Büyüklüğün Gücü

Soru: Kendini feda etme ve gruba adanmışlık noktasına geldiğimizde, güce ihtiyacımız olur. Bu çok büyük bir görevdir. Grupta güç bulamazsam, öğretmenin büyüklüğünü hissederim ve buradan güç çekerim. Bu gücü dostlarımın önünde kendimi iptal etmek için ne ölçüde kullanabilirim?

Cevap: Alabildiğiniz kadar alın. Gerçek ölçü önemli değildir. Daha sonra: Nefesh, Ruach, Neshama, Haya ve Yechida’yı ölçmeye başlayacağız yani aşağıdan ifşa olan ışığın üzerinde var olmak için, yukarıdan ne kadar güçle yardıma ihtiyacımız olduğunu.

Soru: Adanmışlık ile Yaradan’la antlaşma yapmak nasıl bağlantılıdır? Yaradan’la yapılan hangi antlaşma adanmışlığı güçlendirir?

Cevap: Adanmışlık, kişinin Yaradan ile olan her ilişkisinde, hatta dostlarla, insanlar arasındaki ilişkilerde bile gereklidir. Sanırım bunu kendiniz de çok çabuk anlayacaksınız.

Tüm Arzular Tek Bir Arzuya Dönüşene Dek

O insanların, dost sevgisiyle uğraşan tek bir grup olarak birleşmeye hemfikir olmalarındaki neden, her birinin düşüncelerini birleştirebilecek bir arzuya sahip olduklarını hissetmeleridir ki böylece başkalarını sevme gücünü edinebilsinler. Meşhur bir atasözü vardır, “Yüzleri farklı olduğu gibi, görüşleri de farklıdır.” (RABAŞ, “Kendin İçin Bir Öğretmen Yap ve Kendine Bir Dost Satın Al – 2”).

Soru: Bu pasajın ilk bölümünde, başta yüzlerinin birbirine benzemediği, sonra da dostlarını sevmeye çalıştıkları yazıyor. Peki, bir dostun diğerlerine olan sevgisi de kişiden kişiye farklılık gösterir mi?

Cevap: Evet, farklıdır. Gerçek şu ki, birbirimizle olan ilişkilerimiz de farklıdır. Bir kişiye bir şekilde, başkasına farklı şekilde, bir başkasına ise daha farklı bir şekilde davranırım. Tüm bunlar dostlarla bağ kurmak ve ortak bir arzu içinde birleşmek içindir.

Soru: Her dost, ortak arzuyla ilgili kendi duygularına sahip midir yoksa bu genel bir şey mi?

Cevap: İlk başta bu herkesin kişisel arzusudur, sonra yavaş yavaş diğer arzularla bağ kurar, giderek daha genel hale gelir ta ki tüm arzular tek bir arzuya dönüşene dek.

İhsan Etme Arzusunu Uyandırın

Soru: Yaradan ile olan bağ, Hisaron (eksiklik) için ettiğimiz duanın sonucu mu? Yoksa bu bağ, dua etmeden önce de gerçekleşir mi? Yaradan ile olan bağ tam olarak nerededir?

Cevap: Dua etmeden önce bile ona tutunabiliriz. Hisaron’umuzun düşmesine izin vermezsek yani onun unutulmasına izin vermezsek ve ona sürekli bağlı kalırsak o zaman ona ulaşabilir ve onu gerçekleştirebiliriz.

Soru: Hisaron’umuzun, ihsan etme arzusunun yokluğunun neden olduğu kaybı ne kadar hissettiğimize bağlı olduğu söylenir. Ama hiç bu arzuya sahip olmadıysak, nasıl böyle bir kaybı hissedebiliriz?

Cevap: Hisaron’u hissetmek, üzerinde çalışmak, ihsan etme arzusunu canlandırmak isterseniz, o zaman bu kaybı hissetmeye başlayacaksınız. İçinizdeki ihsan etme arzusunu uyandıracak ve bunu gerçekleştirmek isteyeceksiniz.

Doğru Bir Dua Nasıl Oluşturulur?

