Category Archives: Egoizm

Doğa Zalim Midir?


Doğa, birbirine bağlılık ve karşılıklı bağımlılık yasalarına göre işleyen mükemmel bir bütünsel sistemdir ve doğada zalimliğin hiç bir parçası yoktur.

Ancak birçoklarına doğa acımasız olarak görünür. Neden?

Çünkü Kabala bilgeliğinde yazıldığı gibi, “yargılayan kendi kusurlarına göre yargılar.” Başka bir deyişle, biz insanlar, başkalarının ve doğanın pahasına, kendi egoist doğamızın içinde haz aldığımız bir acımasızlık yönüne sahip olduğumuz için, bu zalimliği doğaya atfediyoruz ve sonra onun eylemlerini zalimce olarak algılıyoruz.

Doğayı derinlemesine inceleseydik, nasıl ve neden bu şekilde işlediğini öğrenseydik, doğada zulmün hiçbir parçasını bulamazdık. Bunun yerine, doğanın, nihayetinde yaratılışına sadece memnuniyet, haz ve doyum ihsan etmek isteyen, tek bir düşünce olduğunu keşfederdik. Başka bir deyişle doğa, kendi özünde hiçbir kötü niyeti olmayan saf bir sevgi ve ihsan etme niyetidir.

Doğa, karşılıklı bağımlılık ve birbirine bağlılık yasalarına göre işleyen tek bir sistem yarattı. Doğanın cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelerinin her bir elementinin yalnızca kendi yaşamını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu şeyi aldığını ve ekosistemin devamlılığı için rolünü tamamlayacağı bir şekilde nasıl davrandığını görüyoruz. Bazı hayvanların birbirini öldürüp yediğini görsek bile, bunu zulüm için değil, sadece yaratıldıkları yön bu olduğu için yaparlar. Bunu yaparak, doğadaki rollerini yerine getirirler ve içgüdüsel davranışlarıyla parçası oldukları bütünün beslenmesini sürdürürler.

Biz insanlar, sadece ihtiyaçlarımıza göre alsaydık ve diğer her şeyi insanlığın ve doğanın yararına verseydik, o zaman hayvanlarla aynı seviyede olurduk. Bununla birlikte, farklı şekilde çalıştığımızı ve diğer insanların ve doğanın pahasına, kişisel olarak fayda sağlamak istememize neden olan, içimize yerleşmiş bir program olduğunu açıkça görüyoruz.

Bu egoist nitelik -başkalarının ve doğanın pahasına kişisel fayda sağlama arzusu- insanları hayvanlardan ve doğanın geri kalanından ayıran şeydir ve sadece bu nitelik zalimdir. Başka bir deyişle, insan egoizmi, doğada, doğaya karşı çıkan tek özelliktir ve aynı şekilde, düzeltilmesi gereken tek niteliktir.

İnsan egoizmini düzelterek, başkalarının ve doğanın zararına kişisel fayda sağlamayı istemek yerine, başkalarına ve doğaya fayda sağlamak istediğimiz yeni bir doğa elde edip, aynı şekilde doğayla dengeye geliriz, böylece doğayı uyumlu ve zulmetmeyen bir şekilde deneyimleyebiliriz.

Bizim algıladığımız, giderek daha acımasız olan dünya, bizleri, egoist doğamızı onun zıttı olan özgecil forma çevirmeyi gerçekten isteyeceğimiz bir noktaya getirmek içindir. Böylesine büyük bir değişimin olması için, doğanın nasıl ve neden bütünsel bir sistem olarak davrandığını öğrenmemiz, onun birbirine bağlılık ve karşılıklı bağımlılık yasalarını öğrenmemiz ve doğa ile dengeye ulaşmak için bunları kendimizde uygulamamız gerekir. Bunu yaparak, şu anda dünyamızı nasıl algıladığımızın ve hissettiğimizin tamamen dışında, yeni, uyumlu ve tam bir yaşam keşfedeceğiz.

Musa-Kalpteki Noktanın Tezahürü

Soru: Moshe (Musa), kişinin içindeki bir güç müdür?

Cevap: Evet. Bu, bir kişinin içinde veya bir grubun içinde, bir aşamada ortaya çıkan kalpteki noktanın bir tezahürüdür.

