Manevi Özgürlük Nedir, Nasıl İşler Ve Neden Ona İhtiyacımız Var?
Çocukluğumuzdan itibaren bu dünyaya ince bir “iple” bağlıyız; hatta bu dünya, bizi en başından itibaren baskı altında tutar. Bu dünyanın alışkanlıklarıyla büyür, değerlerini benimser, korkularını içselleştiririz ve bunlardan kaçmayı aklımızdan bile geçirmeyiz. Fakat içimizde bir yerlerde özgürlük olduğunu, bu tanıdık çerçevenin ötesinde bir şey olduğunu hissederiz; ama ona doğru adım atmaya cesaret edemeyiz.
Neden korkarız? Çünkü zincirleri kırıp özgürleşmek, kendimizi aşmamızı gerektirir. Alışkanlıklarımızı, dünyaya bakışımızı, insanlarla kurduğumuz ilişkileri, kısacası bizi biz yapan her şeyi geride bırakmak zorunda kalırız. Hepsini iptal edip üzerine yükselmemiz gerekir. İşte bizi ürküten budur. Burada evimiz var, yemeğimiz var, belli bir düzenimiz var. Orası ise bilinmez… ve bilinmezlik insanı korkutur.
İnsanlara “zincirleri kırın” diyen ben değilim. Bunu Kabala’nın büyük bilgeleri söyler. Onlar, bu adımı bizzat atmış olan kişilerdir. Onlar, yerin çekimine, yani egoist çekimin üzerine yükselmemiz gerektiğini ve bunu başardığımızda başka bir dünya göreceğimizi söylerler. O zaman hem kendimizi hem de hayatı ve tüm evreni yepyeni bir şekilde göreceğimizi söylerler.
Peki onlarda çoğu insanda olmayan özel bir cesaret mi vardı? Hayır. Bu onlara doğa tarafından verildi. Kendi kahramanlıkları değildi. Bu onlara yukarıdan, yani içsel özlerinden gelen bir uyanıştı. Başkaları da onların tavsiyesini izleyebilir; içlerinde güç biriktirerek, çaba üstüne çaba koyarak, onları çeken kuvvetten bir gün kurtulabilecek noktaya gelebilirler.
Yıllarca süren çabalara rağmen hiçbir şey değişmiyormuş gibi görünüyorsa, bu da sürecin bir parçasıdır, birikimdir. Nasıl ki bir roket yer çekimini aşmadan önce yakıt toplar, insan da kırılma anına kadar içsel güç toplar.
Bunca zaman geçerken umutsuzluğa kapılmamak nasıl mümkün? Başka bir yol olmadığını anlayarak. Eğer kendini bir “kazığa” bağlanmış gibi hissediyorsan ve ondan kurtulmak istiyorsan, işte o zaman devam etmek zorundasın. Alternatif yoktur. Günün birinde yeterli gücü toplamış olursun ve seni kazığa bağlı tutan “ipi” koparır, açık bir alana salınmış küçük bir fil gibi özgürce koşmaya başlarsın. Biz buna “şans” deriz; ama aslında gerçekliğin tüm yasalarını bilmediğimiz için böyle deriz. Eğer başaramazsan bir sonraki fırsata kadar kazığa bağlı kalmaya devam edersin.
Bu güç nasıl artırılır? Başkalarıyla birlik içinde olarak ve üst dünyanın yasalarını öğrenerek. Tek başına başarman çok daha zor; birlikte ise çok daha mümkündür. Bu özgürlüğü edinmenin mümkün olduğunu, günümüz dâhil tüm dönemlerde yaşamış bütün Kabalistlerden biliyoruz. Bu özgürlük olmasaydı dünyevi yaşamın hiçbir dayanağı kalmazdı.
Dünyevi hayat, ancak onu bu adımı atmak, yani egoist çekimden kopmak için kullanırsak anlam kazanır. Hayatın amacı budur. Zincirleri kırıp özgürleştiğimizde, farklı yasalarla işleyen özgür bir alana gireriz ve bu alanda ihsan etme yasaları işler. Egoizmden, yani yalnızca kendi çıkarı için haz alma arzusundan özgürleşmek… işte gerçek özgürlük budur.
Bu dünyada tüm eylemlerimiz egoisttir. Bizi yöneten şey doğamızdır. Üst dünyada ise egoizmin üzerinde özgürce hareket ederiz. Fakat derinlerde, bu özgürlüğü gerçekten çok istediğimizi düşünmüyorum. Özgürlükten söz ederiz ama onu çocukça tasavvur ederiz… sanki ipi koparıp kaçmakmış gibi düşünürüz. Gerçek özgürlüğün ne olduğunu henüz kavramış değiliz.
Gerçek özgürlük, egoizmden özgürlüktür. Manevi özgürlük budur.


