Category Archives: Maneviyat

Basit Bir Eylem

Soru: Niyette olup olmadığını kontrol etmenin yolu nedir?

Cevap: Neyin niyeti? İçinde olmak istediğim koşulun. Bunu nasıl hayal ediyorum? Sonrasında ulaşmak istediğim koşul nedir? Islahın sonunu ya da sonsuzluğu hayal edemiyorum, sanki orada yüzüyormuşum ve sağ ile sol arasında bir fark yokmuş gibi.

Tüm bu koşulları nasıl hayal edebilirim?! Dahası, oradaki her şey niceliksel değil nitelikseldir; mesafeler yoktur, vesaire vesaire. Böyle şeyleri hayal etmek her türlü dayanak noktasını tamamen kaybetmek demektir.

Benim bakış açımdan arzu edilen bir koşulu hayal ediyorum ve bundan hareketle eyleme geçiyorum. Hepsi bu kadar. Ne olduğu belli olmayan her türlü soyut resmi hayal etmeyin.

Soru: Peki doğru eylem nedir?

Cevap: Eylem çok basittir. Eğer maneviyata yaklaşmak istiyorsam, zira bu benim için tüm hayatımın kurtuluşudur, o zaman gruba yönelmeliyim ki benim için maneviyata girmenin önemi artsın ve o zaman bunun için gücüm olsun.

Örneğin, bugün bir dostlar toplantımız var: “Bunu neden yapıyoruz? Bununla herkesi nasıl etkileyeceğiz? Birlikte nasıl uyanacağız ve ortak bir gücü hissedeceğiz? Sonunda ne kazanacağız? Sonuçta ertesi gün ben bundan düşeceğim. Bu arzu edilen bir şey mi? Belki de iyi olan tam olarak budur, çünkü o zaman yeni, güçlü Kelim içimde toplanacak. Bugün dünya çapında beni gören birkaç bin kişiyle konuşabiliyorum. Ve sadece birkaç bin değil, çok daha fazlası! Onlar benim hayatımı değiştirebilir.”

Gün boyunca düşünmeniz gereken bir şey var. Sonuç, ne yapacağınıza değil ne düşüneceğinize bağlıdır. Niyetler alanında yaşamanın anlamı budur. Eylem aynı kalabilir ama sonuç sizin ondan ne istediğinizdir.

Yukarıdan Koruma

Soru: Tora’nın dışsal kısmıyla ilgilenen kişilere doğrudan hitap etmemiz gerekmez mi?

Cevap: Henüz zamanı gelmedi. İki taraflı bir hazırlığa ihtiyacımız var.

Bir yandan, Yahudilikte meydana gelen krizin belli bir seviyeye ulaşması ve toplumun genel görüşünün, hala onları etkileyen insanların, bir etki yaratacak kadar güçlü hale gelmesi ve bir şekilde dikkatin dıştan içe doğru kaymaya başlaması gerekir.

Baal HaSulam bundan, Tapınağın yıkılmasından bu yana halk ile Kabala bilimi arasında, halk ile Yaradan arasında var olan bir demir perde olarak bahseder. Bugün nüfusun Ortodoks kesimi ile Kabala bilimi arasında nefret olduğunu görüyoruz. Korku, nefret ve ne olduğuna dair yanlış anlama çok güçlüdür ve bu geçene kadar hazırlığa ihtiyacımız var.

Hazırlık aşamalıdır. Bunun bir şekilde içeriye nasıl nüfuz ettiğini, insanların liderlerinden daha fazla buna katıldığını ve liderlerin yavaş yavaş değiştiğini zaten görüyoruz. Liderlikte kalmak için halkın arzusunu kabul etmek zorunda kalacaklar; bu konuda başka seçenekleri yok. Dolayısıyla bu gerçekleşecektir.

Bunu aceleye getiremezsiniz. Bana sabırlı demezsiniz, değil mi? Ancak geçmişte de şimdi de beni durduran bir şey olduğunu hissediyorum; İsrail halkına yaklaşmama ve onlarla birlikte olmama izin vermiyor. Bu, imkânlarımın olmadığı ya da grubumuzun yeterince güçlü olmadığı anlamına gelmiyor.

