Soru, Karanlığın Bir Parçasıdır

Soru: “Bir, Eşsiz ve Birleşik” ifadesi, “en yüce olandan daha yüce” anlayışıyla nasıl örtüşür?

Cevap: İleride TES çalışacağız ve bunun ne anlama geldiğini göreceğiz.

İnsan binlerce soru sorabilir. Asıl önemli olan, bu soruların Baal HaSulam’ın bizi yönlendirdiği aynı kanal boyunca birlikte akmalarıdır.

Soru: Yaradan’ın ışığı ürettiği ve karanlığı yarattığı söylenir. Karanlık, yani kötülük yaratılış planında gerçekten var mıdır, yoksa sadece bizim hayalimiz midir?

Cevap: Esasında, içimizde beliren her bir soru, henüz insan tarafından anlaşılamamış olan karanlığın bir parçasıdır ve bu yüzden kişi kendini böyle bir durumda bulur.

Kime Soruyorum?

Soru: “O”, sonsuzlukta var olan ışık anlamına gelir ve “O’nun Adı” sonsuzluğun ışığının içindeki yerdir, arzudur. Yaradan’a dönmek ve dostlarım adına sormak istediğimde, ne hayal etmeliyim, kime hitap ediyorum?

Cevap: Her şeyi var eden, içinde var olduğumuz, etrafımızı saran ve hissettiğimiz güce hitap ediyorsunuz. İşte siz buna “Yaradan” diyorsunuz.

Alma, Yaradan’dan Gelir

Soru: Kendi başımıza ulaştığımız edinimi biz mi hak ederiz, yoksa bu Yaradan’dan gelen bir armağan mıdır?

Cevap: Her şeyi Yaradan’dan aldığımız, büyük Kabalistler tarafından açıklanmış iyi bilinen bir gerçektir. Ancak bu alışı, bir armağan mı, bir hak ediş mi, bir ödeme mi ya da başka bir şey olarak mı, nasıl değerlendireceğimiz ve bununla nasıl ilişki kuracağımız, hâlâ netleştirmemiz gereken bir konudur.

Soru: Yaradan’dan gelen şeyler her durumda kendi çabanızla hiçbir ilgisi olmayan bir şey olarak mı hissedilir?

Cevap: Yaradan ile aramızda, O’nun bize bir şey verdiğini ve bizim de bunu aldığımızı hissetmediğimiz pek çok ilişki vardır. Hatta bedensel hayatımızı bile ele alalım. Aldığımız şeylerin O’ndan geldiğini, bizi canlandırdığını ve var olmamıza imkân verdiğini hissetmeyiz.

Tek Kaynak

Soru: Kabala’da kötülüğün sesi ve ışığın sesi olduğu söylenir. Kötülüğün sesini ışığın sesinden nasıl ayırt edebiliriz? Ve ışığın sesini daha fazla duymak için nasıl çaba gösterebiliriz?

Cevap: Her ikisinde de Yaradan’ı ayırt etmelisiniz, böylece aralarında hiçbir fark kalmaz ve duygularınız onları ayırt etmez, ancak her ikisinin de kendinizle ilgili olarak Yaradan’ın tezahürleri olduğunu söylenir.

Bu iki koşulu, bu iki tanımı kendi içinizde birleştirdiğinizde, tek bir kaynak olduğunu yani Yaradan’ı hissetmeye başlayacaksınız.

Soru: Yaradan’ın her şeyi sadece O’nun yaptığına dair yönetimini ifşa etmek, ama aynı zamanda bu yönetimin iyi olduğunu görmemek mümkün müdür? Yoksa bu mutlaka birlikte mi ifşa edilmeli?

Cevap: Bu, Yaradan’ın kötülük yaptığı olarak ifşa edilmez. Bu mutlak bir gerçektir.

Soru: Her şeyin Yaradan’dan geldiği ve O’nun her şeyi düzenlediği gerçeğinin sadece benim için mi yoksa tüm grup için mi ifşa olması önemlidir?

