Category Archives: Maneviyat

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 106

Kişi Bir Ev İnşa Eder

“Ve Tora aracılığıyla insan yaratıldı” ne anlama gelir? İnsan (Adem), Adameh leElyon (“Ben üstteki gibi olacağım”) ifadesinden gelir ve şöyle yazılmıştır: “Sen Adem olarak adlandırılırsın, ama dünyanın ulusları Adem olarak adlandırılmaz.” Bu, alma arzusunun “ihsan etmek adına” adlı bir ıslahtan geçtiği takdirde, ıslah olan kısmın “insan” olarak adlandırıldığı anlamına gelir. Bu nasıl yapılır? Bu, Tora aracılığıyla yapılır. Tora aracılığıyla nasıl yapılır? Bu dünyada farklı eylemler gerçekleştirmek için bize çeşitli fırsatlar verilir ve başarılarımız ve başarısızlıklarımız aracılığıyla alma arzumuz gelişir.

Yemek, cinsellik ve aileye yönelik hayvani arzuların ve zenginlik, şeref ve bilgiye yönelik sosyal arzuların gelişmesinden sonra, manevi arzuya ulaşırız. Manevi arzunun gelişimi, arzunun daha da genişlemesi değildir. Aksine, arzunun Yaradan’a yönelmesi ve buna bağlı olarak büyümesi anlamına gelir. Maneviyat için yeni bir arzu olan kalpteki noktanın gelişiminden önce, genellikle bilinçsizce, nedenini veya nasıl olduğunu bilmeden arzularımızı geliştirmeye çalışırsak, içimizde dürtüler ve istekler ortaya çıkar ve biz sadece bunların peşinden koşar ve onları tatmin ederiz. Böyle bir çalışma tek bir çizgi olarak bile değerlendirilmez, iki veya üç çizgi olarak da değerlendirilmez. Oysa manevi arzu sadece çizgiler şeklinde geliştirilebilir, genişletilebilir ve ıslah edilebilir.

“Çizgiler”, küçük arzunun şeklinin bir daire olacağı basitçe yönsüz bir şekilde giderek büyüyen bir arzuya dönüşmediğini, ancak belirli bir hedefe yöneldiği ve belirli bir amaç için tasarlandığı anlamına gelir. Arzu, dairelerin merkezinde bulunan kişiye değil, merkezden ışığın kaynağına doğru, Yaradan’a yöneliktir.

Bu nedenle, manevi arzunun gelişiminde, arzunun ıslah edilme sürecinin diğer arzuların kanunlarına uymaması için onu etkileyen birkaç güç, durum ve koşul vardır. Bu çok karmaşık ve hassas bir şekilde işler, böylece arzu, yalnızca doğru kullanıma, Yaradan’a doğru ıslah olma derecesine göre büyür. Örneğin, birinin bir ev inşa etme arzusu olduğunu varsayalım, bu arzu zaten maneviyatla bağlantılıdır. İnşaat sürecinin her ayrıntısını, planlamayı, malzeme siparişini, fiili inşaatı, işçi seçimini ve hatta kendilerini yaratılışın amacına bağlamaları gerekir. Bu evin yaratılışın amacı ile ilgili bir kullanım için olduğunu sürekli olarak hatırlamaları gerekir.

O kişi, işe o kadar dalar ki yönünü, her bir eylemin ardındaki anlamı unutur. Sonra iş görünüşte durur ve çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkmaya başlar. Bu rahatsızlıklar gerçek engeller değil, çok önemli bir şeyi unuttuklarının sinyalleri, işaretleridir; niyet, her eylemin nedeni. Manevi ilerleme adım adım gerçekleştiği için, bazen belirli bir aşamada takılıp kalırız ve kendi başımıza bir çözüm bulmaya çalışırız, ne pahasına olursa olsun inşaata devam etmekte ısrar ederiz. Ancak sorunun, niyeti unuttuğumuz olduğunu hatırlayana kadar ilerleyemeyeceğimizi görürüz.