Soru: Günlük duayı doğru bir şekilde oluşturmanın yolu nedir? Bir seçenek; uzun ve iyi düşünülmüş bir dua olması. Yoksa her dostun sabah dersindeki duygularından bir öneride bulunduğu haliyle bırakmak mı daha iyidir? Onluda bir dua oluşturmanın bir yolunu önerebilir misiniz?

Cevap: Haftada bir ya da iki kez, her bir kişiden bireysel bir dua yazmasını isteyebilir, ardından bu dualar hakkında konuşabilir, karşılaştırabilir, tek bir forma, tek bir amaca getirebilirsiniz. Bu ilerleme sağlayabilir.

Soru: Bireysel dua ne anlama gelir? Yani daha sonra karşılaştırıp analiz edebilmemiz için mi?

Cevap: Fark etmez. Elinden gelenin en iyisini yap. Korkacak bir şey yok. Birkaç gün içinde dalgalarımızı, kalplerimizi birbirine bağlayacağız ve sonra bunun hakkında konuşacağız.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 76

Alttaki MAN Yükselttikten Sonra Üstteki Ne Yapar?

“Böylece üstteki, AHP’ını yükseltir. ‘Yükseltmek’, üsttekinin alttakine, üsttekinin ifşa edebileceği AHP’ının Kelim’inde var olan erdem ve hazzı gösterebileceği anlamına gelir. Dolayısıyla, alt olanın bakış açısından, alt olanın Galgalta Eynayim’ini yükselttiği ve bununla birlikte alt olanın üst olanın erdemini gördüğü sonucu çıkar. Bundan, alt olanın üst olanın AHP’ı ile birlikte yükseldiği sonucu çıkar.”

Tüm seviyeler on Sefirot’tan oluşur. Sefirot Keter, Hohma ve Bina “Galgalta ve Eynayim” (GE) olarak adlandırılır ve Sefirot Zeir Anpin ve Malhut “Awzen, Hotem, Peh” (AHP) olarak adlandırılır. Bu yapı her üst ve alt olan için geçerlidir. Üstteki, AHP’ını (Zeir Anpin ve Malhut’unu) alttakine indirir ve sanki içinde hiçbir şey yokmuş gibi onları boşaltır.

Üsttekinin AHP’ı boş ve ışıksızsa, alttaki boşluk hisseder. Üstteki neden AHP’ını boşaltır? Böylece alttaki, GE’sini ıslah edebilir, zira üsttekinin AHP’ı, alttakinin GE’sinde yani “ihsan etme kaplarında” bulunur.

“İhsan etme kapları” nedir? Bunlar, kendileri için hiçbir şey istemeyen kaplardır. Hiçbir şey istemiyorsak, boşluk da hissetmeyiz. Bu nedenle, üst olanın yarattığı boşluk, alt olanın doğru ölçüyü edinmesine ve hangi seviyesini ve hangi ölçüde GE’sini ıslah etmesi gerektiğini anlamasına yardım etmek içindir.

Başlangıçta, alt olanın GE’sinde bir kusur vardır. Alt olan, bu kapları “merhametten haz alma” (Hafetz Hesed) koşuluna getirmeli, kendisi için hiçbir şey istememeli, ihsan etme kapları olmalıdır. Bu kaplar merhametten haz alma koşuluna ulaştığında, alt olan artık üst olan hakkında olumsuz ve boş bir algıya sahip olmayacaktır. Üst olan, alt olana boşluğunu bu şekilde gösterir ve alt olanın kendini ıslah etmesi gereken ölçüyü sağlar.

Şu anki koşulumuzda, sanki hiçbir şeyimiz yokmuş gibi sert bir boşluk hissi duyuyoruz. Bu, üsttekinin AHP’ının etkisidir. Bu duyguyu göz ardı etmemeli veya koşulumuzu inkar etmemeliyiz. Bunun yerine, çabalarımızı artırmalıyız.

