Category Archives: Maneviyat

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 61

Karanlığı Deneyimlerken Manevi Önem Duygusunu Nasıl Koruyabiliriz?

Gece boyunca bile manevi amacın büyüklüğü ve önemi duygusunu korumalıyız. Karanlığı faydalı olarak görürsek, bundan sevinç duyabilir, Yaradan’ı kutsayabilir ve sonra karanlıkta bile O’na bağlanabiliriz. Bu mevcut seviyemizde değil, manevi seviyelerde yapılır. Orada bir dereceden diğerine yükselmek için kasıtlı olarak “atın altmış nefesi”, gecenin ıslahı, uykunun ıslahı (Dormita) gibi çeşitli ıslahlar yaparız. Bunlar harikulade olaylardır.

Tüm anlayışlar karanlığın içinden ifşa olur. Daha sonra sadece niyet eklememiz ve onları ıslah etmemiz gerekir. Yeni arzular karanlıktan ortaya çıkar.

Gerçekliğe Karşı Tutumumuzun Önemi

Soru: Doğru niyeti korumanın bizim için ne kadar zor olduğunu görüyoruz. Peki, tüm dünya hakkında ne söyleyebiliriz?

Cevap: Bu doğru. Ancak Kabala bilgeliğinde çalıştığımız gibi, niyetten başka bir şey yoktur. Bütün mesele onun önemini idrak etmekte yatar.

Ya kendi özgür seçiminizle gerçekliğe ve Yaradan’a karşı tutumunuzun önemini kavrayacaksınız ya da O, size bu önemi acı yoluyla aşılayacaktır. Birini ya da diğerini seçin ama bunu öneme göre yapmak zorunda kalacaksınız. Önem, edinmeniz gereken şeydir. Ya darbeler size bunu sağlayacaktır ya da özen. Hepsi bu kadar. Şimdi karar verin!

Bugün İsrail halkına başlarına daha da korkunç bir felaketin gelebileceğini söylediğinizde, yanıt olarak şunları duyuyorsunuz “Tanrı korusun! Sen neden bahsediyorsun?! Bu ne cüret?!”

Ama ben sadece durumun tüm öneminin, tüm ciddiyetinin fark edilmesini istiyorum; bu nedenle, olası bir felaket gelmeden önce ondan söz ediyorum. “Hayır! Kesinlikle olmaz!” diyerek kafalarını kuma gömüyorlar.

Toplumun Seviyelerine Göre

Soru: Baal HaSulam, grup, öğretmen ve kitaplar hakkında yazmıştır. Eğer kitlelerin bizim yaptığımız gibi öğrenmeyeceğini söylersek, bu planlar değişebilir mi?

Cevap: Tabii ki kitleler, Kabala ilmini çalışmamalıdır. Ve genel olarak, kişi çalışmayı öğrenmek için çalışmak olarak görmemelidir, bu durumda “kişinin bilgisi amellerinden daha büyüktür”.

Her şeyden önce, çalışmak kişiyi üst güçle birleşmek ve kendini ıslah etmek amacıyla bazı üst güçleri çekmek için ona uygun olarak değişmesi gerektiği kararına götüren bir araçtır.

Islah için inen üst güçler, ıslah talebi olan MAN’ın yükselişine göre gelir. Başka bir deyişle, tüm bunlar bir kitaba ya da bir çalışmaya bağlı olmamalıdır. Öğrenecek ne var ki? Bunlar kişinin içinde gerçekleşen, son derece pratik şeylerdir: Bir arzum var ve bu gerçekleşiyor! Yine de hazırlık ve açıklamalar olmalı.

Topluma ne şekilde ulaşacak? Daha pratik bir şekilde. Görevleri kendilerini kitaplara vermek ve bu fikirleri onlardan çıkarmak, onları daha geniş bir kitleye aktarılabilecek şekilde hararetle ayırt etmek, yani toplumun seviyelerine uygun olarak daha basit ve net hale getirmek olan insanlar vardır.

