Twitter’da Düşüncelerim / 1 Nisan 2021

Yaradan bizi zıt olarak yarattı – hepimiz nefrette ve itilişte yaşıyoruz. Ancak kırılmayı hesaba katmamalıyız. Aksine, “Sevgi tüm günahları örter”. Ne kadar günah ifşa edersek edelim, onların üstündeki sevgiyi ifşa etmeliyiz.

Aramızdaki güçler ağında, birbirimize zıt olarak ve aynı zamanda, reddedişin üzerine çıkarak üst gücü ifşa ederiz. Ancak tüm farklılıkların üzerinde birleştiğimizde üst güç açığa çıkar ve üzerimizde hükmeder.

Kimin haklı kimin haksız olduğunu tartışarak iyi bir toplum örgütleyemeyeceğiz. Haklı olan, kendisine karşı olanlarla birleşmek isteyen kişidir. Böylelikle Yaradan’a ifşa ve yönetmek için bir yer veriyoruz. Sadece bir hükümet başkanımız var – o da “yukarıda”.

Hayvanlar, İnsan Olmamıza Yardımcı Olacak

Yorum: Veteriner hekimler, günümüzde hayvanların depresyon nedeniyle çok sayıda hastalığa sahip olduğunu söylüyor. Eskiden evcil hayvan hastalıkları hakkında 50 sayfalık minik bir ders kitabı vardı ve şimdi 500 sayfayı dolduruyorlar.

Bir Rus veterinerlik ders kitabında okudum: “Yeterince yüksek zekaya sahip hayvanlar (köpekler, kediler) üzülüyorlar.” Sanki bir insandan bahsediyorlar: “Pencerenin dışı kasvetli ve soğuksa ve ev aynıysa, üzülüyorlar. Sahibi onları yürütmek için acele ediyorsa ve bu onun için zorunlu bir programsa ve bunda eğlence yoksa, hayvanlar üzülüyorlar. Sahibinin kendisi kötü bir ruh hali içindeyken, sinirli olduğunda, hayvan kendini yalnız hisseder.”

Görünüşe göre sanki hayvanlar hakkında değil, bir insandan bahsediyorlar.

Cevabım: Tabii ki onlar da bir ruha sahip.

Soru: Onlara her şeyi verdiğimizi söylüyorlar. Yani, onlar bizim tüm deneyimlerimizin, nefretimizin ve dünyada olup bitenlerin kurbanıdırlar.

Cevap: Hayvanlar çok hissediyor. Çok! Bir insandan çok daha fazlasını. İnsan unutabilir, dikkati dağılabilir, böyle sistemleri vardır. Ancak hayvanlar yapmaz. Sahibinin sahip olduğu şeyi direkt olarak hissediyorlar. Ve bu yüzden yanınıza uzanır, ağzını bacağınıza koyar ve gözlerinizin içine bakar ve işte bu kadar, onun için başka hiçbir şey yoktur. Siz onun tanrısısınız. Bu ürkütücü! Bizler onu anlamıyoruz, sempati duymuyoruz ve ihmal ediyoruz.

Soru: Gerçekten bir ustamız varmış gibi hissetmediğimiz için mi?

Cevap: Evet. Böyle bir örneğimiz yok.

Soru: Bu bize ne öğretebilir? Sorumluluk hissedebilir miyiz?

Cevap: Sonunda hepimiz birbirimizi etkiliyoruz. Yine de bitkisel, hayvansal ve insan doğası birbiriyle ilişkilidir. Yani onların çektiği acı bile bizimkiyle bağlantılı ve biz bunu hala bizim seviyemizde hissediyoruz. Dolayısıyla, hayvanlara dikkat edersek, tedavi edebileceğimiz birçok hastalık ve sorun var. Yani insanları iyileştirmek için hayvanlar aracılığıyla, bu seviyede bu depresyonların ve tüm bu sorunların daha da yayılmasına izin veremezdik. Ama onu takdir edip kabul edemeyiz. Kalplerimizde kedileri veya köpekleri anlamıyoruz.

Soru: Hayvanların aslında bizi tüm bu koşullardan iyileştirmek için ortaya çıktığını söyleyebiliriz miyiz?

Cevap: Yanımızda yaşayan hayvanları kendimizin bir parçası olarak kabul etmeli ve onlar aracılığıyla kendimizi iyileştirebileceğimizi ve düzeltebileceğimizi anlamaya başlamalıyız.

Soru: Yani onları genel olarak insanlaştırır mısınız?

Cevap: Hayır, ben sadece hayvanların insanlarla etkileşimini, bir hayvanın ne kadar empati kurduğunu ve insanı ne kadar tamamladığını ve insan deneyimlerini ve ıslahlarını kendi vasıtasıyla geçirdiğini anlıyorum.

Soru: Islahlarla neyi kastediyorsunuz?

Cevap: Demek istediğim, eğer kişi yanındaki hayvana daha fazla ilgi gösterirse, hayvan aracılığıyla kendisini ıslah edecektir.

Neden olmasın? Aynı zamanda ona kendi parçanı veriyorsun: biraz kalbinden, biraz da ruhundan.

Soru: Ve bundan sonra, eğer böyle yaşarsam, yavaş yavaş başkalarına böyle davranmaya başlarım?