Bu, sol çizgiden sağ çizgiye geçmek yerine, çalışmayı kendi gücümüzle tamamlayabileceğimizi düşündüğümüz anlamına gelir. Sonra sağ çizgiyi, Yaradan’ı, O’nunla uyumu hatırlarız. Yani, eylemi gerçekleştirirken tüm kalbimiz ve ruhumuzla O’na bağlı olmamız gerektiğini hatırlarız. Ancak o zaman tekrar ilerleyebiliriz, ta ki bir kez daha unutana kadar ve döngü tekrarlanır.

Bu dünyadaki tüm çalışmalarımızda, sürekli olarak amacı unutuyoruz. Amacın, bu dünyada düşündüğümüz şekilde çalışmak olmadığını unutuyoruz. Aslında çalışma, bize bu işi verenle bağımızı sürdürmek, düşünceye tutunmak ve en önemlisi niyeti güçlendirmek için bir araçtır. Çalışmanın kendisi, sadece niyeti inşa etmek ve geliştirmek amacıyla tasarlandığı ölçüde, yalnızca bir araçtır. Sanki evin kendisi önemliymiş gibi, bir ev inşa ettiğimizi düşünürüz. Ama gerçekte, tuğladan bir yapı yerine niyetin yapısını inşa etmemiz gerekir.

Hem maddi hem manevi niyetten oluştuğumuz için, fiziksel yapının yanı sıra manevi bir yapı da inşa edebilmemiz için, bize maddi görevler verilir. Gerçekten de tamamen manevi bir yapı inşa edemeyiz, ancak nihayetinde ihtiyacımız olan tek yapı budur. Bu, yalnızca niyeti, perdeyi (Masah) ve yansıyan ışığı (Ohr Hozer) oluşturmamız gerektiği anlamına gelir, alma arzusu, yani “tuğlalar” ise, ihsan etme niyetine göre her zaman doğru şekilde kullanılmak üzere hazır olacaktır.

Bu bizim, bir evi bu şekilde inşa etme ve kendimizi bir insan (Adem) olarak bu şekilde inşa etme şeklimizdir. Nasıl mı? İçimizde inşa etmek zorunda olduğumuz, 613 bileşen veya arzudan oluşan 248 organ ve 365 tendon aracılığıyla. Bu arzuları, onlara karşılık gelen manevi formun izin verdiği ölçüde kullanmak isteriz. Arzularımızı, ihsan etme niyetlerine göre düzenlememiz gerekir; böylece bu iki husus – bir yandan tüm arzuların kullanımı, diğer yandan bu arzuların ihsan etme niyetiyle hizalanması- uyum içinde olur ve birlikte çalışır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 105

Çaba Ve Mücadeleden Kaçabilir Miyiz?

Islah yolunda yürüyenler için kaçacak hiçbir yer yoktur. Onlar zaten erdemlilerin yoluna girmişlerdir. Erdemlilerin, ıslahın sonuna ulaşana kadar ne bu dünyada ne de öteki dünyada rahat yüzü görmeyecekleri yazılmıştır.

Dostlarla İlgili Çalışma

Soru: Birleşmeye çalıştığım insanların arzularına giriyorum ve onların Kelim’lerini kıskandığımı hissediyorum. Bu durumda nasıl çalışmalıyım: Her şeyi basitçe Yaradan’a mı bağlamalıyım? Bu bir ıslah mı yoksa kıskançlıkla çalışmanın başka bir yolu var mı?

Cevap: Çalışma, sadece çevrenizle, tüm bu yoldan birlikte geçtiğiniz dostarınızla ilgilidir. Onlarla ilgili olarak kendinizi giderek daha fazla iptal ederseniz, o zaman ilerlersiniz ve Yaradan’dan daha fazlasını alırsınız.

İyi İşlerin Işığı

Bu böyledir çünkü her varlık için, kendi bedeni dışındaki her şeyin gerçek dışı ve boş olarak görülmesi doğal bir yasadır.

Ve kişinin bir başkasını sevmek için yaptığı her hareket, yansıyan ışıkla ve sonunda ona geri dönecek ve kendi yararına ona hizmet edecek bir ödülle gerçekleştirilir. Dolayısıyla, böyle bir eylem “başkalarını sevme” olarak kabul edilemez çünkü sonu düşünülerek değerlendirilmiştir. Bu, ancak sonunda ödenen bir kira gibidir.

Ancak, kiralama eylemi, başkasını sevme olarak kabul edilmez.

