Category Archives: Toplum

Mutluluk Şefi: 5-10 Yıl İçinde Bir CEO

Yorum: 5 ila 10 yıl içinde CEO’lar mutluluk problemlerine odaklanmak zorunda kalacaklar. İşe alınacakları pozisyonların “Hayal Yöneticisi” ya da tam tersi “Yıkım Yöneticisi” gibi çeşitli isimleri olacak.

Ancak özü aynı kalacak: Şirketi sürekli olarak değişime yönlendirmesi ve bunu yaparken de kurulu düzeni yıkması gereken bir kişi.

Cevabım: Proaktif bir şekilde çalışmamız gerekiyor.

Mesele şu ki, kişi kendini mutlu hissetmelidir, aksi takdirde yaptığı iş çok az fayda sağlayacaktır. Bu nedenle onların mutluluk, doyum ve başkalarıyla bağ içinde hissetmelerini sağlamalıyız çünkü mutluluk, tamamen içinde bulundukları atmosfere bağlıdır.

Şirketlerine ve ekiplerine tamamen güvenebilecekleri bir nezaket ve karşılıklı destek ortamında olduklarını hissetmelidirler.

Bu belki de en önemli şeydir. Bunu başarmak için ekiple birlikte çalışmalıyız. İşyerinde, insanların iş arkadaşlarından destek ve ilham aldıkları, gurur duydukları ve bu ekibin bir parçası olmaktan duydukları mutluluğu anladıkları, eşlerinin, çocuklarının veya diğer aile üyelerinin de bunu anladığı ve onayladığı ortak, olumlu bir bağımlılık yaratmalıyız. Bunun anlamı çok büyük.

Gelecekte böyle bir ortam yaratamazsak çalışanların şirkette kalmayacağına inanıyorum. Verimlilikleri düşecek ve şirketin kaderine kayıtsız kalacaklar. Sonuçta onları parayla bile “satın alamazsınız”.

Önemli olan sadece para değil, hissettikleri neşe, mutluluk, esneklik ve karşılıklı yardım atmosferidir. Bu da eğitim, tamamen farklı bir yaklaşım ve geçmişte var olanlara hiç benzemeyen yeni bir üretim ve hiyerarşi organizasyonu gerektirir.

İnsan bireysel bir varlıktır ve kendini hem eşsiz hem de ihtiyaç duyduğunda kolektif tarafından tamamen desteklenmiş hissetmelidir.

İnsanlar arasındaki ilişkilerde herkes eşit olmalıdır. Bunlar bireyler arasındaki ilişkilerdir, vatandaşlar veya çalışanlar arasındaki değil.

Ancak en önemli şey, insanların ortak, büyük bir hedefe sahip olmalarıdır – bunu neden yaptıkları ve bununla neyi başardıkları.

Kişinin bu metodolojinin onu mutlak bir duruma -mutlak mutluluğa ve engin, sonsuz ve mükemmel bir şeyin hissiyatına- ulaştırdığını yavaş yavaş hissetmesine yardımcı olmamız gerekir. Bu, onların tamamen farklı bir dünya görmelerini ve kendilerini, çocuklarını ve ailelerini tamamen yeni bir yönde şekillendirmelerini sağlar.

Bu yavaş yavaş yapılmalıdır. Ve o zaman bunun sadece şirketin onlardan daha fazla üretkenlik elde etmek için iyi davranması değil, onları yaşamın efendisine dönüştürme, varoluşun bütünlüğünü hissetmelerine yardımcı olma çabası olduğunu anlayacaklardır.

Soru: İster “Hayal Yöneticisi” ister “Yıkım Yöneticisi” olsun, profesyonel bir hayalperest olan bir CEO, hayallerinde neyi hedeflemelidir? Neyi yıkmak ve neyi inşa etmek istemelidirler?

