Category Archives: Maneviyat

Niyette Yaşayın

Soru: Günün 24 saati niyette kalma gücünü nasıl kazanabilirim?

Cevap: Grup sizi zorlayarak değil ama etkileyerek mecbur bırakabilir. Bunu istemenizi sağlayabilir, gece gündüz bunu düşünürsünüz ve bu düşünce sizi terk etmez.

Soru: Yükselişteyken böyle bir niyeti sürdürebilirim ama arzu olmadığında ne yapmalıyım?

Cevap: Eylemlerden ziyade niyetlerde yaşamaya başlamalısınız. Bu farklı bir boyuttur: Eylemlerle ve ilişkilerle yaşamıyorum, niyetin içinde yaşıyorum! Ben ve Yaradan – O’nunla nasıl bağ kurarım? Her zaman bu niyetin içinde kalarak.

Eğer böyle bir duruma 24 saat boyunca girerseniz, bu Mahsom’u geçtiğiniz ve manevi dünyaya girdiğiniz anlamına gelir. Sonuçta manevi dünya, Yaradan’a olan niyetinize dayanan tavrınızdır.

Elbette bu olduğunda kaygılarınız değişir, içiniz bambaşka bir şeyle dolar, bununla yaşarsınız! Bu yüzden korkmayın!

O zaman ister okuyor, ister yiyor, içiyor, ister maddi hazlara dalıyor olun, her ne olursa olsun bu niyette kalırsınız. Bizler bunu yapabiliriz. Bunun olacağına söz veriyorum.

Açıklamalar Yerine

Yorum: Kabalayı insanlara açıklamanın her aşaması kendi içinde bir kanıt gerektirir. Birinci aşama – daha yüksek bir güç olduğu, ikinci – bu gücün bizi etkilediği, üçüncü…

Cevabım: Kanıt aramamalıyız. Dünyamıza odaklanmalıyız ve bir yandan onun içinde var olduğumuzdan, diğer yandan da daha yüksek dünyaya ait bir şeye (metodolojimize) sahip olduğumuzdan, bunları organize etmekten ve birbirine bağlamaktan başka bir şey yapmamalıyız. Örneğin, doğa olayları ve onların doğa ötesi açıklamaları gibi: bu olayların nereden kaynaklandığı ve bize neden bu şekilde göründükleri.

Sadece doğru bağlantıyı, doğru resmi, açık, ikna edici ve anlaşılır bir şekilde kurmamız gerekiyor ve bu da yeterlidir.

Işık Aracılığıyla Islah

Kelim’i ıslah etmek için gelen güçlü Işık (ki bu Işık, Kli’yi yarattı ve onu nihai haline getirene kadar şekillendirdi) onu ıslah edebilecektir. Sadece Işık, bizim kararımıza ve MAN yükseltme olarak adlandırılan, ön talebimize göre Kli’yi ıslah eder.

Bir yetişkinin kollarında oturan ve “Şunu istiyorum, şunu istiyorum ve bunu ve bunu istiyorum!” diyen küçük bir çocuk gibi yaratılışa katılıyoruz. Ve büyük olan, onun isteklerini yerine getiriyor. Sadece ne isteyeceğini bilmen gerekir ki, bu istek büyük olanın seni ilerletmek için planladığı eylem ve yollara uygun olsun, böylece bu süreçten O’nun aklını edinebilmiş olasın.

Büyük olan, O’na ulaştıktan sonra, O’nun gibi olmanızı, küçük bir durumdan büyük bir duruma geçmenizi ister, çünkü her seferinde O’nun istediği ve size vermeye hazır olduğu şeyi arzularsınız, böylece en başından itibaren O’nun gibi olmak istediğinizi bilirsiniz. Bu konuda şöyle söylenir: en küçüğünden başlayarak her eylem, Yaradan’a yapışma uğruna olmalıdır.

Niyetin Sonucu Nedir?

Niyet, içimde var olan Bina gücünün ve onu ne ölçüde kullandığımın bir sonucudur: ya Yaradan’ı kendim için kullanarak ya da doğamı O’nun rızası için kullanarak.

Eğer sadece alma arzumuz olsaydı, o zaman burada niyet için bir yer olduğunu söylemek imkânsız olurdu. Ancak alma arzusu, Bina’nın niteliklerini içerdiğinde, kendisini iki yönde aktive etme yeteneğine sahip hale gelir: kendisi için almak ya da Yaradan’ın rızası için almak.

Alma arzusunun içindeki eylem aslında değişmez, ancak Bina’yı içermesi nedeniyle ona sadece niyet eklenir: ya kendisi için ya da ihsan etmek için.