Cevap: Grup içinde tüm koşullarınızın Yaradan’dan geldiğinin anlaşılması ve O’nu kendini ifşa etmesini, birlikte zorlamanız önemlidir.

Metnin Bize Dahil Olması İçin

Soru: Yaradan, çabalarımızın niteliğini ödülün niteliğiyle nasıl dengeler? Her birimizin ıslaha gelmesi gerektiğini ve son ıslahta (Gmar Tikkun) çabalarımızın birleşip ödüle eşit hale geleceğini söyleyebilir miyiz?

Cevap: Diyelim ki son ıslahta ne olacağını bilmiyorum. En azından, bunu ilk kez çalışan biri için bu tür sorular ortaya çıkabilir, ancak bunların cevapları yoktur.

Sadece metni çalışmalı ve onun bize dahil olmasını ve bir şekilde duygularımıza ve zihnimize kazınmasını sağlamalıyız. Ve yavaş yavaş onun bizim düşüncemiz, ruhumuz, arzumuz haline geldiğini hissedeceğiz. Bu şekilde ışık bizi etkileyecek ve dolduracaktır.

Yaradan’ın İfşasına Doğru

Soru: Onlu olarak, ıslahın sonuna geldiğimizi ve Yaradan’ın iyilik yapan iyi olarak ifşa olduğunu sürekli olarak düşünmek mümkün müdür?

Cevap: Şu anda bu koşula yaklaşamayız, çünkü bu koşul çok büyük, çok yücedir.

Ancak sonunda, aramızdaki bağı ve kitapta öğrendiğimizi doğru bir şekilde kullanırsak, bu iki koşul bizi, Yaradan’ın eylemlerinin kendi içimizde mutlak bir şekilde ifşa olduğu bir koşula götürecektir.

Bir Yükseklikten Diğerine İnip Çıkmak

Soru: Manevi bir düşüş geldiğinde, bunu hemen fark edip içinden geçmem gerektiğini anlayabilir miyim?

Cevap: Islah edilmiş bir duruma ulaşmaya çabaladığınız için düşüş yaşarsınız.

Aksi takdirde, eğer iyi bir duruma ulaşmak için elinizden geleni yapmamış olsaydınız, egoist düşüşünüzü de fark edemezdiniz.

Sonuçta bir düşüş, yolda yapılmış bir hata değil, içinizdeki ek yeni egoizmin ifşasıdır.

Sanki bir halteri alıp tüm gücünüzle 100 kg kaldırmışsınız, ama aniden halter elinizden düşmüş! Ne oldu? Birdenbire haltere iki tane 10’ar kiloluk disk daha eklendiğini keşfediyorsunuz.

İşte bu yüzden kırıldınız ve düştünüz, ağırlıklarınızı hissettiniz, ama şimdi ıslah gücünü istemeniz gerektiğini biliyorsunuz! Ne de olsa, fazladan 20 kg ile bu arzularla düştünüz.

Şimdi bu arzulara sahipsiniz (Kelim, manevi kaplar, araçlar), onlar sizin iradeniz dışında ifşa oldular, tüm bu ağırlığı hissettiniz.

Şimdi onlar için ekstra güç talep ederseniz, 120 kg kaldırabilirsiniz.

Yani, başarılı olana kadar kalbin ağırlığını alamazsınız! Ve sadece başarılı olduğunuzda size egoist arzunun ağırlığını eklerler ve düşersiniz!

Bu sizin başarınızın bir işaretidir! Şimdi ıslah için kullanmak üzere ek güç kazanmayı başardınız.

Şunu sorabilirsiniz: Her yükseldiğimde hemen tekrar aşağı atılıyorsam nasıl başarılı olabilirim?

Bir süre zirvede kalayım, başarılarımın tadını çıkarayım, madalyamı alayım! Sonra devam edebilirsiniz.