Burada yukarıdan bir koruma var; henüz yeterince hazırlıklı değiliz. Hâlâ bunu doğru şekilde nasıl yapacağımıza dair içsel bir anlayıştan yoksunuz ki her şey sonuç veren bir anlayışla algılansın.

Bu, çocuğunu anlayan ve onun iyiliği için gerekli olan her şeyi bilen bir anne gibi olmalıdır.

Bana öyle geliyor ki öncelikle mümkün olduğunca çok broşür dağıtmalı, insanların bunu cansızdan bitkisele, hayvansala ve konuşana kadar farklı seviyelerde algılamaları için bu tür eylemlerde bulunmalıyız. Burada düşünülmesi gereken daha çok şey var.

Henüz şekillenmedi; yukarıdan aşağıya inmedi. Dolayısıyla ne kadar istersek isteyelim acele edemeyiz, aksi takdirde hem bize hem de İsrail halkıyla olan bağımıza zarar verecek olumsuz bir tepki alırız. Ancak umarım yukarıdan korunuruz ve içimizden geleni düşüncesizce yapmamıza izin verilmez.

Sürgünlerin Amacı

Ruhların ıslahı, ince kaplardan bayağı kaplara doğru ilerler. İlk olarak, ruhun “İsrail” olarak adlandırılan ince kısmı, Tora’yı alır ve daha sonra, onunla bağ ve karşılıklı dahiliyet yoluyla, istisnasız tüm ruhlar, büyük Aviut ile karşılıklı garanti koşuluna katılır ve “tek kalpte tek adam” koşuluna ulaşır.

Babalardan oğullara geçmek için, Mısır sürgünü sırasında Mısırlılarla karışarak ve onlardan Kelim alarak edindikleri ek Aviut’a ihtiyaç vardı. Buna ek olarak, Mısırlıların bir kısmı İsrail’e katıldı.

Bu, Mısır’da kaldıkları için çoğaldıkları, bir aileden bir ulusa dönüştükleri ve karışarak ve karşılıklı dahiliyet ile ek Aviut aldıkları anlamına gelir.

Aynı şey, son sürgün için de geçerlidir. Şöyle denir: “İsrail sadece ulusların ruhlarını kendilerine katmak için sürgüne gitti.” Dünya ulusları arasındaki son sürgün, bayağı kapları ince olanlara ekleme amacını taşıyordu. Elbette, ince kaplar da inişte, düşüştedir; aksi takdirde buna “sürgün” denmezdi.

Ancak, son sürgünden sonra, Mısır’dan ayrılırken olduğu gibi aynı durum tekrar ortaya çıkar. Sürgünden ayrılmaya hazır olanlar “tek kalpte tek adam” durumuna ulaşabilirler ve o zaman karşılıklı garanti ve Tora’yı alma koşulu onlarda da gerçekleşebilir.

Niyet Neye Bağlıdır?

Soru: Niyet neye bağlıdır? Bireyin mi, grubun mu yoksa Yaradan’ın çalışması mıdır?

Cevap: Niyet, grubun üst güçle bağ içinde olmak için sürekli olarak uyandırması gereken üst gücün öneminin farkındalığına bağlıdır. Bu güç, isteseniz de istemeseniz de altında var olduğunuz evrenin genel, her şeyi kapsayan yasasıdır ve onun sizi zorunlu kıldığı şeyleri yerine getirirsiniz.

Bu yasa değişmez çünkü diğerlerini de içeren genel bir yasadır. Doğa yasaları değişir mi? Hayır!

Bu nedenle, bu yasayı bilmiyorsanız, nasıl yaşayacağınızı hiç bilemezsiniz ve kendinizi sürekli kötü bir koşul içinde bulursunuz. Grup size bu gerçeği açıklamalı ve sizi bu yasayı bilmenin gerekliliğine ikna etmelidir.

Soru: Yani her şey gruba mı yoksa benim gruba ihsan etmeme mi bağlıdır?

Cevap: Evet, her şey gruba ve onun sizi nasıl etkileyeceğine bağlıdır. Ama sizin nasıl karşılık vereceğiniz, ondan nasıl ilham alacağınız ve onun sizi nasıl etkileyeceği size, grubu kendinize göre nasıl konumlandırdığınıza bağlıdır.

