Category Archives: Maneviyat

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 101

Hareket Ve Dinlenme

Çaba, bir yükseliş hissettiğimizde ortaya çıkar ve bu hissi yoğunlaştırmak, farkındalığı artırmak ve maneviyat anlayışımızı derinleştirmek için onu sonuna kadar kullanırız. Bu şekilde, mevcut tüm araçları kullanarak maneviyata dair kavrayışımızı güçlendiririz. Yukarıdan en ufak bir fırsat bile verildiğinde, kendi çabamızı sarf etmemiz gerekir.

Düşüş sırasında çaba göstermek zordur ve yükseliş sırasında kendi gücümüzle çaba sarf etmeyiz. Buna karşılık, bize bir yükseliş verilir ve böylece bir uyanış yaşarız. Eğer bize bir yükseliş verilmezse, o zaman bir uyanış yaşamayız. Öyleyse kendimizden ne katıyoruz? Önemli olan çabanın miktarı değil, bize sunulan fırsatlardır. Yükseliş koşulundayken, manevi sezgilere sıkıca tutunma ve tüm gücümüzle onlara tutunma, onları daha derinlemesine kavrama ve tanıma fırsatına sahip oluruz. Bu ayırt etmelere mümkün olduğunca kendimizi kaptırmalıyız ki, bir düşüş gerçekleşse bile, asla düşüş yapmamaya çalışsak bile, Reşimot’u (manevi kayıtlar, izlenimler) ve daha önce olduğundan farklı bir seviyede olan bir anlayışı yanımızda taşıyalım.

Başka bir deyişle, bizim için bir pencere açılır ve bu pencereye ne kadar derinlemesine dalacağımız bize bağlıdır. Dolayısıyla, tüm çalışma yükseliş sırasında gerçekleşir. Bir düşüş sırasında, bazen tıpkı bir denizaltında belirsiz bir şey olduğunda beklememiz gerektiği gibi, sadece batmalı, “okyanus tabanına uzanmalı” ve beklemeliyiz.

Karışıklık genellikle bir seviyeden diğerine geçiş yaptığımızda ortaya çıkar. Bu geçiş sırasında, önceki seviyede sahip olduğumuz anlayışı kaybederiz, ancak bir sonraki seviyeden henüz yeni bir anlayış edinmemiş oluruz. Bu yüzden kafamız karışır ve başımıza ne geldiği hakkında hiçbir fikrimiz olmaz.

Böyle durumlarda, kendimizi dizginlemekten başka yapacak bir şey yoktur. Gerçek bir düşüş yaşandığında, cansız seviyedeki çerçevenin içinde kalarak kendimizi olabildiğince korumamız gerekir. Ancak yükseliş sırasında kendi çabamızı arttırmamız ve gaza gerçekten basmamız gerekiyor.

Kalpten Duayı Nasıl Uyandırabilirsiniz?

Soru: Bir duanın sözlerinin, kalpten bir duayı, tercihen ortak kalpten gelen bir duayı uyandırmasını nasıl sağlayabiliriz?

Cevap: Bu gerçekten de asıl soru. Görünüşe göre her birimizin bir tür Hisaron’u (eksikliği) var. Peki, Yaradan’dan kopukluğumuzdaki bireysel sürgün hislerimizin ortak bir arzuda birleşebilmesi için eksik olan nedir? Bu hiç de basit değil.

Grubun yerine getiremediği arzular nelerdir? Bunlar, diğer grupların arzularıyla birleşen ve birlikte daha eksiksiz, daha mükemmel bir isteği ortaya çıkaran arzulardır; Yaradan’ın kesinlikle karşılık vereceği bir arzu.

Bunun ötesinde, kelimelerle açıklayamam çünkü bu yalnızca kalpte hissedilen bir şeydir. Sorun şu ki, konuştuğumuzda, kelimelerin kendileri, altlarında yatan duyguyu yok etme eğilimindedir. Temel kaybolur ve kelimeler ölür.

Bunları önceden hazırlamış, hatta belki de derinlemesine düşünmüş olabilirsiniz, ama söylediğiniz anda, aniden orada hiçbir şey olmadığını hissedersiniz. Boşlardır, tamamen boş. Ve içlerinde Yaradan’ı gerçekten sarsabilecek hiçbir şey yoktur.

Yaradan’a Olan İnanç, Arzularınızın Üstesinden Gelmenize Yardımcı Olur

Soru: Egonun bizi birliğin olmadığına, tüm dostların egoist olduğuna ikna ettiği zorlu durumlar yaşıyoruz ve bu durumdan kurtulmamıza sadece öğretmene olan inanç ve dostlara olan sevgi yardımcı oluyor.

