Category Archives: Karşılıklı Sorumluluk

Hayat Dersleri

Soru: Her birimiz hayatta zor anlar yaşıyoruz. Sonra kendimize bir soru soruyoruz: “Bunu neden hak ediyorum?” Karmik yasalar gerçekten var mı ve her kişi başına gelenleri hak ediyor mu?

Cevap: Bu kısmen doğrudur ve kısmen değildir. Her insanda ruhunun bir kaynağı vardır. Belli bir dizi özellik ile doğar ve önceki döngüleri deneyimlerine sahiptir. Ve şimdi onlara devam etmeli ve varlığının amacına ulaşmalıdır: Yaradan’la tam benzerliğe ulaşmak.

Bunun için, kişinin başlangıç noktası geçmiş döngülerinde bir yerde kaybolur ve gelecek döngülerinde bitiş noktası kaybolur. Ve şu anda o, belli bir planı yürütmektedir. Bu nedenle, başına gelen her şey kazara olamaz. Bütün bunlar tamamen önceden belirlenmiştir. Bu şekilde kişi, hedefe yönlendirilir.

Soru: Her insan bundan bir ders almalı mı?

Cevap: Evet, eğer almak isterse. Bunun için çabalarsa, o zaman ona yukarıdan yardım edilir, kendisine belli bir çevre verilir ve daha sonra bu dersleri öğrenebilir ve oldukça bilinçli hareket edebilir.

Soru: Bugünkü duruma göre, insanlık bu dersi öğrendi mi? Koronavirüs ile olan durumdan ne anlamalıyız?

Cevap: Şimdi bir pandemi dalgasından geçmekte olan bizim dünyamız, bütünsel bir sistemdir. İlk defa bu, tüm gezegenden geçiyor. Tarih boyunca, dünyada istisnasız herkese dokunacak hiçbir şey olmamıştır.

Bizlere dünyamızın tamamen bütünsel, kapalı bir sistem olduğu gösterilmektedir ve bu nedenle kendimizi tamamen içsel dengeye getirmeliyiz.

COVID-19 Günlerinde Bilmemiz Gereken 5 Şey (Linkedin)

Kimse onu anlamıyor. Nereden geldiğini, nasıl yapıldığını, amacının ne olduğunu, bizi nasıl etkilediğini, neden bu şekilde etkilediğini, hatta bir yolu varsa ondan nasıl kurtuluruz, gerçekten kimse bilmiyor. COVID-19 bizi köşeye sıkıştırdı, kendi merhametine göre ve bizler sadece birinin gelip bizi kurtarmasını bekliyoruz.

Ama gerçekte, bu az önce belirtilen soruları cevaplamaktan daha büyük bir sorunumuz var. Bizim sorunumuz virüse karşı tutumumuzdur, çünkü tavrımızı değiştirirsek, tehlikeyi bir lütuf haline getiririz. Aşağıda tutumumuzu değiştirmek ve bunu bir nimet haline getirmek için bilmemiz gereken beş şey var.

1. Bilmemiz gereken ilk şey virüsün vücudumuzdan daha da fazlasını etkilediğidir. Belirgin fiziksel etkilerinin yanı sıra, bizi duygusal ve zihinsel olarak da etkiliyor. Virüs, psikolojimizi değiştiriyor. Bizi karantinaya zorladı ve doğru kabul ettiğimiz birçok değeri yeniden değerlendirmemizi sağladı. Her an bir şeyler satın almamanın ya da alışveriş fırsatlarını aramamanın sorun olmadığını gösterdi. Çevremizdeki insanlara, anne babamıza, çocuklarımıza, eşlerimize ve dostlarımıza karşı gözlerimizi açtı. Ne kadar sabırsız olduğumuzu, ne kadar yardımsever olup olmadığımızı ve akrabalarımızı ne kadar önemseyip önemsemediğimizi gösterdi.