Bu nedenle, “Yapabileceğin her şeyi yap” diye yazılmıştır. Bu, mevcut koşulumuzda, üstteki hiçbir şeye sahip değilmiş gibi görünse de, aniden üsttekinin her şeyi içerdiğini hissetmemizi sağlayan kaplar, perdeler ve güçler eklememiz için olur. Üstteki mükemmelliktir; hiçbir şeyi eksik değildir. Bu farkındalık, canlılık eksikliğinden dolayı kayıtsız hale geldiğimiz için değil, üstteki doğası gereği iyi olduğu, her şeyi içerdiği ve hiçbir eksikliği olmadığı için olur.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 75

Seçim Nedir?

“O zaman, seçim için yer vardır, alt olanın söylemesi için” — sözlü olarak değil, çünkü burada kelimelerin gerçek bir değeri yoktur, daha çok içsel bir anlayışa, bir farkındalığa, kalp ve akılda bir idrak koşuluna ulaşarak — “ki onun hissettiği tüm bu gizlilik, üst olanın alt olanın iyiliği için kendini kısıtlamasından kaynaklanmaktadır.” Seçim nedir? Kısıtlama, kafa karışıklığı ve boşluk hissi, hepsinin seçim fırsatı sağlamak için olduğu anlayışına ulaşmaktır.

“Buna ‘İsrail sürgündeyken, Şehina [Kutsallık] onlarla birliktedir’” denir.” Şehina, üst dereceyi temsil eder. Bizim mevcut algımızda, bu sürgünde gibi görünür. “Hissettiği her tat” — üst olanla ilişkili olarak — “dediği gibi”, yani bize göre üst olanın değerini o duyguya göre belirleriz. “Yani, canlılığın tadını hissetmemesi onun suçu değildir. Aksine, onun görüşüne göre, maneviyatta gerçekten canlılık yoktur.” Yargımız her zaman hissettiklerimizden ve sahip olduklarımızdan kaynaklanır.

Öyleyse, seçim nedir? “Eğer bir kişi üstesinden gelirse”- “üstesinden gelmek” demek, elimizden gelen her şeyi yapmak, tüm çabamızı sarf etmek ve buna göre hareket etmek demektir. Net bir yol yoktur, ancak bu arada, grup içinde çeşitli dışsal eylemlere katılmalıyız: birlikte çalışmak, dostlara yardım etmek ve onlardan ilham almak, böylece ek güç kazanmak.

“Ve bu besinlerde bulduğu acı tadı” —yani üsttekinde— “sadece bolluğu almak için uygun Kelim’e sahip olmadığı için olduğunu söyler, çünkü onun Kelim’i almak içindir, ihsan etmek için değildir ve üstteki kendisini gizlemek zorunda kalmasından dolayı üzgündür, bu yüzden alttaki onu karalayabilir.” Bu durumda, üsttekinin hiçbir değeri olmadığını düşünerek onu eleştiririz. “Bu, alt olanın yükselttiği MAN olarak kabul edilir.” Hayal kırıklığı ve hoşnutsuzluk bir yalvarmaya dönüşür. Etrafımızda olan diğerlerinden eksiklikleri alarak, karşılıklı çalışma yaparak ve yukarıdan gelen ışığı alarak, bu eksiklik ve hayattan duyulan memnuniyetsizlik, alt olanın yükselttiği bir talep, MAN haline gelir. Biz kendimiz bu talebi nasıl yükselttiğimizi bilmiyoruz, ancak yine de üst olanla olan bu tür bir ilişki “MAN yükseltmek” olarak adlandırılır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 74

Nerede Özgür Seçim Var, Nerede Yok?

RABAŞ, “Yargı Niteliğinin Merhamet İle İlişkisi” başlıklı makalesinde, nerede özgür seçim hakkımız olduğunu şöyle yazar: “Asıl iş seçimdir, yani ‘hayatı seçmek’, böylece Dvekut [birleşme] olacaktır, bu da Lişma [O’nun rızası için] demektir. Bununla, kişi Hayatların Hayatı ile Dvekut ile ödüllendirilir.” Hayatta yaptığımız tüm eylemler arasında, sadece bir eylem özgür seçim için verilmiştir.