Burada, ben de başkalarına ihsan etmek amacıyla bir arzu duymak için nereden güç alabilirim?

Cevap: Öğretmene veya dostlara değil, Yaradan’a olan inançtır.

Şu anda, bizler hala oldukça zayıf bir gücüz. Ancak Yaradan’a olan inanç, yani O’nu hissetme, O’nunla aynı frekansta olma arzusu, mevcut arzunuzun üstesinden gelmenize yardımcı olacaktır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 100

Toplumdan İlham Almak, İçsel Çalışmayla Çelişmez Mi?

Hayır, gruptan ilham almakla içsel çalışma arasında bir çelişki yoktur çünkü gruptan ilham aldığımızda, istesek de istemesek de, dostlarımızın büyüklüğünü fark ederiz ve bu bizim için bir tür güç kaynağı olur. Bunu asla göz ardı etmemeliyiz. Birisi açıkça saygısızlık gösterirse, derhal gruptan çıkartılmalıdır ve bu, grup içindeki çeşitli sabit düzenlemelere, düzenli olarak katılmayanlar için de geçerlidir. Bu tür davranışlara müsamaha gösterilmemelidir çünkü kolektifi büyük ölçüde zayıflatır. Bu tür davranışlar, grubu hedeften anında koparır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 99

Kabalistik Bir Grupta Nasıl Davranmalıyız: Gerçeğimize Göre Mi Davranmalıyız, Yoksa Rol Mü Yapmalıyız?

Kabalistik bir toplumda ve grupta iki tür davranış vardır:

1) İçlerinde yanan kalplere sahipken, dışlarında küçümseyici davranışlar sergileyen en büyük Kabalistlerin karakteristik davranışı. Bu, Kotzk Hasidimlerinin (Sneh Boer B’Kotzk kitabında anlatıldığı gibi) davranışına benzer. Bunlar, içsel olarak yüksek anlayış, özlem, gerçek çalışma ve sürekli içsel çaba seviyelerine ulaşmış, dışsal olarak ise açıkça küçümseme sergileyen kişilerdi. Bunu öyle bir noktaya getirdiler ki, insanlar Yahudi olmadıklarına bile ikna oldular. Yom Kippur’da sakallarında ekmek kırıntılarıyla sinagoga girdiler ve dışarıdakilerin içsel çalışmalarına hiçbir şekilde müdahale edememesi için kasıtlı ve meydan okurcasına başka şeyler yaptılar ve bunu son derece ciddiyetle yaptılar.

2) Neslimizin karakteristik özelliği olan, küçümsemenin yasak olduğu ve bunun yerine gruba ilham vermenin gerekli olduğu bir davranış. Çünkü hepimiz gruptan manevi ilham almaya ihtiyaç duyarız, aksi takdirde manevi olarak kayboluruz. Nasıl mı? Mevcut durumumuzda, dostlarımızın kalbini göremediğimiz için yalnızca dışsallıklardan etkileniyoruz. Herkes küçümseseydi, biz de küçümseyici olurduk.

Tüm dostlarımız tamamen erdemli kişiler olabilir, ancak dışsal davranışları, dışarıdan gelenlerin bizi etkilemesini önlemek için bilgelerin tavsiye ettiği gibi olacaktır. Ancak, bizim önümüzde böyle davranırlarsa, bu gerçeği algılayamayız, bunun yerine dışsal, sahte davranışlarına odaklanırız ve böylece kafamız karışır ve tüm meseleyi terk ederiz.

Bu nedenle, tam tersi şekilde davranmak gerekir. Sanki gerçekten maneviyatı arzuluyormuşuz, sanki birbirimizi seviyormuşuz, sanki birbirimiz için her şeyi yapmaya istekliymişiz gibi görünen bir davranış benimsemeliyiz. Bu dışa dönük bir eylem olsa da ve hepimiz bunun bir aldatmaca olduğunu bilsek de, bedenimiz görüp duyduğunu anlar, sadece gördüğüne inanır ve bu dışa dönük davranıştan gerçekmiş gibi etkilenir.

Bedenin tepkilerini inceleyen psikologlar, insanların eşlerine her gün, öfkeli veya sevgi eksikliği hissetseler bile, “Seni seviyorum” demelerini öneriyor. Bu cümleyi eşlerine tekrarlarlarsa, eşleri bunu duyar ve sevgi bu cümleyle kalplerine ulaşır. Manevi çalışmada bedenle bu şekilde hareket etmemiz gerekir. “Yaradan yücedir, dostlarımı seviyorum, amaç önemlidir” vb. demeliyiz. Buna göre, beden bunların önemli ve anlamlı olduğunu özümseyecektir.

