ulaşması ve toplumun genel görüşünün, hala onları etkileyen insanların, bir etki yaratacak kadar güçlü hale gelmesi ve bir şekilde dikkatin dıştan içe doğru kaymaya başlaması gerekir.

Baal HaSulam bundan, Tapınağın yıkılmasından bu yana halk ile Kabala bilimi arasında, halk ile Yaradan arasında var olan bir demir perde olarak bahseder. Bugün nüfusun Ortodoks kesimi ile Kabala bilimi arasında nefret olduğunu görüyoruz. Korku, nefret ve ne olduğuna dair yanlış anlama çok güçlüdür ve bu geçene kadar hazırlığa ihtiyacımız var.

Hazırlık aşamalıdır. Bunun bir şekilde içeriye nasıl nüfuz ettiğini, insanların liderlerinden daha fazla buna katıldığını ve liderlerin yavaş yavaş değiştiğini zaten görüyoruz. Liderlikte kalmak için halkın arzusunu kabul etmek zorunda kalacaklar; bu konuda başka seçenekleri yok. Dolayısıyla bu gerçekleşecektir.

Bunu aceleye getiremezsiniz. Bana sabırlı demezsiniz, değil mi? Ancak geçmişte de şimdi de beni durduran bir şey olduğunu hissediyorum; İsrail halkına yaklaşmama ve onlarla birlikte olmama izin vermiyor. Bu, imkânlarımın olmadığı ya da grubumuzun yeterince güçlü olmadığı anlamına gelmiyor.

Burada yukarıdan bir koruma var; henüz yeterince hazırlıklı değiliz. Hâlâ bunu doğru şekilde nasıl yapacağımıza dair içsel bir anlayıştan yoksunuz ki her şey sonuç veren bir anlayışla algılansın.

Bu, çocuğunu anlayan ve onun iyiliği için gerekli olan her şeyi bilen bir anne gibi olmalıdır.

Bana öyle geliyor ki öncelikle mümkün olduğunca çok broşür dağıtmalı, insanların bunu cansızdan bitkisele, hayvansala ve konuşana kadar farklı seviyelerde algılamaları için bu tür eylemlerde bulunmalıyız. Burada düşünülmesi gereken daha çok şey var.

Henüz şekillenmedi; yukarıdan aşağıya inmedi. Dolayısıyla ne kadar istersek isteyelim acele edemeyiz, aksi takdirde hem bize hem de İsrail halkıyla olan bağımıza zarar verecek olumsuz bir tepki alırız. Ancak umarım yukarıdan korunuruz ve içimizden geleni düşüncesizce yapmamıza izin verilmez.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 56

Toplumdan Ne Gibi Ek Arzular Kazanabiliriz?

Toplumdan Tanrısallık için ek bir arzu kazanabiliriz. Ruhun pek çok parçaya bölünmesi meselesinin tamamı budur. Eğer kolektif ruh bölünmemiş olsaydı, hiçbir şey belirleyemezdik. Orijinal halinde ruh ışıkla dolu, tamamen mühürlenmiş, her şeyin yukarıdan geldiği –Reşimot (kayıtlar), ışıklar ve arzular- tek bir kaptır. Işık ayrıldığında, kap olduğu gibi kalır ama ışık ya da arzu olmadan. Tek bir parça olarak bile düşer ve bozulur. Sonra ışık geri döner, kabı uyandırır ve hareket etmeye başlamasına neden olur.

Bununla birlikte, kolektif ruhun pek çok parçaya bölünmesi bize (üzerinde değil ama kendi seviyemizde) özgür seçim eylemi yapma imkânı verir. Eylem bizim seviyemizde olduğu için, diğer parçalardan ek arzu alabiliriz; yani onlardan ilham alabiliriz. Diğer parçaların orijinal arzusunu almak mümkün değildir.

“Ben ”in anlamını ve soruların cevaplarını biz belirlemiyoruz: “Ben kimim?” “Ben neyim?” ve “Yaradan bana nasıl veriyor?” Onlar bir kaptır. Kabın içeriğini değiştiremeyiz veya içine girecek ışığı belirleyemeyiz. Kabın içindeki ışık bizim koşulumuzu, düşüncelerimizi ve arzularımızı belirler. Sahip olduğumuz tek özgür seçim, yakındaki kaptan ilham almaktır zira kökten bağlıyızdır. Eğer kökten bağlı olmasaydık, bir dostumuzdan ilham almamız mümkün olmazdı.

Kökten bağlı olan iki kap, maddesel dünyaya indiklerinde birbirlerinden ayrılmışlardır. Bir şekilde bağ kurmaya çalıştıklarında, kökteki bağlarına benzer bir birleşme eylemi gerçekleştirirler. Görünürde iki arzuyu tek bir arzuda birleştirirler. Eğer kişi görünürde ıslah olmuş bir arzuyu – maneviyata duyulan bir özlem, Yaradan’a duyulan bir arzu – bir dostundan alırsa, ne kadar ıslah olmuş olduğuna bakılmaksızın, sanki yukarıda iki kabı birbirine bağlamış gibi olur.

Bu bize özgür seçim olarak verilen tek eylemdir ve sonuç olarak kendi içimizde iki kap yaratırız ve aynı zamanda dostun arzusunu da alırız. Daha sonra yukarıdan her iki ruha ait olan ışığı çekeriz. Bu şekilde, her dostun arzusunu bütünleştirmek mümkündür.