Sürekli Arayış

Soru: Herkesin tek bir hedef hakkında düşünmesini nasıl sağlayabiliriz?

Cevap: Bunu aramalıyız. Hayatımızın her anı için hazır çözümler yoktur. Bu bizim çalışmamız.

Her saniye, ne tür bir bağa ve ne şekilde bağa sahip olmamız gerektiğini araştırmalıyız ki saran ışığı üzerimize çekebilelim, bu da bize maneviyatla, karşılıklı garanti yasasının gerçekleştirilmesiyle, komşu sevgisiyle ve Yaradan’la birleşmeyle ilgili olarak biraz ilham versin.

Kabala Bilgeliğindeki En Önemli Konu

“O’ndan Başkası Yok” konusu, Kabala bilgeliğindeki en önemli konudur ve her seferinde yeni bir şekilde algılanır. Bize aynı kelimeleri tekrarlıyormuşuz gibi gelir ama asla bir tekrar yoktur çünkü biz her zaman değişiriz.

Dolayısıyla, bu kavram bizim tarafımızdan yeni bir şekilde algılanacaktır. Eğer kişi herhangi bir değişiklik hissetmiyorsa, o zaman bu konuda endişelenmelidir.

“O’ndan Başkası Yok” kavramı, her zaman değişir çünkü Yaradan’ın Kendisinden, O’nun eşsizliğinden, üzerimizde etkili olan daha üst yönetimden bahseder.

Egonuzdan Vazgeçin

Gruptaki her bir kişi kendini iptal ederse, Yaradan’a memnuniyet getirmekten başka hiçbir arzunun olamayacağı kolektif bir Kli (kap) oluşur.

Dostlar bir araya gelir, her biri kendi egosuna sahiptir. Her biri kendi egosu uğruna diğer herkesle savaşmaya başlar. Ancak yavaş yavaş, saran ışık sayesinde, kullandıkları çeşitli araçların yardımıyla, egolarından vazgeçmenin, herkesle birleşmenin ve grubun dikte ettiklerini kabul etmenin değerli olduğunu keşfetmeye başlarlar.

Ve herkes birlikte, bir düşüncenin önünde eğilmeye başladığında, bunun ne olduğunu henüz gerçekten bilmeden,  egolarından bu fesihlerinin birikimiyle, Yaradan’a karşı tek bir iptal oluşumuz ifşa olmaya başlar. İhsan etme uğruna doğru bağla, mantık ötesi inançla, grubun kolektif arzusu sadece Yaradan’a yönelecektir.

Ancak gelişim yanlışsa, o zaman dostlar birleşip birbirlerine boyun eğseler bile, bu Sodom’un günahına benzeyecektir. Yaradan’a değil, sözde toplumun iyiliği için, bir tür soyutlama olarak kendilerine yöneleceklerdir. Bu da Rusya’da ve Kibbutzim’de olduğu gibi yıkıma yol açacaktır. Ancak bunun artık gerçekleşmediğini görüyoruz.

Eğer gelişim doğruysa, o zaman bir grup halinde birleştiğimizde, bunu yapmayacağımız ifşa olacaktır; bunun için Yaradan’ın gücüne, O’nun bir garantör olarak, bizi birbirimize bağlayan varlığına ihtiyacımız vardır.

Bu nedenle, doğru bir şekilde ilerlediğimize dair kesin bir güven olduğunu söyleyebiliriz.

Niyet Gerçekliği Değiştirir

Dünyaya karşı tutumumuzun onu ne kadar geliştirdiğinin farkında değiliz! Fizikçiler madde ile yaptıkları deneylerin sonuçlarının deneyi yapan kişiye ve onun tutumuna bağlı olduğunu ancak şimdi keşfediyorlar. Bir bitkinin bile benim onunla nasıl ilişki kurduğumu hissettiğini ancak şimdi keşfediyoruz.