Dünyamızda işler böyle yürür. Moda ve zevkler değişir ve dalgalanır. Gerçekte hiçbir anlamları, gerçeklikle hiçbir bağları yoktur; sadece yanılsamalardır. Ancak bir şeye aniden önem atfedildiğinde ve insanlar ona taptığında, içeriği boş olsa bile, herkes öyle dediği için bizim için de önemli hale gelir. Manevi çalışmalarda da durum böyledir. Bu nedenle, manevi hedefin ve Yaradan’ın önemini açıkça ortaya koymalı ve tartışmalıyız.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 98

Neden Bağa Tutunmak, Bariyeri Aşmanın Koşuludur?

Kim bilebilir? Yaradan bir koşul koyar ve biz onu yerine getirdiğimizde, Yaradan bizi bariyerin ötesine geçirir. Biz bariyeri aşarak hiçbir şey kazanmayız. Ne araçlarımız, ne gücümüz, ne de giriş biletimiz vardır. Bariyerin öncesinde belirli bir koşulu yerine getiririz ve ardından bariyerin ötesine götürülürüz.

Bu koşul gereklidir çünkü onu yerine getirirken yanımızda bir şey götürürüz. Yazıldığı üzere, Mısır’dan çıkarken kaplar alınır, karanlıkta kaçılır ve Firavun’un huzuruna çıkılır. Başka bir değişle, bu izlenimi alırlar. Eğer Mısır’dan geçmezsek, İsrail topraklarına ulaşamayız. İsrail’e yalnızca Mısır üzerinden ulaşabiliriz

Mısır’da bulunduğumuz seviye; İsrail Topraklarına girmemize izin verecek kadar yüksek bir seviyeye ulaşana kadar artıp büyüdüğü anlamına gelmez. Bizler “Kızıldeniz”den geçeriz; bu çok özel bir deneyimdir, tam anlamıyla bir mucizedir. Bu demektir ki, biz kendi gücümüzle hiçbir şey yapmayız. Bizi karşıya geçiren, hazırlıklarımız değil.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 97

İçsel İzlenim Nasıl Oluşur?

İçsel izlenim, Yaradan ile bağ kurma arzumuzun sonucudur. Yazıldığı üzere, bağ içinde olmak için çaba göstermemiz gerekir: “İsrail, Tora ve Yaradan birdir.” Yaradan’ın bize yapmamızı tavsiye ettiği eylemler aracılığıyla O’na tutunmayı arzulamalıyız.

Bu eylemler, bariyerin ötesinde bulunur, fakat benzer eylemler bariyerin altında da vardır. Kaplarımızı bariyerin ötesine yükselmeye hazırlamak için yaptığımız tüm eylemlerin toplamına, “Lo Lişma’dan Lişma’ya”, “kutsallığın hizmetçisi” ve benzeri adlar verilir.

Tapınak Nasıl İnşa Edilir?

Yaradan’ın tüm çalışması, insanların çalışması gibi değildir. İnsanlar aşağıda Tapınağı inşa ederken, önce şehrin surlarını, sonra Tapınağı yaparlar.

Önce kendilerini korumak için şehrin surlarını, sonra da evin inşasını yaparlar. Yaradan önce Tapınağı inşa eder ve sonunda onu gökten indirip yerine yerleştirdiğinde, Kudüs’ün surlarını inşa eder. Bu nedenle Davut, önce “Senin lütfunla Siyon’a iyilik et” dedi, sonra da “Kudüs’ün surlarını inşa et” dedi (Raşbi, Herkes için Zohar, “Yaşlı Adam [Büyükbaba]”).

Soru: Manevi çalışmada duvarları inşa etmekle Tapınağı inşa etmek arasındaki fark nedir?

Cevap: Çalışmamız, bize ifşa olan haz alma arzusunun içinde, sadece ihsan etme amaçlı düşünce ve arzularla bağ kurabileceğimiz belirli bir alan tanımlamamız ve bunları başkalarıyla ilişkilendirebilmemizdir: dostlar, grup, Yaradan.

Diğer tüm arzularımızı henüz ihsan etme amacıyla kullanamıyoruz. Bu nedenle, arzumuz taştan kalp de dahil olmak üzere birçok parçaya bölünmüştür.

Bu nedenle önce sınırlar, perdeler inşa ederiz ve ancak daha sonra, bu perdelerin yardımıyla, doğru davranmayı öğrendiğimizde, Zivug (çiftleşme) gerçekleştirir ve Partzuf inşa ederiz.