Ancak, Yansıyan Işık kıvılcımı olmadan ya da karşılığında herhangi bir ödül umudu olmadan, sadece başkalarını sevme sonucu yapılan her hangi bir hareket, doğası gereği tamamen imkânsızdır. (Baal HaSulam, Matan Tora [Tora’nın Verilişi]).

Bu, bir kişinin başkalarına yönelik sözde ‘iyi işler’ yapmaya çalışmaması gerektiği anlamına gelir. Eğer bunu, kaynağa geri dönen ışığı çekmeden yaparsak, bu hâlâ aynı egoizmdir ve bizi ıslaha hiç yaklaştırmaz.

Her şeyden önce, ışığı çekmeye özen göstermeliyiz ve ancak o zaman, tam olarak onun yardımı ve gücüyle harekete geçmeliyiz. Eğer ışık olmadan hareket edersem, o zaman egoizmim tarafından yönlendirilirim ve sadece kendimi daha da karıştırırım ve ıslaha götüren doğru yoldan saparım.

Soru: Eğer bir şeyi bir başkasının yararına yapmak istersem, onun içinde ışık olup olmaması ne fark eder?

Cevap: Eğer sadece kendi içinizden hareket ediyorsanız, bu egoizminizin bir sonucudur. Böyle bir eylem dışarıdan çok iyi ve nazik görünse bile (herkese yardım ediyor ve hediyeler dağıtıyor olabilirsiniz), yine de çaba göstermeli ve enerji harcamalısınız. Bu, karşılığını almanız gerektiği anlamına gelir; aksi takdirde hiçbir şey yapamazsınız.

Enerjinin korunumu yasasına göre, harcadığınızı telafi etmeniz gerekir. Bu enerji ikmaline, başkalarına iyilik yaptığınız için aldığınız ödül denir.

Örneğin, şekerler dağıttınız ve karşılığında onlardan onur aldınız. Onur, sizin için şekerlerden daha değerlidir, bu yüzden iyi işler yaparsınız ve çalışmaya değer güzel bir bonus alırsınız. Kişinin haz alma arzusu içinde yapılan hesaplama budur.

Ama Tora’nın, ışığın gücü aracılığıyla iyi bir iş yaparsanız, o zaman kendinizi hiç düşünmezsiniz, sadece bunun dünyanın ıslahına ne kadar katkıda bulunduğunu düşünürsünüz, çünkü bu Yaradan’ın arzusudur. Bu nedenle, dünyayı ıslah etmek için her şeyi yaparsınız.

O zaman, eylemlerinizin faydasını yani onların Yaradan’a getirdikleri hazzı görmenize izin verilebilir. Bundan herhangi bir egoisttik haz almamanız, bunun yerine bu bilginin üzerine bir perde yerleştirmeniz ve ihsan etme uğruna niyet etmeniz koşuluyla bunu görmenize izin verilecektir.

Kendimizi Test Etmek

Soru: Tüm manevi modellerin, kişinin kendi içinde hayal edilmesi gerektiğini söylediniz. Diyelim ki bir seminere geldim ve ihsan ettiğimi, soruları cevapladığımı hayal ediyorum.  Ama bunun sonucunda haz, zevk ve keyif deneyimliyorum. Bu durumda almak için mi vermeye çalışıyorum, yoksa ihsan etmek ve sadece bir ödül almak için mi çalışıyorum?

Cevap: Bu size bağlıdır. Kendinizi gözlemlemeli ve Yaradan’ın size yaptıklarına verdiğiniz tepkinin doğru olmasını sağlayacak şekilde hareket etmelisiniz; yani bu sizi gerçek güçleri, onların niyetlerini ve hedeflerini hissetmeye doğru ilerletmeli ve onları etkileyebilmelisiniz.

Sonsuzluk Dünyasından Bize Uzanan Bir Kablo

İyi bir çevre, Rav ve dostlardan oluşur. Eğer bir öğrenci, alttakinin GE’sinin (Galgalta ve Eynaim), üsttekinin AHP’ına bağlanması gibi, öğretmene bağlı kalmazsa, yani kendi içinde keşfettiği en saf noktasında, kalpteki noktasında kendini iptal etmez ve bu noktayı öğretmene, yani öğretmenin görüşlerine ve ruhuna bağlamazsa, o zaman kişinin yaşam ruhunu alabileceği bir yeri yoktur. Kişi, manevi gen olan Reşimo’yu geliştiren güçten yoksun olacaktır.

