Category Archives: Maneviyat

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 141

Soru: Eğer Hisaron beni duaya, Yaradan’la birleşmeye yükseltirse, bu iyidir. Islahın sonuna kadar böyle olsun. Ya da, yine de dostlarımın benim için yükseldiği derslerde, onların bir araya gelmelerinin önemini mi görmeliyim?

Cevap: Bütün bunları kendiniz toplamalı ve yükseltmelisiniz.

Soru: Rabaş’ın 24. mektubunda şöyle bir ifade var: “Ve Yaradan bize maddi ve manevi olarak yardım etsin.” Yaradan’ın bize dünyevi olarak yardım ettiğini söylediğimizde bunu anlıyorum. Bize manevi olarak “yardım etmek” ne anlama geliyor? Bu ne tür bir umuttur?

Cevap: Bu, O’nun bize doğru arzuyu vermesi içindir.

Soru: İnsanın Yaradan’la ve Yaradan’ın insanla olan ilişkisine değer vermek ne anlama geliyor?

Cevap: Böylece aralarındaki ilişki dolaysız olur.

Soru: Çok fazla darbe alıyoruz ve çok fazla dua ediyoruz. Duaların niceliğinden nitelikli bir duaya nasıl geçebiliriz? Tek bir darbe almanın daha iyi olduğunu hissediyorum, ama bize ulaşan bir darbe.

Cevap: Nitelik zamanla gelecektir.

Benim Dışımdaki Her Şey Benim Ruhumdur

Soru: Eğer dışarıda olan her şey benim “ben”imse, o zaman her şeyi kendime çekmenin anlamı nedir?

Cevap: Kendinize çekin ve tüm bunların sizin egoizminiz olmadığını ama tüm bunların siz olduğunu söyleyin.

Dışarının siz olduğunu hissedin. Diğeri nedir? Manevi bir bıçakla sizden koparılmış ve size yabancı görünen bir parçanızdır. Size böyle bir yanılsama verilmiştir.

İnsan seviyesindeki niteliklerimiz duyularımızda yabancı olarak görünür. Bedensel olarak hissettiğimiz hayvansal arzumuz, hayvansal dünya biçiminde görünür.

Bedenimizin saçları ve tırnakları olduğu gibi bizim de bitkisel bir arzumuz vardır. Yani arzularımızın bitkisel seviyesi bizim tarafımızdan bitki dünyası olarak hissedilir. İçimizdeki cansız dünya, görünüşte bizim dışımızda var olan tüm mineraller, tüm elementler, yıldızlar ve galaksilerdir.

Aslında etrafımda gördüğüm her şey arzunun dört seviyesinde yer alır. Kısmen içimde var olanları “ben” olarak görürüm ve kendi dışımda gördüklerimi “ben” olarak görmem.

Bu nedenle, dışımda olan her şeyin farkına varmam, kendimi ona bağlamam ve bunun benim için içimdeki parçadan bile daha değerli olan, yakın ayrılmaz parçam olduğunu anlamam gerekir. Ve onu bütünleştirdiğimde, ona bağlandığımda ve onun için geliştirdiğim sevgiyle onu kendime yapıştırdığımda, tam da onun içindeki üst gücü, yüksek yaşamımı ve sonsuz halimi hissedebileceğim.

Ve ben de dışarıdaki tüm bu “ben”e göre sadece küçük bir noktayım. Peki, şimdi içimde ne var? “Ben” ne anlama geliyor? Aslında, var olduğunu düşündüğümüz hayvan bedeni bir yanılsamadır. Ve bir de nokta vardır – ruhun başlangıcı. Ve tüm ruh benim dışımda olan her şeydir.

Ortak Anlaşma Gereklidir

Soru: Onluda bazıları Yaradan’ın sesini duymanın tek yolunun bu olduğu konusunda hemfikir değilken kalpleri birleştirmek mümkün mü?

Cevap: Bu iyi bir şey değil. Herkesin aynı eylemi arzuladığı, gerçekleştirdiği ve aynı sonucu beklediği bir koşula ulaşmalıyız.

Soru: Bazen dostlar onluyla bağ kurmadan Yaradan’ın sesini duyduklarını söylüyorlar. Bu nasıl olabilir?

