21. Yüzyılın Köleleri

Soru: 19. yüzyıldaki insanlar bilimsel ve teknik devrim olmadan,  sadece kendilerini beslemek için günde 16-18 saat çalıştılar. Teknik bir devrim olmasaydı, 2-3 saat çalışma ve ihtiyaç duyduğunuz her şeye sahip olma fırsatı nereden gelebilirdi?

Cevap: Teknolojinin ve tüm bilimlerin gelişmesine karşı olduğumu söylemiyorum. Kişinin yarattığı şeyin, onu kontrol eden şey haline geldiğini söylüyorum. O bir sahipten, köle haline gelir.

Bankalarımıza ve finans kurumlarımıza ne olduğuna bakın. İnsanı köleleştirdiler. Kişinin o kadar çalışması gerekmiyor.

Bana 19. yüzyılı örnek olarak getirirseniz ve bende size 21. yüzyılı örnek olarak getiririm. Bugün insana ne oldu? Kişi daha az saat çalışabilir mi? Hayır. Daha özgür hisseder mi? Hayır.

Peki, onun performansına ne oldu? O, özellikle daha daha fazla insanı köleleştirmek ve emeğinin ürünlerini denize atmak için kullanıldı. Aksi takdirde, çalışmasaydı, ne yapardı?

Bir sürü boş zamana sahip olacak! Bu da tehlikelidir. Serbest düşünce başlayacak, yetkililer için uygunsuz veya sakıncalı olabilecek her türlü toplantı başlayacak, yeni eğilimler ortaya çıkacak vb. Buna ihtiyacımız yok!

İnsanların günde 15 ila 20 saat ya da en az 10 çalışmasına müsaade edin. Ancak kişi 10 saat çalışırsa, onlara işe gelmeleri için iki saat ve işin üstüne iki saat vereceğiz ve bu iyi sonuç verecektir. İnsan eve gelir, akşam yemeği yer, yarım saat televizyon seyreder ve yatağa gider. Ve bu sürekli olarak yaşanır.

Ona uzak bir yerde bir tatil rezervasyonu yapacağız. Bu yüzden dönecektir ve onu reklamlara boğacağız: Bunu henüz görmediniz, henüz satın almadınız, vb. Böylece hayatının geri kalanı boyunca böyle çalışacak. İnsan 19. yüzyılda bir köleydi ve 21. yüzyılda da bir köle olacaktır.

Ancak burada bir sorun var: Sahiplerimizin istediği şey bu, ancak doğa bununla aynı fikirde değil. Ve bu yüzden Koronavirüs ve diğer şeyler var.

Kendi aramızda ayrılmaz, doğru, dostane bir bağımlılık ve karşılıklı anlayış elde etmemiz gereken, “son nesil” denilen bir koşula girdik. Eğer bu gerçekleşmezse, sadece virüslerle değil, başka herhangi bir şeyle cezalandırılacağız.

“Maske Takmak Koronavirüs’ün Yayılmasını Durdurabilir Mi?” (Quora)


“Hafta sonu ‘Anma Günü’nden bu yana en az 14 eyalette Koronavirüs olarak hastaneye yatışlarda artış görülmüştür. Arizona şu anda 1000’den fazla yeni günlük vaka görüyor ve eyaletin eski sağlık müdürü alarm veriyor, ” CBS This Morning (12 Haziran 2020) bildirdi.

Koronavirüs, ekonomilerimizi yeniden açtığımıza ve Koronavirüs öncesi hayatlarımıza geri dönmeye çalıştığımıza dikkat etmez.

O, bizler ciddi bir tutum ayarlaması yapana kadar daha fazla insana bulaşmaya devam edecek.

Bu ayar nedir?

Bu, kaygı merkezimizin değişmesidir: Kendimiz için kaygıdan, başkaları ile ilgili kaygıya.

Başka bir deyişle, bizler doğal olarak kendimizi ve ailelerimizi korumak için ne yapmamız gerektiğini düşünmekteyiz.

Ancak, Koronavirüs bize endişemizi başkalarına yönlendirmemiz gerektiğini gösterdi: diğer insanları korumak, onlara sağlıklı ve virüssüz kalma koşulları sağlamak için ne yapmamız gerektiğini düşünelim.

Hepimiz, virüsün yayılmasını durdurmak için, kişisel hijyenin sürdürülmesi, maske takılması ve birbirimizden fiziksel mesafemizin tutulması dahil olmak üzere belirli koşulların sağlanması için, birbirimize bağlıyız.

