Daily Archives: Mart 3, 2026

Manevi Gelişim İçin Fiziksel Emirleri Yerine Getirmek Şart Mı?

Tüm emirler, aslında manevi yasaların bu dünyadaki eylemler aracılığıyla ifade edilmesinden ibarettir. Fiziksel eylemlerin kendi başlarına bir gücü yoktur. Bir insan bu eylemleri sadece dışsal ve mekanik olarak, içsel bir dönüşüm yaşamadan yerine getiriyorsa bu eylemlerin manevi gelişime bir faydası olmaz. Nitekim nesiller boyunca insanlar emirlerin dışsallığına bağlı kalmış, fakat aynı zamanda aralarındaki ayrılık, nefret ve egoizm de artmıştır. Bu da yapılan eylemlerin özünde eksik bir şey olduğunu gösterir.

Örneğin Şulhan Aruh’a bakalım. Ayrıntılı ritüel kurallarının yanı sıra, insan sevgisinden ve insanlar arası doğru ve iyi ilişkilerden de uzun uzun söz eder. Fakat biz genellikle bu bölümleri ikinci planda, hatta biraz naif görürüz; sanki ciddi yetişkinler için değilmiş gibi davranırız. Onun yerine dışsal ritüelleri her şeyin önüne koyarız. Mesela el yıkama ritüelini ele alalım. Bu ritüel, içsel anlamıyla insanın kendini egoizmden, her şeyi kendi çıkarı için sahiplenme arzusundan arındırmasını simgeler. Burada mesele fiziksel suyla ilgili değildir, niyetin temizlenmesiyle ilgilidir. Aslında tüm emirler böyledir; her biri, kalpte yapılması gereken içsel bir ıslaha, yani arzularımızın üzerinde konumlandırdığımız niyetin düzeltilmesine işaret eder

“Niyetsiz emir ölüdür” diye yazılmıştır. Niyet, kişinin egoist doğasını dönüştürmeye ve kendini sevgiye, ihsan etmeye ve bağ kurmaya yöneltme yönündeki içsel hedefidir. Bu içsel çalışma olmadan, dışsal eylemler boş bir kabuktan ibaret kalır. Dahası, insan sırf bazı eylemleri yerine getirdiği için kendini doğru ve haktan yana hissetmeye başlayabilir; oysa başkalarına karşı içsel tutumu hiçbir şekilde değişmemiştir. Bu durum sadece ayrılığı ve bölünmeyi daha da derinleştirir; kendini dindar görenler arasında bile.

Günümüzde insanlık kritik bir eşiğe gelmiş durumda. Aramızdaki bağı yeniden kurmak artık bir zorunluluk hâline gelmiştir. Karşılıklı sorumluluğu, insan sevgisini ve farklılıklarımızın üzerinde birliği yeniden tesis etmezsek, insanlık kendini yıkıma sürükleyecektir. Zohar, ARİ’nin yazıları ve Yehuda Aşlag (Baal HaSulam) gibi Kabalistlerin eserlerine baktığımızda, odaklandıkları noktanın birlik, kalbin ıslahı ve Yaradan’ın aramızdaki bağda ifşası olduğunu görürüz.

Emirler, egoizmi sevgiye dönüştürmenin aracı olarak verilmiştir. Onların içsel anlamına geri dönersek, yeniden canlılık kazanırlar. Aksi hâlde, emirlerin sadece dış kabuklarına tutunmak bizi kurtarmaya yetmez.

Yaradan Yaratılmış Olanla Birlikte Çalışır

Kişi Mahsom’u geçip artık ihsan etme kaplarına sahip olduğunda, Yaradan ona yeniden ödül ve cezayı ifşa etmeye başlar, buna rağmen kişi, yine de Yaradan ile bağı tercih etmelidir; çünkü o, gerçek yaşamla, onun köküyle bütünleşmek ister.