Rasyonel Açıklama Yoluyla

Soru: Kabala’nın dağıtımını yaparken gerçekler, dinleyicilerde duygular uyandıracak şekilde mi sunulmalıdır?

Cevap: Aktardığınız gerçekler hem duygusal hem de mantıklı olarak algılanmalıdır.

Baal HaSulam, “Zohar’ın Tamamlanması İçin Bir Konuşma” adlı makalesinde, Ari’nin öğretilerinin akla yönelik olduğunu, Baal Shem Tov’un etkisinin ise kalbe hitap ettiğini, ancak günümüzde hem aklın hem de kalbin birlikte sürece dâhil olduğunu yazar.

Soru: Yarı yarıya mı?

Cevap: Bugün, aklın daha fazla etkisi var. Biz Ari’ye Baal Şem Tov’dan daha yakınız.

Bu nedenle, Baal Shem Tov dönemi yani Hasidizm çağı sona ermiştir ve artık daha çok Ari’ye yöneliyoruz.

Kabala’yı, dünyanın yapısını, nedenini ve amacını gerçekten araştıran bir bilim olarak sunarak insanlara özellikle rasyonel açıklama yoluyla ulaşmalıyız.

Realiteye Karşı Doğru Tutum

Realiteye karşı doğru tutum, çok daha ileri bir aşamadır. Sonuçta, dünyanın belirli bir şekilde yapılandırıldığını ve her insanın kendi işlevine ve bir şekilde ulaşması gereken kendi hedefine sahip olduğunu bilmek, bu bilgi her insana ulaştıktan sonra, tüm dünyayı doğru şekilde düzenlemeye başlayacaktır.

Dünyadaki tüm madde, tüm eylemler ve gerçekleşen her şeyin, gerçekte işleyen güçlerle ne derece uyumlu olduğunu göreceğiz. Dünyada etki eden tüm güçler %100 Yaradan’ın güçleridir.

Yalnızca insanın uyumsuzluğu, tüm dünyanın – cansız, bitkisel, hayvansal ve özellikle de konuşan seviyelerin – Yaradan’ın yaratılışa yönelik niyetiyle form eşitliğinde olmamasına neden olur. Bu, kendini bu dünyada bulan insan için korkunç bir duyguya neden olur.

Neden özellikle bu dünyadaki insan? Çünkü sadece bu dünyadaki insanlar, özellikle de bizim zamanımızda ve özellikle bizler, gerçeklikle nasıl doğru bir şekilde ilişki kuracağımızı özgürce seçmek yükümlüyüz.

Sorun şu ki, dünyayı bir madde kütlesi olarak görüyoruz, ancak maddenin niyete, tutuma dayanan nihai, en düşük, cansız sonuç olduğunu unutuyoruz. Görüyorsunuz, güçler ne kadar gizliyse, o kadar güçlüdürler. İlişkilere biraz bile dikkat etmeye başlarsak, onlar aracılığıyla maddenin kendisi de dahil olmak üzere her şeyi nasıl değiştirdiğimizi göreceğiz.

Farklı Ruhların İşlevleri

Niyet seviyesinin altındaysanız neden bedensel yaşama ihtiyacınız var? Özgür seçiminizle bu seviyeye ulaşmak için! Bu nedenle, doğru niyetleri edinmeden önce, onlarla hiçbir ortak noktanızın olmadığı bir durumda olmalısınız.

Aynı zamanda, bir varoluş duygusuna sahip olmalısınız ve bu duyguyla yavaş yavaş niyetleri anlamaya başlar ve manevi dünya denilen şeye yani niyetin gelişimine girer ve onunla meşgul olmaya devam edersiniz.

Bunu yapan sizsiniz. Bu nedenle, bağımsız hareketinize başladığınız “bu dünya” adı verilen belirli bir ön gerçeklik olmalıdır.

Ancak bir Partzuf’un, Roş, Toh ve Sof’una sahip olan bu aracı edindikten sonra, onlarla ilerlemeye devam edersiniz ve artık bu dünyaya ihtiyacınız kalmaz. Buradaki herhangi bir fiziksel eylem size yardımcı olabilir mi? Olsun ya da olmasın, bu dünyanın varlığı sizin niyetle, manevi dünyada yaşamanıza engel değildir.

Şu anda bile, sahip olduğunuz her şeyle burada oturabilir ve aynı zamanda tamamen işleyen bir Partzuf ile Atzilut’ta olabilirsiniz. Ve tersine, fiziksel bedeniniz olmadan sadece orada da olabilirsiniz.