Toplumun seviyesi ne kadar düşükse, o kadar pratik olurlar. Sonuçta, soyut kısmını daha az algılayabilirler, öyle ki Baal HaSulam’ın “Son Nesil” makalesinde yazdığı gibi, hiçbir şey algılamayanlar olacaktır.

“İmzalamamı mı istiyorsunuz? İmzalayacağım.”

“Neden?”

“Nedenini bilmiyorum. Senin böyle davrandığını görüyorum, ben de öyle davranacağım.”

Yani, sadece göstermelik olarak katılacak insanlar olacaktır.

Dünyaya Hizmet Edin

Soru: İsrail halkına mesajı dağıtırken, amacımızın dünyaya hükmetmek değil hizmet etmek olduğunu vurgulamalı mıyız?

Cevap: Elbette, ancak İsrail’in tüm dünyaya hizmet ettiğini, sadece dünyanın ıslah olması için gerekli olan ek bir bileşen olduğunu ve bu dünyada yeri olmadığını ne kadar vurgularsanız vurgulayın, her zaman yanlış yorumlanma olasılığı vardır. Bunu yapmak çok kolaydır.

Meselenin en azından bir kısmını, net bir şekilde açıklamayan en küçük bir ayrıntı bile bulursanız, bu zaten çarpıtma için alan yaratır.

Yine de değişiklikler oluyor. Bu bizim hazır olmamıza bağlı ve biz de buna göre hareket etmekle yükümlüyüz.

Diğer her şeye gelince, umarım yukarıdan rehberlik alırız. Sonuçta, her şey zaten hazır. Biz burada eylemde bulunmuyoruz, sadece sürece katılıyoruz.

Arzuların Köleleri

Soru: Rambam’ın “kadınlara ve çocuklara ‘köleliğin’ anlamını ifşa etmeyeceksiniz” sözlerini nasıl anlamalıyız?

Cevap: Kişi, alma arzusuna çeşitli şekillerde bağımlıdır. Eğer alma arzusu tatmin edilmezse, kişi ilerleyemeyecek ve arzusuna öncelikle ihtiyacı olan şeyi sağlamak zorunda kalacaktır. Bu nedenle ona arzunun “kölesi” denir.

“Kölelerin” seviyesi birkaç kategoriye ayrılır. Kölelik içinde olduklarını anlamayan ve esaretlerinin farkında olmayan gerçek köleler vardır.

Ayrıca, alma arzuları konusunda kendilerini zayıf ve küçük hisseden ve bunun hem zihinlerine hem de kalplerine hükmettiğini bilen “çocuklar” ve “küçükler” de vardır. Bazen kişi kendini dışarıdan tanıma ve ne kadar güçsüz olduğunu görme fırsatına sahip olur; bazen de küçük bir çocuk gibi sebepsiz yere bir şeyler yaptığı bir koşula düşer.

“Kadınlar” derken, kendimizi bağımlı hissettiğimiz bir koşulu kastediyoruz. Alma arzusu vardır ve bu bir koca gibidir, bir efendi gibidir. Bu yüzden de doldurmamız gereken bir bağımlılık ve eksiklik (doldurulmamış arzu) hissederiz. Bu yüzden onu doldururuz.

Çeşitli tutumlardan bahsediyoruz. Yapabileceğimiz bir şey yok. İnsanlar onları kullanıyor ve bu şekilde var oluyorlar. Aksi takdirde yaşamak mümkün değildir. Arzularını yerine getirmek için ek hazlar ararlar: moda, kamuoyu ya da başka bir şey.

İnsanların hayatta bazı hedefleri olmalı ki kendilerini yavaş yavaş doldurabilsinler. Bu futbol ya da hayattaki başka bir oyun olabilir. Tüm dünya için bazı değişiklikler olabilir, bir şey, sonra yaşadığını hissetmek için başka bir şey.