Kendimiz üzerinde bilimsel bir inceleme yaparsak, beynimizin (ki bunun sadece yüzde ikisi kullanılıyor) karmaşıklığı da dahil olmak üzere vücudumuzun tüm biyolojik ve fizyolojik süreçlerinde hiçbir şeyin gönüllü olarak çalışmadığını görürüz. Her şey otomatik olarak işler. Beyin, düşünce süreçleri ve görünürdeki kararlar bile, verilerle önceden programlanmış bir bilgisayar gibi çalışır, başlangıç parametrelerine ve doğuştan gelen doğamıza göre işler.

Diğer canlılardan hiçbir farkımız olmadığını ve doğanın kanunlarına göre hareket ettiğimizi, yeni parametreler seçme veya ekleme yeteneğimizin olmadığını keşfederiz. Bu girdiyi alabileceğimiz bir kaynak yoktur, bunu öğretecek dışsal bir şey yoktur. “Bilgisayarımıza” giren her şey önceden belirlenmiştir.

Bu nedenle, özgür seçimimiz yoktur. Baal HaSulam, “Özgürlük” makalesinde, hayatta tek bir özgür seçim eylemimiz olduğunu açıklar: “Ve sen hayatı seçeceksin.” Diğer eylemlerin, istesek de istemesek de otomatik olarak gerçekleştiğini vurgulayarak, başka hiçbir eyleme odaklanmaya gerek olmadığını belirtir. Bu tek seçim noktasına odaklanırsak, gerçek benliğimizi inşa etmeyi başarırız.

RABAŞ şöyle devam eder: “Açık İlahi Takdir varken, seçim için yer yoktur.” Böyle bir durumda kimse yoktur. Açık İlahi Takdir nedir? Tüm gerçeklik ve yaratılmış tüm varlıklar, içsel bir plan ve programlamaya göre işler, sanki kişi yokmuş gibi.

“Bu nedenle üstteki, yargı niteliği olan Malhut’u, Eynaim’e [gözlere] yükseltti.” Bunun nedeni, açık İlahi Takdir altında seçim olmaması ve amacın, bizim bağımsız olmamız, kendimize ait bir şey kurmamız olmasıdır. Neden? Çünkü bağımsızlığımız sayesinde kim olduğumuzu hissedecek ve ne olduğumuzu bileceğiz. Kendi benliğimizden hareket ederek, Yaradan’ın seviyesine kendimiz yükselebiliriz, çünkü “O’na tutunmak” aynı seviyeye, mutlak özdeşleşmeye ulaşmak ve Yaradan ile eşit olarak birleşmek anlamına gelir.

“Bu, bir gizlenme yarattı, yani altta olana üstte olanda bir eksiklik varmış gibi geldi.” Üstte olanın gizlenmesi, bize özgür seçim hakkı vermek için tasarlanmıştır. Özgür seçim hakkı bize nasıl verilir? Bize, üstte olanın, manevi dünyanın var olmadığı ve bizim bu dünyada hayvanlar gibi, bizi izleyen kimse olmadan yaşadığımız hissi, düşüncesi gönderilir. Bu gizlilik, özellikle ilerlemek isteyenlere, yükseltmek isteyen kişilere, insan olmaları ve özgür seçim hakkı kazanmaları için verilir.

Bu gizliliğin başlangıcı, şu anki koşulumuzda hissettiğimiz şeydir. Nasıl mı? Bilinmeyeni edinmek isteyen herkes zaten bir miktar gizlilik yaşar. Üst olanın AHP’ı (üst derecenin alt kısmı) üzerimizde etki etmeye başlar, bizi gizlilik yoluyla onu aramaya çeker ve teşvik eder.

“Üst olanda Gadlut [yücelik/büyüklük] yoktu.” Bu, bizim hissettiğimiz şeydir. Böyle hissedersek, umutsuzluğa kapılırız. Çalışma bize çekici gelmez ve yol belirsizleşir. Bu, sürece çoktan girdiğimiz anlamına gelir.

