Category Archives: Tabiat

Covid Aşıları Neden Bana İç Rahatlığı Vermiyor?

Yılın başından beri insanlar, 2019 Koronavirüs hastalığına (Covid-19) neden olan, şiddetli akut solunum sendromu Koronavirüs 2’den (SARS-CoV-2) insanlığı iyileştirecek bir aşı beklentisiyle, önceki yaşamlarına tutunmaya çalışıyorlar. Şimdi aşı, birden çok biçimde ve birden çok şirketten gelmiş gibi görünüyor. Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayınlanan bir makaleye göre, “Bir aşının geliştirilmesi genellikle 10 yıldan fazla sürmektedir.” Covid-19 söz konusu olduğunda, birkaç şirketin onu geliştirmesi yaklaşık on ay sürdü. Birkaç şirket, ortalama süreden 12 kat daha hızlı bir sürede, aşıyı nasıl geliştirdi? En azından bu, kafa karıştırıcıdır.

Ancak buradaki en büyük sorun bu değildir. Beni en çok rahatsız eden şey, Covid virüsünden kurtularak dertlerimizden kurtulacağımıza ve ilk etapta virüsü bize veren önceki yaşam tarzımıza döneceğimize dair sanrısal düşüncemizdir.

Koronavirüsün, insanlığın üzerine giderek artan bir sıklıkta inecek olan bir dizi sefaletin yalnızca ilki olduğuna hiç şüphem yok ve önceki yazılarda alıntı yaptığım sayısız bilim insanının da yok. Covid’den kurtulmak, yalnızca bir sonraki ve daha acı verici darbenin gelişini hızlandıracaktır. Doğayı ve insanları sömürmemizin bittiğini anlamalıyız. Eğer bunu anlarsak ve kendimizi bu gerçekliğe adapte edersek, onarım aşamasından nispeten daha kolay geçeceğiz. Eğer inatçıysak, doğanın bize kimin gerçekten patron olduğunu gösterecek daha birçok numarası vardır ve bunların hiçbiri hoş değildir.

Doğaya, sanki o cansızmış gibi, istediğimiz her şeyi yapabilirmişiz gibi, küçümseyebileceğimiz ve reddedebileceğimiz bir şeymiş gibi davranıyoruz. Covid bize bunun tersini öğretmeye geldi. Onun aracılığıyla doğa bizimle konuşmakta. Bize onun dilini, davranışını öğretmekte ve yavaş yavaş bize sırlarını açıklamaktadır.

Doğanın bizi öldürme hırsı yoktur. Eğer olsaydı, bunu yapmanın Covid-19’dan çok daha hızlı yolları var. Doğaya “Doğa Ana” diyoruz çünkü tam olarak olduğu şey budur. Sevgi dolu bir anne gibi, bize öğretmesi gereken şeyi, bize en az acı ve çabayla öğretmek ister. Bize nasıl çalıştığını, nasıl düşündüğünü, ne istediğini ve neden istediğini göstermek ister. Bir annenin bebeğinin önünde davrandığı gibi bizim önümüzde hareket eder: güler ve şarkı söyler, bebeğiyle konuşur, yüzünü gözünü tuhaf şekillere sokar ve diğer nesneleri ve insanları gösterir. Bütün bunları neden yapar? Sonuçta, bebeği onu anlamaz, öyleyse ne anlamı vardır? Mesele şu ki, bebek öğrenmek ister ve “gösteri sergileyen” anneye bakarak büyümek için öğrenmesi gereken her şeyi öğrenir.

Doğa bize aynı o anne gibi davranıyor. O bebek gibi biz de anlamıyoruz ve o bebek gibi, buna ihtiyacımız yok. Tek ihtiyacımız olan şey, tıpkı o bebek gibi istemektir ve şimdiye kadar doğmuş her bebeğe geldiği gibi bu anlayış bize de gelecektir.