Buna hayat denir, haz türlerinde bir değişiklik. Bu bizim dünyamız. Ne zaman yeni bir moda çıksa, ne zaman bir şey, bir olay ya da yenilik olarak duyurulsa bunu görebilirsiniz. “Harry Potter,” sonra “Matrix”, sonra başka bir şey. Bu size yaşam duygusu verir. Yoksa ne için yaşanır ki? İnsanlar bu şekilde çalışır: canlı tutmak için yeni bir şey ararlar.

Buna “kadın” denir. Kendini bağımlı hisseder ve bu bağımlılığa kapılı çünkü başka bir yolu yoktur. Nasıl var olabilir ki? “Bir erkeğe bağımlı” olduğu, “bir erkek istediği” söylenir. Talmud ve TES, bir kadının “bekar olarak dokuz ölçüye sahip olmaktansa bir ölçüyü ve aptallığı (yani bağımlı olmayı) tercih ettiğini”, söyler.

Bu üç kategori hakkında çok konuşabiliriz: “Köleler”, “çocuklar” ve “kadınlar”, psikoloji açısından dünyamızda kendini nasıl gösterdiği, sosyal çevrelerde nasıl işlediği, maddeye nasıl indiği ve onun içinde nasıl işlev gördüğü hakkında. Bunu zaten görüyoruz. Halk bunu anladığına göre, bunu derslerde anlatmaya başlayabilir ve oradan nedenlere, manevi köklere geçebiliriz.

Büyük Rabaş

Yorum: Size ve Baal HaSulam’ın yazılarına kendimi yakın hissediyorum, ancak Rabaş sanki ikisinin arasında bir yerde duruyor ve onu tam olarak kavrayamıyorum.

Cevabım: Bir yandan seni anlıyorum. Ancak öte yandan, durum tamamen böyle değidirl. Rabaş bize manevi çalışmanın tüm temellerini verdi. Ondan önce, sistematik olarak sunulmamışlardı. Kabalistler ya Tora üzerine yorumlar yazdılar ya da mektuplar ve makaleler yazdılar, ancak kişinin Yaradan’ı edinmek için yapması gereken içsel çalışmanın sistematik bir sunumu, bize sadece öğretmenim Rabaş tarafından verildi.

Bu konuda 500’e yakın makale yazdı. Onlarda, manevi yola sıfırdan başlayan ve ilerleyen bir kişinin tüm koşullarını kesinlikle ifade etti.

Rabaş’ın yaptığı şey, Kabala‘ya paha biçilmez bir katkıdır! Bu, yeni başlayan biri için o kadar paha biçilmez, yeri doldurulamaz bir yardımdır ki, Zohar Kitabı’ndan, On Sefirot Çalışmasından veya başka herhangi bir eserden alınamayacak bir yardımdır!

O, bir yandan büyük bir Kabalistti, öte yandan ise kendini gizleme biçimiyle, her şeyi saklayışıyla ve babasının gölgesinde kalışıyla son derece gizli ve marifetli biriydi.

“Bir şekilde onu görmüyorum, sadece kayıp gidiyor” derken haklısınız. Gerçekten de: “Ben kimim ki? Babam büyük bir Kabalistti.” diyerek kendini küçülttü.

Rabaş, öyle keşiflere, öyle başarılara ve öyle yazılara sahip en büyük Kabalistti ve tüm bunlara rağmen, bunları sürekli olarak “Sadece biraz çalışıyorum” vb. diyerek sakladı. Kimse onu tanımıyordu ya da anlamıyordu.

O harika bir uygulayıcı, harika bir sistemleştirici, harika bir öğretmen, harika bir eğitimciydi!

Makalelerinde, her insana, her ruha, her tarza, her zaman ve içinden geçtiğimiz durumlara uygun, çeşitli formlarda manevi çalışma sistemini ortaya koydu.