Ama hayır, bu imkânsızdır. Bu durum özellikle böyle düzenlenmiştir ki siz, çalışmanın kendisinden haz almayı öğrenin ve sizin ödülünüz; biraz daha fazlasını verme fırsatıdır.

Bizim İhmalimiz

Komşumla ilgilenmek için kendimi kısıtladığımda, içten içe kendi iyiliğim için endişelenmem. Basitçe kendimi düşünmem. Bu ıslah, içimdeki ışık tarafından gerçekleştirilir. Bu, arzunun üzerine çıkmak, ilk kısıtlamayı gerçekleştirmek ve ihsan etme niteliğini edinmek anlamına gelir. Tüm bunlar, yalnızca ışığın eyleminin sonucudur.

Komşuma olan ilgim, maddi ihtiyaçlarla hiçbir şekilde bağlantılı değildir. Yeme, içme, uyuma ve tüm ihtiyaçlarımı karşılamaya devam ederim. Mesele arzuda, eyleme karşı içsel tutumumda yatmaktadır.

Örneğin, hasta bir kişiye yardım etmek, onu beslemek ve içecek vermek için büyük bir istek duyabilirim, ancak doktorlar ona sadece bir parça ekmek ve bir bardak çay verilmesine izin verir. Bu yüzden ona bol miktarda yemek vermek istesem ve bunu yapacak imkâna sahip olsam bile, sınırlanırım.

Görülüyor ki her şey niyet meselesidir. Aramızdaki ilişkileri, karşılıklı garantiyi yapay bir temel üzerine inşa etmeyiz. Bu yüzden ihsan etme ve birliğe ulaşmak, temel ihtiyaçlar için bile endişe duymadan, kendimizi düşünmekten kopmak ve yalnızca komşuyu düşünmek imkânsız gibi görünür. Ancak, bu temel ihtiyaçlar başkaları tarafından bana sağlanır böylece basitçe kendimi idame ettirebilirim. Karşılıklı garantimiz içinde, dostlar hem maddesel ihtiyaçlarımla hem de %100 manevi başarımla ilgilenirler.

Tüm bunların doğru bir şekilde düzenlenmesi gerekir. Peki dostlar kimdir? Onlar, kaynağa geri dönen ışık tarafından ıslah edilmiş alma arzularıdır. Burada hiçbir şey kendi çabamızla üretilmez. Çaba yalnızca ışığı çekmek amacıyla verilmelidir; çünkü ışık gelir ve bizi düzeltir. Kendi başımıza ihsan etme eyleminde bulunacağımızı düşünmek gerçekten gülünç olur. Bir insan kendi başının üstünden daha yükseğe zıplayabilir mi?

Bizim sorunumuz, tüm eylemlerimizde ışığı hedeflemememizdir. Eylemin kendisinin sonucu getireceğini sanıyoruz; sanki birbirimize sarılırsak, komşuyu sevmeye ulaşacağız. Ama hayır, sarılma eylemi, bu vesileyle ışığın gelmesi ve bizi içsel bir sarılışta birleştirmesi niyetiyle yapılmalıdır.

Her şey, kaynağa dönen ışık tarafından gerçekleştirilir. En önemli unsuru, gerçekte etki eden tek kuvveti, unutuyoruz.

Karşılıklı sorumluluk, yapışma, birlik, komşu sevgisi, ihsan etme ve acil ihtiyaç ile tek bir bütün haline gelmek, mutlak ihsan etmenin ifşası yani Yaradan’ın yaratılanlara ifşası için tek bir kap haline gelmek çok zor ve imkânsız görünür.

Ve bunun tek nedeni, bu durumu bizim için inşa edecek olan gücü çağırmamamızdır. Yanlışlıkla, bunu kendi başımıza yaratabileceğimize inanırız.

