Daily Archives: Mart 23, 2026

Tora Ve Mitzvot’u Yerine Getirmek İçin Dört Tür Motivasyon

İnsanların Tora ve Mitzvot’u yerine getirirken geçtiği dört koşul vardır.

Tora ve Mitzvot’u yerine getirmek ne anlama gelir? Dindar insanlar için bu, küçük yaşta kendilerine öğretilen şeyleri yapmak demektir: belirli eylemleri yerine getirirler ve onları uygularlar. Eğer kendilerine başka eylemler öğretilmiş olsaydı, onları da yerine getirirlerdi.

Bu durumda, Rabaş’ın yazdığı gibi, Tora ve Mitzvot’u yerine getirmenin nedeni ve motivasyonu dışsal etkidir. Bu, emirleri insanların korkusundan dolayı yerine getirdiğim ya da onların gözünde büyük, iyi ve doğru biri, saygın bir kişi olarak görülmek istediğim anlamına gelmez. Başka ne tür sebepler olursa olsun önemli değildir; önemli olan, bana öğretileni yapmamdır, bundan fazlası değil. Genel olarak, ben başkalarının arzularını yerine getiririm

Çocukluğundan beri bunu yapmaya alışmış birisi için bu, onun ikinci doğası hâline gelir; aksi takdirde kendini kötü hisseder ve alıştığı eylemleri yaptığında kendini iyi hisseder. Bir insan ister bu şekilde yetiştirilmiş olsun, isterse daha ileri bir yaşta dine yönelmiş olsun, çevresine bakar ve o çevre onu belirli eylemleri yerine getirmeye mecbur kılar.

Gerçekten de çevrenin harika yasaları vardır. Sinagoga gitmek zorundasınız. Dua etmek için oraya gitmemek doğru değildir. Bayramları belirli kurallara göre kutlamak ve belirli bir şekilde giyinmek zorundasınız. Mecbursunuz. Toplum sizin için binlerce kural koyar. Bu da şu anlama gelir: Tora’yı ve emirleri kendi özgür iradenizle değil, dışarıdaki insanların etkisi altında yerine getirirsiniz.

Oysa biz kişinin arzusunu ıslah etmesinden söz ediyoruz. Bu durumdaysa kişi kendi arzusunu bir kenara bırakır; sanki onu kendisinden çıkarır, yerine başka birinin arzusunu koyar ve onu yerine getirir. Buna, bedenini kullanan ve komutanın arzusunu onun içine yerleştirerek emirlerine itaat eden ‘iyi bir asker’ denir. Dindar kitleler için emirleri yerine getirmenin bu biçimi kabul edilebilir ve bu çok iyidir. Aksi takdirde her şey bir karmaşa, bir kaos olurdu.

Tora ve Mitzvot’u yerine getirmenin ikinci tür motivasyonu, dış insanlarla yani Tora ve Mitzvot’u yerine getirilmesini teşvik eden ve zorlayan kişilerle, Yaradan’ın birlikte etkisidir. Başka bir deyişle kişi, önceki hesaplarına belirli bir karışım katmaya başlar; sanki onları biraz ‘kirletir’. Artık yalnızca çevreyi değil, aynı zamanda Yaradan’ı da hesaba katmaya başlar.

Yaradan ile birlikte olmak ne anlama gelir? Bu, kişinin içinde bir tür çatışmanın, içsel bir çelişkinin ortaya çıkması demektir. Bu henüz iki karşıt tarafın çarpışması değildir; henüz iki kutup değildir.

İçimde aynı anda iki karşıt otorite var olamaz; aksi takdirde kimi dinleyeceğimi ya da kime öncelik vereceğimi bilemeyerek parçalanırım. Aynı anda iki yöne birden yönelmem mümkün değildir. Benim yalnızca tek bir arzum vardır. İkisine birden ayarlanamam; bu yüzden bir sorun ortaya çıkar. İşte bu, yolun başlangıcıdır.

Üçüncü durum ise, ‘kişiyi Tora’yı ve emirleri yerine getirmeye zorlayan yalnızca Yaradan’dır; dış insanlar değil, fakat kişinin kendisi de Tora’yı ve emirleri yerine getirmenin sebebidir’ denilen durumdur. Bu, üçüncü tür motivasyondur: Yaradan insanı Tora’yı ve emirleri yerine getirmeye mecbur eder ve Rabaş’ın yazdığı gibi, kişinin kendisi de ‘sebep’ olur. Ben ise şöyle derdim: kişi buna katkı da bulunur.