Partzuf’un iç kısmının, Peh’den Tabur’a kadar olan kısmının inşası, Tapınak’ın inşası olarak adlandırılır (İbranice’de Tapınak kelimesi Kutsal Ev anlamına gelir). Partzuf’un Roş’u (başı) planlama için kullanılır; buna “Bezalel’in işi” denir. Partzuf’un Sof’u (sonu) henüz tam olarak işlevini yerine getirmemektedir.

Ancak özünde, Tapınak, sınır görevi gören Partzuf’un bu kısımlarıyla inşa edilir, çünkü bizler ancak zıtlıklarından, iyilik ve kötülükten, aydınlık ve karanlıktan bir şey inşa edebiliriz; ancak zıtlıkları karşılaştırarak sınırlar oluşturabilir ve bir yapı inşa edebiliriz.

Oysa Yaradan, sınırlamalar veya “ne kadar var” ve “ne kadar eksik” hesaplamalarıyla değil, farklı bir şekilde inşa eder.

Aksine, üst ışık kutsallığı, ihsan etmeyi, Tapınağın kendisini arzu içinde inşa eder ve üst ışığın girmediği arzunun geri kalan kısmı, son aşamada dikilen “Kudüs’ün duvarlarını” oluşturur.

Tapınağı aşağıdan yukarıya doğru inşa etmekle, yukarıdan aşağıya doğru inşa etmek arasındaki fark budur.

Perde, Manevi Bir Duyu Organıdır

Soru: Kabala’da “perde” olarak adlandırılan, manevi duyu organını oluşturan unsurlar nelerdir ve nasıl işlev görür?

Cevap: Perde birincil değil, yardımcı bir manevi duyu organıdır.

Mesele şu ki, Yaradan’la ve birbirimizle uyumlu niteliklere sahip olsaydık, herhangi bir perdeye ihtiyacımız olmazdı; tek bir frekansa ayarlanmamız yeterli olurdu.

Sorun şu ki, Yaradan ve bir dostla bağ kurmanın mümkün olduğu o frekans seviyesine ulaşmak için kendi üzerime çıkmam gerekir. Bu yükselme seviyesine perde denir.

Kendinin üstüne çıkması, ancak kişinin egoizminin büyüklüğüyle orantılı olarak mümkündür. Örneğin, on kilogram egoizmim varsa ve bunun üstüne çıkabilirsem, kendimi Yaradan’a doğru iletebilirim. O’nun aracılığıyla, yani “Elokim”, “Yaradan”, “HaVaYaH” olarak adlandırılan sistem aracılığıyla, yükselişimin ölçüsünde, o sistemdeki herhangi bir katılımcıya manevi etki aktarabilirim.

Bu yükselme, başkalarıyla doğru bir şekilde bağ kurmamı ve onlarla aynı seviyede etkileşimde bulunmamı sağlar.

İletişimin benim tarafım, modemlerimizde olduğu gibi, diğer kişinin iletişimi ile uyumlu olmalıdır. Ancak esasen, birleşik bir sisteme girdiğimizde, tüm bunlar üst güç tarafından uyumlu hale getirilir. Işık tüm frekansları eşitler.

Maneviyat Algısı Egoizmi Yıkarak Gerçekleşir

Soru: Sürekli küresel sistemden bahsediyorsunuz. Ancak insan bilinçaltında, küresel bir sistemde ailenin ve her şeyin iyi olması gerektiğini anlar.

Anlaşılan o ki, insan farklı bir duygu içindeyse, kendini değil, etrafındaki insanları önemser ve bundan büyük haz alır. Bu doğru mu, değil mi?

Cevap: Egoizmi mi haklı çıkarıyorsunuz? Elbette, egoistçe haz almak çok hoştur ve bunun için kendinizi parçalamanıza gerek yoktur.

Bütün sorun, bunun gerçekten mümkün olmamasıdır. Hayal kırıklığı gelir, boşluk, içinde kalınması imkânsız durumlar gelir. Yaradan kasıtlı olarak hayatımızı mahveder.

Soru: Öyleyse maneviyat hissi her zaman kırılma yoluyla mı gelir?

Cevap: Kesinlikle! Başka nasıl olabilir ki?! Sonuçta, kendinizde tamamen farklı duyu organlarını ifşa etmelisiniz, almaktan değil, ihsan etmekten haz alacağınız duyu organlarını.

Tüm dünya, insanlığı ıslaha getirmek için yaratılmıştır. Bu nedenle, gerekirse zorluklar da yaratılır.

Ve eğer kişi kendisi için zorluklar yaratıyorsa, ona bunları dayatmaya gerek yoktur. Yani, kendisi kendini ıslah etmenin yollarını arıyorsa ve egoizmini tersine çevirmek için onu tanımlamaya çalışıyorsa, onu dövmeye, iğnelemeye veya ona engeller yaratmaya gerek yoktur.