Soru: Musa ile İbrahim arasındaki fark nedir?

Cevap: Bu, Yaradan için aynı çabadır, ancak farklı seviyelerde.

Kalpteki nokta, egoizm pahasına gelişmeye, büyümeye başlar. Tüm egoist nitelikleri ve biçimleri üzerine alır. Aksi takdirde, egoizmin içine batmazsak, Yaradan’a karşı harekete geçmek imkansızdır. Bu nedenle Musa egonun içine dalmalıdır, Firavun ‘un sarayında Firavun ‘un kızı Batya tarafından büyütülmesine şaşmamalı. Bundan sonra görevine hazırdır.

Ancak bunu yerine getirmek için, manevi büyükbabasından ve analığından tamamen kopması gerekir. Bir de prens olmasına rağmen Mısır’dan kaçmak zorunda kaldığı bir durum vardır. O, kaçar.

Dedikleri gibi, Jethro’ nun kızı, gelecekteki eşi Zipporah ile tanıştığı yurtdışına kaçar. İki çocukları vardır. Ancak bir süre sonra karısını ve çocuklarını bırakarak tekrar Mısır’a döner.

Soru: Bunu anlatırken, bir yere giden, gelen, çocuk doğuran tüm bu insanları hayal etmiyor musunuz?

Cevap: Hayır, elbette hayır. Ancak bu şekilde yazılıdır. Çok kolay!

Soru: Bu olayları onlu açısından ele alırsak, onludan nereye kaçıyorum? İçinde neler oluyor?

Cevap: Onludan kaçmıyorsun. Onludaki insanlar, Yaradan’a ulaşamayacaklarını anlamaya başladıklarında, o zaman özlerinin, manevi köklerinin ne olduğuna dair kesin bir tanıma sahip olurlar.

Kendi aralarında daha fazla birleşmeye başlarlar. Musa denen, kalpteki noktaya ulaşırlar ve onun etrafında çalışmaya başlarlar. Sonunda, bu noktanın, Firavun ‘un otoritesi altında, egoizmlerinin otoritesi altında olduğunu keşfederler ve bu nedenle, egonun kullanımından tamamen vazgeçmeye zorlandıkları noktaya kadar ancak mekanik, yapay bir şekilde, onun üzerine çıkma ümidi yoktur.

Soru: Musa kaçar ve  40 yıl çölde yaşar, bu ne anlama geliyor:?

Cevap: Bu, egoizminden koptuğu ve onu kullanmak istemediği anlamına gelir. Bu henüz Mısır’dan bir çıkış değildir ama şimdiden bir ayrılmadır.

Musa (kalpteki-nokta) egoizmden bağımsız, ayrı olarak var olur. Bu nedenle Mısır’a döndüğünde kesinlikle Firavun’un tam tersidir. Ona büyükbabasıymış gibi bakmaz. Bu, gelen yepyeni bir kişiliktir ve “Halkımın gitmesine izin vermelisin.” diye talep eder.

Manevi Sevgi Bildiğimiz Sevgiden Farklı Mı? Evet İse, Onu Beslemek İçin Bir Şey Yapabilir Miyiz? (Quora)


Bildiğimiz sevgi ya da maddesel sevgi, bize haz veren her kimse ya da her neyse onu sevmeyi içerir. Aksine manevi sevgi, başkalarına karşı içsel bir uzaklık, reddetme ve karşıtlık hissetme ve bu uzaklığın üstünde sevgi inşa etme üzerine kurulmuştur.

Başka bir deyişle, bildiğimiz sevgi, bir başkasına doğal bir çekim ve yakınlık hissettiğimizde, doğuştan egomuzda ortaya çıkan sevgidir. Böyle bir sevgiyi hisseden her insan, bunu, sonunda o sevgiden sağlayacağı faydanın hesaplanmasına dayanarak yapar. Bu, diğer insanlardan ve şeylerden haz alma arzusu olan egoist doğamızın hesaplamasıdır. Bu nedenle, bizim bildiğimiz sevgiye göre – maddesel sevgi – bazen birbirimize sevgi, çekim ve yakınlık, bazen de nefret, reddetme ve uzaklık hissederiz.