Doğa bizi her şeyi bilen, bilge ve sevgi dolu yapmak ister. Bize her şeyin nasıl bağlı olduğunu, neden bağlı olduğunu ve bu bağdaki yerimizi ve rolümüzü göstermek istiyor. Bunu rolümüzü üstlenmeden önce bilmemize gerek yok; sadece dinlememiz gerekiyor. Tıpkı bir bebeğin önce öğrenmek istemesi, sonra öğrenmesi ve sonunda performans göstermesi gibi, insanlıkta önce öğrenmek istemeli, sonra öğrenmeli ve ancak ondan sonra icra etmelidir.

Eğer bu tutumu benimsersek, herhangi bir virüse, doğal afete veya başka herhangi bir korkuya ihtiyacımız olmayacak. Bunlar, dikkatimizi çekmekten vazgeçtiğinde, doğanın son çareleridir. Eğer inatçıysak ve öğrenmek, doğaya dikkat etmek ve onun dilini anlamak istemiyorsak, o zaman doğanın, işe yarayan tek yolla- bize zarar vererek, dikkatimizi çekmekten başka seçeneği yoktur. İsteseydi bize çok daha fazla zarar verebilirdi ama istemiyor. Doğa çok daha ciddi bir “çare” uygulayabileceğinden, Covid’in sadece kötü bir grip olduğunu söylemekten çok daha akıllı olmalıyız.

Anlamayı reddettiğimiz şey, bir aşı geliştirmemiz gerekmediğidir; biz buna zaten sahibiz-bu, birbirimizle olan olumlu ilişkimizdir. Çok azı benimserse işe yaramayabilir, ama bütün toplum tavrını birbirine karşı değiştirirse, yabancılaşma ve zulümden ziyade dayanışma ve özenle yönetilen bir toplum olursak, herkesin özgür ve güvende olduğu sağlıklı ve müreffeh bir toplum haline geleceğiz.

“Doğa Yasaları ile Etik ve Ahlak Arasındaki Fark Nedir?” (Quora)


Doğa yasaları, doğanın tüm parçalarını uyumlu bir şekilde birbirine bağlayan ve bütünün yararını dikkate alan, değişmeyen sevgi ve ihsan etme yasalarıdır.

Aksine, ahlak ve etik belirli bir zamanda insan davranışının kurallarıdır. Örneğin, geçmişte daha sert iletişim yöntemleri, hatta zulüm noktasına gelene kadar, norm olarak kabul edildiyse de, sonrasında bizler geliştikçe, bu davranışlar o kadar ılımlı ve dostane hale geldi.

Doğa kanunları, başkaları pahasına haz alma arzusu olan ve sürekli büyüyen insan doğasına zıttır. İnsan egosu büyüdükçe, gelişimimizin farklı aşamalarında birbirimizle daha rahat geçinebilmek için, ahlaki değerlerimiz ve ahlak sistemimiz o kadar çok değişir. Bununla birlikte, ahlaki değerlerimiz ve ahlak sistemimizde ne kadar geliştiğimiz önemli değildir, bizler her zaman kendimizi bir şeylerden eksiklik ve ilişkilerimizde gitgide daha fazla sorun ve kriz içinde buluruz

İnsani gelişme, bizi yavaş yavaş doğa kanunları ile dengeye ulaşma ihtiyacına götürür. Bugün, doğa kanunlarının keşfi için her zamankinden daha olgun durumdayız.

Bununla birlikte, insan egosu tarafından yönetilmekten (olabildiğince optimal bir şekilde anlaşmak için, ahlakı ve etiği uyarlamaya ve uymaya çalışmaktan), birbirimizle uyumlu bir şekilde bağlandığımız ve uyumlu bağlarımız içinde doğada bulunan pozitif güçleri keşfettiğimiz, doğa kanunları tarafından bilinçli olarak yönetilmeye doğru bu sıçramayı nasıl yapabiliriz?