Dördüncü tür motivasyon türü ise, Tora’yı ve emirleri yerine getirmenin sebebinin yalnızca Yaradan olmasıdır ve buna katkıda bulunan başka hiç kimse yoktur. Buna ‘karışık kalabalığın Keduşa’ya girişi’ denir. Bu durumda katkıda bulunan ya da hatta destekleyen başka hiçbir etken yoktur; yani kişinin yol boyunca kendini güçlendirdiğini ve sanki kendi başına bir şeyler yaptığını söyleyemeyiz. Hayır, her şey yalnızca Yaradan tarafından yapılır. Ancak bu, Yaradan ile tam yapışma seviyesidir.

Sonuç olarak, kişiye, bütün bunların Yaradan’ın yönetim yolları olduğu ifşa olur. İlerlerken benim bir şekilde ya da başka şekilde hareket ettiğim için değil; ama gayret gösterdikçe, beni hareket etmeye zorlayan çeşitli etkenleri ifşa ederim.

Başta bu etkenler dış insanlar gibi görünür; sonra hem dış insanlar hem de Yaradan, ardından ben ve Yaradan ve en sonunda yalnızca Yaradan olarak ortaya çıkar. Öyle ki, kişi gelişim sürecinde, varoluşunun nedenini ve varoluşunun kaynağının kim olduğunu ifşa etmeye başlar.

Kendinizi Çemberin Merkezinde Hissedin

Bir kongreye katılıyormuşum gibi hissediyorum. Sadece ilk gün 3.000 kişi katıldı, bunların 800’ü farklı ülkelerden geldi ve 3.500 kişi sanal olarak bağlandı. Herkes kongrenin alışılmadık derecede ciddi ve sorumlu olduğunu söylüyor.

Bu yüzden en önemli şey, her arzunun gerçek biçimiyle gerçekleştirilmesi niyetiyle konsantrasyonumuzu korumaktır.

Tüm katılımcıların toplantının merkezinde, kongrenin merkezinde bir bağ hissetmelerini diliyorum. Umarım herkes bunu hisseder ve bu bizi adım adım ileriye götürür.

Bunu yapmak çok basit: kendinizi iptal edin ve tüm katılımcıları cennete yükseltin. Yaradan’ın bizden memnun olacağına şüphe yok.

Öğretmenim Rabaş ile çalışırken, Bnei Baruch gibi binlerce insanı içeren böylesine geniş bir dünya çapında hareketin olacağını hiç hayal etmemiştim. Bunun benim tarafımdan yapıldığını düşünmüyorum; hepsi yukarıdan yapıldı. O’ndan başkası yok. Yaradan’ı birliğimizin merkezinde görmeli ve tek bir şey istemelisiniz: bizim için yaptıklarından dolayı O’na teşekkür etmek.

Bir yandan bugün olanlardan memnunum, diğer yandan da her bir kişinin çemberin merkezinde olduğunu, herkesle bağda olduğunu ifşa edecek bir birliğe ulaşacağımızdan eminim. Bu bağ içinde almamız gereken her şeyi alacağız.

Bu, gelişimin zirvesidir: yıllarca sabahtan akşama kadar çalışmak ve sonunda kendinizin hiçbir şey yapmadığınızı, her şeyi Yaradan’ın yaptığını hissetmek. Sonuçta, Yaradan’ın tüm işi sizin aracılığınızla yapmasına izin verdiniz. Kişi kendini Yaradan’a teslim eder ve O’nun dünyayı geliştirmek için her şeyi kendisi aracılığıyla yapmasına izin verir. Sonuçta, kişi gerçekte hiçbir şey yapmadığını, her şeyi Yaradan’ın yaptığını görmeli ve kendisine ne gelirse gelsin, her şeyi Yaradan’a geri vermek istemeli.

Yaradan’ın yapmanızı istediği her şeyi yaparsınız ama tüm bunlar Yaradan’ın eseridir. Ve kişinin tek erdemi şudur: Kendini Yaradan’a layık bir Kli haline getirmek.

Dost Kimdir?

Soru: Bir dostuma çok fazla yatırım yaptıysam ne olur?