Hâlbuki manevi sevgi; birbirimize karşı uzaklık, reddetme ve zıtlık hissi ile birlikte, bu hislerin üzerine inşa ettiğimiz sevgi, bağ ve çekim niteliklerini de hissetmeyi gerektirir. Şu anki gerçekliğimizde, başkalarına karşı sevgiyi ve nefreti, aynı anda hissedemeyiz, ama bu hisleri farklı zamanlarda hissederiz. Bu nedenle, manevi sevgi, başkalarıyla olumlu bir şekilde bağ kurmak için, egonun üzerine çıkmanın manevi sürecinde büyük bir yetenek gerektirir ve bu yüce sevgi düzeyine ulaşmaya layık olmalıyız.

Bununla birlikte, gelişimimizde manevi sevgiyi deneyimlemeye giderek daha fazla hazır hale geldiğimiz bir seviyeye ulaşıyoruz. Bir yandan bildiğimiz sevginin bizi çok daha fazla soruna götürdüğünü anlarız. Egomuz büyüdükçe, kendimizi doyurmak için daha fazlasını talep ederiz ve bunun yerine getirilmesinde o kadar zorlanırız. Öte yandan, daha fazla olgunlaşmak için hazırlanırız.

Tatlı yiyecekler, bu olgunlaşma sürecinin bir örneğini görmemize yardımcı olabilir. Çocuklar genellikle sadece tatlı olan şekerli yiyecekleri severler, ancak bizler büyüdüğümüzde genellikle baharatlı, acı veya ekşi bir şeyle birlikte veya sonrasında tatlı yiyecekler yemeyi severiz. Ne kadar olgunlaşırsak, o kadar tek bir şeyden haz alamadığımızı hisseder; o şeye ve onun tam tersine gereksinim duyarız.

Ayrıca, çaba sarf etmeye ve üstesinden gelmeye ihtiyaç duymadan, sınırları ve eleştiriyi hissetmeden hayatta sadece olumlu durumları deneyimlemiş olsaydık, hayatımızda bir şeyler eksikmiş gibi hissedeceğimizi de anlamaktayız. Bizler, diğer hesaplamaları anlamak için kavrama noktalarına sahip olmayı arzulayan bir şekilde inşa edildik ve böylece tatlıyı tatmak ve tadını çıkarmak için acılık, ekşilik ve baharat ekleme ihtiyacı geliştiriyoruz. Bu eğilim, bizim (yaratılmış varlıklar) başlangıçta doğanın zıttı olarak yaratıldığımız varoluşumuzun temelinden kaynaklanmaktadır: Doğa, yalnızca haz ve memnuniyet ihsan etmek isteyen bir sevgi niteliğidir ve bizler, yalnızca haz ve memnuniyet almak isteyen zıt bir nitelikten yapıldık.

Bu nedenle, manevi sevginin “tatlılığını” tatmak için, doğuştan alıcı olan doğamızda bulunmayan sevgi ve ihsan etme niteliğini elde etmemiz ve bu nitelikleri, içimizde olan doğal reddetme ve uzaklık üzerine inşa etmemiz gerekir. Bu, ebedi ve bütün olan manevi sevginin niteliğini keşfetmek için, egonun fani ve eksik doğasının üzerine çıkmanın yollarını öğreten bir yöntemin – Kabala bilgeliği – rehberliği ile mümkündür.

Kabalistler, manevi sevgi hakkında “Sevgi tüm günahları örter” (Özdeyişler 10:12) diye yazmışlardır – burada “günahlar” egomuzda hissettiğimiz uzaklık, reddetme ve zıtlıktır. Manevi gelişimimizde böylesi bir sevgi biçimini ne kadar çok gerçekleştirirsek, nihai varoluş amacımıza varmak için doğanın bizim için ortaya koyduğu her şeye; onun mükemmelliği, bütünlüğü ve sonsuzluğu içindeki sevgi hissiyatına, o kadar çok ulaşacağız.

Egonun Direnci

Yorum: Uzun yıllardır sizinle çalışıyorum, ancak içimdeki bir şey tamamen gruba girmeye direniyor.