Bu sıçramayı, sosyal bir düzende doğa kanunlarını öğrenerek ve uygulayarak yani ilişkilerimizde bir sevgi ve özen örtüsü olacak şekilde, toplumda nasıl pozitif bir bağ kurulacağını öğrenerek yapıyoruz. Yani, insan toplumunda tek bir bütün olarak bağlanarak, doğa kanunlarının mükemmelliği ve bütünlüğü ile eşleşir ve sonra hayatımızı dolduran yepyeni bir tür uyum, mutluluk, güven ve huzuru deneyimlemeye geliriz.

“Birlik Bizim İçin Neden Önemlidir?” (Quora)


Birlik önemlidir çünkü doğa birleşmemizi ister.

Birleşerek, doğa ile dengeye girer ve aramızda yüzeye çıkması için doğada bulunan pozitif bir gücü uyandırırız.  O zaman olumlu olguların hayatlarımızı doldurduğunu hissederiz: mutluluk, güven, barış ve uyum.

Aksine, birliğe doğru hiçbir hareket yapmayarak, egolarımız azalmadan büyür ve bölünmenin ve nefretin bizi giderek daha fazla ayırmasına izin veririz.  Buna bağlı olarak, yaşamlarımızda artan olumsuz olgular yaşarız yani kişisel, sosyal, ekolojik ve küresel ölçeklerde acı çekeriz.

Buna ek olarak, birliğimizin sadece bir grubun diğerine karşı birliği değil, tüm bölünmelerin üzerinde olması önemlidir.  İkincisi, toplumdaki bölünmeyi ve nefreti artırmaya hizmet eden ve aynı zamanda sonuçta hiçbir olumlu sonuca yol açmayan, sadece bir gruptur- şişirilmiş bir egodur.

Bu nedenle, birliğin önemi, hayatta kalmamızın ve hayatlarımızı uyumlu veya acı dolu yaşayıp yaşamadığımızdır.

Toplumda birliğin önemini tesis etmek, düzenli eğitim ve bölünme üzerinde birlik örneklerini gerektirir.  Bu nedenle, kitle iletişim araçları, televizyon, radyo ve internet yoluyla aldığımız mesajlaşma türlerinde ve örneklerde bir değişiklik olması gerekiyor.  Tüm bu bilgi kaynaklarından, birliğin, uyum ve işbirliğinin (bölücü dürtülerinin üzerinde birleşmek için birlikte çalışan insanlar) önemini ve faydalarını örnekleyen girdiler alırsak o zaman hepimiz birliğin önemli olduğunu hissetmeye başlayacağız ve birbirimize karşı tutumumuz bu yönde ayarlanmış hale gelecektir. Ancak şu anda, bu tür bilgi kaynakları bölücü mesajlarla doludur ve bu nedenle toplumda sayısız olumsuz sonuç görmekteyiz.

Toplumda, birliğe öncelik verme süreci henüz başlamadı.  Bununla birlikte, birliğin önemini diğerlerinden daha erken anlayanların, topluma kırmızı alarm göndermeye yatırım yapmaları akıllıca olacaktır.  Sigara karşıtı kampanyaların, sigaranın insanların sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dair halkı bilinçlendirmesine benzer şekilde, “bölünmenin üstünde birlik” kampanyaları, birliğin önemi ve bölünmüş kalmanın sayısız zararlı etkileri konusunda halkın farkındalığını artırmayı hedefleyecektir.

Bölünmeden birliğe dönüşümün anahtarı, birliği zenginleştiren bir öğrenme sürecini başlatmaktır.  İnsanların, doğanın birleşmemizi istediğinin farkına varması gerekecek.  İnsanlardan imkansızı istemiyoruz, kimseyi yapmak istemedikleri bir şeyi yapmaya zorlamıyoruz.  Sadece birlik ihtiyacını kamusal söylemin merkezine getirmek için sosyo-kültürel etkilerimizi düzenliyoruz ve daha sonra bunun hakkında daha fazla düşüneceğiz ve olmasını istemeye başlayacağız.