Cevap: Biri olmadan diğeri var olamaz. Önce bir rüya, bir yön sunmalı ve neyi başarmayı hedeflediklerini açıklamalıdırlar ki herkes bu rüyayla bağ kurmaya başlasın ve onu gerçekten arzu edilen bir durum olarak benimsesin. Daha sonra bunun gerekliliğini derinlemesine anladıktan sonra, parlak bir gelecek uğruna bugünü yok etmeye hazır olacaklardır.

Doğru Dağıtım Yapısını Arayın

Soru: Dağıtım konusunda daha çok neyin eksikliği var: fiziksel mi yoksa içsel çabalar mı?

Cevap: Hem içsel dağıtımda yani kendi içimizde, hem de grup içindeki dağıtım (gruptan her bireye ve her bireyden gruba) ve grup dışındaki dağıtımda yani insanlara yönelik dağıtım konusunda eksikliklerimiz var.

İnsanlara hem içsel olarak, düşüncelerimizde, bunu düşündüğümüzde ve gerçekleşmesini istediğimizde ki buna topluluk için dua denir, hem de dünyada kabul gören şekilde, eylemlerle dağıtım yapmalıyız. Başka bir deyişle, hem düşünceler, arzular seviyesindeki manevi düzeyde hem de fiziksel, bedensel eylemler düzeyinde.

Kişinin, başka hiçbir şekilde kabul etmeyeceği ama kendisi için iyi olan şeyi kabul edebileceği formlar aramalıyız. Tıpkı hasta bir kişi için özel olarak uygun yiyeceklerin hazırlanması gibi: örneğin, daha çok sıvı, çok yağlı değil, vb. Öyleyse bunu yapmalıyız. Bizim görevimiz, insanlara yutabilecekleri şekilde ilaç hazırlamaktır.

Ancak bu, geride kalmamız gerektiği anlamına gelmez. Sonuçta, hasta bir kişi söz konusu olduğunda, zaman kaybetmezsiniz; Ona hemen onun için iyi olanı verirsiniz, ancak her şeyin onun içinde daha iyi emilmesi için onu kabul edebileceği bir biçimde verirsiniz. Burada da durum aynıdır!

Bu nedenle, insanların kapasitelerini de göz önünde bulundurarak, hassas ve yavaş bir şekilde dağıtım yapmamız gerekiyor.

Gelişim Seviyesine Bağlı Olarak

Soru: Bir yetişkinin sahip olduğu bilgiler bir çocuğa verilebilir mi?

Cevap: Bu kesinlikle mümkün değildir. Öncelikle çocuğu bir yetişkinin seviyesine, Yaradan’ın seviyesine geliştirmelisiniz. Bu nedenle, Maimonides’in yazdığı gibi, yeni başlayanlara, büyüyene ve bilgiyi düzgün bir şekilde özümseyene kadar yavaş yavaş, küçük porsiyonlar halinde açıklanmalıdır. Bu bir yandan öğretmenin ustalığıdır.

Öte yandan, bu bilgiyi herkesin duyması o kadar da kötü değildir çünkü herkes bunu daha iyi veya daha kötü, kendine daha yakın veya daha uzak hissedecektir. Dolayısıyla bir derste hem yeni başlayanlar hem de ciddi deneyim ve anlayışa sahip kişiler bir arada oturabilir ve her biri bir şeyler anlayacaktır.

Ancak yeni başlayanlara aktarılmaması gereken bazı hisler ve bilgiler vardır çünkü onlar bunları zaten algılamayacaklardır. Garip bir şekilde Kabala’da bizim dünyamızda olduğu gibi “yasak” kavramı yoktur. Herkes orada yasaklar ve sırlar olduğunu düşünür.

Oysa hiçbir sır yoktur. Hem az gelişmiş bir kişi hem de daha gelişmiş bir kişi her şeyi kendi seviyelerinde anlar. Her birinin gelişimi prensip olarak kendisiyle sınırlıdır. Ve bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur.

Kulağınıza bir sır fısıldayamam; bunu anlamayacaksınız. Bu bir ineğe insani bir fikir fısıldamaya benzer. O ne yapar? Kulağını oynatır, başka bir şey yapmaz.