Cevap: O “bir şey” değildir. O sizin egonuz, gururunuzdur. Kendiniz için bir hedef belirlemeye çalışın ve grup içinde en az bir kez kendinizi feshedin.

“Ben yokum” un ne anlama geldiğini hissedecek ve anlayacaksınız. Var olmadığınız an, Üst dünyayı ve Yaradan’ı hissetmeye başlayacaksınız.

Manevi Koşulları Hissetmek

Soru: Farklı manevi koşullar, yükselişler ve düşüşler ne ölçüde ego içindeki duygularımız olarak ölçülür?

Cevap: Ego içinde, hissettiğimiz durumlar vardır ki bunlar henüz ıslah olmamıştır. Bunlar ilk hislerdir.

Bununla birlikte, kişinin egoizmini ıslah ettiği ve sonrasında Yaradan’ı ihsan etme niteliğin içinde, O’nunla form eşitliğinde olduğu ve artık alma niteliğinde olmadığı ölçüde hissetmeye başladığı durumlar vardır. Bu doğru hissiyattır.

Yaradan’ın kişiye tam ifşası, yaratılışın amacıdır, gelişmemizin amacıdır.

“Manevi Uyanış Deneyiminizi Açıklayabilir Misiniz?” (Quora)


Manevi yükselişimize, sadece kişisel çıkar için almak isteyen, tamamen egoist bir arzuya sahip olmaktan başlıyoruz ve sonra içimizde küçük bir manevi arzu kıvılcımı beliriyor.

Manevi arzu, sevgi, verme ve herkesle olumlu bağ kurmaktır. Ancak, başlangıçta bu arzuyu böyle hissetmeyiz, bunun yerine egoist arzularımız arasında içsel bir boşluk hissederiz. Gerçek kimliğimiz, yaşamdaki anlamımız ve amacımız hakkında derin sorular ortaya çıkarır.

“Hayatın anlamı nedir?”, “Ben kimim?” ve “Neden buradayım?” gibi varoluşsal sorular, bizi bunların cevaplarını aramaya teşvik eder. Bu sorular bizi yeterince rahatsız ederse, bizi büyüten yeni ve farklı ortamlarda bir yolculuğa çıkar, her türlü metni okur ve çeşitli öğretmen ve gruplara ulaşırız.

Hayatımızın anlamını içtenlikle sorarsak, sonunda bu soruyu cevaplamak için özel olarak yaratılmış Kabala bilgeliğine ulaşırız. Kabala bilgeliğine, birbirimizle ve tek bir ruh olarak doğayla, bizi bir arada tutan doğada yaşayan sevgi ve ihsan etme gücüyle nihai birleşmemizi keşfetmek için nasıl pozitif bir bağ kurulacağına yönelik bir sürece metodik olarak rehberlik ettiği için “bağ kurma bilgeliği” de denir.

İçinde yaşadığımız gerçekliğin temel ilkelerini öğreniriz: Bir zamanlar “Adam HaRishon’un ruhu” olarak adlandırılan ve paramparça olan, tek bir ruh olarak var olduk. Adam HaRishon’un parçalanması, birbirimizi ayrı varlıklar olarak algıladığımız ve aynı zamanda doğadan kopuk hissettiğimiz bu dünyada bildiğimiz halimizi doğurdu.

Bununla birlikte, bizler bu ayrılık algısında var olurken, Kabala bilgeliğinde “kalpteki nokta” olarak adlandırılan, parçalanmadan önceki tam bir ruh olarak bağlanmış olma durumumuza ait küçük bir kıvılcıma sahibiz. Kalpteki bu nokta, içimizdeki varoluşsal soruları uyandırır ve bizi mükemmel bir şekilde bağlı, uyumlu ve ebedi ruhumuzu nihayetinde nasıl keşfedebileceğimizi aramaya teşvik eder.

Kabala çalışmalarımızın başlangıcında, insanlar ve hayvanlar arasındaki farkı, insanların kendini sevmeye yönelik ek bir egoist eğilime sahip olduğunu, bunun hayvan dünyasında bulunmadığını öğreniyoruz. Bu egoist kendini sevmeyi, bir benzersizlik duygusunu hisseden kişi, bunun kötü bir eğilim olduğu hissine de ulaşabilir ve maneviyatı keşfetmek için, “iyi eğilimi” keşfetmek için, bu kötü eğilimin üzerine çıkması gerekir.