Sonunda, bölünmenin üzerinde birlik, çeşitli kamusal alanlardaki sigara içilmez bölgeler kadar sıradan hale gelecektir: İnsanlar, bu kalibrasyonun, bölücü dürtülerinin ötesinde başkalarına olumlu davranmak için yapılacak doğru ve sosyal olarak kabul edilebilir şey olduğunu hissedeceklerdir. Dahası, bu değişimin temelinde doğa olduğunu vurgulamak önemlidir: Doğanın bize nasıl birleşmemiz için rehberlik ettiğini anlamak ve bunu yaparak, birliğimiz yoluyla sadece biraz daha iyi bir yaşam dilemekle kalmayız, bunu yaparak gezegendeki herkesin hayatını gerçekten kurtarır ve iyileştiririz.

Günah Nedir?


Günah, yaşam amacımızın: doğa ile denge içinde uyumlu bağımızın tadını çıkarmanın, gerçekleştirilmesinden sapmadır.

Çoğu insan günahı, ilahi bir yasayla ilgili olarak bir tür yanlışlık olarak görür. Bu görüş kendi içinde doğruluğa sahiptir, yine de asıl endişe kaynağı olan şey, hepimizi uyumlu bir şekilde birbirine bağlayan ve bizi doğa ile dengeleyen yaşamın nihai hedefine doğru ilerleyip ilerlemeyeceğimizdir.

Bu nedenle, tüm davranışlarımızın – günahkar ya da olumlu – hayatımızın amacına yönelik hareketle ilgili olarak nasıl ölçüldüğü konusunda farkındalık yaratmak önemlidir.

Doğanın bizim için belirlediği hedefi net bir şekilde resmedebildiğimizde, o zaman bizi bu hedefe en uygun şekilde yönlendirebilecek davranışları tartışabiliriz; bilgelik ve farkındalıkla hızlı ve zevkli bir şekilde ona nasıl ilerleyebiliriz.

Bu tür davranışlara “emirler” denir çünkü doğanın bakış açısından, nihai hedefimize doğru belirli bir yoldan gitmemiz emredilmiştir.

Aksine, yaşamın amacına doğru olan hareketimizi saptıran ya da geri döndüren davranışlar, günah kabul edilir.

Hayatımızın amacı, doğanın mükemmel bağlantılı formuyla tam bir dengeye ulaşmaktır. Doğadaki olumlu güçler, doğa ile artan denge ölçümüze göre kendilerini bize daha fazla ifşa eder. Dolayısıyla, doğa ile bu tür bir dengeyi hedefleyen her türlü davranışlar “emirler” olarak kabul edilir ve gelişimimiz üzerinde olumlu ve uyumlu bir etkiye sahiplerdir.

Hayatlarımızın amacına ulaşmak, doğanın sevgi, ihsan etme ve bağ niteliklerinin tam olarak edinilmesine eşittir. Bu nedenle bilgeler, “Dostunu kendin gibi sev”in, hayatımızın ana emri olduğunu belirtmişlerdir.

Ahlaki Normlar Bizi Kendimizi Yok Etmekten Koruyabilir Mi?

Soru: Hayvanlarda her şey kendini göstermek içindir: dişler, kaslar, boynuzlar, güçlü kuyruklar ve toynaklar. Her tür içinde, bu silahlar, içgüdüsel olarak sınırlı ölçüde kullanılmaktadır. Toprak için savaşabilirler, ancak birbirlerini yine de yok etmezler. Doğanın kendisi, hayvanlar aleminde dengeyi böyle korur.

İnsanlarda, bunun tersi doğrudur. Cebinde bir silah olan, çirkin görünümlü bir adam onu her an kullanabilir. Ortaya çıkardığımız ahlaki standartlar bizi, kendi kendimizi yok etmekten nasıl koruyacak?

Cevap:  Koruyamazlar. Bunu yapmamızı yalnızca doğa engelleyebilir. Kendimizi tamamen yok etmemize izin vermeyecek çünkü belli bir planı var.