Daha önce kişi Yaradan’ı, alma kaplarındaki ödül ve cezaya göre yargılarken, şimdi O’nu ihsan etme kaplarındaki ödül ve cezaya göre yargılar. Böylece alma kapları, ihsan etme kaplarıyla birleşir; buna önce çift gizliliği, sonra tek gizliliği ıslah etmek denir. Bu sayede Yaradan, sürekli olarak yaratılmış varlıkla çalışır. Alma arzusu ile olan “oyununda”, Yaradan her seferinde yaratılmış varlığı bu arzunun üzerine yükseltebilir.

Yaradan daha büyük bir alma arzusu verdiğinde, ödül ve ceza kişi için daha büyük görünür ve bunlara dayanarak köke bağlanır. Buna mantık ötesi inançla hareket etmek denir. Böylece kişi, Yaradan’la giderek daha fazla bağ kurar; ta ki tüm alma arzusu harekete geçene kadar—yani ödül ve ceza devasa hale gelir ve ruhun tüm hacmini doldurur.

Sonuç olarak, kişi ödül ve cezayı tamamen fark etmiş olur; tüm bu süreç, Yaradan’a tam olarak bağlanabilmesi içindir.

Yaradan’ın Yüceliğini Nasıl Hissedebiliriz?

Soru: Mevcut durumumuzda Yaradan’ın yüceliğini nasıl hissedebiliriz?

Cevap: İçinde bulunduğumuz durumda Yaradan’ın yüceliğini, saran ışıklar şeklinde hissederiz.

Haz almak ve dolmak isteyen büyük bir alma arzusuna sahibiz. Yani Yaradan’ın yüceliğini, O’nun alma arzusunun üzerinde durduğu şekilde hissetmek isterim; öyle ki bu hissiyat, bu arzunun etrafını saran bir ışık gibi olsun. Sonra saran ışığa tutunur ve mantık ötesinde bir şey yapabilirim.

Bu, mantık ötesi inanç aracılığıyla, saran ışıklardan, alma arzusunun üzerine yükselme gücü aldığım anlamına gelir.

Yaradan Bizden Neden Gizlidir?

İnsanlığın gelişim süreci boyunca, her insanda alma arzusu giderek büyür ve insanlar, bunun nedenini ifşa etmek zorunda kalacakları bir duruma gelene kadar gittikçe daha fazla acı çekerler; fakat bunu yapamazlar. Acıdan kaçmaya çalışırlar, ancak yapamazlar.

Hem içsel hem de dışsal acılar sistematik bir şekilde gelir, onları her taraftan kuşatır; fakat tüm bu acılar aslında kendi nedenine, Yaradan’a yöneliktir ki böylece insan bu nedeni bulur.

Eğer kişi, doğru eylemler aracılığıyla acıyla nasıl başa çıkacağını bilseydi, haz ya da olumlu koşullara ulaşırdı; kötü eylemler yaptığında ise cezalar alırdı. Böylece ödül ve ceza açıkça ifşa olurdu ve kişi neyin faydalı, neyin faydasız olduğunu ayırt etmeyi öğrenirdi; artık başka hiçbir şeye ihtiyaç duymazdı.

Özümüzün kendisi alma arzusu olduğuna göre, onu belirli eylemler aracılığıyla nasıl dolduracağımızı bilseydik, bu bize yeterdi. Başka hiçbir şeyi sorgulamazdık; çünkü insan ancak kendisini ilgilendiren şeyi, kalbinin arzularına göre sorar.

Ancak Yaradan’ın yönetimi gizlidir ve kişi Mahsom’u geçene kadar bu dünyada ona ifşa olmaz. Kişinin nedene ulaşmasına yardım eden şey tam da bu gizliliktir: Hayattaki tüm durumları ona gönderenin kim olduğu, çünkü insan, sadece acıdan nasıl kurtulacağını değil, bunun neden başına geldiğini, nereden geldiğini ve hangi amaçla gönderildiğini bilmeye yönelik büyük bir arzu geliştirir.

Böylece kişi Yaradan’a ulaşır ve O’nun yüceliğini ifşa etmeye başlar. Bu noktada, Yaradan’ın büyüklüğünün önemi ve “ödül ve ceza” kavramları onun için yer değiştirir. Artık ödül ve cezanın esas olmadığını anlamaya başlar; asıl önemli olanın Yaradan ile bağ içinde olmak olduğunu kavrar.