“Seni Seviyorum” Romantik Değil

Soru: Sessiz, kasvetli hayatlar yaşayan erkekler hakkında birçok hikâye vardır. Aileleri olmasına rağmen, kasvetli ve uzak davranırlar. Kimseye nazik bir söz söylemezler, ancak ölüm döşeğinde eşlerine dönüp sonunda “Seni seviyorum” derler. Bununla ilgili ne söyleyebilirsiniz?

Cevap: Bir insan, ölümünden önce, gerçeklik dünyasından bir şeyler hissetmeye başlar.

Soru: Yani, sanki bir şey onun için aydınlanır mı?

Cevap: Sadece geleceğinin aydınlığı değil, aynı zamanda geçmişin egoizminden de kurtulur. Ölüm nedir? Her şeyden önce, egoizmimizin ölümüdür. Bundan sonra bir şey kazanıp kazanmayacağı ise başka bir sorudur.

Soru: Yani bu, sadece kendini düşünmek ile tamamen farklı başka bir alana adım atmak arasındaki bir sınır gibi mi? Ve burada küçük bir gerçeklik mi var?

Cevap: Küçük bir gerçeklik, ama onu kavramaya başladığımız yer burası ve yeni bir dünya açılır.

Soru: Peki bu “seni seviyorum” gerçeği mi?

Cevap: Evet, her şey orada başlar. Şimdiye kadar sevmediğinizi ve gerçek sevginin ne anlama geldiğini fark etmenizle.

Soru: Yani o anda kendim için yaşadığımı, sadece kendimi sevdiğimi mi hissederim?

Cevap: Kesinlikle!

Soru: Peki bu son itiraf, ağlama, dua ne anlama geliyor?

Cevap: Kişi, egoizm içinde geçirdiği tüm hayatının gerçekten yanlış olduğunu fark eder. Ancak bunun tam tersini söyleyenler de vardır: “İçki iç, sigara iç, eğlen, hayattan alabileceğin her şeyi al.” Ben ciddiyim. Şunu duydum: “Hiçbir şeyi dikkate alma! Arzularını tatmin et.”

Yorum: Romantik bir “Seni seviyorum”dan birdenbire buna geçmek oldukça ilginç bir dönüşüm…

Cevabım: Bu romantik bir “seni seviyorum” değil. Bu kişinin gerçekten hissettiği şey. Romantik “sevmek-sevmemek” duygusu değil.

Soru: Bu gerçekten parıldayan gerçeklik mi?

Cevap: Evet.

Yorum: Ve az önce söylediğiniz, tam tersi olan…

Cevabım: Bu da gerçek, ama diğer tarafı.

Soru: “Seni seviyorum” un arkasında ne var?

Cevap: Kimin söylediğine bağlı.

Soru: Ama genel olarak, gerçekten, “Seni seviyorum” ifadesinin arkasında ne var?

Cevap: “Seni seviyorum” demek, kendime ait bir benliğim yokmuş gibi hissetmek ve varlığımın sadece seni doldurmak ve senin mutluluğunda sevinmek için olduğunu hissetmek istiyorum demektir.

Ortak Hisaron’a Doğru

Soru: Küçük Hisaronlarımızı (eksikliklerimizi) nasıl tek bir ortak Hisaron’da toplayabiliriz?

Cevap: Dostlarınıza daha yakın olun, başkalarını mümkün olduğunca anlayın, birbirinizle birleşin.

O zaman az ya da çok ortak bir Hisaron oluşturabiliriz. Tabii ki her konuda değil ama Yaradan’a doğru yükselip O’ndan yerine getirilmesini talep edebileceğimiz şekilde.

Soru: İlerledikçe, Hisaron’umun tamamen doğru olmadığını aniden keşfediyorum çünkü ilerleme sonucunda yeni bir şey öğreniyorum. Zamanla Hisaron’umdan hayal kırıklığına uğrarsam, doğru Hisaron kavramını nasıl koruyabilirim?

Cevap: Hayal kırıklığına uğraman iyi bir şeydir. Bu, Hisaron’unu başka, daha yüksek bir Hisaron ile değiştirmen gerektiği anlamına gelir.