Dolayısıyla her şey bir alıcının gelişimine bağlıdır.

Hayat Pahasına Bir Oyun

Soru: İnsanlar bir oyun oynarken çılgına dönebiliyorlar çünkü oyuna kendilerini o kadar kaptırıyorlar ki günlerce oyundan kopamıyorlar. Bu durum özellikle de neredeyse internette yaşayan şimdiki nesil için geçerlidir.

Manevi gelişimde aynı düzeyde bir bağlılığı nasıl yaratabiliriz? Kendimizi zorlayarak değil ama onu sizi içe çeken lezzetli bir şeker olarak sunarak.

Cevap: Manevi gelişime girin ve bunun en büyüleyici oyun olduğunu göreceksiniz. Bu bir yaşam oyunudur, Yaradan ile oynanan bir oyundur! Onu siz yaratabilirsiniz!

Herhangi bir oyun, Kabala’nın size sunduğu şeyin zayıf bir taklididir: yaratma, değiştirme ve bir şeyleri kendiniz şekillendirme yeteneği. İşte bu yüzden oyunlara bu kadar kapılıyoruz. Çünkü bir yaratım eylemi içerirler, hatta yıkım, fark etmez. Ama bu bir yaratım; yeni bir şey yapıyorsunuz. Bir bakıma efendi sizsiniz, elinizde güç var, seçim, gerilim, neşe, çözüm, bir tür coşku.

Tüm bunlar, kendi içinizdeki dünyaları değiştirme becerisini kazandığınızda Kabala’nın size bahşettiği sürecin küçük parçalarıdır. Bu, hiçbir bilgisayarın asla kıyaslayamayacağı bir oyundur!

Az önce dikkatimi dağıttığınız, Zohar Kitabı metninin önünde otururum ve tek bir şey beklerim – benimle konuşmaktan yorulmanızı ve böylece ona geri dönebilmeyi. Ve günde 20 saat böyle devam eder.

Sadece kendimi ayakta tutmak adına yürümek, yemek yemek, gerektiğinde bir şeyler yapmak için kısa molalar veriyorum. Ama geri kalan tüm zamanlarda içinde olmaya hazırım. Bu çok büyüleyici bir süreç, başka hiçbir şeyin yerini tutamayacağı büyüleyici ve beklenmedik bir yol!

Gençliğimde Leningrad’da yaşıyordum ve diğer öğrenciler gibiydim: kızlar, Preference (bir kart oyunu), partiler, şarkılar ve geziler. Nomads adlı bir rock grubu için gönüllü olarak ses mühendisi olarak çalıştım. Bir keresinde şehrimizde birincilik bile kazandık.

Ancak manevi edinim hiçbir şeyle kıyaslanamaz! Bir bilgisayar oyununda, size normal, gerçek hayattakinden daha fazla olanak tanınır. Bir yere gitmeli, sürünmeli, bir şeyler yapmalısınız. Sonunda, bir şey elde etmeden önce her şey zor ve oldukça zaman alıcıdır.

Bu, her şeyi hemen, anında, mümkün olan en kısa sürede, çok daha parlak ve kontrollü bir şekilde isteyen egoizmimiz için değildir. İşte bu yüzden, her şey sanal bilgisayar dünyasına kaymıştır.

Ama burada, manevi dünyada, her şey milyarlarca kat daha parlaktır. Ve bu bir oyun değil, bir illüzyon değil – bilgisayarı kapatın ve yok olsun. Sanal dünya birileri tarafından ya ondan para kazanmak için ya da kendileri oynamaktan haz aldıkları için yaratılmıştır.