2. COVID-19 karşılıklı sorumluluğun öğretmenidir. Hasta hissetmesem, genç, güçlü ve sağlıklı olsam bile, taşıyıcı olabilirim ve virüsü o kadar genç, güçlü, sağlıklı olmayan ebeveynlerime veya büyükanne ve büyükbabalarıma iletebilirim. Bu nedenle, onlara sarılıp öpmekten veya bazı işleri yapmak istediğimde çocukları onlarla birlikte olmaya göndermekten kaçınmalıyım. Ve bunu virüsü yakalamak istemediğim için değil, onlara iletmemek için yapmalıyım. Yetkililer virüsü başkalarına, tüm yabancılara iletmemek için, dışarı çıktığımda bu yaklaşımı uygulamam gerektiğini söylüyor! Bu tamamen yeni bir sosyal yaklaşımdır, ancak yine de aşırı bulaşıcı virüsler günümüzde hayati önem taşımaktadır.

3. Bilinmesi gereken bir diğer önemli şey de virüsün ekonomiyi yeniden yapılandırdığıdır. İster beğenin ister beğenmeyin, o, tüketimciliği öldürüyor, kapitalizmi yok ediyor ve NY Times köşe yazarı Thomas Friedman’ın “kalplerle ve kalpler arasında daha fazla değer yaratan” işler dediği şeyi tanıtıyor. Bu, 20 yüzyıl komünizmi veya sosyalizm değildir. Herkesi aynı şekilde gören bir ekonomi değildir.  Aksine, herkesi benzersiz olarak görmekte ve herkesin benzersiz becerilerinden ve yeteneklerinden faydalanmaya çalışmaktadır. Buna göre, toplum,  her bireyin katkısını tanır ve toplumu yaşamak için daha iyi bir yer yapma çabalarından ötürü takdir ederken, her bireyin kabiliyetlerini ve yeteneklerinin gelişimini destekler ki  kişi, o zaman toplumu bir bütün olarak geliştirmek için mutlu bir şekilde çalışır. Böylece toplum, hem insanların katkılarından faydalanır, hem de insanlar mutlu bir şekilde katkıda bulunur çünkü bu onları güçlendirir, hayallerini gerçekleştirir ve onları insan olarak değerli ve faydalı hissettirir.

4. Koronavirüsü bizi iş piyasasında radikal değişiklikler yapmaya götürecektir. Maddi düzeyde toplum, insanların temel ihtiyaçları ile ilgilenecek; yiyecek, su, barınak, sağlık, eğitim, hatta eğlence için endişelenmelerine gerek kalmayacaktır. Topluma katkısı, herkese hammadde üretimi ve temini olacak insanlar olacaktır. Halkın geri kalanı boş oturmayacak, Friedman’ın söylediği gibi, sosyal dayanışmayı ve uyumu arttırarak “kalpleriyle değer” yaratmakla meşgul olacaklardır.

5. Yeni Koronavirüs pandemisinin nihai sonucu, insanlarının temel ihtiyaçlarını zahmetsizce alan, gün boyu birbirleriyle sosyalleşen, birbirleriyle ve doğa ile barış içinde yaşayan bir toplum olacaktır. Aşırı alışveriş artık insanları memnun etmeyeceğinden, ihtiyaç duyduklarından fazlasını tüketemeyecekler ve gezegenin kaynaklarını yok etmeyecekler. Doğa iyileşecek, iklim dengeye dönecek ve insanlar kendi aralarında ve tüm doğayla birleşmiş hissedecekler.

Son Neslin Zamanı Geliyor

Yorum: Şu anda Koronavirüsten sonra ne olacağı konusunda çok fazla spekülasyon var. Çoğunlukla iş olmayacağı gerçeğinden çok fazla korku var. İnsanların şu anda parası yok. Yeni virüslerden korkuyorlar, evlerini terk etmekten korkuyorlar, çocukları anaokullarına vb. göndermekten korkuyorlar.

Anketler, az sayıda insanın tünelin sonunda ışık gördüğünü gösteriyor. Kabalistler bunun “son neslin” zamanı olduğunu söylüyorlar.

Birçok insan bu “son” nesil kelimesinden korkuyor. Sonuçta, son ondan sonra hiçbir şey olmayacağı anlamına gelir.

Lütfen sıradan insanlara son neslin ne olduğunu açıklayın.

Cevabım: Son nesil koşulunda, yavaş yavaş kendimizi bir sonraki koşula, ruh koşuluna geçmeye hazırlıyoruz. Bunu yapmak için fiziksel olarak ölmek gerekli değildir, sadece yaşamaya başlamak, manevi bağ koşulunun içinde var olmak gereklidir.

Son neslin işareti, insanlığın, egoizmini ıslah etmeye ve ondan kurtulmaya yaklaşmış olmasıdır.