“Sonuç olarak, üsttekinin nitelikleri alttakinin niteliklerinin içine yerleştirilir, yani eksiklikleri vardır. Dolayısıyla bu Kelim [kaplar] alttaki ile eşdeğerdir, yani alttaki niteliklerde canlılık olmadığı gibi, üstteki niteliklerde de canlılık yoktur.” Alt olan, üst olanın bile canlılık içermediğini algılar. Neden? Çünkü üst olan, kasıtlı olarak kendini ışıktan mahrum bırakarak, alt olana hiçbir şeyi olmadığını gösterir.

“Başka bir deyişle, kişi, Tora ve Mitzvot [emirler] cansız oldukları için, onlarda hiçbir tat hissetmez.” Bu nedenle Kabala çalışmanın tehlikeli olduğu söylenir. Tora ve Mitzvot’u uygulayan ve gerekli olan her şeyi yapan insanlar bile, düşüş koşulundayken her şeyin tatsız ve anlamsız olduğunu düşünürler, hatta bu uygulamaları küçümsemeye bile başlarlar.

Kabalistlerin Zor Hayatı

Soru: Mentalite açısından, öğretmeniniz RABAŞ ile iletişim kurmak sizin için zor muydu?

Cevap: Kesinlikle hayır. Mentalite açısından çok yakındık. O, geçen yüzyılın başlarında doğmuş Polonyalı bir Yahudi idi. Ben ise, bir zamanlar çok sayıda Yahudi’nin yaşadığı Vitebsk’in kenar mahallesinde büyümüş, Belaruslu bir Yahudi’yim. Ruh, yaşam tarzı, alışkanlıklar – hepsi orada kaldı ve ben bir şekilde onları edindim.

Prensipte, Kabala çalıştığınızda bunların hiçbiri önemli değildir. Ama ben RABAŞ’ı bir insan olarak, tüm alışkanlıklarıyla anladım. Sadece birkaç evin bulunduğu bir kasabada büyüdüm: birinde büyükbabam ve büyükannem, diğerinde bazı akrabalarım, biraz daha ileride başka akrabalarım vardı. Her şey benim için çok doğaldı.

Çocukluğumdan gelen, RABAŞ’ın anlattıklarıyla birebir örtüşen anılarım vardı. Dolayısıyla günlük yaşam açısından onunla hiçbir çatışmam veya sorunum olmadı.

Tabii ki, Polonya’dan İsrail’e göç ettikten sonra edindiği kendi alışkanlıkları vardı. Kahveyi çok severdi çünkü babası Baal HaSulam ile birlikte uzun yıllar Kudüs’te yaşamıştı ve babası da büyük bir kahve tutkunuydu. Bir kaşık öğütülmüş siyah kahvenin üzerine kaynar su döker ve içerlerdi. Baal HaSulam’ın günde yirmi, hatta daha fazla bardağa ve sigaraya ihtiyacı vardı.

Öğretmenim de sigara içerdi; sıradan sigaralar değil, önce filtresiz, sonra filtreli, çok sert tütün.

Hayatlarında birçok çalkantı yaşadılar. Baal HaSulam’ın gazete yayımlaması yasaklandıktan sonra kalp krizi geçirdi ve kısa süre sonra kanser teşhisi kondu.

Öğretmenim ise kızı ve damadının ölümünü yaşadı; ikisi de altı ay arayla vefat etti. Damadı, RABAŞ’ın sağ kolu, her işte yardımcısıydı. Onlar, benim kendisine gelmemden bir yıl önce vefat ettiler. Evet, onun ciddi sorunları vardı. Tüm Kabalistler gibi.

Bu yüzden sanırım biz, ilkler ve en mutlularız; muhtemelen zayıf ve ciddi sınavlara layık olmadığımız için. Bize çok az şey verilmiştir. Aksine, yaptığımız her şey için iyi geri dönüşler alıyoruz. Bu sayede Kabala’yı yayabiliyor, geliştirebiliyor, kongreler düzenleyebiliyor, yüzlerce, binlerce, hatta daha fazla insanı çekebiliyoruz.