Bu nedenle, bu koşulları kendimizi korumayla değil, öncelikle başkalarını korumayı aklımızda tutarak sürdürürsek, Koronavirüs’ün yayılmasını durdurabiliriz.

Virüsün yayılmasını durdurmak için yürüttüğümüz eylemlere, başkalarının yararı için olan niyeti yerine getirme vasıtasıyla, Koronavirüs’ün üstesinden gelmenin yanı sıra, başkalarını düşündüğümüzde hastalıktan ve diğer zararlı olaylardan gerçekten korunabileceğimiz anlayışına da ulaşacağız.

Başkalarına, topluluğumuzun ve toplumun korunması ve yararı üzerinde odaklanırsak, o zaman hastalık ve ölümü yayan bir virüs yerine, sağlık, esenlik, barış ve mutluluğu yayan pozitif bir virüs üretirdik.

Bu nedenle, Koronavirüs ile sadece bir hastalık veya pandemi olarak değil, karşılıklı bağımlılığımızda bir ders olarak bağlantı kurmak akıllıca olacaktır: başkalarının sağlığı ve refahı onları önemsememize bağlıdır, aynı şekilde kendi sağlığımız ve refahımız, bizi önemseyen diğerlerine bağlıdır.

Kabalistik Terimler: “Yesh Mi Ain”

Yorum: Kabala’da, “yoktan var olma” olarak tercüme edilen “Yesh Mi Ain” terimi vardır.

Cevabım: Bu terimi hiç çevirmezdim. “Yesh Mi Ain” olarak bırakmak daha iyidir.

Burada, var olan her şeyin sıfırdan geldiği anlaşılmaktadır – bir şekilde bir yerden, bir zamanlar yüksek manevi doğa alanından, yüksek bir zihinden, bir yaratılış planının ortaya çıkmasından. Ve ondan sonraki her şey bu düşünceden iner ve gelişir. Bu nedenle, Yesh Mi Ain şimdi var olan şeydir, ama bir zamanlar değildi.

Kendini Sevmek Ne Demektir?

Soru:  “Komşunu kendin gibi seveceksin” ne anlama gelmektedir? Kendini sevmek ne demektir?

Cevap: Egoistçe kendinizi nasıl seveceğinizi hayal edebildiğiniz ölçüde, bir başkasını da sevmelisiniz.

Doğal olarak bu, farklı seviyelerde farklı olacaktır. Büyüyen egoizmin yardımıyla ne kadar yükselirseniz, kendinizi o kadar çok seveceksiniz. Ve bu, diğerini nasıl daha fazla sevmeniz gerektiğine bir örnek olarak hizmet edecektir.

Soru: Kişi manevi düzeyde gelişirse, günlük hayatta daha iyi hale gelip, fiziksel düzeyde de değişir mi?

Cevap: Hayır. Manevi olarak gelişen bir kişi, gelişiminde, değişimlerinde bizim dünyamızda kesinlikle görünmezdir. Sonuçta bu, insanların algılayabileceği, belirleyebileceği ve ölçebileceği niteliklerde gerçekleşmez.

Yaradan İnsanla Ne Tür Bir Bağa Sahiptir?

Soru: Yaradan bir insana karşı nasıl bir bağa, nasıl bir tutuma sahiptir?

Cevap: Bu, doğrudan bir bağdır. Yaradan, cansız, bitkisel ve hayvansal doğa ile insan seviyelerini yarattı ve O, tüm bu seviyeleri yönetmektedir. İlk üç seviye, sadece insan doğasının varlığını sürdürmek ve desteklemek için işlev görür.

İnsan doğası da dört bölüme ayrılmıştır: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyeleri, kişide bulunmaktadır.

Son seviye, kişinin içindeki insan seviyesi, Yaradan’ı ifşa etme ihtiyacı hissederken, diğer tüm parçalar, yani arzunun gelişiminin son safhası ifşa olmamış diğer tüm insanlar, henüz O’nu ifşa etme ihtiyacı hissetmezler ve bu onları ilgilendirmez. Onlar, huzurlu, hayvansal seviyede bir hayat yaşarlar.

İçlerinde, insan seviyesine ulaşma arzusunu geliştirmiş olanlar, onları yöneten güce, üstümüzde bulunan güce ulaşmanın ihtiyacını ve gerekliliğini hissetmeye başlarlar. Genel olarak, bu tür insanlar Kabala bilgeliğini araştırmaya gelirler.