İyi eğilim, başkalarıyla bağ kurmak ve bütünleşmektir. Kendimizi böyle bir bağa yatırım yaparak, Adam HaRishon’un ruhunun paramparça olduğu noktanın üzerinde var olan manevi güçleri davet eder ve bu manevi güçlerin etkisiyle nihayetinde tek bir ruh olarak gerçek bağımızın keşfine ulaşırız. Bu ifşa bize gerçekliğin tam bir resmini, mutlak, uyumlu, mükemmel ve ebedi bir bağ hissiyatı açar.

Her Şey Nasıl Bitecek?

Soru: Kabala bilgeliği, egoist doğamızın dengesini bozmakta. Bu, insan doğası için nasıl bitebilir, bunu bilmek ilginç olurdu?

Cevap: Bu oldukça öngörülebilir bir şekilde sonuçlanabilir ve umarım çözüm yakındır.

Doğanın olumsuz bir parçası olan egoizmin, doğanın olumlu parçası olan özgecilikle dengeleneceği ve her iki parçanın da birbiriyle uyum içinde çalışacağı gerçeğiyle sona erecektir. Ve bizler, onların arasında olacağız.

Hem egoizmi hem de özgeciliği kullanmalıyız. Her şey ölçülü ve dengeli olmalıdır. Ve kişi bu güçlerin ikisine de sahip olacaktır.

Twitter’da Düşüncelerim / 5 Şubat 2021

Sağlık Bakanlığı:”İsrail’deki salgınla mücadele tam bir başarısızlık”. Biz (BB organizasyonu) bunu uzun zaman önce söyledik, çünkü pandemi ve gelecek sorunları sadece bu vesileyle rekabetten birliğe geçelim diye ortaya çıkıyor ve herkesin tek hedefi sadece birlik olacak.

O zaman pandemi ortadan kalkacak!

Şu anda olan her şey sorunun kökeninin EGO olduğunu göstermeyi hedefliyor…

ABD Hazine Bakanı J. Yellen: “% 100 istihdam oranına geri dönmemiz uzun yıllar alacak” Ben: Dünya% 100 istihdam hedefleyen önceki sisteme geri dönmeyecek. Asgari istihdam ve kaynak tüketimi çağı ensemizde. Nüfusun tamamı sosyal eğitimle meşgul olacak.

Yaratan sadece bir grup insanın birlikte yarattığı isteği, duayı – O’na benzer olma isteğini duyar. Başka hiçbir istek kabul edilmez!

“Elon Musk’ın Mars Kolonisi Fikri İle İlgili Akıllıca Bir Şey Yok” (Linkedin)

Elektrikli otomobil şirketi Tesla ve Space Exploration Technologies Corp SpaceX’in sahibi olan milyarder Elon Musk, insanlık için büyük bir vizyona sahip. Ona “Mars&Ötesi: İnsanlığı çok gezegenli hale getirmenin yolu” diyor. Basitçe söylemek gerekirse Musk, Mars’ı insanlarla kolonileştirmek istiyor. Ne yazık ki onun için bu asla işe yaramayacak. İçinde yaşayan insanlar dışında Dünya Gezegeninde yanlış bir şey yok. Öyleyse, mevcut dünyanızı mahveden zararlı unsuru yeni dünyanıza taşırsanız, yeni gezegende sürdürülebilir bir koloni kurma şansınız nedir?

Yeni evinizde başarılı olmak istiyorsanız, yanınızda taşıdığınız her şeyin yararlı ve faydalı olduğundan emin olmalısınız. Bu, oraya giden insanların, insanlığı Dünya Gezegeni için zararlı kılan kusurlardan arındırılması gerektiği anlamına gelir. Ancak, insanları zararlı özelliklerinden kurtarabilirseniz, böylece çevreye zarar vermek yerine çevreye faydalı olurlarsa, onları yeni bir gezegene götürmenin ne anlamı var? Mars’a taşınmanın bütün düşüncesi dünyayı mahvetmiş olmamızdı. Ama insandaki yıkıcı unsuru onarabilirseniz, Dünya’yı mahvetmeyi bırakacağız, gezegen iyileşecek ve taşınmaya gerek kalmayacaktır.