Bu mesele son derece açıktır: Ya böyle bir bağ vardır ya da yoktur. Ve bunların çoğu, yukarıdan gelen yardıma ve manevi şansa bağlıdır. Bu, dışsal koşullar tarafından değil; kişinin içsel çabaları ve ruhunun köküyle ilgili çeşitli faktörler ve bu ruhun içinden geçtiği yargı tarafından belirlenir.

Eğer öğretmenle bir bağ yoksa, o zaman Şamati 25 “Kalpten Gelen Şeyler” de yazıldığı gibi; Kişi, dünyayı erdem tarafına mahkûm edecek bir güce sahip olamadığı sürece, ona boyun eğdirirler, onların arzularına karışır ve kesilmeye götürülen bir koyun gibi onların ardından sürüklenir. Başka bir seçeneği yoktur; çoğunluğun talep ettiği her şeyi düşünmeye, heves etmeye, istemeye ve talep etmeye mecburdur.

Bir insanın buna karşı yapabileceği hiçbir şey yoktur. Sonsuzluk dünyasından, Kabalistler zinciri aracılığıyla inen manevi bir kanalın sonu gibi olan öğretmene fiziksel olarak yakın olsa bile, bu kanala bağlanmazsa manevi besin alamaz ve dolayısıyla gelişemez.

Geçmişte, bir öğretmenin tek bir öğrenciyi yetiştirdiği durumlar vardı. Ancak genel olarak, öğretmen grubun merkezine bağlanarak, öğrencilerine grup aracılığıyla yönelir.

Grup, öğretmen için daha alt düzeydeki manevi varlıktır. Grubun merkezine bağlanabilen öğrenci, gruba karşı kendini iptal edebilme ve arkadaşlarla bağ kurma gibi iki temel koşulu yerine getirdikten sonra, bu merkez aracılığıyla öğretmene bağlanabilecektir.

Öğretmene, Rav (yüce) denir çünkü o, öğrencilerle olan ilişkisinde üst Partzuf, üst derecedir. Bir öğrenci kendini grubun merkezine doğru iptal ettiği ölçüde, diğerleriyle olan bağ yoluyla, öğretmenin düşüncesini ve manevi edinimini içine çekebileceği bir kap alır.

Ancak bu iptal, ruhun ve kalbin derinliklerinden gelerek, manevi yola ve kişinin egoizmi üzerindeki otoriteye dair her şeyde tam olmalıdır.

Kutsallık İle Klipa Arasındaki Ayrım

Soru: Bizler, kutsallık ile Klipa arasındaki ayırımı yapabilir miyiz? Yoksa bizim çalışmamız, bu ayırımı yapması için Yaradan’ı çekmek mi?

Cevap: Her zaman Yaradan’ı dâhil etmeliyiz; Aksi takdirde, nerede olduğumuzu, hangi yöne gittiğimizi veya bizi neyin etkilediğini doğru bir şekilde hissedemeyiz.

Yani, kendi çabalarımızın ortasında, bize neyin daha iyi, neyin daha kötü olduğunu gösteren ve bir grup Kelim’i diğerinden nasıl ayıracağımızı öğreten Yaradan’ın gücü olmadan, kim olduğumuzu, neyden yapıldığımızı ya da gerçekte neye ulaşmak istediğimizi ayırt edemeyiz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 104

Böylesi Bir Koşulda Dinlenme Nasıl Mümkün Olabilir?

Özgürce, hiçbir sınırlama olmadan hareket ettiğimizde buna dinlenme denir. Bir çocuğa “Otur ve hareket etme” derseniz, hayal kırıklığıyla dolacaktır. Çocuklar sanki hayatları ellerinden alınıyormuş, sanki ölüme mahkûm edilmişler gibi hissederler. Bundan, dinlenmenin, hiçbir kısıtlama olmaksızın, gerçekten arzuladığımız şeyi yapmak anlamına geldiğini anlarız.