Onlu ile Birleşme

Soru: Yaradan bizlerin arasındadır. Yaradan’dan beni ıslah etmesini mi yoksa tüm onluyu, tüm dünya onlularını ıslah etmesini mi istemem gerekir?

Yaradan beni nerede olursam olayım duyar mı yoksa sadece onludayken mi duyar?

Cevap: Yaradan yaratılan varlığı sadece O’na benzediği ölçüde hisseder.

Kişinin niteliği almak iken Yaradan’ın niteliği ihsan etmektir. Bu durumda,  kişi Yaradan’ı hissetmez. Bunu kendimizde de görebiliriz.

Yaradan’ı ifşa etme arzusu bir kişinin içinde ortaya çıkarsa, bu arzuyu ancak bir grupta olmak ve dostlarla bağ kurmak üzerinde ciddi çalışmak gibi, bunun için doğru koşulları yaratırsa yerine getirebilir.

Kişi gruptaki dostlarla birleşirse, onlu sayesinde Yaradan’ı hissetmeye başlayacaktır. Kişi aslında onlu ile birleştiği ölçüde Yaradan’la olan bağı hisseder, başka hiçbir şekilde değil.

Dünyaya Karşı Tutumunuzu Değiştirin

Yorum: İnsanlar iyi duygular ve özgecil sevgiyi kullanma eğilimindedir.

Cevabım: Gerçekten, insanlar bu niteliğe sahiptir. Herkesi kendileri için kullanmak istedikleri açıktır. Ancak bu aynı şeyi yapmamız gerektiği anlamına gelmez.

Eğer hayvansal yaşamının üzerine çıkmak ve bana verilen yıllar boyunca sadece bu hayvansal bedende var olmak istemiyorsam, bedenim varlığını sona erdirmeden önce sonsuzluk, mükemmellik, tüm doğanın algılanması seviyesine şimdi ulaşmak istiyorsam, o zaman dünyaya karşı tutumumu değiştirmeliyim.

Tamamen egoist nedenler için olsa bile, bunu yapmalıyım.

Soru: Bir kişi egoizmini özgeciliğe dönüştürmeden önce kaç yıl geçmesi gerekir?

Cevap: Bu kişiye ve içinde yaşadığı zamana bağlıdır. Zamanımızda, oldukça hızlı olabilir, 5 ila 15 yıl – ama bunlar yıllardır! Onlar yine de yıllardır.

Ne istiyorsunuz? Neden bize veriliyorlar? Hayatınızın sona yaklaştığını hayal edin. Ne için yaşadınız? Tüm iyiliği ve kötülüyü hissetmek için mi? Sonra ne olacak?

Bu nedenle, yılları,  tam olarak ilerlediğiniz hedefe ulaşmak için kullanmanız gerekir.

Krizler, Doğada Dengesizliğin Bir Sonucudur

Soru: Şimdi birçok ülkede insanlar yavaş yavaş sokaklara çıkmaya, kafeleri doldurmaya ve alışverişe gitmeye başlıyor. Bu evden çıkışa, krizden çıkma denebilir mi?

Cevap: Hayır. Krizden çıkmak, gerçekten krizde olmanın, ondan kurtulmanın ve zaten çıkmış olmanın ne demek olduğunu anladığımız demektir. Bize ne olduğunu anlayana kadar onun içine giremedik bile.

Bu virüsün doğasını, ondan nasıl tamamen kurtulacağımızı, başka formları olup olmadığını, tekrar nüksedenlerin olup olmadığını vb. bilmiyoruz. Bu nedenle, nerede olduğumuzu bildiğimizi, emin bir şekilde iddia edemeyiz.

Her şey her zamanki gibi: kişi mümkün olduğunca rahat, konforlu ve basit bir şekilde yaşamak istiyor. Artık evde kalmaya tahammül edememekteyiz ve bu nedenle bir süre kapalı kaldığımız yerden kaçarak “krizden çıkıyoruz” diyorlar. Ama bu şekilde krizden gerçekten kurtulduğumuzu söylemem.

Gerçek şu ki kriz, bizi onun tüm parçaları ile bütünsel bir şekilde birleşmiş görmek isteyen doğanın, üzerimizdeki baskısının bir sonucudur. Onun cansız, bitkisel ve hayvansal seviyeleri birlikte uyum içinde çalışır. İnsan egoizminin hatası nedeniyle, doğa bizi çerçevesinden atar, bizi kendi dışına koyar.