Tüm maddi ve egoistik değerleri sürdürmemiz gerekmeyecek. Artık maddi değerlere, maddi hayata dikkat etmeyeceğimiz noktada, sakin, basit bir şekilde var olabileceğiz. Sadece maneviyata doğru yani aramızdaki bağa doğru yöneleceğiz. Aramızda sadece karşılıklı bağa değer verdiğimiz bir koşula geleceğiz.

Dostlardan daha fazlası olmak için, hatta tek bir bütünden daha fazlası olmak için birlikte çalışmaya başlayacağız.

Soru: Sizce insanlık şimdi bu yönde ilerliyor mu?

Cevap: Kesinlikle net bir şekilde görüyorum. Dahası bu hareket oldukça yoğundur.

Soru: Doğanın bu bağa gelmemizi sağlayacağını söylüyorsunuz. Eğer buna direnirsek, bizi sürekli zorlayacak. Bir kişinin bunu hissetmesini nasıl sağlarım? Tamamen bir egoist olduğunu hissetmesi mi gerekiyor? Önemli olan şey bu değil mi?

Cevap: O bunu ilerledikçe hissedecek. Bir yandan, başkalarına yakınlaşması için baskı hissederken, diğer yandan bunu yapmaya başladığında, egoizminin direncini hissedecektir. Bağ kurmasını engelleyen şeyin egosu olduğunu anlayacak. Kişi nerede olduğunu, egoizminin nerede olduğunu bile bilmiyor.

Soru: Son neslin yasaları nelerdir?

Cevap: Prensip olarak, bunlar birlikten gelen yasalardır.

Soru: Kişi başka bir çıkış yolu olmadığını anlamalı mı?

Cevap: Kesinlikle! Başka seçeneğimiz yok. Zaten yola çıktık. Artık geri dönüş yok.

Soru: Yani şimdi görevim bununla hemfikir olmak, kabul etmek ve yavaş yavaş düzgün bir şekilde bu bağa doğru ilerlemek, onun hakkında konuşmaya ve düşünmeye başlamak mı?

Cevap: Kesinlikle. Var olan her şeyin entegre bir şekilde birbirine bağlı olduğunu anlayın. Ve birbirimizle ve doğanın geri kalanıyla karşılıklı olarak bağ içinde olmalıyız. Birbirimizi “kurtlar koyunlarla yaşayacak”, kadar çok sevinceye dek, görevimizi gerçekleştiremeyeceğiz.

Başka bir deyişle, tüm doğayı, insanlar birbirlerinin bakımını üstleneceği için, doğanın tümünün birbiriyle ilgileneceği karşılıklılık ve sevgiye yönlendirmeliyiz.

Soru: Her şey insanlarla mı başlar? Bu en üst mü? Bir kişi bu duruma ulaşır ulaşmaz, her şey çözülecek mi?

Cevap: Evet. Doğadaki bütünlüğe doğru gidersem, bütün doğa integral hale gelir.

Kişi bunu zaten virüsten görebilir. Ve virüs gitmemize izin vermiyor, bu yüzden, bu işten çıkabileceğimizi düşünmüyoruz. Bizler sadece küresel integral etkileşime doğru gitmeliyiz. Orada doğru, iyi, kolay bir varoluş bulacağız. Yani, burada kendimizi yeniden yapılandırmamız gerekiyor.

Soru: Kendimizi yeniden inşa etmemiz için insancıl, sevgi dolu bir doğa bizi büyük acıya götürebilir mi?

Cevap: Bizler, egoistler olarak değişmek istemiyoruz. Bize öyle geliyor ki, insancıl ve sevgi dolu doğanın bizi olduğumuz gibi kabul etmesi gerekiyor. Doğa bizi nihai, ıslah olmuş koşulumuzun tam tersi olarak yarattı ve bu koşullar arasındaki farkı öğrenip anlayabilmemiz için, yavaş yavaş bizi buna getiriyor. Ve sonrasında yetişkinler olacağız.

Twitter’da Düşüncelerim / 25 Temmuz 2020

Kabala’ya göre, gerçekten egoizmden özgecilliğe yeni bir kuşağa geçiş yaşıyorsak, pandemiye karşı tek kesin çözüm insanlar arasında ve özellikle İsrailliler arasında iyi bir yakınlıktır. Toplumun ve hükümetin odaklanması gereken budur!

