Akıl Ya Da Kalp
Yorum: Birçok insan, şarkı ve danslarla ifade ettiğimiz Kabala’nın dışsal biçimini kabul etmekte çok zorlanıyor. Neden buna bağlı kalıyoruz? Neden başka bir biçim denemiyoruz? Kabala’nın bir bilim olduğunu söylüyorsunuz, üniversitelerde olduğu gibi dersler verseydiniz, Kabala’nın dağıtımına ne kadar daha fazla yardımcı olabilirdi?
Cevabım: Bunun dağıtıma yardımcı olacağını sanmıyorum. Dünyadaki insanların yüzde doksan dokuzu bizim bilimimize hiç ihtiyaç duymuyor. Onların ihtiyacı, kendilerini iyi ve güvende hissetmek, bu da birbirleriyle hoş bir iletişim, hoş bir birliktelik içinde ifade edilir.
Doğam gereği, ben tamamen antisosyal bir insanım. Dahası, hayatım boyunca dört duvar arasında oturmaya hazırım ve bunu hiç de hapishane gibi hissetmem. Bilgisayarım, kitaplarım ve içimdeki şeyler var. Bu bana yeter! Dünya bana ne katabilir ki?
Ancak manevi olarak ilerlemek için bu dünyevi dünyaya ihtiyacımız var. Bu nedenle dış çevreye çıkıyorum, aksi takdirde öğretmezdim.
Kendimizi açık bir üniversite olarak konumlandırmanın, büyümüş çocukların daireler çizip şarkı söyledikleri bir anaokulu gibi bulanık bir imajdan çok daha saygıdeğer olacağını anlıyorum. Bunun neye benzediği hiç belli değil.
Ancak ortak yemekler, şarkılar ve danslar, Baal Şem Tov zamanından beri eski Kabalistler arasında kabul görmüştür. Bence hem Ari hem de Rabbi Şimon için durum böyleydi. Bu, insanların içsel duygularının, özlemlerinin ve birlikte olma arzularının doğal bir ifadesidir.
İnsanlar ateşin etrafında daire şeklinde oturup birlikte şarkı söylediklerinde, bunun onları birleştirdiğini biliyoruz. Bunda garip bir şey görmüyoruz. Bunlar Güney Amerika’daki yerli halklar, ateşin etrafında mızraklarıyla oturan Afrikalılar, masalarında oturan Avrupalılar, çömelmiş Japonlar veya Çinliler olabilir; kim ve nasıl olduğu önemli değildir. Bu, birleşme yöntemi, duyguların ifadesi olduğu için her yerde kabul görür.
Doğal olarak, Avrupa’da İsrail’deki gibi böyle bir dışsal ifade çok garip ve hatta itici olarak kabul edilir. Ancak öncelikle İsrail’i, sonra da dünyanın geri kalanını ıslah etmemiz gerektiğinden, bu şekilde davranmak zorundayız. Bunun dünyanın geri kalanında da kabul gördüğünü görüyorum. Ben kendim büyük çember danslarının hayranı değilim, ama insanlar kendiliğinden bu şekilde davranmaya başlıyorlar.
Ben ateşin başında oturup şarkı söylemeyi ve konuşmayı tercih ederim. Bu, insanların zıpladığı ve terli arkadaşlarını kucakladığı danslardan daha fazla heyecan veriyor bana.
Buna ilgi duyan insanlar var ama bazıları ise, edinmekten, anlamaktan gelen içsel bir duygudan daha fazla ilham alıyor.
Kalp ya da akıl yoluyla, bize ulaşan iki tamamen farklı ıslah yöntemi vardır. Biri Ari’den (akıl yoluyla), diğeri Baal Şem Tov’dan (kalp yoluyla) gelmiştir. Ve ikisi de eşittir.
Günümüzde, hangi yöne gittiğimizi söylemek hala zor. Ben ve Baal HaSulam, günümüzün Ari’nin zamanı olduğunu, akılla kanıtlamak, göstermek ve açıklamak zorunda olduğumuzu düşünsek de, insanları daha çok etkileyen şeyin tam olarak “içelim ve dans edelim” olduğunu görüyorum. Çünkü bu, ortak bir arzu aracılığıyla kalpten kalbe geçiyor.
Yani şarkılar ve danslar gerekli, ancak daha fazla içsel derinleşme gerektiriyorlar.
Soru: Rabaş bu konuya nasıl yaklaşıyordu? Sonuçta, kendisinin bazı ilkeleri vardı. Ortodoks bir ortamda yaşadığına göre, hem dışsal hem de içsel bir formu olmalıydı.
Cevap: Dışsal formu çok basitti; diğerlerine benziyordu. Ama içsel olarak, diğerlerinden tamamen farklıydı, ancak bunu göstermiyordu.
"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