Soru: İnsanların kendi içlerinde böyle bir kısıtlama mekanizması yok mu?

Cevap: Hayır. Kendimizi sınırlayamayız. Nefretimizin içinde, birbirimizi yok etmek istediğimiz noktaya ulaşırız.

“Doğanın Çok Acımasız Olabileceğinin Bir Örneği Nedir?” (Quora)


Böyle örnekler yoktur, çünkü insanların doğayı nasıl acımasız olarak algıladıklarını anlasam da doğa hiç de acımasız değildir.

Doğa, bir parça kişisel çıkar olmaksızın, mutlak bir ihsan ve sevgi niteliğidir. Doğayı, zıt nitelikteki egoist kişisel çıkarımız içinde hissettiğimizde, o zaman doğanın zıt ucunu deneyimliyoruz.

Ben çocukken annem okulda düşük notlar aldığım için bana kızardı. Bu onu endişelendiriyor ve üzüyordu, ama o anlarda onu acımasız olarak görmeme rağmen, aslında bana karşı sevgi ve şefkatle davranıyor, mümkün olduğunca en ideal şekilde gelişmemi istiyordu.

Doğa tamamen özgeciliktir, bizim niteliğimiz de egoizmdir. Doğaya aykırı düşündüğümüz ve davrandığımız ölçüde, doğanın iyiliğine ve sevgisine zıt hissederiz. Bu, tüm olumsuz duygularımızın ve ıstırabımızın kaynağı olduğundan kendimizi kötü bir dünyada yaşıyormuş gibi algılıyoruz.

Yine de doğa kötü bir şey yapmaz. Sürekli iyiliksever bir tutuma sahiptir ve insan doğasının kendi içinde doğaya muhalefeti nedeniyle, yaşamda sayısız fenomeni bozuk ve kötü olarak hissederiz. Bunun için kendimizi veya doğayı suçlamamız gerekmez, bu sadece içinde doğduğumuz, bize verilmiş olan belirli bir durumdur.

Ancak, onu düzeltebilmemiz ve kendimizi doğa kadar özgecil ve eksiksiz yapabilmemiz için bize egoist bir nitelik verildi. Dahası, ne kadar evrimleşirsek, egomuz o kadar büyür ve yaşamlarımızda daha büyük acılara neden olan bir şey olarak, doğaya karşıtlığımızı o kadar çok hissederiz. Bu gelişme bizi, içten bir kendini dönüştürme arzusu geliştirdiğimiz bir noktaya götürmek içindir: benmerkezci, kendine-hedefli hareket tarzımızı, doğa ile dengeli özgecil, şefkatli ve sevgi dolu olan bir tarza değiştirmek. Doğaya daha çok benzemek için kendimizi değiştirme sürecine “ıslah süreci” deniyor ve bizlere, bu düzeltmeyi kendi halimize bırakıldığımızdan daha fazla farkındalık ve anlayışla geçirebileceğimiz bir yöntem verildi.

Ancak şu an için böyle bir farkındalığa sahip değiliz ve anne babamızın bize neden bağırdığını anlamayan çocuk gibiyiz.

Üst Düzey İletişimin Yolu

Soru: İnternet, günümüzde tükenmez bir iletişim kaynağıdır. Giderek daha sık, diller, anonimlik, gönüllülük ve ortak hedefler ve ilgi alanlarına ilişkin kısıtlamaların olmaması ile karakterize edilen sanal topluluklar oluşturulmaktadır.

Sizce bu değişikliklerin eğilimi nedir? Doğa bizi neye itiyor?

Cevap: Doğa bizi birbirimizle doğru iletişime itiyor. Henüz doğru iletişimin ne olduğunu bilmiyoruz, ancak yavaş yavaş öğreneceğiz. Bu birkaç yıl daha sürecek ve doğanın bizden ne istediğini anlayacağız.