Ama maneviyatta oyun oynamazsınız. İnşa ediyorsunuz, yaratıyorsunuz! Siz bunun için yaratıldınız! Bu sahip olabileceğiniz en doğal tatmin, en canlı deneyimdir! Hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Dünyamız, tüm cazibesiyle? Ben sadece…

Bu nedenle, bilgisayarlarla ilgili tüm takıntılardan sonra, bir sonraki seviye sadece Kabala’dır, sadece kişinin gerçek manevi dünyaya girmesidir. Aksi takdirde, gerçek olmayan, sanal bir dünyada boğulacaklar ve kendilerini bilgisayarlarının içine sokmak için narkotik bir haptan başka bir şeye ihtiyaçları olmayacak, hepsi bu. Ve bu tam olarak böyle olacaktır – kötülüğün farkına varılmasıyla, bu arayışların aldatıcılığının farkına varılmasıyla.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 83

İlerleme Neden Sadece Topluma Boyun Eğme Yoluyla Görülebilir?

İlerleme yalnızca boyun eğme yoluyla görülebilir, aksi takdirde çalışma görünmez kalır. Boyun eğme yukarıdan güç almamızı ve daha fazla ihsan etme eyleminde bulunmamızı sağlar. Ama “ihsan etme” ne anlama geliyor? Bu kafa karıştırıcıdır. Daha güçlü, daha başarılı ya da daha etkili olmak için güç kazanabilir ve ihsan etmeyi edindiğimizi düşünebiliriz. Ancak bu yanlıştır. Böyle bir hassasiyet son derece incelik gerektirir.

Bir süre Lo Lişma’yı sürdürmemiz ve büyümemize yardımcı olacak çeşitli cazibeler almamız gerekir. Bu, bir çocuğa çok çalışması ve iyi notlar alması halinde bisiklet vaat etmeye benzer. Çocuk bütün yıl çok çalışır, başarılı olur ve bisikleti alır. Bizim de aynı şekilde Lo Lişma aşamasında buna uygun olarak oyalanmamız gerekir.

Korku Salgını

Yorum: Dünyayı bir korku salgını sarmış durumda. İnsanlar güvenlerini kaybediyor ve artık birbirlerini dinlemiyorlar. Sonuç olarak, eskiden bir şeyler elde etmek istediğimizde olduğu gibi açgözlülükle değil, gerçek nedenleri olan korkuyla hareket ediyorlar. Bundan nasıl kurtulabiliriz? Sonuçta, aktif olarak bir çıkmaza doğru ilerliyoruz.

Yanıtım: Bunun çok iyi olduğunu düşünüyorum. Bu bir çıkmaz sokak değil. Bir çıkmaz sokağa yaklaştığınızda, birdenbire içinde bir kapı olduğunu ve bu kapının sizi öbür dünyaya götüreceğini görürsünüz.

Bir zamanlar bu inançla örtülüydü. İnsan çeşitli tanrılara inanırdı, ne olduğu önemli değildi ve bu onun için daha kolaydı. Bugün bu inanç kayboluyor, devam ettirilmiyor ve bu nedenle kişi korkularını, endişelerini ve çeşitli sorunlu duygularını telafi edemiyor. Bunları üst olanın arzusuyla ve yönetimiyle, üst güçle ilişkilendiremiyor ve her şey onun üzerine yıkılıyor. Bu onun için çok zordur!

Korku insanı bloke eder. Sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi gözlerini kapatıp, küçük bir çocuk gibi battaniyenin altına girmek ister.

Soru: Oradan nasıl çıkabilir?

Cevap: Eğitilmesi gerekiyor. Ancak bilim insanlarının yapmaya çalıştığı gibi mekanik oyuncaklar aracılığıyla değil.

Yorum: Bilim insanları hala sorular soruyor.

Yanıtım: Soru sormak iyidir. Ancak bu, hayatın anlamı ile bağlantılıdır. Bu tür sorular zaten bizim anlayışımızın ötesindedir. Nasıl var oluyoruz? Hangi amaç için? Hayat nedir? Nasıl başlar ve nasıl sona erer? Doğanın kendisinin varoluşunun anlamı nedir?

Ancak her şeyi yalnızca Tanrı’ya bağlamak modern insanı sakinleştirmez. Aydınlanma çağından önce bu yeterince iyiydi, ancak 17. ve 18. yüzyıllardan itibaren bu yaklaşım artık işe yaramıyor.