Üstelik Dünya bizim evimizdir. Biz ondan yaratıldık; o bizi meydana getirdi; ve bedenlerimiz yeryüzünde var olan her unsuru içerir ve buna ihtiyaç duyar, en zehirli olana bile. Bu öğeler Mars’ta mevcut değildir; hayatta kalmak zorlu bir mücadele olacaktır. Diğer bir deyişle, sadece Dünya’nın sorunlarının nedenini (kendimizi) yanımıza almıyoruz, kendimizi insanları yaratmak ve yetiştirmek için yapılmamış bir ortama yerleştirerek, sayısız yeni sorun yaratıyoruz.

Astronotlar uzayda birkaç ay geçirdikten sonra Uluslararası Uzay İstasyonundaki görevlerinden döndüklerinde, Dünya’daki koşullara yeniden uyum sağlaması için, vücutları, tıbbi gözetim altında birkaç aya ihtiyaç duymaktadır. Mars’a aylarca seyahat edecek, ardından hayatlarının geri kalanı boyunca değilse yıllarca Mars’ta yaşayacak olan insanların bedenleri üzerindeki etkiler, kimsenin tahmin etmediği bir şey, ancak iyi olmayacaktır.

Nasıl bakarsanız bakın, girişimciye karşı sorgulanabilir prestijin yanı sıra, Mars’ı kolonileştirme projesinin hiçbir anlamı yok gibi görünüyor. Eğer Musk gözlerden uzak bir yerde pastoral bir toplum yaratmak istiyorsa, küçük, gözlerden uzak bir ada satın almak ve onu deneyindeki katılımcılarla doldurmak çok daha ucuz, daha kolay, daha hızlı ve çok daha az riskli olacaktır. Eğer onlar başarılı olurlarsa, Musk insan doğasını kötü ve istismarcıdan iyi ve kapsayıcıya dönüştürmenin sırrını keşfeden insanlığın kurtarıcısının tüm prestijine sahip olacaktır. Başarısız olursa, insanlar basitçe eve dönecek ve her şey yoluna girecektir. En azından Musk, denediği için saygı duyulacaktır.

Ve son olarak Musk, en iyi karbon yakalama teknolojisi için 100 milyon dolar ödeyeceğini açıkladı. İzole edilmiş ada deneyi ona çok daha ucuza mal olacak ve ona karbonsuz havadan çok daha fazlasını verecek. Bu başarılı olursa, ona egosuz bir toplum, bozulmamış bir Dünya Gezegeni ve mutlu ve huzurlu bir insanlık verecektir. Bana sorarsanız, bu sudan ucuzdur!

2020 Bize Ne Söylemek İstedi?

Yorum: Tanınmış ve saygın Time dergisi 2020’ye bir kapak ayırdı ve bunu “Şimdiye Kadarki En Kötü Yıl” olarak adlandırdı.

Kapakta, “Şimdiye Kadarki En Kötü Yıl” başlıklı uzun makaleyi resmetmek için “2020” sayısı siyah renkte ve üzerinde kırmızı işaret kalemiyle çizilmiş büyük bir “X” ile gösterildi.  Yazar, makalesinde şunları yazdı: “Geri kalanımız, doğaya ne kadar ihanet ettiğimizi doğrulayan doğal afetlerin tekrarlanmasına, fanteziler temelinde çekişmeli geçen seçimlere, neredeyse gezegendeki herkesin hayatını altüst eden, 1.5 milyon insanın hayatını sona erdiren ve muhtemelen bir yarasayla ortaya çıkan bir virüs için hazırlıklı değildik.”

Diğer bir deyişle, bu yılın üstünü çizelim, şimdiye kadarki en kötü yıl olan bu yılı insanlık tarihinden çıkaralım.

Cevabım: İnsanlar anlamıyor. Doğa insan ile oynuyor, ama insan trompet çalıyor.

Yorum: Bu yıl ağır bir şekilde üzerimize düştü… virüs!

Cevabım: Koronavirüs, doğa, bizim artık kabul edilemez müdahalemize tepki veriyor.

Soru: Yani o kadar berbat ettik, ya şimdi…?

