Otantik Kabalistik Kaynaklar Ne Diyorlar?

thumbs_laitman_546_03Manevi dünya 125 seviyeye bölünmüştür. Tora’nın beş kitabının her biri 25 seviyedir ve bunların toplamı, Adem’in günahı sonucunda parçalanmış olan ruhumuzu tamamen ıslah etmek için geçmemiz gereken 125 seviyedir.

Parçaları toplayıp birleştirme evresi genel ruhun tüm parçaları arasındaki bağlantıların denetlenmesi evresidir. Yaradan’ın bu bağlantıların her birinin nasıl olması gerektiğini göstermesinin nedeni de budur, çünkü biz şimdi, yeni seviyede bir ruh iletişim ünitesi inşa etmekteyiz.

Tüm otantik kaynakların (ARI’nin Hayat Ağacı, Baal HaSulam’ın Talmud Eser Sefirot’u ve Zohar Kitabı) sözünü ettiği her şey, belirli manevi üst kurallardır. Bu kurallar feshedilemezler ve değiştirilemezler ve bunları başka türlü yorumlamanın bir yolu da yoktur. Bu seviyeye erişen kişi, bunların ne anlama geldiğini anlar.

KabTV, “Ölümsüz Kitabın Sırları” 17/12/2014

Gelecek Dünya, Şimdi ve Burada

thumbs_laitman_562_03Soru: Şu anda yaşamımda görmekte olduğum dünya, hangi yönden, gelecek olan dünyadan şu söylenildiği gibi farklıdır: “Dünyanı hayatında göreceksin,” (Berahot 17a)

Şu anda ben canlıyım ve herkesin görmekte olduğunu görüyorum, nefretle dolu bir dünya. Bu, tüm sistemi bir ayrılık, nefret ve ilişkilerimizde birbirimize karşı güvensizlik durumuna getiren, engin, uçsuz bucaksız bilgisayardan, bahsetmiş oldukların hakkında, ne çeşit bir faydam vardır?

Cevap: Bu tüm devasa büyük, daha üst mekanizmayı ve bizleri, O’nun seviyesine yükselerek, O’nun gibi olacağımız gelişime getirmek için bizlerle nasıl oynadığını anlıyorum. Denmiştir ki, “ Çocuklar, cennetteki babalarına (Yaradan) geri dönecektir,” (Vayikra Rabbah 1:3) Sonrasında, O’nu haklı çıkarırım, O’nu anlarım ve şimdi, beklemeye gerek kalmadan, her zaman o seviyede yaşamak için, ne şekilde davranmam gerektiğini görürüm.

Kabala bilgeliğini çalışmaya başladığım anda, bunu yöneten gücün seviyesine yükselme olasılığım vardır. [158743]
Israeli Radyo Programı 103FM, 12/04/2015

Düzensizlik Doğada mı Yoksa Bende mi?

thumbs_laitman_241_01Baal HaSulam, “Panim Meirot U Masbirot (Aydınlanmış ve Işıldayan Yüzler) Kitabına Giriş”  Madde 11: …. Diğer taraftan, varoluşa ve tüm gerçekliğin küçük ya da büyük biçimlerinin var oluşunun sürdürülüş düzenlerine baktığımızda,  karmakarışık düzenler görürüz, sanki çıktığı seferden hasta, dövülmüş ve Yaradan tarafından eziyet edilmiş, kaçmakta olan bir ordu gibi. Tüm hayatları ölüm gibidir, eziyet görmedikçe ve yaşamlarını riske atmadıkça ekmek bulamadıkları bir kıtlık içindedirler.

Soru: “Hasta, dövülmüş ve Yaradan tarafından eziyet edilmiş,” ne demek?

Cevap: Bir taraftan doğanın bizim için her şeyi, yaratılmış olanların hayatlarını yöneten tüm kanunları düzenleyip hazırlamış olduğunu görüyoruz. Ama diğer yandan, herkes birbirini yiyip yutmakta ve başkalarının dertlerinden kazanç sağlamaktadır. Her hayvan, tüm hayatı boyunca yalnızca kendini doyurmak için başka birini nasıl yiyip yutacağını düşünür,  zamanını buna harcar.