Cevap: Bilmiyorum. Kişinin önce diğer dostlarıyla ihsan eylemleri yoluyla bağ kurmadan bunu yapabileceğine inanmıyorum.

Soru: Grubun bu koşulu kabul eden kısmı Yaradan’ın sesini duyabilir mi?

Cevap: Onlunun tamamının desteği olmadan bunun başarılması pek mümkün değildir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 12

Ruh Bu Dünyaya Düştüğünde, “Kalpteki Nokta” Ne Zaman Uyanır?

Ruh ancak dört seviyeden geçtikten sonra (ve bölünme her zaman dörde ayrılır) beşinci seviyeye, diğerlerini kapsayan Keter seviyesine ulaşır. O zaman ruh yeni bir arzuyla karşılaşır: “kalpteki nokta”. Pek çok enkarnasyonla bir arınma sürecinden geçtikten sonra, bizi maneviyata bağlayan bu arzuyu, “kalpteki noktayı” ediniriz çünkü bu arzu, biz insanlara değil manevi dünyaya aittir.

Bu arzu yukarıdan, manevi dünyadan geldiği için, bu dünyadaki hiçbir şey onu geliştiremez. Sadece Kabala çalışması sırasında üzerine parlayan ışık bunu yapabilir. Eğer bu arzuyu manevi dünyanın bir Kabalisti tarafından manevi bir kaynaktan yazılmış manevi gerçekliği anlatan kitapları okuyarak geliştirirsek, o zaman ışık içimizdeki kıvılcıma, kalpteki noktaya ulaşır ve bu da kıvılcımın canlanmasına, genişlemesine ve gelişmesine neden olur. Kabala bilgeliği olmadan bu kıvılcımı beslemek ve geliştirmek mümkün değildir.

Kalbimizdeki noktayı aldığımız andan itibaren, her şey bize bağlıdır. Önceki enkarnasyonlarımızda, hayvani arzumuz gelişti ve tüm dünya önümüzde açıldı. Dünya ve toplum, alma arzusunu geliştirmek için yakıt ve zorluklar sağladı. Kalpteki nokta bir kez uyandığında, bu dünyadaki hiçbir şey onu geliştirmemiz için bizi teşvik edemez ve kendimizi onu besleyecek uygun dostları ve kitapları ararken buluruz.

Kabalistlerin görevi, özellikle de şimdi, kalpteki noktası uyanmış olan her kişiye ilerleme için kitaplar ve kaynaklar sağlamaktır. Üst dünyadan yazılı materyalleri dağıtmanın amacı budur. Bunu yapmadan, manevi olarak gelişmek için hiçbir aracımız yoktur. Gerçekten de pek çok insan bu dünyada bu tür kaynaklardan yoksun oldukları için acı çekmektedir. Neden acı çekiyorlar? Çünkü bu kaynaklar onlara ulaşmamıştır. Neden onlara ulaşmadılar? Her şeyin bir sebebi vardır ama nihayetinde bu, Kabala ile meşgul olanların rolüdür.

Kendiniz Hakkında Daha Az Düşünün

Soru: Kabalistlerin bir zamanlar yaptığı gibi, uzak gruplar bir öğretmene nasıl dâhil olabilirler?

Korkarım ki ortak gemiyi kaçırmak olası ve gemi uzaklaşacak ve bir sonraki hayatta bazı belirsiz koşullarda yeniden doğmak zorunda kalacağım.

Cevap: Öncelikle bir şeyleri kaçırmaktan, kaybetmekten ve geç kalmaktan korkuyor olmanız iyi bir şey. Öte yandan, eğer bu yerdeyseniz ve tüm gücünüzle dostlarınızla birleşmeye çalışıyorsanız, kesinlikle başarılı olacağınızdan emin olmalısınız. Bu ikincisi.

Üçüncüsü, başarı; elde ettiğiniz, kazandığınız, hissettiğiniz, fark ettiğiniz ve gördüğünüz şeylerden ibaret değildir. Başarı, her an Yaradan’a memnuniyet getirmeyi düşünmeye çalışmaktan ibarettir.