Hepimiz bir tür karşılıklı anlayışa ve yakınlığa duyulan ihtiyaçtan geri püskürtülürüz, fakat doğa bizi acıyla ona zorlar. Kabala öğrencileri herkese geleceğimizin yakınlığımızı kucaklmaya bağlı olduğunu açıklamakla yükümlüdür.

Aksi takdirde, ona geçiş kanlı olacak! Gelecek yakın!

İnsanlar, Koronavirüs’ün bizi zorladığı karşılıklı yakınlık ihtiyacını fark etmiyorlar fakat bizler bundan bahsetmeliyiz ve öğretmenlerimizin-Kabalistlerin kaynaklarını incelemeliyiz – bu toplumu hazırlayacak ve bizi yükseltecektir.

Sosyal Salgın İçin Aşılama (KabNET)

Kaygıyı, bilinmeyenden daha güçlü bir tetikleyici yoktur. Ve bizler şu anda bilinmezliğe doğru zorlu bir dönemden geçiyoruz.

Bu bizi korkutuyor. Kafa karışıklığı, karantina ve endişe, COVID-19’un yansımaları nedeniyle Amerikan akıl durumuna yönelik bazı tehditlerdir. Uzmanlar durumun sosyal bir salgına yakın olduğuna inanıyorlar. Bu çalkantılı sularda, su üzerinde kalmanın tek yolu bir destek ağı aracılığıyla, insan bağlantısı yoluyla kaygıya karşı bir bağışıklık sistemi inşa etmektir.

Gerçekte, sayısız gizli nedenlere dayanan, toplumumuzun çeşitli yönlerine olan güveni kaybettiğimiz, öngörülemeyen ve kontrol edilemeyen birçok unsur var. Bu insanları endişelendiriyor.

Elli yıl önce, gelecekten bu kadar korkmuyorduk. İlerleyeceğimizi ve her şeyin daha iyi olacağını düşündük. Şimdi yarının ne getireceğini ve çocuklarımız için bir şeylerin iyileşip iyileşmeyeceğini bilmiyoruz. Bu artık bir spekülasyon değil, görüyoruz ki dünya geriliyor. Yaklaşmakta olan sıkıntılar konusunda gerçek bir korkuyla karşı karşıyayız.

Kişi doğal olarak gelecekteki ihtimalleri bilmek ister; aksi halde şimdiki zamanda nasıl hareket edeceğinden emin olmaz. Geçmişte çoğu insan hayatlarının akışının ne olacağını büyük ölçüde düşünebilirdi. Hayat sade, toprağa yakın, mevsimlerin rehberliği eşliğinde ve doğaya yakındı.

Yıllar geçtikçe, doğanın yaşamın kökü olarak, içinde bulunduğumuz yüce sistem olarak algılanmasından uzaklaştık. Kendimizi birbirimizden uzaklaştırdık, bireysel başarıları yücelttik ve büyüyen egoizmin bize hizmet etmek için yaratıldığını hissetmemize sebep olan, acımasız rekabeti teşvik ettik.

Bundan sonra ne olacağını bilmiyoruz. Bizi neyin etkilediğini veya nasıl doğru bir şekilde tepki vereceğimizi bilmiyoruz. Doğadan uzak ve toplum olarak parçalanarak, sürekli belirsizliğin içine düştük.

Giderek dünyayı etkileyen şoklara alışmaya devam ederken, gerçekte hangi gücün hareket ettiğini ve tüm bu olayları bize getirdiğini merak ediyoruz. Çevremizdeki her şeyin kaynağını bulmaya çalışmak ve bunun doğa olduğunu anlamak, bizim için belirsizlik unsurunu gerektirir. Bu, bizi ona benzer hale getirmeye, birbirine bağımlı ve karşılıklı olmaya zorlayan aynı kuvvettir.

Muazzam acılar ve sıkıntılar aracılığıyla, güçlü ve anlamlı insan ilişkilerinin kalesi inşa etmenin önemini yavaş yavaş kabul ediyoruz. Bu önermeyi içselleştirdiğimiz ve bağlantılarımız üzerinde çalışmaya başladığımız için, sıcaklık ve şefkati, destekleyici düşünceler ve başkaları için endişeyi doğuruyoruz. Bu eylemler geleceğe olan güvenimizi artıracak ve mevcut belirsizlik durumumuzda bizi güvenli bir şekilde yönlendirecektir.