Tüm gerçekliği değiştirenin, tam olarak bizim tutumumuz yani niyetimiz olduğunu anlamıyoruz. Bunu göremiyoruz çünkü sonuçları göremiyoruz. Ve niyetleri anlamıyoruz, onları netleştiremiyoruz, göremiyoruz ya da ölçemiyoruz. İşte sorun budur.

Bununla birlikte, evrende yalnızca bu işlemektedir; madde özellikle ona yönelik tutum tarafından harekete geçirilir. Bir madde kendi başına ne işe yarar? Kendi başına herhangi bir hareket üretemez.

Bu nedenle, dünyanın geri kalanı karşısında nasıl görünmemiz gerektiğinden bahsederken, sanki aktif olarak siyaset, ekonomi, güvenlik ya da bu türden herhangi bir şeyle ilgileniyormuşuz gibi konuşmamalıyız.

Bizim ilgimiz yalnızca eğitimle, bu bilgiyi yaymakla ve isteyen herkesi gerçekliğe, doğaya ve içinde yaşadıkları dünyaya karşı doğru tutuma getirmekle ilgilidir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 60

Karanlıkta Ve Uzaklık Hissinde Bile İlerleme Olabilir Mi?

Karanlık da ilerlemedir ama sol çizgide. Bu yükseliş ile aynıdır, sadece sol taraftandır. Karanlıkta olduğumuzu hissettiğimizde, kendimizi tamamlanmış hissedemeyiz. Aksi takdirde karanlığı algılamazdık. Karanlık hissi ilerleme için gereklidir. Karanlığa düşmenin ardındaki niyet ve orada yapılan eylemler en önemli şeylerdir.

On Sefirot Çalışması’nın 12. Bölümü, Kabalistler tarafından gece ve akşam ıslahlarının kavramını ele alır. Birkaç ıslah yapmamız, karanlığa düşmemiz, onun içinde çalışmamız ve uyku sırasında bile ıslahlar gerçekleştirmemiz gerekir. Bu, yeni bir ruh edinmek için ruhumuzdan kaçmakla ilgili değildir. Aksine, “gece” boyunca “ertesi güne” hazırlanmakla ilgilidir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 59

Her Şeyin İyi Olduğunu Hissedersek Ne Olur?

Her şeyin iyi olduğunu, maneviyat içinde olduğumuzu ve yazıldığı gibi “nar gibi dolu” olduğumuzu hissediyorsak, bu yeterince çaba harcamadığımız veya çabalarımızın yalnızca fiziksel olduğu ve içsel olmadığı anlamına gelir. Bu, arayışımızın sona erdiğini ve fiziksel olarak her zaman yanlarında olsak ve onlarla çalışsak bile dostlarımızdan kopuk olduğumuzu gösterebilir.

Dostlarla gerçekten bağ kurmak, kendimizde eksik olan bir şeyi onlarda görmek anlamına gelir. Her şeyin yolunda olduğunu hisseden kişi, muhtemelen kıskançlık niteliğinden yoksundur. Sahip olduklarıyla yetinirler. Yalnızca “sağ çizgide” hareket ederler ve kendilerini erdemli ve mutlu hissederler. Böyle bir durum büyümeyi engeller ve yeni kapların edinilmesini önler. Bu gerçek bir talihsizliktir. Ruhun yükselmesi harika olsa da her zaman “sol çizgi” ile dengelenmelidir. Büyüme, yeni kaplar edindiğimizde ve sağ çizgiye doğru çekildiğimizde gerçekleşir.

Sol olmadan sağın ne anlamı var? Denge olmadan büyüme mümkün değildir. Gerçek büyüme “bedenden” yani arınması gereken kaplardan kaynaklanır. Bu arınma, bilgeliğe götüren olumlu ve yararlı bir kıskançlık olan hasetten kaynaklanır. Yazıldığı gibi, “zıtların kıskançlığı bilgeliği artırır.” Bir dostun çalışma şekline, nasıl yazdığına, ne yaptığına vb. gibi kıskançlıklar olmadan gelişme olamaz. Bu kıskançlık ne rekabetçi ne de yıkıcıdır. Dosta zarar vermeye ya da başarısını küçümsemeye çalışmaz. Bunun yerine, onlardan bir şey almadan onlar gibi olma arzusunu ifade eder.