Bu şekilde kişi, nedenin içine — Yaradan’ın içine — dâhil olur; onunla bütünleşmek ister. Bunu başarabildiği ölçüde, içinde ihsan etme kapları oluşur. İşte buna Mahsom’u geçmek denir.

Ağızdan Ağıza

Soru: Manevi gelişimde kim daha fazla fayda sağlar: size yakın olan ve sizinle iletişim kurabilen biri mi, yoksa uzakta olan biri mi?

Cevap: En büyük fayda, bana içsel olarak yakın olanlar tarafından elde edilebilir. Baal HaSulam, Zohar Kitabı’nın tamamlanmasına adadığı bir makalesinde ve çeşitli mektuplarında, gerçek manevi edinimin ancak öğrencinin öğretmenle olan içsel bağından kaynaklandığını yazmaktadır.

Günümüzde bu, doğrudan değil, bir grup aracılığıyla gerçekleşir. Ama yine de bu ilke geçerliliğini korur. Kabala’da buna ağızdan ağıza (Peh el Peh) denir, yani öğrenci ile öğretmen arasındaki ortak perde aracılığıyla.

Bu teknik genelde, öğrenci öğretmenin önünde kendini iptal etmesi ve içsel içeriğin öğretmenden öğrenciye akacağı şekilde öğretmene bağlanmaya kendini adaması olarak bilinir.

Kabala bir yandan bir bilim olsa da, formun benzerliği yoluyla üst ışığı nasıl alacağımızı anlatır. Ağızdan ağıza iletişim (Peh el Peh) olarak adlandırılan şey tam da niteliklerin benzerliğidir.

Kendinizi Bulun

İnsanları eğitmedeki temel sorun, onlara kendileri için en önemli olan şeyi, yani bir amaç bulmayı öğretmememizdir. Dahası, bu konuda gerçekten bağımsız olmalı ve kendinizi, ne medyanın ne toplumun ne de başka bir şeyin etkilediği, bunların hiçbirinin sizin için önemi olmadığı ve herkese karşı koyabileceğiniz bir koşula getirmelisiniz.

Bu, bir savaştan daha korkutucudur, çünkü güçlü bir bilgi saldırısına, çılgın bir kalabalığın çeşitli fikirlerine, sözde insanlık değerlerine dayanmak zorundasınız. Bunun için içsel gücü, şeyleri karşılaştırma, her şeyin üstesinden gelme, gerektiğinde diğer her şeyi göz ardı etme yeteneğini nereden bulacaksınız? Bu hiç de kolay değildir. Bu kişiye öğretilmelidir.

Gelişen nesle bunu öğretmezsek, onlar çalı çırpı gibi savrulacak ve hayatları boyunca mutsuz kalacaklar. İnsanların kendilerini bulamadıklarını görebiliyoruz. Yedi milyar insanın %99’unun hiçbir şeye uygun olmadığını düşünüyoruz. Hayır, onlara hiç öğretilmedi. Her insanın kendine özgü bir kişiliği vardır.

Bir insana kendini ve amacını, bu çok sayıdaki insan arasında kendi yerini bulma fırsatı verdiğinizde, aniden kendini anlamaya başlar ve etrafındaki her şeyin kendisine tam olarak uyum sağladığını görür.

Bu nedenle, en önemli şey kişinin eğitimidir: olması gereken yerde olmak, hayattaki yolunu bağımsız olarak seçmek ve bu yolu gerçekleştirmek için diğer herkesle doğru bir şekilde bağ kurmak.

İçsel Bilim

Soru: Yeni bir öğrenciye maneviyatın ne olduğunu açıklamak, ona maneviyatı anlatmak ve göstermek için ne kadar zaman gerekir?

Cevap: Göstermek mi? Ona nasıl gösterebilirsiniz ki? Kendisi içinde bunu yeniden yapılandırmak için hiçbir araca sahip değildir.