Kişi hala varoluşun anlamı sorusuyla karşı karşıya olduğunu görmek zorunda kalacaktır: ne için, neden, anlamı nedir?

Hayatımızın temelinde korku vardır çünkü korku olmasaydı neden yaşayalım ki? Tüm bunlara neden ihtiyacım var?

Bir insanın gelecekteki tüm yaşamını gözden geçirin – zaten var, başka bir şey yok – ve yaşamak istemez.

Yaşadıklarını görse ve tüm bunları bir şeyden haz almak için yapsa ve hemen depresyona girse veya acı çekse ve ayrıca çok çalışsa. Yılda iki hafta tatili var, tabii iyi geçirirse, ondan faydalanan çocukları, eğlenmesine izin vermeyen bir eşi, kaybeden bir futbol takımı, artık var olmayan balık avı çünkü bu yerler artık yok ve bu böyle devam eder…

Eski kaynaklarda bile, eğer bir insan hayatını önceden görebilseydi, doğal olarak doğmak ve yaşamak istemeyeceği yazılıdır.

Kendimizi unutuyoruz, dolayısıyla tüm hayatımız bu unutuş üzerine inşa edilir. Bugün hayatlarımızla ne yaptığımıza bir bakın! Kendimizi sürekli daha fazla, daha fazla aptallaştırmaya çalışıyoruz. Reklam, rekabet… Ne için?

Sonuçta, bir insanı düşünceleriyle baş başa bırakırsanız, ya terörist olur, ya katil olur, ya kendini öldürür, ya da uyuşturucu kullanmaya başlar ki bu da aynı şeydir.

Soru: Ama insanın bir amacı olması gerektiğini ve bunun için çabalayarak her türlü zorluğun üstesinden gelebileceğini söylüyorlar. Kişi için doğru amaç nedir?

Cevap: Bu soru insanlarda uyandırılmamalıdır. Bunun için önce kendinizi iyi hazırlamalısınız. Kör bir insanın önüne bir engel koyarsanız, bunu yaparak korkunç bir suç işlemiş olursunuz. Kör bir kişinin önüne bir taş ya da ağaç koyarsanız, o kişi tökezler ve düşer. Bu nasıl mümkün olabilir? Ve insanların hepsi kördür. Onlarla hayatın anlamı hakkında nasıl konuşabilirsiniz?

Buna verecek bir cevapları yoktur ve sadece depresyona gireceklerdir. Bu nedenle, yaşamın anlamıyla ilgili soruyu yavaş yavaş ortaya koyarken, aynı anda onlar için kabul edilebilir ve arzu edilir olacak doğru yanıtı nasıl vereceğinizi önceden bilmelisiniz. O zaman onlar için karanlık değil, neşeli ufukların genişlediğini göreceklerdir.

Yorum: Anlaşılan o ki, eğitim, doğumdan itibaren iletişime kademeli olarak entegre edilmeli.

Yanıtım: Eğitimin amacı budur. Ve geri kalan her şey bir insanı tamamen gereksiz bilgilerle doldurur.

Soru: Hayatını yaşamış yetişkin bir insan hayatın anlamı sorusuna nasıl ulaşabilir?

Cevap: Eğer hayatını yaşamışsa, bunun bir anlamı yoktur. Eğer bu yaşam sırasında yaşamın anlamı hakkında bilgi edinir ve edindiği anlam doğrultusunda yaşamını değiştirmeye başlarsa, o zaman bir sonraki varoluş düzeyine yükselir. Hayatının anlamına ilişkin soruyu yanıtlayabildiği ölçüde insan olur.

Faydalı Bilginin Anahtar Sırrı

Soru: Bilgiyi kontrol edenin her şeyi kontrol ettiği söylenir. Ancak son yıllarda, yeni teknolojilerin ortaya çıkmasıyla, bilgi sadece bollaşmakla kalmadı; aşırı derecede bollaştı! Bunu yönetmek ise inanılmaz derecede zorlaştı. Psikologlar insanların artık bilgi stresi yaşadığını savunuyor.