Krizleri ve felaketleri, tsunamileri, volkanları, kasırgaları ve depremleri ile doğa, içinde çok kötü, dengesiz güçler uyandırdığımızı ve ayrılmaz bir parçası olmak istemediğimizi gösterir. Bunu yapmak için birbirimize bağımlı, aramızda birbirimize bağlı hale gelmeliyiz. Ama bunu istemiyoruz ve bunu yapamıyoruz; bu nedenle insanlık sorunlara sahiptir.

Şimdi doğanın bizi bir sopayla mutluluğa itmeye başladığı noktaya geldik. Böylece bizi kaçınılmaz olarak bağa doğru, birbirimize ve doğaya karşı daha doğru bir tavır yönünde iten her türlü virüs aktive oldu. Yakın gelecekte, nasıl davranacağımızı anlayana kadar bu daha net hale gelecektir.

Soru: Kriz duygusu, kötülüğün dünyayı yönettiği duygusu mudur?

Cevap: Kriz duygusu, doğada neden olduğumuz egoistik rahatsızlıkları dengelemek için kendini gösteren zorlayıcı doğa güçleridir.

Doğa İle Uyum Sağlamalıyız

Soru: Sık sık insanın doğadan öğrenmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Sıradan bir insan nasıl doğaya bakıp  bir şeyler öğrenebilir? Doğadan ne öğrenilebilir?

Cevap: Dünyevi doğamızı biraz inceledikten ve hepsinin tek, kapalı bir sistem olduğunu gördükten sonra, sadece bu birleşik sistemin nasıl tamamlayıcı bir parçası olabileceğimizi, doğanın bizimle huzurlu olması için nasıl uyum sağlayabileceğimizi öğrenmemiz gerektiğine inanıyorum.

Soru: Modern insanlar “doğadan öğren” konusuna şüpheci yaklaşıyorlar. İnsanlar genellikle doğayı tükenmez bir mineral kaynağı, bir dinlenme yeri, bir araştırma laboratuarı olarak algılamaktalar.

Sizin bakış açınızdan doğa nedir? Doğanın birliğinin özü nedir?

Cevap: Doğa, cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerinden oluşan, tek bir bütünsel organizmadır. Bu seviyeler çok net ve sıkı bir şekilde birbirine bağlıdır ve birbirlerine bağımlı hissederler.

Fakat insan seviyesinde egoizm arttı, çevreleyen dünyayı hesaba katmak istemiyorlar ve doğaya uyum sağlamak yerine, doğayı kendilerine uyarlamaya çalışmalar. Bu, insanın en büyük hatasıdır çünkü genellikle bencilce gelişmesine rağmen, tüm gelişimi, sonunda onu büyük sorunlara götürür.

Soru: Bu, insan seviyesi hariç tüm doğa seviyelerinde uyum olduğu anlamına mı geliyor?

Cevap: İnsan uyum sağlamalıdır.

Bağ İçin Özlem

Soru: Yaradan’ı edinmek için bir çerçeveye sahip olmak gerekli mi?

Cevap: Evet, çerçeve çok önemlidir. Onlar, Yaradan’ı hissetmek için kendimize empoze ettiğimiz Tzimtzum, Masah ve farklı kısıtlamalarla ilgilidir çünkü bizler sınırı olmayan hiçbir şey hissetmiyoruz.

Grup içindeyken ve kendimizi dostlarımıza bağladığımızda, hangi bağlantı ve bağlarla Yaradan’ı edinebileceğimizi hissedebildiğimiz bir koşula ulaşırız.

Soru: Yaradan ile bizim aramızdaki bağ ve engel neden yapılmıştır?

Cevap: Bu bağlantı egoizme karşı dirençten yapılmıştır. Dostlarla ve Yaradan’la bağ kurmak için olan özlem güçlerinin, kişisel haz için olan özlem güçlerinden daha büyük olması gerekir ve onlar, Yaradan’ı hissedebilmemiz için içimizdeki kısıtlamayı oluşturan şeylerdir.

Soru: Yaradan ile aramızdaki bağı, hangi arzularla hissedebiliriz?

Cevap: Dostlarınıza yönelik bir arzu ile. Bilinçaltımda Yaradan’ı, dostlarıma karşı olumsuz tutumumla reddederim. Dostlarıma yakınlaşmak istediğimde, Yaradan’ı hissetmeye yakınlaşırım.