İnsan kendi yiyeceği için diğer hayvanlardan daha da çok endişe duyar. Prehistorik insan hayvanlar gibi yaşardı, bulduğunu yerdi. Yiyeceğini saklamasının ve bozulmadan muhafaza etmesinin bir yolu yoktu ve bu nedenle de yiyecek aramak yiyebileceği kökleri ve meyveleri toplamak zorundaydı. Bu onun günlük derdiydi. Bunun dışında da başka bir şey yapacak boş vakti kalmazdı. İnsan hayvan gibi yaşardı, sürekli yiyecek aramakla meşguldü.

Daha sonra insan hayvanları evcilleştirmeyi öğrendi, inek, köpek, tavuk vb. gibi hayvanları evcilleştirip besledi. Tarım yapmayı geliştirdi ve çiftliğinde hayvanları olduğu için artık yiyecek için avlanması gerekmedi. Bitki arayıp toplaması da gerekmiyordu, tarlasını ekip biçip mahsul alıyordu. İnsanlar oraya buraya dolaşmayı bırakıp kendi topraklarına yerleşmeye başladılar.

Ancak bu onların hayatlarını kolaylaştırmadı. Bir yerde yerleşip yaşıyorlardı ama toprak için arazi için savaşlar ve anlaşmazlıklar ortaya çıktı, insanlar başka insanları köle yapmaya başladılar. Hayatları bir köpeğin hayatından daha beter bir hale geldi. Bir yandan doğa tarafından her şey hazırlanmış gibi görünmekte ama diğer yandan cansız, bitkisel, hayvansal ve özellikle de insan çok düzensiz, karmakarışık görünüyor.

Doğanın tüm parçaları arasında neden barış yok, neden kehanet edilen “kurt kuzuyla yaşayacak, … ve küçük çocuklar onları güdecek” durumuna gelemiyoruz? Tersine herkes herkesi yiyip bitiriyor. Doğanın neden böyle olduğunu anlamıyoruz. Böyle bir hayata alışığız, ancak bu yanlış. Hayat neden böyle? İnsanların ilahi olandan şüpheye düşmeye başladığı yer bu noktadır. Doğadaki büyük düzensizliği gördükçe, herkes dünyayı Yaradan’dan daha iyi yönetebileceğini düşünmeye başlar.

Hâlbuki kendimizi değiştirmemiz gerekli ve böylece doğanın ve Yaradan’ın bize karşı olan tavrının doğru olduğunu görebileceğiz. Yalnızca üst güçle bağlantı kurmalıyız, bu güç bizi düzeltir ve kendisi ile eşit hale getirir, yani bizi insan yapar.

Değiştiğimiz an başka bir dünya algılayacağız. Bu tamamen iyi bir dünya olacak. Birden bire koyun kuzu ile oturacak ve onu kendi yavrusuymuş gibi yalayacak. Küçük çocuklar onlarla oynamaya gelecek. Herkes birbirine yardım edecek. Daha sonra hayatın zaten her zaman böyle olduğunu göreceğim, her şeyin tersini gören bendim, çünkü gerçekliği algılayışım bozuktu. Dünyaya tamamen kırılmış olan bir gözlükle bakmaktaydım ve bu nedenle gördüğüm dünya da tamamen kırıktı. Şimdi bana yeni lensler verildi ve dünyayı mükemmel, yuvarlak, güzel ve saf olarak görüyorum. Daha önce bana tamamen parçalanmış görünmesi benim gerçeklik algım nedeniyleydi.

Bu nedenle de amacımız,  ilahi takdiri – tüm gerçekliğin içinde işleyen bu biricik gücü, sevgi ve ihsan etme özelliğini –  iyi ve iyiliksever olarak görecek ölçüde kendimizi ıslah etmektir.

23/03/2014 tarihli Günlük Derse Hazırlıktan alınmıştır.

Birlik İçin Kabalistik Meditasyon

thumbs_laitman_552_03Soru: Kabalada bir çeşit meditasyon, içsel derin düşünce veya içsel yoğunlaşma var mı? Bunun doğu meditasyonundan nasıl bir farkı var?

Cevap: Bu tamamen farklı bir eylemdir. Kabalistik “meditasyon” niyetlerin oluşturulmasıdır. Fark şudur, niyetlerin oluşturulması ile içsel çabamızı başkaları ile bağ kurmaya, aralarında birlik kurmaya özlem duyan insanlarla gerçekten birlik olmaya yoğunlaştırırız. Bu birliğin içinde birliğin gücünü ve sevgiyi ortaya çıkarmak isteriz.