O zaman kendinizi, nasıl başarılı olacağınızı, zamanınız olup olmayacağını ya da bu dünyada tekrar doğup doğmayacağınızı daha az düşünürsünüz. Tüm bu egoist sorular sizi endişelendirmeyecektir çünkü Yaradan’a olan özleminiz bunların üzerinde olacaktır.

Birinin Koşulu Herkesin Koşulunu Yansıtır

Soru: Onluda dostlarımızdan birisi düşerse ve biz de bunu hissedersek ona nasıl yardımcı olabiliriz?

Cevap: Eğer bir dost kötü bir manevi koşuldan geçiyorsa, ona destek olmalıyız.

Her birimizin, kendimiz için değil grup için bir manevi koşul deneyimlediğimizi anlayın. Koşullarımızda inişler, çıkışlar ve değişimler yaşarız çünkü buna sadece kişinin değil tüm grubun ihtiyacı vardır.

Dolayısıyla, bir dostuma baktığımda onun düşüşte olduğunu görürsem, o düşüşte değildir. Onun aracılığıyla tüm grup bu düşüş üzerinde çalışmalı ve onu kaldırmalıdır. Ve böyle her birimiz aracılığıyla. Düşüş ve yükselişleri tüm gruba birlikte verilmiş olarak algılamalıyız. Maneviyatta biz bir olmak için çabalıyoruz.

Bir dostuma bakıp onun düşüşte mi yoksa yükselişte mi olduğunu nasıl söyleyebilirim? İşte bizim olduğumuz yer orası! O bunu tek başına deneyimliyor çünkü biz henüz birleşmedik. Ve birleştiğimiz ölçüde, herkesin tüm düşüş ve yükselişlerini birlikte hissedeceğiz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 11

Yılan Ve Adam Arasındaki Karşılaşma

İnsan birçok reenkarnasyon geçirir. Her seferinde, ruhuna almak için ek bir arzu giydirilir. Bu sürece “bir bedene bürünmek” denir. Ruh tekrar tekrar “reenkarnasyon” olarak bilinen bu tür koşullardan geçer ve böylece güç, zenginlik, onur ve bilgi giysileri aracılığıyla çeşitli biçimlerde alma arzusunu giderek arttırır. Bu giysiler ruh için gereksizdir. Bunlar yalnızca haz alma arzularıdır. Asıl soru şudur: bu hazzın kaynağı nedir?

Ruh bir bedene bürünmüş olduğundan, ışığın bu farklı giysilerden -güç, kontrol, para, onur ve bilgi- geldiğini algılar gibi görünür. Işık belirli bir şekle bürünür ve belirli bir arzu giymiş olan ruha ulaşır. Şimdi maddi arzulara bürünmüş olan ruh, bu giysiler içinde fiziksel formlara bürünmüş olan ışıkla karşılaşır. Başka bir deyişle, kendimizi “bu dünyada” buluruz.

Eğer hem ruh hem de ışık fiziksel giysiler giymişse, buna “materyalizm” denir. Arzularımızı tüm giysilerden -onur, zenginlik, bilgi, seks ve benzeri örtüler olan haz arzularından- ve hatta hazzın kendisini örtülerinden sıyırırsak, buna “maneviyat” denir.

Ruhun çıplak, bedensiz ya da kabuksuz olmaya hazır olması ve ayrıca hazzın açığa çıkması, dört seviyede ilerlemeyi ve büyümeyi gerektirir: bu dünyanın cansız, bitkisel, hayvansal ve konuşan. Tüm bedensel arzuların ve hazların deneyimlenmesini içerir: aile kurmak, yemek yemek, dinlenmek ve özellikle de seks arzusu. Daha sonra, tüm sosyal zevkler boyunca ilerlemelidir: zenginlik, onur, kontrol ve bilgi.

Ruhta Boşluk Varsa Ne Yapmalı?

Nazarbay soruyor: “Ruhta boşluk olduğu zaman ne yapmalı?”

Cevabım: Onu doldurun. Ruhta boşluk olduğunda, bu ruhu ışığa açmak gerekir ve o da onu dolduracaktır.

Ruhunuzu ışığa açtığınızda, bu doyumu Yaradan’dan beklersiniz. Sanki O’na uçuyormuşsunuz ve O’ndan her şeyi kabul etmeye hazırmışsınız gibi O’na doğru çabalarsınız. O zaman, O ruhunuzu ıslah eder ve onu ışığıyla doldurur. Ve bu Yaradan’ın bir kişiye ifşasıdır.