Baal HaSulam ve RABAŞ’a bunların hiçbiri nasip olmadı. Korkunç şartlarda yaşadılar, bizden bin kat daha çok çalıştılar, acı çektiler ve sonunda, dışarıdan bakıldığında bizimkine kıyasla çok küçük bir sonuç aldılar. Ve umutsuzluk içinde öldüler: “Peki ya şimdi ne olacak?”

ARİ nasıl öldü peki? Belgelenmiştir ki öğrencileri ona: “Bizden nereye gidiyorsun?” diye sorduklarında şu cevabı verdi: “Eğer siz layık olsaydınız, kalırdım. Bana kulak vermek ve söylediklerimi dinlemek isteseydiniz, beni almazlardı.” Bu sözler, otuz yedi yaşında ölen büyük bir Kabalist tarafından söylenmiştir. Öğrencilerinin, onun çalışmasını devam ettirmeyeceğini biliyordu ve ölmeden önce onlara Kabala çalışmayı yasakladı.

Öğrenciler için “Size çalışmanızı yasaklıyorum! Hayvan halinize geri dönün ve yaşayın.” sözlerini duymaktan daha büyük bir ceza hayal edebiliyor musunuz? Ve öğretmeninize itaatsizlik etmeye cesaret edemezsiniz.

ARİ’nin öğrencilerinin çoğuna ne olduğunu pek bilmiyoruz. Sadece birinin Kabala çalışmasına izin verdi: tüm yazılarını toplayan Haim Vital’e. ARİ, bu yazıların kendisiyle birlikte gömülmesini emretti. Bir süre sonra mezarı açıldı, yazılar çıkarıldı ve bunlardan, Baal HaSulam’ın On Sefirot’un Çalışılması ve diğer yazılarını temellendirdiği, çalışmalar derlendi. Yani, geçmişin Kabalistleri korkunç koşullardan geçti!

Peki ya Zohar Kitabı’nı yazan Raşbi? Küçük bir pınarın ve tatlı meyveleri olan bir keçiboynuzu ağacının yanındaki dar bir mağarada yaşadı. Oğluyla birlikte yedikleri buydu. Bu zorlu koşullarda, kumun içine gömülüp Kabala çalıştılar. Daha sonra sekiz öğrenci daha onlara katıldı ve birlikte, ülkenin kuzeyinde, soğukta, o mağarada Zohar Kitabı’nı yazdılar! Korkunç!

Günün Boşa Geçmediğinden Emin Olun

Yorum: Bir insanın ne istediğini açıkça bildiği anlar vardır. Diyelim ki kırmızı bir araba ya da üç katlı tuğla bir ev ister ve ona ulaşmak için çabalar.

Bazen de insanın içinde bir şeyler hissettiği ama tam olarak ne olduğunu anlamadığı zamanlar da vardır. Bir tür soyut bir form vardır.

Cevabım: Fark etmez. Yine de isterler. Yine de bir şeye uzanırlar ve işte bu, onların büyümesine yardım eder.

Çocukken bir şeyin peşinden nasıl gideriz? Gerçekten neye çabaladığımızı bilir miyiz? İleriye, geriye itilip dururuz; bir şeyleri açar, atar, söker, inşa eder, yerleştiririz, vb. gibi. Küçük çocukların neler yaptığını izleyin. İşte böyle gelişirler. Onların örneğini takip edin.

Soru: Peki bir çocuğun örneğini doğru bir şekilde nasıl takip edeceğiz? Her şeyi yapıyor gibi görünseniz de, yine de yanlış yolda ilerleyebilirsiniz.