Başka bir deyişle, Kabalada kişi çevresinden izole olmaz, aksine onunla olabildiğince büyük bir içsel bağlantı kurma peşindedir.

Doğunun yöntemlerinde, kişi başka hiç kimseye gerek duymaksızın tek başına meditasyon yapar. Bu kişiler meditasyon için bir araya gelseler bile aralarında gerçek bir bağ yoktur. Kabala yöntemi, grup içinde kendimizi tek bir insan gibi hissetme imkânını aramayı önerir.

Ancak kendimizi tek bir insan gibi hissettiğimiz bir birlik durumuna erişmemiz koşulunda herkes kendi ben algısını “biz”in içinde kaybettiği zaman, “biz” “bir” haline geldiği zaman, bu bir olma gücünün yardımı ile manevi kademeleri ifşa ederiz.

Bunu yapabilmek için herkes kendini diğerleri önünde sıfırlayarak, kendi bencilliğini grup içinde iptal etmek zorundadır. Kendi “ben”ini iptal eder ve kendisi yerine dostlarını kabul eder.

Böylece kendisinden çıkar, onlara dahil olur, daha önce ayrı, bireysel olarak var olduğu varsayılan “ben”i tamamen yok olur ve kişi kendisini diğerlerinden ayırmayan yeni bir gerçekliğin içinde hissetmeye başlar.

Bu duygu bizim dünyamızda yoktur ve ancak doğanın özel üst güçleri kullanarak erişilebilir. Ve bu güç bu ıslah yönteminin ana motorudur.

KabTV, “Yeni Hayat” 25/01/2015

Bağımsızlık Günü: Nasıl Bağımsız Olunur

thumbs_laitman_546_03Dünyamızda bağımsızlığın pek çok biçimi var – ekonomik, politik, toplumsal vb. – ancak bunlar sahte bağımsızlıktır.  Kişi tüm yaşamı boyunca bağımsızlık arayışındadır, ama her anlamda sınırlandırılmış durumdadır, işte bu nedenle bağımsız olmaya farklı bir bakışla yaklaşmak gerekir.

İsrail ulusu ancak İsrail devleti içinde bağımsız olabilir, çünkü coğrafi olarak bu bizim ülkemizdir. Eğer İlahi Takdir izni ile ülkemiz içinde bağ kurar birleşirsek, o zaman gerçekten de şimdi ve burada bağımsız oluruz, hayali olarak değil gerçekten de bağımsız oluruz.

Bu ülkede, tüm dünya için gerçek bağımsızlığa örnek oluşturmak zorundayız, çünkü her şeyi belirleyen bu nitelikten daha incelikli başka bir şey yoktur. Doğanın tümü, tüm seviyeleriyle budur ve bunun peşinden koşar! Hatta kişinin bencil doğası bile her biçimiyle bağımsız olmaya özlem duyar, aksi takdirde kendisini kusurlu ve eksik hisseder.

Bu nedenle, egomuzun hatırı için kendimizi bağımsız hissetmenin bir yolunu bulmak zorundayız. Ancak ortaya çıkan şudur ki, buna ancak en bencil durumu en özverili durum ile dengeleyerek, böylece bu iki durumu bağlantıya sokarak erişilebilir.

İsrail ülkesinde yaşamalıyız, bu devleti geliştirmeli, onun için savaşmalıyız ve böylece bağımsızlığımız korumalıyız diye okudum öğrendim. Yabancı hâkimiyetten kurtulmanın başka yolu yoktur diye düşündüm. Ancak, daha çok ilerleyince, bunun bağımsız olmanın yolu olmadığı sonucuna vardım. Bağımsızlık küçük ve yerel bir kavramlar olan Siyonizm, politika ve tüm benzeri kavramların üzerine yükselerek edinilir. Amacımız ve misyonumuz evrenseldir. Zamanın ötesindedir ve kişisel olarak bizimle değil ama tüm dünya ile ilgilidir. Bunu gerçekleştirmemiz gereklidir. Böylece tüm dünya yukarı güçle bir olarak var oluşun bir sonraki seviyesine, insan seviyesine geçerek gerçekten de bağımsız olacaktır.