Bu zaten diğer tüm ruhlarla olan ilişkinizdeki rolünüze bağlıdır: Onlarla ne kadar temas halinde olmanız gerektiği, onlara göre işlevinizin ne olduğu ve fiziksel bir bedende kalmanız gerekip gerekmediği.

Eğer buna mecbursanız, o zaman artık reenkarne olmanıza gerek kalmasa bile, bunu yapmaya devam edersiniz. Bunlar farklı türden hesaplamalardır.

Büyük Kabalistlerde olan da budur. Görüyorsunuz, Adem’den İbrahim’e, Musa’ya, Rabbi Şimon’a, Ari’ye ve Baal HaSulam’a kadar aynı ruh reenkarne olmaya devam ediyor. Kendisi için buna ihtiyacı var mıdır?

Hayatımızın Filmi

Kabala bilgeliği, hayatımızdaki her türlü olay aracılığıyla Yaradan’dan gelen düşüşler, uzaklaşmalar ve reddedişler sırasındaki çalışmalardan bahsetmesi bakımından basit popüler kör inançtan farklıdır.

“Yaradan’dan başkası yoktur” demeye hazır olabiliriz. Ne de olsa, her şeyi yaratan ve her şeyi yöneten tek bir güç olması kulağa doğru ve iyi geliyor. Ancak haksız gibi görünen çeşitli sorunlarla karşılaştığımızda bu güç tarafından reddedildiğimizi hissettiğimiz an bunu unuturuz.

Dahası, bunların hepsinin Yaradan tarafından, yaratılışın en başından itibaren her birimiz için önceden planlandığı anlaşılıyor, zira her şey ıslahın sonuna kadar önceden belirlenmiştir. Bu nedenle tüm yaşamımız, kendi çabalarımızla ve özellikle uzaklaşma zamanlarında “620 kat daha” eklememiz gereken bir filmdir.

Asıl çalışma, düşüş sırasında gerçekleşir. Yaradan çeşitli sıkıntılar, sorunlar ve gizlemeler göndererek ve önümüze engeller koyarak yolu bizim için ağırlaştırır. Ancak tüm bunların üstesinden nasıl geleceğimizi biliriz ve bu, tüm engellerin üzerinden kahramanca atlayarak olmaz.

Gerçek üstesinden gelme, tüm engelleri ve kalbin ağırlığını Yaradan’a atfetmek ve bunların kaldırılmasını istememekte yatar. Engeller aslında yükselmemiz gereken derecelerdir.

Haz alma arzusu her arttığında, yükselmek ve Yaradan’ın birliğini daha yüksek bir derecede onaylamak için Yaradan’dan bir davet olarak bir sorun ortaya çıkar. Bu yüzden sorundan soruna, hayal kırıklığından hayal kırıklığına, korkudan dehşete yaşarız. Ancak tam da bu noktada, Yaradan’ın lütfunu görmeliyiz çünkü O bizi terk etmez, aksine bizi ileriye iter.

Bir kolektif olarak tüm İsrail ulusunda ve son ıslah safhalarına doğru ilerleyen her bir bireyde bu böyle olur. Tam da düşüşler sırasında Yaradan’dan yardım isteme fırsatına sahip oluruz. Düşüşlerin, Yaradan’ın, tam da bizi O’ndan ayırmaya yönelik karışıklık ve huzursuzlukların üstesinden gelmek yoluyla, kişiyi yakınlaşmaya davet ettiği durumlar olduğu ortaya çıkar.

Eğer tüm engellere rağmen, engellerin daha fazla birleşmeye doğru onların üzerlerine yükselmek için O’ndan yardım istememizi sağlamak adına, Yaradan’dan geldiğini beyan edersek, o zaman engeller bir bağ aracı, Yaradan’a yapıştığımız tutkalın ta kendisi haline gelir.

Engellerin aslında bir talebe yol açmakta yardımcı olduğu anlaşılmaktadır, buna karşılık olarak kişi, Yaradan’dan ihsan etme, mantık ötesi inanç, rahatsızlıkların üzerindeki gücünü alır. Ve bu şekilde ilerler.

Bu nedenle, bizim çalışmamız, Yaradan’dan O’na yaklaşmayı istemek için fırsatlar olarak rahatsızlıklardan sevinç duymaktır.

Kendi İçinizdeki “Firavun”dan Kaçın

İbrahim’in grubunda çalışırken, onun gibi düşünen yoldaşları ve onların soyundan gelenler Mısır sürgünü aracılığıyla hem Aviut (arzunun bayağılığı) hem de böyle bir Aviut’a sahip olmanın sonucu olarak katlandıkları acılar aracılığıyla Zakut (saflık) aldılar.