Bilgi nedir? Neden onu bu kadar çok istiyoruz? Ve neden “çöp” olduğunu bile bile onu kaybetmekten korkuyoruz?

Cevap: Bu “çöp”ten, bu “atıklar”dan besleniyoruz. Bizim için bu “atıkları” kaybetmek, beslenmemizi kaybetmek anlamına geliyor. Ve insanlık bundan çok korkuyor.

Doğru, gerçek, doğal bilgiyi, uygunluktan, gereklilikten ya da hakikatten bahseden bilgiyi özümseyemiyor. Sarı, gri haberlerle, “kirli çamaşırları” yayınlamakla büyür. Onu ayakta tutan şey budur.

Modern toplum insanlığı bu şekilde yetiştirmiştir. Ve sonuçlarını da görebiliyoruz. Elbette, tüm bu sahte içeriği kaldırıp sadece gerçeği bırakırsanız, insanlar feryat edecektir. O zaman ne tüketirlerdi?

Soru: İnsanlık neden bilgiye bu kadar ilgi duyuyor? Bilgide ne arıyor?

Cevap: Modern insan onsuz yaşayamaz. Bilgi, içinde var oldukları ortamdır. Onu ellerinden almak onları evlerinden, ailelerinden, işlerinden ya da başka herhangi bir şeyden ayırmak gibi olacaktır. Ancak onları bilgiden ayırmak daha da yıkıcı olur çünkü bilgi onları içten içe doldurur.

Bilgi akışı olmadan, modern bir insan basitçe aklını kaybeder.

Soru: “Doğru” bilgi nedir?

Cevap: Doğru bilgi, bu dünyadaki rolümü, dünyaya olumlu etki getirebileceğim ve karşılığında dünyadan olumlu etki alabileceğim ölçüde ifşa eden bilgidir.

Soru: Doğru, gerçek ve hakiki bilginin tamamen tatsız, istenmeyen bir şey olduğunu mu söylüyorsunuz?

Cevap: İnsanlar gerçeği duymak istemez! Gerçek acı vericidir. Gerçek tatsızdır. Kendilerini memnun eden şeyleri duymak isterler: biraz dedikodu, biraz seks, biraz korku, biraz neşe, hepsi ölçülü dozlarda, uzmanlar tarafından dikkatle kontrol edilir.

Soru: Bir Kabalist için bilgi ne anlama gelir?

Cevap: Bir Kabalist için bilgi, tamamen farklı bir anlama gelir. Onlar insanların kablolar veya diğer iletişim yöntemleri aracılığıyla tartıştıkları şeylerle ilgilenmezler. Onlar dünyamızdaki tüm eylemlerin, koşulların ve olayların kaynaklandığı üst güç ile olan bağ ile ilgilenirler. Kişi bu bağa sahip olduğunda, başka hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Bu onların aynı anda her yerde ve her şeyin içinde, her iki dünyada da olmalarını sağlar.

Soru: Tüm medya kuruluşlarının kontrolünün size verildiğini varsayalım. Nasıl bir bilgi sunardınız, ne tür?

Cevap: Her şeyi şu anda olduğu gibi bırakırdım ve yavaş yavaş, küçük, kontrollü dozlarda “ilaç” -daha doğru bilgi- sunardım. Kişideki olumlu değişimleri destekleyen, doğruluk duygusunu geliştiren, özdenetim sağlayan vb. bilgiler. Bu şekilde insanlar çevrelerine doğru bir şekilde uyum sağlamaya, kendi doğalarını, çevrelerindeki dünyanın doğasını ve nihai amaçlarını anlamaya başlayacaklardır.

Biz Kabalistler, insanlığın kötülüğün ifşasına ulaşmasını bekliyoruz – kötülükte, yalanlarda var olduğunun, ikamelerle beslendiğinin ifşasına. Bunların hepsinin çöp, gerçek zehir olduğunu anladığımız ölçüde, yavaş yavaş sahte bilgiyi bizi besleyen doğru bilgi ile değiştirebileceğiz.