Gelecekteki toplum, insanların aralarında bağ kurmak için yaşadıkları bir toplum olmalıdır çünkü bağın içinde neşe ve bütünlüğü keşfedeceklerdir.

İnsanlar sosyal varlıklardır. Topluma o kadar bağlıyız ki, kıtlık ve korku hissettiğimizde, o bizlerin güvenli cennetimiz olmalıdır. Güven duygusu, karşılıklı garanti veren bir çevre yaratmalıyız. Sosyal salgının iyileşmesi için gereken tek şey budur.

Ortak İpliklerle Bağlı (Linkedin)

Her şey ortak ipliklerle birbirine bağlıdır. Demir, Dünya ‘ dan ve yıldızlardan gelir ve kanımızda oksijen taşımaya yardım ederek bize hayat verir. Bakteriler, yaklaşık 2.5 milyar yıl önce fotosentez yoluyla oksijen üretmeyi öğrendiler ve bu da sonunda insanlığın evrimini sağladı. İnsanlık on binlerce yıl boyunca gelişti ve günümüz bebekleri insanlığın birikmiş bilgisiyle doğmaktalar.

Aslında, doğum veya ölüm yoktur, ancak aynı varlığın tüm gerçeklikten oluşan sürekli bir gelişim süreci vardır. Kabala’nın “ruh” dediği varlık tüm özelliklerimizi, hislerimizi, deneyimlerimizi ve düşüncelerimizi içerir.

Her şey ortaktır. “Biz” olarak gördüğümüz şeylerin hiçbiri gerçekten kişisel değildir. Benliğimizi korumak için mücadele etmek yerine, ortak ruha bağlanmalı ve tam bağlı olmamızın sistemini hissetmeliyiz. Ve bu olmadan, tek bir varlık gibi yalnız hissederiz. Ancak bu, gerçek durumumuz hakkında yanlış bir fikirden başka bir şey değildir.

Gerçekte, bize başkalarından gelmeyen ve bizden tüm insanlığa ve tüm evrene gitmeyen tek bir hücre, düşünce, arzu veya dürtü yoktur. Egomuz olmasaydı hepimiz bunu hissederdik. Egoizm, hakkaniyet, ayrılık ve başkalarından yabancılaşma hissi, bu bütün bağlılığı deneyimlememizi engelliyor. Birlikteliğimizin mutlak bilinci yerine, tamamen karanlığın içinde, egomuzun duvarlarıyla çevriliyiz.

Ama biz bu şekilde kalmaya mahkum değiliz. Kaderimizde bu duvarları yıkıp, bilinçli insanlar olmak var. Bu yüzden toplum bize verildi, böylece birbirimizle bağ kurarak “pratik” yapabiliriz. Aramızda şefkatli bağlar kurmaya çalışırken, gerçekliği oluşturan önceden var olan bağları taklit ediyoruz ve böylece onları hissetmeye başlıyoruz.

Gerçek bilgelik, bilgi biriktirmekten değil, başkalarından gelen bilgiler, bize ve bizden başkalarına akarken, diğerleriyle bağı güçlendirmekten gelir. Öğrenmemiz gereken tek beceri başkalarını sevme zanaatıdır ve o zaman dünyanın tüm bilgisi kalbimizde ve aklımızdadır. İşte bu yüzden tüm sorunlarımızın çözümü samimi bağlarda, önemsemede ve karşılıklı sorumlulukta yatmaktadır. Bu duygular ve bu tutum bize sadece sosyal dayanışmayı değil, egoist benliklerimizle sınırlı kaldığımız sürece hayal bile edemeyeceğimiz bilgi ve farkındalığı kazandıracaktır.

Koronavirüs – İçsel Yakınlaşmaya Doğru Bir İtiş

Soru: Bugün doğa bizi Koronavirüs vasıtasıyla ayırıyor. Teoride, içsel doğamızı göz önünde bulundurduğumuzda, bundan haz almamız gerekiyor gibi görünüyor çünkü herkes bireyselliğini göstermek için kendine özgü olmak ister.

Öte yandan, iletişim için çabalıyoruz, karantinadan çıkmak ve hayata eskisi gibi başlamak istiyoruz. Bu çatışmanın özü nedir?