Bu ne zaman olur? Tüm kaplarımız ıslah olduğunda. Kaplarımızla herhangi bir şey yapabildiğimizde, bir dinlenme koşuluna ulaşırız. Öncesinde, tek bir durum bile ıslah edilmemiş kalsa, bu zaten çaba, gayret ve mücadeleye yol açar. Bu artık dinlenme değildir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 103

Dinlenme Durumu Nedir?

Maneviyat, ışık hızının ötesinde var olur. Sürekli hareket halindedir; sadece hareket halinde değil, aynı zamanda sürekli bir ivme halindedir. Maneviyatta sabit bir hız; sıfır hız yani tamamen durma olarak kabul edilir. Yalnızca olumlu veya olumsuz, hızlanma veya yavaşlama gibi hız değişiklikleri algılanır.

Bu kavramı bu dünyanın çeşitli yönlerinde de gözlemleyebiliriz. Bir kap sürekli olarak hazla doluysa, hiçbir şey aldığını hissetmez. Yeni bir kap, ek bir arzu ve dolayısıyla ek bir haz olmalıdır. Daha fazla arzu daha fazla hazza yol açar; daha az arzu daha az hazla sonuçlanır.

Ancak öncekiyle sonraki arasında bir ayrım olmalıdır. Önceki on saat sürdüyse, tüm bu saatler tek bir an olarak algılanır. Değişmeyen tek bir an gibidir. Bir milyon yıl veya bir saniye olsun, aynıdır.

Bu nedenle, maneviyatta mutlak bir dinlenme durumu, aslında bir hız değişikliğidir. Bu hızın kendisi bizim için hiçbir şey belirlemez. Her ıslah sürecimizde bunu öngörür ve sürekli değişime hazır kalırız. Bu, ıslahın sonudur. Islahın sonuna “ebedi huzur” denir. Bazıları bunu yanlışlıkla ölüm olarak düşünür. Genel olarak, bizim dünyamızda bu, öbür dünyanın ölülerin meskeni olduğu yaygın bir düşüncedir.

Bu nedenle, kendimizi hiçbir sınırlama – tüm kısıtlamalar, tatminler, gizlenmeler ve ifşalar –  olmaksızın kabul edebildiğimiz bir duruma, dinlenme durumu dendiğini anlamalıyız. Gerçek dinlenme sınırsızdır. Böyle bir durumda, artık çaba yükü altında değilizdir. Hiçbir şey bizi istediğimiz gibi hareket etmekten alıkoyamaz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 102

Sonunda, Bir Düşüş Koşulundan Nasıl Çıkarız?

Bir düşüş koşulundan, onun içinde kalarak, koşulumuzu derinlemesine fark ederek ve onu bize çalışmanın harflerini getirecek koşullardan biri olarak kabul ederek çıkarız.

Harfler nelerdir? Bunlar, daha sonra, ıslahın sonunu (Gmar Tikkun) algıladığımız kaplardır; bu, zaten içinde bulunduğumuz bir durumdur, ancak onu hissetmek için gerekli kaplardan yoksunuzdur. Ein Sof (sonsuzluk) dünyasını ve ıslahın sonunu hissettiğimiz eksik kaplar, biri “düşüş” olarak adlandırılan iki uç noktayı içerir.

Düşüş, gerçeklikle bağın tamamen kopması anlamına gelmez. Aksine, o durumun farkına varmak ve o anda bir zayıflık ve ayırt etme eksikliği olduğu gerçeğini kabullenmektir. Bu duruma anlayışla girersek, ondan mümkün olan en fazla ayırt etme gücünü elde ederiz. Kendimize uzun süredir karanlıkta kalmış ve karanlığın içinden görmeye, yönümüzü bulmaya, gölgeleri ve nüansları ayırt etmeye çalışan biri gibi davranırız.

Yine de, düşüş koşulundayken, yükseliş koşundayken yaptığımız gibi çalışamayız. Bu, sadece beklememiz gereken ve kendimiz için “Şimdi yatacağım” diye karar vermemiz gereken en düşük seviye durumları ifade etmez. “Yatmak”, “kök” veya “cansız” durum olarak adlandırılan, içsel koşulumu ifade eder. Bu durumda bile çeşitli idrakler vardır. Başka bir deyişle, tam ölü durumuna kadar, her belirli durum, “ölüm” olarak adlandırılan çeşitli idrakler içerir.