Neden bilgiye ihtiyacım var? Dünyaya ilişkin anlayışımı şekillendirmek ve kendimi yeni bir dünyayla uyumlu hale getirmek için. Bu bilgi doğru, gerçekçi ve en önemlisi şefkatli olmalıdır.

Tüm Toplum İçin Dua Edin

Kongrede hazır bulunacak kolektifi hissetmeye çalışmalı ve kendimiz de dahil olmak üzere herkes için dua etmeliyiz. Rabaş, kişinin tüm toplum için, tüm dünya Kli’si için dua etmesi ve kendisini de buna dahil etmesi gerektiğini yazar.

İşin özü şu ki, ruhları hayal ettiğimde, Yaradan’ın tam olarak onların içinde bulunduğunu da hayal etmeliyim. Peki ya benim içimde? O benim içimde, beni O’nunla ve bu kolektifle özel bir şekilde ilişki kurmaya sevk eden bir biçimde var olur.

Prensip olarak, sanki ben bu kolektif gibi değilmişim gibi beni olumsuz bir şekilde ayırt eder: O onların içinde ama benim içimde değil. Yaradan, O’nun ifşasını kendi içimde belirli bir şekilde uyandırmamı arzuluyor.

En önemli şey başkaları için kendi çocuğunuzmuş gibi dua etmektir. Bu çok basittir. Onlar için bu şekilde dua ederseniz, Yaradan’la doğru ilişkiye giriyorsunuz demektir çünkü O da herkesle, beslemek ve yüceltmek istediği çocukları gibi ilişki kurar.

O zaman O’nunla bir bağ, O’na bir benzerlik ve O’nun hakkında bir anlayış oluşturacaksınız. Birdenbire O’nun herkese karşı tutumunu hissetmeye başlayacak ve bu sayede kendinizi ve misyonunuzu anlamaya başlayacaksınız. Bu en güvenilir yoldur.

Yaradan’ın ortağı olursunuz. Sonuçta, her birimiz O’nun kanalı olmalı ve O’na benzemeliyiz; bu da Yaradan’ın dünyada nasıl davrandığına inanıyorsanız öyle davranmanız anlamına gelir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 36

Toplum Bilgelik Verir Mi?

Toplum bilgelik veremez. Bilgelik kişinin kendi çabalarının bir sonucudur. Toplumun rolü yalnızca kişiyi hedefe doğru yükseltmektir. Bu yükselişi aldıktan sonra kitaplarla, öğretmenlerle ve toplumla çalışırız ve bu çabalarla bilgelik ortaya çıkar.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 29

Kişi Toplumun Kendisini Etkilemesine İzin Vermeye Ne Zaman Hemfikir Olur?

Kendi gücümüzden umudumuzu kestiğimizde grubun bizi etkilemesine mecburen izin veririz. Baal HaSulam “Mektup No. 57”de şöyle yazar: “Bu dünyada insanın kendini çaresizlikte görmesinden daha mutlu başka bir durum yoktur. Bu demektir ki, çabalamış ve yapabileceğini düşündüğü her şeyi yapmış fakat bir şifa bulamamıştır.” Ancak o zaman kalbimizin derinliklerinden gelen gerçek dua için uygun hale geliriz.

Başlangıçta, doğamız başkalarının üzerimizde kontrol sahibi olmasına izin vermediğinden, dış etkiye direniriz. Hastaneye giden, yatan ve doktorların onları tedavi etmesine, ne gerekiyorsa yapmasına, yatıştırıcı vermesine, bedenlerini açmasına ve istediklerini yapmalarına izin veren ağır hasta bir kişi gibi, zorunluluktan gruba yöneliriz.

Sadece yetersizliğimizin kabulü uzlaşmayı getirir. Ondan önce direneceğiz çünkü “benliğimiz” bağımsız olarak yaratıldı ve kendini dünyada eşsiz hissediyor. Ve eğer dünyamızda gerçekten de sadece biz varsak, başka hiçbir şey yoksa, başkalarına nasıl boyun eğebiliriz ki?