Her şey bize bağlıdır. Tüm engellerin ötesinde, bunların üstüne yükselerek bağımsızlığımızı keşfetmeliyiz. Böylece tüm dünya beklemekte olduğu şeyi elde edecektir. Bağımsızlık bizi çeken ve yönlendiren belirleyen güçtür. Hem bencillik hem de özgecilik için ihtiyaç duyduğumuz budur ve bu ancak Yaradan’ın içinde edinilir.

KabTV’den “Bağımsızlık Günü İçin Yapılan Konuşma” 4/2/15

Diğer Bilimler ile Kabala Bilgeliği Arasındaki Fark

thumbs_laitman_538Soru: Tüm bilimler genel olarak doğanın keşfi ile ilgilidirler yani Yaradan’ın keşfi. O zaman, hangi yönden, her ne kadar o da kendini bilim olarak adlandırıyorsa da, Kabala bilgeliği diğer bilimlerden farklıdır?

Cevap: Kabala bilgeliği Üst Güc’ün, Yaradan olarak adlandırdığımız tek yöneticinin keşfi için olan bir bilimdir. Fakat, Yaradan’ı kendine yaklaştırmak için kişinin yapması gerekli olduklarından bahseden diğer metodlardan farklı olarak, Kabala bilgeliği, Yaradan’ın keşfinin kişinin kendisini Yaradan’a yaklaştırmasının derecesine göre gerçekleştiğini açıklar.

Kabala bilgeliği, bizlere, kişinin Yaradan’ı tam olarak ifşa edene kadar derece derece yükselerek O’nu keşfetmesi gerektiğini söyler. Bu, Kabala bilgeliğinin tümünün, kişiyi, Yaradan’a zıt ve karşı olma durumundan, değiştirerek ve düzelterek, tamamen Yaradan’a benzer bir duruma getirmek için bir metot olduğu anlamına gelmektedir.

Firavun Sadece Grubun Merkezinde Görünür

thumbs_Laitman_503_02Kişi, egoizmi ile savaşa gittiğinde, hatırlaması gerekli olan, sadece, kendisine karşı, firavuna karşı, doğasına karşı mücadele etmek için ona yardım edecek olan tüm gücü, içinde keşfedeceği grubun, yanıbaşında olmasıdır.

Şunu hayal etmeliyim, ben kendimin dışında bulundum ve kendime, kendi hayvansal bedenime, dışarıdan bakıyorum. Sonrasında, kendimi grup ile tanımlarım ve oradan vücuduma, tüm karakteristik özelliklerime, arzularıma ve düşüncelerime bakarım ve onu benim firavunum olarak değerlendiririm. Ve bu, bedenim arınana kadar bu şekildedir ve ihsan etmek için standardım olan, ellerin kendinden grubun üzerine doğru olmasıdır. Bu şekilde düzeltmeye ulaşırım.

Beni tutan ve bana önderlik eden grup üzerinden, ihsan etmenin gücünü hissedebilmeyi talep ederim. Tüm bunlar grubun merkezinde bulunur. Eğer Arvut (karşılıklı sorumluluk) yoksa o zaman firavunu keşfedemem.

Günlük Kabala Dersi 1.Bölüm, 2 Nisan 2014, Baal HaSulam’ın Yazıları

Hepimiz Birbirimiz İçin Sorumluyuz

thumbs_laitman_547_01Baal HaSulam, “Arvut (Karşılıklı Sorumluluk)” makalesinde şöyle yazar, Yaradan’ı arzulayanların hepsi, birbirlerine karşı sorumlu olan tek bir ulustur. Bu karşılıklı sorumluluk olarak adlandırılır. Tora (Islah eden ışık) herkese şu sorular sorulduktan sonra, bu ulusa verilmişti. Komşun için sevgi emrini yerine getirmeye hemfikir misin?

“Komşunu kendin gibi sev”, doğamızın kendimize dikkat etmemize yönlendirmesinden daha azı olmayacak şekilde diğerleri için de dikkat edip onlara iyi bakmamız anlamına gelmektedir. Bu ıslah eden ışığı üstümüze çekmemize olanak veren koşuldur. Işık gelecek ve manevi kabımızı sadece bizler bu yoldan birlike olmayı istediğimizi ifşa edersek düzeltecektir.