Mısır’dayken Yaradan’a bağlı kalmak onlar için zordu çünkü üzerlerinde hüküm süren çeşitli dış güçler algılıyorlardı ve bu güçleri Yaradan’la ilişkilendirmek zordu. Buna “sürgün” denir ve Firavun için görkemli Pithom ve Raamses şehirlerini ve kendileri için sefil şehirler inşa ettiler.

Aviut artar ve sonuç olarak sanki alma arzusu kişiye iyi şeyler getirirken, ihsan etme arzusu zararlı şeyler getirir gibi gelir. Kişi bu ikisini birbirine bağlayamaz ve bunları tek bir arzuya, tek bir güce, tek bir düşünceye bağlayamaz.

Bu durum, o zamana kadar büyüyerek bir ulus haline gelen bu grup içinde, farklı Aviut ve ruh türleri ortaya çıkmaya başlayana kadar devam etti: Musa, Aharon, Kohanim (rahipler), Levililer ve halk. Buna ek olarak, onlarla karışmış olan “karışık kalabalık” (Erev Rav) da vardı – “ulusların büyük bir karışımı”.

Yine de, alma arzularının maruz kaldığı darbelerin sayısının artması nedeniyle, her bir birey Firavun’un yönetiminden sadece içlerinde kalan ve “Musa” olarak adlandırılan küçük nokta ile kaçabileceklerini hissetmeye başladı. Ve Firavun’un gücünden kaçmaya çalışmaya başladılar.

İçlerindeki “Mısır ulusu” olan, “Firavun” adlı düşüncelerden kaçma olasılığını hissetmeye başladılar. Sonra tüm bu güçleri “Musa” adı verilen bir güçte birleştirebilecekleri bir duruma ulaştılar ve bunu Yaradan’a bağladılar, “O’ndan başkası yok” ve “O ve O’nun Adı birdir” düşüncesine bağlı kaldılar.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 62

“Karanlıkta Sevinmek” Ne Anlama Gelir?

“Karanlıkta sevinmek”, karanlığın ardındaki amaç hakkında sevinçli olmak anlamına gelir. “Karanlık”, içinde bulunabileceğimiz karanlık koşulunu ifade ederken, sevinç karanlığın getirdiklerinden kaynaklanır. Hoş olmayan bir durumda olabiliriz, ancak saran ışık üzerimizde parlayarak hem karanlığı hem de gelecekte ortaya çıkaracağı olumlu sonuçları hissetmemizi sağlar.

Bu, hazırlık aşamasında hissettiğimiz ve yalnızca kafa karışıklığı, boşluk, güçsüzlük ve çaresizlikten oluşan “karanlık” ile aynı değildir. Saran ışığın aydınlatmasıyla gelen karanlık, “inancın ışığı” olarak adlandırılan geleceğe -maneviyata- dair bir bakış da içerir, ancak yine de karanlıktır.

Rabbi Şimon bar Yohay “pazardaki Şimon” seviyesine düştüğünde, bu seviyeden kendisinin bunun içinde olduğunu tespit etmiş ve buna karşılık gelen seviyenin tam bir ıslah hali olacağı sonucunu çıkarmıştır. Bunu ne zaman anladı? Hala “pazardaki Şimon” seviyesindeyken, başka bir koşuldayken değil.

“Pazardaki Şimon” seviyesine düştü mü? Evet, düştü ama düşen Rabbi Şimon’du. Tamamen “pazardaki Şimon” olmadı, daha ziyade Rabbi Şimon “pazardaki Şimon” koşulunu giyindi. Bu düşük seviyedeydi, ancak bu seviyenin ona ne getireceğini genel koşulundan anladı.

Bariyeri (Mahsom) geçmeden önce bile, düşüşler yüzünden aşırı cesaret kırılmasını önlemek için karanlık koşullarını farklı şekilde deneyimleriz. Her ne kadar manevi değil maddi dünya içinde olsa da, bariyerden sonra meydana gelen koşullar bariyerden önce de belli bir şekilde hissedilir.

Perdenin, alma arzusu üzerinde ıslahına “eylem” denir yani olumsuz bir arzuyu alıp olumlu bir arzuya dönüştürmek anlamına gelir. Tora’nın Mitzvot’u (emirleri) ruhun nasıl ıslah olacağına dair 613 Eitin (öğütler) ve ardından 613 Pekudin (emirler), ıslah edilen kısımların ışıkla doldurulması için yönlendirmelerdir.

Eğer tüm parçalarımızı ıslah eder ve onları “Tora” adı verilen ışıkla doldurursak, genel Tora’yı ediniriz. Tüm kabın ıslahı tamamlandığında, “Yaradan” adı verilen genel ışık ifşa olur.