Cevap: Öncelikle, dönemimizin hali hazırda Koronavirüs sonrası olduğuna inanmıyorum. Onu henüz geride bırakmadık ve ne zaman geride bırakacağımız bilinmiyor.

Koronavirüs mutasyona uğramakta, bütün virüsler ürer ve çoğalır, ortaya çıkar ve kaybolur. İnsanlar tekrar hastalanıyor gibi görünecek, ama aslında bu virüsün biraz farklı varyasyonları kendilerini bu şekilde gösterecekler. Çok yakında değil ama yine de virüsle ayrılacağız.

Öte yandan, virüs bizleri çok fazla ayırdı. Yavaş yavaş, fiziksel olarak birbirimize yakın olmaktan bizleri vazgeçirdi. Şu anda halka açık yerlerde: postanede, marketlerde, gişede vb. sıranın nasıl olduğunu görüyorum. Kimse birbirini sıkıştırmıyor. Aksine, herkes birbirine dayanmadan, mesafeli durmaya çalışıyor.

Genel itibariyle, bu övgüye değerdir çünkü geçmişte birbirimizin tepesine binme istekliliğimiz, kötü, nezaketsizdi ve birbirimize yakın olduğumuza dair yanlış bir fikir dışında, hiçbir şey vermedi.

Bugünkü durum daha kibar ve yardımseverdir. Bu arka plana karşısında, birbiriniz arasında gerçek bir yakınlaşma geliştirebilir ve gerçekten daha yakın olabileceğinizi, ancak içsel olarak, daha yararlı, sosyal, fakat farklı –  daha hassas, vücudun dışsal hareketlerinden değil, kalpten gelen bir dalgada olabileceğinizi hissedebilirsiniz.

Bu nedenle, Koronavirüs iletişimlerinden birçok olumlu, sağlıklı belirtiler görüyorum. Sonuçta virüs, içsel olarak yaklaşmamız gerektiğini göstermeli ve sonrasında aradığımız şifayı bulacağız.

Bu, arzularımızın gelişiminde yeni bir evrimsel aşamadır.

Virüs Değil Gelişmiş Bir Yazılım (KabNET)

Gelişmiş bir yazılım gibi, COVID-19 bizi işletmekte ve bizi içten değiştirmektedir. Virüs, insan olarak gelişimimizi öne çıkarıyor ve bizler, bencil insan ilişkilerimizi düzeltene kadar salgının devam eden dalgalarını yaşamaya devam edeceğiz.

Doğanın programı ile uyum sağlayana kadar etrafımızdaki durum değişmeyecek.

Koronavirüsü aracılığıyla doğa bizi insan bağlantısını yeniden tanımlamak için arkadan itiyor. Ancak, bizler henüz karşılıklı düşünceye, desteğe ve sorumluluğa yönelik insan ilişkilerini geliştirerek, salgınlara doğru bir şekilde yanıt vermedik. Toplum içindeki sektörler arasındaki sürtüşmeleri azaltmadık. Bu nedenle virüs bize tekrar ve tekrar vuruyor. Onun için, etkileşimlerimizi integral, tamamlayıcı bir şekilde düzenlemeye kendimizi zorlamalıyız.

Tıpkı doğanın tüm parçalarının birbirine bağlı olduğu bir sistem olması gibi, insan ırkı da tüm üyeleri arasında bütünleşik bir bağlantılar ağı geliştirmelidir. Ancak içgüdüsel olarak hareket eden hayvanların aksine, tek bir insanlığın eşit derecede hayati parçaları olana kadar, bilinçli olarak bağ kurmaya doğru ilerlememiz gerekir.

Virüs davranışımızı nasıl algılıyor ve yanıtlıyor? Biz ve virüs aynı doğa sistemindeyiz, tüm gerçekliği kapsayan ve tepkilerimize ve içinde olan her şeye cevap veren geniş bir sistemiz. Davranışlarımız sistemden beklenenin tersini yapmaya devam ederse, egoist ve dar görüşlü olmaya devam ederse, doğanın güçleri bizi tekrar hizaya sokmak için, sistemin daha güçlü bir şekilde yanıt vermesini gerekecektir. Davranışlarımızı değiştirmezsek, dünyanın hiçbir yeri pandemi için kalıcı bir tedavi bulamayacak çünkü virüs mutasyona uğrayacak ve tekrar tekrar kendisinin yeni versiyonlarını oluşturacaktır.