Karşılıklı sorumluluk, kendi arzularımızın üzerine yükseldiğimizde, tek birleşmiş bir bedenden oluştuğumuzda, tek bir organizma olduğumuzda ve her birimiz birbirimize bağlı olduğumuzda gerçekleşir. Bunun için, herkesin anti-egoistik bir perdesinin olması ve ihsan etme düzeyinde manevi dünyada olması (Hafetz Hesed) ve aynı zamanda da maddesel dünyasına da manevi dünyası için gerekli bir parça olarak davranması  gereklidir.

Karşılıklı sorumluluk içinde işlemek için, herkes diğerinin arzularını yerine getirir ve herkesle bağlı olması gerektiğini anlar. Tüm yaşamı bunun uğruna geçer, tıpkı bir bedendeki hücrelere olduğu gibi. Bedendeki her hücre ve her organ içinde bulundukları ortak bedenin fonksiyonlarını yerine getirmek üzere yaşarlar. Yaşamının tek anlamı sevgi ve ihsan etmedir. Bizler aramızda  bu bağlantıyı algıladığımız zaman, bu manevi yaşam olarak adlandırılır.  

Eğer, bizler bu yönde birleşmeyi arzularsak, o zaman bunu gerçekleştirmesi için gerekli olan gücü edineceğiz.

Günlük Kabal Dersi, 3.Bölüm, 18.05.2010

Zorluk Seviyelerini Tırmanmak

thumbs_Laitman_703_01Soru: Gruptaki bağ problemlerinin üstesinden gelebilmek için büyük çaba sarf ettim ve başardığımı düşündüm. Ama sonra keşfettim ki, aslında bütün problemler daha ince ve tespit edilmesi zor hale gelmiş. Zamanla bu tür çalışmaya alışmalıyım değil mi?

Cevap: Kişi, her verilen anda aslında “yeni” durumdadır. Ve böylece her yeni anda atalarına dayanan puta tapan köklerini keşfeder. Burası, kişinin yeni seviyesinin başladığı yerdir. Kişi keşfeder ki, egoizm ve alma arzusu içindedir. Herkesten nefret eder ve kendisini gerçek bir ihsan etmeye getiremez. İhsan etmek için almaya yeteneği varsa da ihsan etmek için ihsan etmeye yoktur.

Bu, ıslah olmamış koşuldan kaynaklanır. Kişi, ihsan etmenin doğru formu olan “inanç”a yakınlaşabilmek için doğru desteği, kendi kişisel çıkarlarının üzerinde organize etmek zorundadır. Kişi, bunun mümkün olup olmadığını öğrenmek zorundadır.

Grup içinde farklı eylemler yapabilir ve eylemleri yerine getiren Saran Işığı uyandırabiliriz. Etrafımızda saran ışığı çekmeyen eylemler de vardır. Aksine, bu eylemler yukarıdan herhangi bir aydınlanma getirmezler. Bu nedenle, bu eylemleri büyük grup içinde yapmak, herhangi bir sonuç doğurmaz.

Islah aracı olarak ifşa olması gereken saran ışığı çektiğimiz, grup içindeki eylemler de vardır. Bu araç, henüz ıslah olmamıştır ama ıslaha odaklanmıştır. Bu, çalışıldığı, denendiği, bu uğurda terlendiği, süreç içinde çaba gösterildiği anlamına gelir. Bu çabaların karşılığı olarak, ışık işler… Ve her şey buna bağlıdır…

Bir alışkanlık, kasıtlı olarak sistemimize tanıtılan özel bir melek ve güçtür. Çünkü aslında bir alışkanlık gerçekte var olmaz. O, enerji almazsa aniden çalışmayı durduran bir tür elektrik sistemi gibidir. Elektrik daha önce vardı ama şimdi yok diye üzülemeyiz. Her an, yeniden başlamak zorundayız. Bu nedenle her koşul kendi gücüne ve kendi meleğine sahip olmadıkça alışkanlık denen şey de olmaz.

Bir kez bunun üstesinden geldiğimizde bu içimizde kaydedilir. Sistem zaten vardır ve işlemektedir ama bozuk sistem daha çok ortaya çıktıkça buna dikkat etmek zorundayız. Aslında bu aynı sistemdir sadece şeyleri bize daha yüksek çözünürlükte ve derinden görmemizi sağlar.