Soru: O’ndan gelen her şeyi kabul etmeye hazır mısınız?

Cevap: Evet.

Soru: Kesinlikle her şeyi mi?

Cevap: Bu noktada hiçbir şey kalmaz, hiçbir koşul kalmaz.

Soru: Yani; bunu kabul ediyorum ama şunu kabul etmiyorum, diye ayırmıyor musunuz?

Cevap: Asla.

Soru: Ne olursa olsun, her şeyi mi?

Cevap: Her şeyi! Çünkü siz Yaradan’ın önündesiniz. Burada hiçbir ön koşul yoktur.

Yorum: Ama sonra her türlü korku devreye giriyor: “Allah korusun, ya böyle bir şey olursa?”

Cevabım: Önemli değil. Her ne olursa olsun. Sadece uçuruma doğru ilerleyin. Hepsi bu. Ve bunun üst dünyaya giriş olduğunu fark edersin.

Karşılıklı Garanti Koşulunun İşaretleri

Soru: Karşılıklı garantiye egoistçe girmeye başladığımızı söyleyebilir miyiz?

Cevap: Tabii ki, sadece egoistçe.

Soru: Bu karşılıklı garanti bizi Yaradan’a doğru nasıl ilerletiyor?

Cevap: Sadece egoizmi kullanarak ilerleyemeyiz. Ama şimdilik sahip olduğumuz tek güç budur. Henüz başka bir şeye sahip değiliz! Hemen ihsan etme, sevgi ve birbirinizle bağ kurma seviyesine mi atlamak istiyorsunuz? Nereden?

Bütün bir merdiven var ve bu merdiveni tırmanarak, genel olan benim kişisel “ben ”imden daha yüksek olduğunda, doğru bağı, ihsan etme arzusunu yavaş yavaş biriktiririz. Bu hemen gerçekleşmez, ancak yüksek ışığın etkisi altında gerçekleşir.

Soru: Onlunun karşılıklı garanti durumunda olmasının sonucu nedir?

Cevap: Eğer kendinizi değil de onluyu hissediyorsanız, onluyu dikkate alıyorsanız, birlikte düşünüyorsanız, sanki kendi içsel yaşamınız yokmuş, sadece ortak bir yaşamınız varmış gibi birlikte arzuluyorsanız ve aniden onludan ayrıldığınızda oksijen kaynağınız kesilmiş gibi hissediyorsanız, o zaman bu karşılıklı garanti (Arvut) koşuludur.

İki Tür Dünya Görüşü

Yorum: Sıradan bir insan, bu dünyada her şeyi kendisinin yaptığını düşünür: “Ben çok muhteşemim, çok mükemmelim, çok harikayım.” Ancak Kabala’da kişi bir sistem tarafından etkilendiğini fark eder. Bu sistemi hissetmeye başlarlar ve onun kendileri olmadığını anlarlar. Bu şekilde, kendilerine erişmeye başlarlar.

Bu iki katman arasındaki büyük farktır: dünyanın dışsal algısı ve Kabala çalışan bir kişinin doğasında olan içsel algı.

Cevabım: Evet, bu doğru. Ancak bu konuda konuşmak benim için zor çünkü dünyayı diğerlerinden biraz daha farklı algılıyorum. Bazen sadece algıladıklarını hisseden bir kişiyle bağ kurmak benim için zor oluyor. Artık böyle bir koşulu hayal bile edemiyorum.

Felsefemi, dünya görüşümü ve duygularımı açıklamak için onlara yaklaşmaya çalışıyorum. Ancak, kural olarak, bunda pek başarılı olamıyorum. Bu çok zor. Bunu tüm Kabalistlerde görüyoruz.

Sonuçta, dünyamızdaki bir kişi manevi bir algılama organından yoksundur. Bu nedenle, onları bir çocuk gibi “oyuncaklarla” ve “şekerlemelerle” çekeriz, ta ki onlar kendi gelişim süreçlerine katılmaya başlayana ve üst dünyayı kendi içlerinde hissetmeye başlayana kadar.