Sonunda, her şey insanlar arasındaki iletişimin değişmesine bağlı olacaktır. Binlerce yıllık gelişimimiz boyunca, insanların yeni bir iletişim durumuna gelmeye çalıştıklarını görüyoruz. Toprağın, gücün ve zenginliğin keşfinin peşindeydiler, ancak sonunda hangi görüntülerin, yöntemlerin ve iletişim biçimlerinin kendileri için en uygun olduğunu anladılar. Ne yapıyor olduklarını anlamadılar ama genel olarak buna doğru ilerliyorlardı.

Ve zamanımızda, bu açıklamalar yeni bir seviyeye yükseltildi. Ulaşım teknikleri, aramızdaki sanal iletişim vb. nedenlerle azalan, değişen mesafelerin teknolojisinin, bizleri birbirimizle çok hızlı ve verimli bir şekilde nihai iletişim kurabileceğimiz gerçeğine götürdüğü ortaya çıktı.

Aynı zamanda, bağlantımızın tamamen mekanik, teknik olduğunu ve doğanın bizden talep ettiği bağlantı olmadığını ifşa ediyoruz.

Soru: Herkesin milyonlarca insanla iletişim kurabildiği bu tür sanal toplulukların ortaya çıkmasının olumlu bir olgu olduğunu düşünüyor musunuz?

Cevap: Elbette.

Soru: Yüzlerce yıldır kitaplar ana bilgi kaynağıydı, ancak bugün tamamen yok oluyorlar ve tüm iletişim değişti. Bu, gelişme mi yoksa bozulma mı? Geçmişte bir kişi haftada birkaç kitap okuyabiliyorken, bugün insanlar çok daha az okuyor.

Cevap: Her halükarda, yazılı kayıt şekli kaybolmayacak ve kullanmaya devam edeceğiz. Sonuçta, bu yazı biçiminde bir iletişim değil, hafızadır.

Islahın Nesli

Virüs için güvenilir bir çare vardır: bağ kurmak. Bu tüm sorunlardan bir cankurtarandır çünkü kesinlikle küresel ve bütünleyici olan doğaya benzer hale geliriz. Bu şekilde bağlanırsak, hayatımızın tüm sistemlerini doğru bir şekilde ayarlayacak olan doğanın ortak gücüne daha bağlı hale geliriz.

Doğada hepimizi kontrol eden genel bir yasa vardır. Bu yasaya yakınlaşmak ve onunla doğru etkileşime girmek için bağ kurmalıyız. Tıpkı cansız maddelerin, bitkilerin ve hayvanların tek bir ortak yaşamda birbirine bağlı olması gibi, insanların da bağ kurması gerekir.

Öyleyse neden doğada birinin diğerini yok ettiğini görüyoruz? Bunun nedeni biz insanların birbirimize egoist davranmamızdır ve egoizmimiz doğanın: cansız, bitkisel ve hayvansal diğer tüm seviyelerini etkiler. Eğer egoist arzumuzu ıslah, kurt kuzunun yanında huzur içinde yaşar ve doğada hiç kimse diğerine saldırmaz.

Doğa ile uyum içinde olmanın faydasını göreceğimiz herkes için aşikardır. Bizim neslimizde, bu uyum tüm insanlık tarafından sağlanmalıdır ve bu nedenle, buna ıslahın nesli denir.

Bir Köprü İnşa Etmek, İki Taraf Gerektirir (Linkedin)

Sol ve Sağ taviz vermeyecek. İnsan benmerkezciliği sürekli arttığı ve insanlar giderek daha inatçı ve hoşgörüsüz hale geldiği için bunu yapamazlar. Buna yardım edemeyiz; doğa her bitkiyi ve hayvanı geliştirdiği gibi egoizmimizi de geliştirmektedir. Yapabileceğimiz tek şey, egolarımızı olumlu ya da olumsuz nedenlere yönlendirmektir. İlkini seçersek, insanlık hayatın her alanında yeni zirvelere çıkacaktır. İkincisini seçersek, kendimizi  III. Dünya Savaşı’nın içinde bulacağız.