Yorum: O zaman şöyle diyelim, maneviyatı aktarmak için. “90 Dakikada Bütün Kabala” adlı bir program olduğunu hatırlıyorum.

Cevabım: Beş dakikada bile açıklayabilirsiniz! Bu önemli değil. Kabala’nın ne olduğunu tek bir cümleyle de aktarabilirsiniz: “Yaradan’ın bu dünyadaki bir insana kendini ifşa etmesi.” Hepsi bu. Ve sonra, gidip çalışın. Ta ki, bir insan kendini değiştirene kadar…

Kabala dışsal bir bilim değil, içsel bir bilimdir. Bu nedenle, her şey kişinin niteliklerine bağlıdır. Ve kişinin nitelikleri de bana değil, kendi çabalarına bağlıdır.

Yorum: Ama yine de dışarıdan görünen resim, kişi istese de istemese de ilk aşamada bu kişiyi çeker ve Kabala’yı öğrenmeye başlayan biri bununla çalışabilir.

Cevabım: Evet, sizi anlıyorum. Tanıtımınız için klipler, filmler, ne isterseniz yapın. Ama Kabala bilgeliği yine de içsel bir bilimdir.

Sonsuz Haz

Soru: Bir kişi sonsuz hazzı nasıl hayal edebilir?

Cevap: Yaradan’dan arzular ve doyumlar alırız. Arzular açlık ve acı olarak hissedilirken, hazlar tam olarak arzu edildiği ölçüde mükemmelliği edinmek olarak hissedilir.

Günlük hayatımızda, arzular ve doyumlar içimizde aynı anda ortaya çıkmadığı için sürekli doyum elde edemeyiz. Ancak kişi, ihsan etmek niyetiyle doyum elde etmek için kendini doğru bir şekilde hazırlarsa, Yaradan’dan arzuyu doyumla aynı anda alır. Bu, yemek yiyen ve doygunluk hissi ile azalmayan bir açlık hissi duyan birine benzer. Ve tüm arzularımız da böyledir.

Önce Kimlere Bakılmalı?

Soru: Bir kurt sürüsü, engelli, sakat veya yaşlı bir hayvana bakabilir. Onu yavru köpekler gibi çiğnenmiş yiyeceklerle beslerler ve hatta ondan pire bile temizlerler. Ancak burada bir ekleme var: “Açlık yaşanan bir yılda sürü, yaşlı hayvanları besleme sorumluluğunu üstlenemez. Ve yaşlılar bunu kabul eder.” Bu da bir hayatta kalma meselesi mi?

Cevap: Bu, sürü için bir hayatta kalma ve zorunluluk meselesidir. Bu yüzden, tüm sürünün yaşamı için kendilerini feda eden bireyler vardır.

Yorum: Şöyle özetleyelim: Engellilere, yaşlılara bakıyorlar…

Cevabım: Herkese.

Soru: Ve biz de yaşlılara bakmalı mıyız?

Cevap: Evet. Ama zayıflara bakmanın imkansız olduğu koşullar varsa…

Soru: Bu gerçekten çok zor bir soru! Seçim nasıl yapılır?

Cevap: Gelecek nesillere büyük fayda sağlayacak olan seçilir.

Soru: Yani genç ve güçlü olan mı?

Cevap: Evet.

Soru: Yani ilke hala sürünün hayatta kalması, toplumun hayatta kalması mı?

Cevap: Evet.

Yorum: Ve şimdi, mümkünse, lütfen bundan çıkaracağımız sonuçları söyleyin.

Cevabım: Sonuçlar: Kurtlardan kesinlikle öğrenecek çok şeyimiz var. Kendimizi geliştirmek için bir şeyler yapmamız gerekiyor. Toplumumuzun organizasyonu hakkında kesinlikle düşünmemiz gerekiyor: onu nasıl yeniden yapılandırıp daha sağlıklı hale getirebiliriz ve hangi eğitim programlarını benimsemeliyiz? Çocuklarımız, torunlarımız ve gelecek nesiller için.

Önümüzde birkaç nesil var ve onlar için sosyal düzeni değiştirmeliyiz.