Yaptığı şey hakkında durmadan konuşabilirim! Onun benim öğretmenim, bana en yakın ve en değerli kişi olmasından dolayı değil, gerçekten bizim için bir şey yaptığı için ve onsuz ileriye doğru tek bir adım bile atamazdık. Atamazdık!

Artık nihayet makalelerini ciddi bir şekilde çalışmaya başladığımıza göre, umarım bunun farkına varırız. Bu başka hiçbir şeyle kıyaslanamayacak kadar ciddi bir çalışmadır.

Dağıtıma Yaklaşım

Soru: Dağıtım yaparken kendimi yorum yapmaktan nasıl “ayırabilirim”?

Cevap: Kitlelere bilim adamları, araştırmacılar olarak yaklaşıyoruz ve gerçek bir bilim adamı, sonuca karşı tamamen tarafsız olmalıdır. Onlar doğayı kendilerinin dışında, kendi “ben”lerinin dışında, tıpkı Kabalistlerin bu dünyada yaptıkları gibi araştırırlar.

Ancak daha sonra, bir şeyin gerçekleşmesine duyduğum arzunun onun gerçekleşmesini nasıl etkilediği hakkında konuşmaya başlayabiliriz. Bu, doğa yasasının, benim arzuma uyum sağlaması nedeniyle gerçekleşir.

Peki, nasıl tarafsız kalabilirim? Dünyayı anlamaya, hayatı kavramaya ve bana verilenleri hiçbir kişisel müdahale olmadan öğrenmeye çabalamalıyım. Eğer sonucu merak ederek araştırırsam, bu bir alma arzusudur. O zaman neyi incelerim? Sadece almak isteğim için daha iyi olanı. Herkesin üzerinde çalıştığı şey budur ve hiç kimse gerçek resmi bu şekilde göremez.

Herkese şöyle açıklamalıyım: “Dostlar! Kendimizi alma arzumuzdan uzaklaştırarak, dünyanın resminin ifşasını sağlarız, realitenin parçaları arasındaki gerçek karşılıklı ilişkilerin – her şeyin üst güç tarafından nasıl yönetildiğini, tüm ayrıntıların nasıl birbirine bağlı olduğunu ve hangi amaca hizmet ettiğini – anlayabileceğimiz bir dereceye ulaşırız.”

Sistemi, tüm formlarıyla işleyen genel yasayı keşfeden bir bilim adamı olarak, her şeyi açıklarım. Ama aynı zamanda hiçbir şeye bağımlı değilim. Yaklaşımımız dışarıdan bu şekilde görünmelidir.

Bu resimde hiç var olmadığımı, tüm görünüşümle göstermeliyim. Bu ne dinle ilgilidir ne bir yaşam tarzıyla, ne de başka bir şeyle. Bu sadece, doğanın kendini olduğu gibi açığa vurmasıdır. Ve insanlar da bunu bu şekilde algılayacaktır.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 236

Soru: Her alma arzusu, Tora’nın harflerini aldığımız ışığın geri çekilmesinden kaynaklanan bir Reşimo’dur [manevi kayıt]. Bu bir tatmin duygusu mu yoksa Yaradan’a yaklaşmaktan kaynaklanan yeni bir boşluk duygusu mu?

Cevap: Bence bu, kişinin üzerine baskı yapan ve onu Yaradan’a doğru iten bir boşluktur.

Soru: İsrail halkı, Sina Dağı’nda toplandığında tek bir niyetleri ve tek bir düşünceleri olduğu söylenir. Bu, Tora’yı almadan önce bile niyet ve düşüncede birleştiğimiz anlamına mı gelir?

Cevap: Hayır, Tora’yı almadan önce niyet ve düşüncede birleşemeyiz.