Cevap: Ama siz küçük bir çocuk değilsiniz. Kendinizi ve hedefinizi net bir şekilde analiz etmelisiniz. Hedefiniz ne kadar yüce, ebedi ve mükemmelse, basit hayvansal varoluştan o kadar uzaklaşır ve o kadar insan olursunuz. Bir hedef belirlemeli ve onu içtenlikle arzulamalısınız. Başka nasıl olacak? Sabah kalktığımda hiçbir şey istemiyorsam, o zaman ben nasıl bir insanım? İşte bu yüzden günümün bir programı var ve her şeyi tamamlamalıyım: bloğumdaki soruları cevaplamak, materyaller hazırlamak, bir programa çıkmak, ders vermek vb. Bu benim görevimdir ve bundan kaçamam.

Ama bunun ötesinde, yerine getirmem gereken başka bir içsel program daha var: bazı nitelikler üzerinde çalışmak, bazı değerler üzerinde çalışmak, netleştirmeler yapmak ve kendimi belirli bir içsel duruma getirmek. Bu bir zorunluluktur! Bu olmazsa, gün boşa gitmiş demektir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 73

Ne Yapmamız Gerektiğini Bilmeden Nasıl İlerleriz?

Çözüm basittir: Direkt ışığın dört safhası sürecini çalışmak; bu süreçte ışık, kabı yaratır, onu inşa eder, ona tüm niteliklerini verir, ardından kabı iyiden kötüye ve kötüden iyiye çevirir, onun üzerinde kendi isteğine göre etki eder. Aynı ışığın, bizim üzerimizde de çalışmaya devam etmesi gerekir; başka bir çözüm yoktur.

Bu nedenle Baal HaSulam, On Sefirot’un Çalışmasına Giriş’in 155. maddesinde şöyle yazar:
“Bu nedenle sormalıyız; o zaman neden Kabalistler, her bireyi Kabala ilmini çalışmaya zorladılar? Gerçekten de bunda duyurmaya değer yüce bir şey var: Kabala ilmiyle uğraşan kişilere olağanüstü ve paha biçilmez bir deva vardır. Öğrendiklerini anlamasalar bile…”

Anlamak şart değildir; gerekli olan sadece arzu ve özlemdir. Eğer özlemimiz varsa, ilerleme yeteneğine sahibizdir. Özlem olmadan hiçbir şey yapamayız.

“Öğrendiklerini anlamaya yönelik büyük arzu ve özlem sayesinde, ruhlarını saran ışıkları üzerlerinde uyandırırlar. Bu demektir ki, İsrail’deki her insanın sonunda tüm harika edinimlere ulaşacağının garantisidir…”

Yani ıslahın sonuna ulaşmak ve O’na yapışmak,  “Yaradan’ın yaratılış düşüncesinde, her yaratılanı memnun etme” amacıyla planladığı şeydir. Hepimiz zaten son ıslah koşulundayız, fakat bu koşulu kendimiz ortaya çıkarmalıyız, nitekim şöyle yazılmıştır: “Eski ürünü yiyecek, yenisi için eskiyi kaldıracaksınız” (Levililer 26:10).

“Ve bu hayatta ödüllendirilmemiş olan, bir sonraki hayatta ödüllendirilecektir.” Bu, “kişi, O’nun kendisi için planladığı O’nun düşüncesini tamamlamayla ödüllendirilene kadar” devam eden süreçtir. Bu dünyaya yeniden geliriz ta ki zaten içinde bulunduğumuz ama henüz hissedemediğimiz Ein Sof deneyimine ulaşana dek.

Mevcut koşulumuzda, bilinçsiziz. Yavaş yavaş algılama kaplarımızı arındırırız ve daha fazla hissederiz; ta ki ıslahın sonuna ulaşıncaya kadar. Neyi ıslah ederiz? Kaplarımızı ıslah eder ve “ıslahın sonu” denilen durumu hissetme kapasitemizi genişletiriz.

Eğer Kabalistlerin belirlediği koşullara uygun şekilde çalışırsak, yukarıdan, bizi yaratılışın amacına yönlendiren bir güç alırız. Bu güç bizi çeşitli yollardan ilerletir; kasıtlı olarak başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları getirir ki Yaradan’ın yardımına ihtiyaç hissedelim. İlerleme yalnızca ışık yoluyla olur; bu nedenle Kabalistik kitapların çalışılmasından başka bir yol yoktur.