Her sabah kalkmak ve derse girmek için artık kendimle savaşmıyorum. Bunu yıllardır yapıyorum. Ama sonra yeni engeller görünür ve orada daha büyük bir kalp sertleşmesi vardır ve birden daha önce hiç yapmadığım şekilde derste uyuyakalırım…

Bizler sürekli karmaşıklık seviyesi artan seviyelere yükseliyoruz. Ama alışkanlık yoktur; Yaradan ile ilişkimizin her anı tamamen yenidir ve koşullar değişir. “O’ndan başkası olmadığı”nı keşfetmek ve buna göre devam etmek zorundayız. Bu, demektir ki, çok kısa ve etkili eylemlerle “yapışma”ya ulaşmalıyız.

Bu maddesel dünyada bu eylemler tüm dünyayı içerir. Birbirimize bağlanmamızı zorunlu kılan bu eylemler, aslında sadece birkaç eylemdir. Biz ilerledikçe, bu eylemler daha da netleşir.

“Kutsal ve Kutsanmış” (Kadoş Barukh Hu) yerine; “Yaradan”, onun on kutsal isimleri (ADNI, HaVaYah Elokim, vs), ihsan etme gücü, inancın gücü vardır. Çok basit kavramlar: Bina’nın Garı, Bina’nın ZAT’ı… Her şeyi, en özlü tanımına getirmeyi denemek zorundayız.

20.04.2013 Günlük Kabala Dersi Birinci Bölüm Rabaş Yazıları

Yaradan’ın Hizmetinde

thumbs_laitman_538Tora, “Levililer” 1:1 – 1:2: Ve O Musa’yı çağırdı, ve Kral, ona Buluşma Çadırı’ndan konuştu:

İsrailoğullarına konuş ve onlara de ki: Aranızdan bir kişi Kral’a kurban getireceği zaman, hayvanlardan, sığırlardan ya da sürüden, kurbanınızı getirmelisiniz.

Tüm arzuları (duran, bitkisel, hayvansal ve konuşan) toplumun yararı için ve kendimiz için hiçbir şekilde almadan, tüm amaçlarımızı ve düşüncelerimizi diğerlerinin yararına,  tıpkı bir annenin sadece kendi çocuğunun refahı için düşündüğü şekilde, tamamen özgecil şekilde sağlamalıyız.

Eğer bir kişi kendini bu şekilde yönlendirebiliyorsa, o zaman arzusunu kısmen alma tarafından, ihsan etme tarafına transfer eder. Ancak, bu, toplum ve grup içerisinde, düzelten Işık’ı çeken sistemi çalışarak gerçekleşen çok uzun bir çalışmadır.

Diyelim ki, öncesinde kendi faydam için diğerlerini kendi yararıma kullanmaya çalıştığım içimde bazı arzular vardı ve şimdi, bu arzularla belli bir sistem dahilinde, Işık’ın bana ihsan ettiği ve bu arzuları egositik olmaktan ihsan etmenin yararına olacak şekilde çalışıyorum. Ancak, bu, bizim dünyamızın özgeciliği değildir her ne kadar biz onu bu şekilde isimlendirsek de, çünkü bunun için başka kelimelerimiz yok.

Aslında, kendin için hiçbir fayda olmadan diğerleri için tamamen ihsan ettiğin ve sevgi duyduğun şekildir bu. Kişi, bu seviyede çalışmaya başladığı zaman, o zaman fedakarlık yapmış olur ki bu da, egoistik arzusundan parçaları ayırdığı ve onları diğerleri için ihsan etme seviyesine transfer ettiği anlamına gelir.

Tüm seviyelerin arzuları bunların içinde ortak olurlar: duran, bitkisel, hayvansal ve konuşan. İlave olarak, duran, bitkisel ve hayvansalın seviyeleri, adama hizmet eder, dünyamızda olduğu gibi ve konuşan adam seviyesi de Yaradan’a hizmet eder. Adamın içinde duran, bitkisel ve hayvansalın tüm arzuları vardır ve onları çalışması içerisinde, Mısır olmadan ve herhangi bir ödül beklemeksizin, ihsan etme ve sevgiyi tamamlamak üzere yükseltir.

KabTV “Ölümsüz Kitabın Sırları” 13/11/2013