Ancak bu zaten ileriye doğru atılmış bir adımdır. İnsanlar, Yaradan’ın onları nasıl ıslah ettiğini ve nasıl yavaş yavaş birbirlerine yaklaşarak tek bir beden, tek bir kalp haline geldiklerini hissetmeye başlarlar.

Yaratılış Noktasında Bir Film

Yaradan açısından, düşünce adı verilen potansiyel eylem yeterlidir. Yaradan için, eylemin sonu zaten ilk düşüncenin içindedir; bu demektir ki yaratılışın ıslah olmamış ve ıslah olmuş koşulları bir arada bulunur ve yaratılış adı verilen siyah bir nokta oluşturur.

Geri kalan her şey, bu noktanın gelişimi ve kendisinin farkındalığıdır ve kendisinden, nereden geldiğini, onu kimin yarattığını ve geliştirdiğini anlamak için Yaradan’ın farkındalığıdır.

Bu, noktanın içinde gelişen bir film gibidir. Hepimiz, tüm evren, tüm dünyalar onun içinde var olur. Yaradan’ın, üst ışığın ona karşı tutumuna yaratılış düşüncesi denir.

Bu nedenle, tüm evrenin kendisinden ortaya çıktığı tek bir düşünce vardır – yaratılış düşüncesi. Bunun içinde, tüm ödülümüz, çabalarımız ve yol boyunca yaşadığımız tüm deneyimler zaten belirlenmiştir. Yaradan açısından başka hiçbir düşünce yoktur. Fakat biz, yaratılan varlıklar, onu ancak O’ndan ayrılıp bağımsız olarak hareket etmeye başladığında kavrayabiliriz.

Bu düşüncenin içinde, diğer ek düşünceler ortaya çıkar: dört safha, Partzufim, dünyalar. Uygulama, Yaradan’ın tüm düşüncesini potansiyel olarak içinde barındıran siyah noktadan ne çıktığını, tüm sürecin başlangıçta onun içinde gömülü olduğunu inceleriz.

Manevi Seviyeye Nasıl Yükselebiliriz?

Doğru niyetle yaşadığımızda, sonsuzluğu, yaşamı ve dolumu onun içinde hissederiz! Bu, kişinin maddi varlığını zorlaştırmaz; aslında o zaman yaşamın ne olduğunu gerçekten hisseder.

Soru: Ya henüz bunun iyi olduğunu hissetmiyorsam? Ne yapmalıyım?

Cevap: Bunun yaşam olduğunu hissetmediğiniz sürece, size ölüm gibi görünür.

Ne yapmalısınız? Gruba sorun! Başka seçeneğiniz yok. Doğal olarak bunu asla kendi başınıza istemeyeceksiniz. Hayvansal seviyeden insan seviyesine, daha doğrusu insan seviyesine değil ama manevi seviyeye yükselmenin anlamı budur! Eğer üst güce yönelik bir niyetle yaşarsanız, o zaman onu keşfeder, hisseder ve ebedi yaşam duygusunun içinde yaşarsınız.

Bu zaten size, her şeye karşı tamamen yeni bir tutum kazandıran bir boyuttur. Eğer tüm yaşamınız günün 24 saati, Yaradan’a yönelmişse işte o zaman, zaten O’nunla aynı alanda yaşıyorsunuz demektir! Bu tamamen farklı bir varoluş tarzıdır.

Soru: Gruptan bana bu tür bir tutum vermesini nasıl isteyebilirim?

Cevap: Gruptan bunu istemeyin, talep edin! Onlara bu gerekliliğin farkındalığını kazandırın.

Yorum: Ama benim içimde bu farkındalık yok!

Cevabım: İçinizde yok ama grubu etkileyebilirsiniz. Sonuçta, her zaman birilerine baskı yapmıyor musunuz? Kendi fikrinizi başkalarına empoze etmek istemiyor musunuz? Bunu her zaman yapıyorsunuz; bu egoizmdir! Onlara baskı yapın ve bu size inanç olarak geri dönecektir.