Cevap: Elbette! Bizler büyük, kapalı bir doğa sisteminin içindeyiz. Bilim adamları bunun hakkında konuşuyor. Time dergisi bu yılın çok kötü geçtiğini bildirdi. Dergi satmak zorunda, anlıyorum. Ama aslında insanlığa bu şekilde sunulması gerekmiyor.

İnsanlara nerede olduğumuzu, nasıl bir sistem içinde olduğumuzu, kapalı doğa sistemini ciddi bir şekilde açıklamalıyız! Bunlar kanunlar! Onları bir nebze bile kırarsak tepki veriyorlar.

Yorum: Ama kimse bana bunun bir kanun olduğunu söylemedi.

Cevabım: Okula geri dönün ve öğrenin. Okulda başka dersler oluşturun, böylece size herhangi bir “izm” öğretilmeyip, ciddi bir şekilde biyoloji, zooloji, botanik, doğa bilimleri, fizik, kimya vb. öğretilir, böylece her şeyin çok net ve katı bir şekilde birbirine bağlı olduğu bir sistemde var olduğumuz açıklanmış olur.

Time dergisinin öfkeli olması, sadece orada oturan aptalların olduğunu gösteriyor. Ben tamamen ciddiyim. Neden bu dergiyi eğitim amaçlı yayınlamıyorlar: “Arkadaşlar, biz buradayız… biliyorsunuz, kaybolduk.”

Yorum: Şimdi bu yıla bakalım. Üstünü çizmeyelim. Bunun sizin için insanlık tarihindeki en iyi yıl olduğuna dair bir hissiyata sahibim.

Cevabım: Harika bir yıl! Bu değişim yılı! Bu, doğanın bizlere, onun sisteminde daha fazla tahammül edilmesi imkânsız çarpıklıklara nasıl tepki verdiğini öncekinden daha açık birnşekilde gösterdiği ilk yıldır.

Soru: Oraya başka bir makale yazar mıydınız?

Cevap: Elbette! Onlar görevlerinin insanlara nasıl doğru tepki vereceklerini ve insanlığı nasıl değiştireceklerini öğretmek olduğunu anlayamıyorlar.

Bu yılın sonucu hakkında şunu söyleyebilirim: Evrenin tüm milyarlarca yılında ve milyonlarca insanlık yılında, bitip giden bu yıldan daha iyi bir yıl olmamıştı.

Bu, Yaradan’ın Kendisini bize daha net gösterdiği ilk yıldır. Yaradan, doğa, doğanın sistemi demektir.  Kendini daha net gösterirken şöyle söyler: “Çocuklarım, eğer böyle davranmaya devam ederseniz, size başka seçeneği olmayan sevgi dolu bir anne gibi öğretmek zorunda kalacağım. Sizi cezalandıracağım, döveceğim ve aynı zamanda size yardım edeceğim, size ne yapacağınızı ve nasıl yapılacağını göstereceğim.

Ancak başka seçeneğim yok çünkü onu iyi bir şekilde algılamıyorsunuz. Neden? Bana ne yazdığına bir bakın. Temsilciniz, medya, onların yaptıkları şeye, benim tavrımı-doğanın tavrını nasıl ifade ettiklerine bakın!” (Doğa adına konuşuyorum.)

İnsanlığa, sana, herkese karşı tavrım. Bakın, doğadan memnun olmadığımızı, son zamanlarda bize yaptığı şeyin başımıza gelebilecek en kötü şey olduğunu söylemekteler. Buna sevgi dolu bir anne mi deniyor? Bu, bir çocuğun ayaklarını yere vurup “Kötü anne!” diye bağırmasına benzemekte.

Ve doğanın başka seçeneği yok. Bunun tek bir koşulu var: bizi en iyi sonuca götürmek. Bir anne gibi.  Çocuğunun hayatında başarılı olmasını ister. Bir şekilde onu zorlamalı, ona yardım etmeli ve aynı zamanda onu eğmeli ve onu bu sisteme, en iyi sonucu alacağı bu formata sokmaya çalışmalıdır.

Doğaya, Yaradan’a sempati duymalıyız, O’nun böyle çocuklarla ne kadar zor bir işi var!