İlk ve en önemli sorun insanların birbirlerine karşı düşmanca tutumudur. Bu nedenle, virüs tam olarak bu karşılıklı önemseme noktasında baskı uygulamaktadır. Baştan sona tutumumuzu yeniden yapılandırmadıkça, birbirimize yaklaşmamıza veya normale dönmemize bile izin vermez. Doğanın, bizim ayrı, bağımsız birimler olduğumuzu hissetmemize bakmaksızın, bizi onun tek integral sisteminin bir parçası olarak gördüğünü anlamamız gerekir.

Diğer taraftan, aramızda düzgün bağlar kurarsak, dünyayı tamamen farklı bir şekilde şekillendirebiliriz. Aramızdaki yeni davranışlara ve ifadelere yol açacak, birbirimize karşı önemli bir algı, zihniyet ve tutum hissedeceğiz. Süreci fark etsek de etmesek de, çevrenin etkisi ile tüm içsel dünyamız daha iyiye doğru değişecek.

Sonunda virüsün geçtiği zaman gelse de eskisinden farklı insanlar olduğumuzu, değiştiğimizi keşfedeceğiz. Artık dünyanın bir köşesinden diğerine koşmak ya da piyasaya her yeni bir telefon modeli çıktığında alışveriş merkezlerine hücum etmek gibi bir dürtümüz olmayacak. Hayat daha basit, daha doğal olacak ve memnuniyetimiz esas olarak insanlar arasındaki daha yüksek kaliteli ilişkilerden gelecek.

Çevremizdeki her şeyle daha sorumlu bir şekilde bağ kurma ihtiyacını, dünyamızı mahveden boş materyalist hedeflerin peşinde koşma ihtiyacını anlayacağız. Şimdiye kadar, elde etme ve biriktirme fikri bizi kontrol altına aldı: İnsan her şeyin en iyisini kendi için almak, servet kazanmak ve her ne pahasına olursa olsun kontrol etmek istedi. Daha da geliştikçe, bir insan türü olarak en iyi yaşamımızın, ilişkilerimizi doğanın geri kalanında var olan bütünlükle uyumlu hale getirdiğimizde olacağını keşfedeceğiz.

Bütünlük, insan evriminde bir sonraki adımdır. Bu fikrin benimsenmesi ve içselleştirilmesi ve insanlar arasında gerçekleşmesi, bizi doğanın en güçlü içsel gücünü, doğanın tüm seviyelerini ve güçlerini tek bir bütünsel sisteme bağlayan tek gücü keşfetmeye götürecektir.

Zamanımızın krizleriyle başa çıkamamamız (dünyamızı her alanda ve her seviyede dolduran tüm karmaşa, bölünmeler ve yolsuzluk), gerçekliğin geri kalanını yöneten dengeli sisteme ne kadar zıt olduğumuzu keşfetmemize yardımcı olur. Öğrenme iki yoldan biriyle olabilir: Koronavirüs gibi daha küresel felaketlerin, tek bir sistemin parçası olduğumuzu, birbirimize bağımlı ve birbirimizin kaderini etkilememizi göstermek için bize vuracağı hoş olmayan yolla ya da kendimizi tek bir bütünsel sistem kavramına soktuğumuz ve aramızda önemseme, karşılıklılık ve tamamlamaya dayanan, yeni niteliksel ilişkiler geliştirmek için koruyucu önlemler almaya başlayarak, daha kolay bir yoldan öğrenebiliriz.

Gelecek kaderimiz, doğanın bütünsel gücünün elindedir. Yani Birbirimize ne kadar yaklaşırsak ve ilişkilerimizle doğa ile bütünleşmek için ince ayar yaparsak, şimdi bizi rahatsız eden tüm sıkıntılardan daha çabuk ve daha acısız bir şekilde kurtulabiliriz. En derin ve en anlamlı yazılımla uyum sağlamak için insani bağımızı iyileştirerek, yepyeni bir insani gelişim seviyesine yükselmeyi başarabiliriz.