Doğa, egolarımızı daha yoğun hale getirdiğinden, halihazırda olduğumuzdan daha da bölünmüş olmaya mahkumuz. Dahası, Amerika’da gördüğümüz gibi, bu bizi neredeyse aynı büyüklükte iki yarıya ayırıyor. Doğa da bizi giderek daha inatçı hale getirdiğinden, bize iki seçenek bırakıyor: ölümüne savaşmak veya anlaşmazlıklarımızı aşmak ve onların üzerinde birliği bulmak.

İkinci seçeneği seçmek ve kendimizi yıkımdan kurtarmak için birliği hayatımızdaki en önemli tek değer haline getirmeliyiz. Bunun, Tanrı’ya bağlılık, çevreyi önemseme, kadın hakları için kampanya yürütme, vatanseverlik ya da şu anda önem verdiğimiz herhangi bir değer için, mevcut değerlerimizle çatışması gerekmez. Birlik,  kendi başına bir seviyede olmalıdır ve bu, her konuda anlaşamayabileceğimiz ancak günün sonunda,  tek bir millet olduğumuz anlamına gelmelidir.

Bu milletin içinde her türlü inanç, ırk, renk, cinsiyet, siyasi gündem ve aklınıza gelebilecek her şeye sahipsinizdir. Ancak canlı bir demokraside olması gerektiği gibi, çeşitlilik her fraksiyonun daha da parlamasını sağlar. Çeşitlilik olmasaydı, bireyler olarak düşünemez, yargılayamaz, öğrenemez ve büyüyemezdik. Çocuklukta bakış açıları içlerine yerleştirilmiş robotlar olurduk ve asla oradan gelişmezdik.

Ama hayat gelişim ve değişimdir! Hayat doğum ve ölümdür, gece ve gündüz, gelgitler, fırtına ve sükûnettir. Hayat, sayısız renk ve ton yaratmak ve sonsuz uyum ve dengeyi sürdürmek için birbiriyle iç içe geçmiş sayısız zıtlıktır. Çeşitliliği yok etmek isteyenler, yaşamı yok etmek isterler.

Ortak zemine sahip olamayız olmamalıyız da çünkü bu insan olarak varoluşumuzun sonu olurdu. Ancak zıt olduğumuzu düşünenleri alıp onlarla farklılıklarımızın üzerinde bir birlik örtüsünü inşa ettiğimizde neden ayrı olduğumuzu keşfederiz: çünkü bir köprü inşa etmek iki taraf gerektirir.

Neden Bağ Kurma Metoduna İhtiyacımız Var?

Soru: Savaş zamanlarında her zaman işbirliği vardır çünkü hayatta kalmak ve savaşı bitirmek için ortak bir hedef vardır. Barış zamanında toplumun tüm kesimleri arasında hangi ortak hedef olabilir?

Cevap: Savaş zamanı ile barış zamanı arasında pek bir fark görmüyorum çünkü bugün birbirimizle ve nükleer savaştan daha kötü olan doğa ile savaş halindeyiz.

Ayrılıklarda veya karşılıklı nefretten nasıl kurtulacağımızı anlamıyoruz. Bu ayrılıklar toplumumuzun ve hükümetlerimizin en üst düzeylerinden ailelere ve bireylere kadar her yerde mevcuttur.

Egoizmimiz her seviyede hakimdir ve birbirimizi hiç dinleyemediğimiz bir duruma ulaşır.

Bu nedenle, bir bağ kurma yöntemine ihtiyacımız vardır.

Soru: Sürekli üzerimize baskı yapan doğayı yenmek ortak bir amaç olabilir mi?

Cevap: Bu mümkündür, ki bu hedef bizleri organize edecek ve bizi birbirimize doğru yönlendirecektir. Doğanın bizim için hazırladığı felaketlerde yok olmamak amacıyla, birleşmek için doğru adımları atmaya başlayacağız.