Cevap: Sanki bir dost edinmişsin gibi konuşuyorsun, ona çaba harcadın ve şimdi o sana iyi davranıyor. “Ona bir şeker verdim ve şimdi o benim dostum.”

Ama bizim anlayışımıza göre dost, benim Yaradan ile bağ kurmama yardım eden kişidir. Dost, esasen benim dostum olan Yaradan’a daha fazla yakınlaşmamı sağlayan ek bir güçtür. Ve ben, üsttekiyle bağ kurmak için güç almak amacıyla gruba çaba harcıyorum.

Bu nedenle, herkesin bana iyi davrandığı ve benim de onlara iyi davrandığım maddesel anlamda dost olmaları için sürekli olarak herkesle iyi ilişkiler sürdürmem gerekmez.

Grupta, Yaradan tarafından gönderilen çok zor durumlar yaşanabilir. Gerçek durumumuzu grupta olanlarla ölçemeyiz. Herkesin yanlış anlama ve nefret içinde olduğu, birinin diğerini anlayamadığı vb. çalkantılı ve kargaşalı dönemlerden geçebiliriz, ama yine de bu durumlar faydalıdır ve biz gerçekten bir dost grubundan bahsediyoruz.

Onlar dost olarak adlandırılırlar çünkü her biri Yaradan’a yaklaşmak için kendine ve diğerine vermek ister ve herkes bunun sistem olduğunu anlar.

Dost olup olmadığımız sorusu, insan duyularıyla doğrulanmaz: Buraya bakıyorum ve maddesel anlamda dost olan kimseyi görmüyorum; gerçek olan tek şey, ortak hedeftir.

Grup Bize Ne Öğretir?

Soru: Eğer grubun yapması gerekeni yapmadığını hissediyorsam, bu, benim bu duruma hazır olmadığım anlamına mı gelir, yoksa grup gerçekten yapmıyor mu? Bunun benim sorunum olup olmadığını nasıl anlayabilirim?

Cevap: Eğer siz gruba karşı eylemlerinizi yerine getirmeyi taahhüt ederseniz, grup da size karşı eylemlerini yerine getirmelidir.

Burada hem dışsal eylemlerden hem de içsel eylemlerden bahsediyoruz. Dışsal eylemler tek başına hiçbir anlam ifade etmez! Sadece dışsal eylemler gerçekleştirirsek, bu sadece bir girişimden ibaret olur.

Bu yüzden içsel eylemler burada son derece önemlidir. Gruptan ne istiyorum? Arzumu, enerjimi ve çabalarımı ona hangi amaçla yatırıyorum? Bunu sebepsiz yere mi yapıyorum? Çabalarımla bir şeye ulaşmak istiyorum!

Eylemlerimle, esasen gruptan tüm umutlarımı yerine getirmesini, beni ilerletmesini, uyandırmasını talep ediyorum. Aksi takdirde, tüm bunları neden yapıyorum ki? Sadece zaman geçirmek için mi?

Gruptan bir şeyler almalıyım. Soru şu: Ne istiyorum?

Ve grubun bana öğretmesi gereken şey bu: ondan ne istemem gerektiği.

Yaşamın Tora’sı

İnanç, Tora’nın içsel ışığına ulaşmanın bir aracıdır. İnanç, ihsan etme Kli’sidir, Bina niteliğidir. İnanç temel olmalıdır ve bu nedenle şöyle denir: “Erdemli kişi inancıyla yaşayacaktır.”

Mantık ötesi inanç, Yaradan’a dönüp O’nun niteliklerine benzer nitelikler elde etmenin bir aracıdır. Ancak bu nihai hedef değildir. Aslında, mantık ötesi inanç, ıslahı yani ihsan etme niteliklerini edinmek istediğimiz için çalışmanın hedefidir. Ama aslında bu sadece bir araçtır.

Sonuçta, Tora yaşamın Tora’sı olarak adlandırılır ve kişi Lişmo yani Yaradan rızası niyetiyle değil, Lişma yani Tora için çalışmalıdır. Yani, ben sadece bir Kli inşa ederek Yaradan gibi olmak istemiyorum, aynı zamanda bu Kli’yi tam olarak Yaradan’a karşılık gelen içerikle doldurmak istiyorum, böylece bu içerik benim “yaşamım ve uzun ömrüm” olsun.