“Neden Nefret Ediyoruz” (Linkedin)

Tüm doğada, insanlar dışında zerre kadar bir nefret yoktur. Hayvanlar birbirlerinden nefret etmez; benzersiz bir insan yardımcısıdır. Ancak, sadece insanların birbirlerinden nefret etmesinin ve böylesi bir tutkuyla yapmasının derin bir nedeni var. Kıskançlık, güç ve saygı arayışı içimizde her zaman büyür. Gittikçe affetmez hale geliyoruz.

Geçmişte, çocukların birlikte oynadığını ve birbirleriyle arkadaşlığın tadını çıkardığını görebilirdiniz. Günümüzde, onları birbirleriyle karşı karşıya getiren ve umursadıkları tek şeyin kazanmak olduğu, oyun konsollarıyla oynamaktalar.

İki yüzyıl öncesindeki kedileri bugün yaşayan kedilerle karşılaştırırsanız, daha kötü olduklarını göremezsiniz. Fakat iki yüzyıl önce yaşayan insanları kendi kuşağımızla karşılaştırırsak, büyük büyükanne ve büyükbabamıza göre çok daha fazla ben merkezli, yetkili, ilgisiz ve genellikle çok daha kötü insanlar olduğumuzu göreceksiniz. Nesilden nesile, kötülüklerimizde daha kavgacı, incitici ve daha yapmacık hale geliyoruz.

Ancak görünen kalıcı düşüşün, iyi bir nedeni var. Doğamızda bilinçli bir ıslah yapmak sadece bizim kaderimizde var olduğu için, düşüşteki tek tür biziz. Son yıllarda ve özellikle de son birkaç ayda, nefret seviyelerindeki ani yükselişin nedeni, nefretin o kadar şiddetli olması gerektiğidir ki bu bizleri, onu iyileştirmenin bir yolunu aramaya zorlayacaktır.

Nefret ne kadar artarsa, kendi başımıza üstesinden gelemeyeceğimizi o kadar çok anlayacağız, ancak bunun üstesinden gelmeliyiz, yoksa medeniyeti ortadan kaldıracaktır. Bu da, bizi, irademize karşı olsa bile, onu birlikte iyileştirmek için çalışmaya itecektir. Ve her birimizde yaşayan bir düşmana karşı bu zorunlu işbirliği, birbirimizi sevmemizi teşvik edecektir. Nefretin yoğunluğu olmasaydı, sevmeye gerek kalmazdı. Nefretle tek başımıza mücadele yenilgimiz olmasaydı, birbirimize dönmezdik.

Hissettiğimiz nefret asla yok olmayacak. Eğer yok olsaydı, sevme ihtiyacımız da yok olurdu. Sevgiyi artırmamızı sağlayan şey, tam olarak büyüyen nefrettir. Nefret ve sevgi, “iki ayak” üzerinde ilerledikçe, insan duygularının derinliklerini, çatışmaların üstesinden nasıl gelebileceğimizi, öfke ve nefrette hüküm sürdüğümüzü ve bu süreçte insan doğasının derinliklerini öğrenmeye doğru yürüyoruz.

Sadece nefretin rolünü ve önemini anlarsak, gerçekten sevebiliriz. Ve bunu yaptığımızda, hepimizin, tüm renklerin, ırkların, inançların ve kültürlerin nefret dolu bir şekilde yaratıldığını göreceğiz, ama sadece nefreti kendi irademizin sevgisine dönüştürmek için.

Virüsler Sıraya Giriyor

Soru: Dünyanın yakın geleceğini nasıl görüyorsunuz; örneğin, bu sonbahar?

Cevap: Virüsün gideceğini sanmıyorum. Mutasyona uğrayacak ve değişecek. Doğa bizi rahatsız etmeye başlayacak ve hasta olmamak ve bu darbeleri deneyimlememek için, neye benzememiz gerektiğini düşünmeye zorlayacaktır. Umarım doğadan doğru bir şekilde öğrenir ve ona göre davranırız.

Ve gerçek şu ki şimdi kaç kişinin hastalandığını sayıyor olmamız hiç önemli değil. Tüm sorunlarımızın sadece aramızdaki yanlış karşılıklı ilişkilerden geldiğini açıkça hissetmeliyiz.

Bu nedenle, yaz mı yoksa sonbahar mı olduğu önemli değil. Elbette, mevsimler önemlidir, ancak esas olan şey değildir. Bütün bu virüsler, içimizde ortaya çıkmak için sırada duruyorlar.