Cevap: Elbette. Ve

mutlaka başkalarına değil. Onun aracılığıyla, bu köpek ya da kedi aracılığıyla ya da sahip olduğunuz her neyse. Bunu yaparak dünyaya iyi tavrınızı yayıyorsunuz! Bu zaten sizin ıslahınız. Bunu sizden nasıl beklediklerine, talep ettiklerine bir bakın. Hiçbir gizli düşünceleri yoktur; onlar hala hayvan seviyesindeler.

Bence hayvanlar, onlara doğru bir şekilde davranırsak, insan olmamıza yardımcı olabilirler.

 

“Hayatı Gerçekten Değerli Yapan Şey” (Linkedin)

Son zamanlarda, Covid-19’un yarattığı aşırı ölüm oranını gösteren birçok analiz ortaya çıktı. Aşıların varlığına rağmen, virüs hala yayılıyor ve birçok ülkede her gün yüzlerce ve hatta binlerce can alıyor. Bu acımasız gerçeklik, bazı öğrencilerin bana yaşam ve ölümün anlamını sormalarına neden oldu.

Gerçekten, Hayata çok önemli bir şeymiş gibi ve iyi bir sebeple yaklaşırız, ancak bu nedenle hareket etmemiz şartıyla. Sadece zaman geçirerek hayatımızı yaşarsak, o zaman bundan sağladığımız tek şey biriktirdiğimiz birkaç gram acıdır. Bununla birlikte, yaşamın manevi alanına yakınlaşmak ve hatta ulaşmak için aldığımız fırsattan en iyi şekilde yararlanmak için, yani diğer insanlarla onları kalbimizde hissettiğimiz noktaya kadar bağ kurmak için kullanırsak, o zaman hayat değerlidir.

Doğamız gereği, kimseye hiçbir şey borçlu olmadığımızı ve sadece kendimizi memnun etmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Ancak bunun hayattaki başlangıç noktamız olduğunun fark etmiyoruz. Hayatı başladığımız aynı noktada bitirirsek, ilerleme kaydetme şansımızı boşa harcamış oluruz. Kendimizden başka hiçbir şey düşünmemekten ziyade, hayatlarımızı kendimizi genişletmeye ve başkalarıyla bağ kurmaya, başkalarına özen göstermeye çalışarak geçirmeliyiz. Böyle yaparak, tüm doğaya nüfuz eden bağlantıya benzer hale geliriz ve bilincimiz orantılı olarak genişler.

Yeni doğmuş bir bebek, kendi annesinin varlığı dışında çevresiyle ilgili hiçbir şey bilmez ve bu farkındalık bile sadece annenin bebekle ilgili yönleriyle ilgilidir. Bebek büyüdükçe etrafta başka şeyler ve insanlar olduğunu fark etmeye ve onlarla iletişim kurmaya başlar.

Aynı süreç içsel olarak gerçekleşmelidir. Yalnızca kendimizi bilmek ve hissetmekten tüm çevremizi – insanları, hayvanları ve nesneleri – bilmek ve hissetmek için gelişmeliyiz. Bu ancak biz onları önemsersek gerçekleşebilir. Onları sadece kendimizi memnun etmek için kullanmaya çalışırsak, yeni doğanın annesi hakkında bildiği kadar onları bileceğiz.

Hayatımıza anlam katmak istiyorsak, bunu diğer insanlarla bağlantı kurmak için harcamalıyız – onları kullanmak için değil, onları önemsemek için. Hayatı değerli kılan budur.

 

Her Dakika Hakkında Düşünmeniz Gereken Şeyler

Soru: Bir öğrenci şunu yazmış: ” YouTube’da “Utancın üstesinden nasıl gelinir?” adlı videoyu izledim. Lütfen bana söyleyin, ne yapmalıyım? Koronavirüs nedeniyle işimi kaybettim ve bankalara çok büyük borçlarım var; kiralık bir dairem ve küçük bir çocuğum var. İçimdeki insanı nasıl kaybetmem? Stres, depresyon, panik atak ve uykusuzlukla, geçici zor bir yaşam koşuluyla nasıl başa çıkılır? Siz benim ruh halimi doğru bir şekilde tanımladınız.”

Cevap: Beyninizi ve sinirlerinizi kapatmanızı, kesinlikle mekanik, rasyonel bir şekilde davranmanızı tavsiye ederim. Bugün hayatın benden talep ettiği şeyi, yarından sonraki gün ve hatta belki yarın ne olacağına dikkat etmeden yapmalıyım. Önemli olan bugün! Beni doğru bir şekilde anlayın ve o zaman dünyamızın nasıl gerçekleşmesi gerektiğini anlayacaksınız.

Yarını veya yarından sonraki günü düşünmemeliyiz, büyük değişiklikler için plan yapmamalıyız. Kendimize ve sevdiklerimize her an nasıl faydalı olabileceğimizi düşünmeliyiz ve eğer gelecek dünyayı doğru bir şekilde anlarsak, belki bir şekilde bunu başkalarıyla paylaşabiliriz.

Aşırı makul ve felsefi uydurmalar olmadan, onu mümkün olduğunca basit tutun.

Ve bir parkta olduğu gibi, güvenle yürüyebileceğiniz böyle yeni bir yol göreceksiniz ve kimse sizi rahatsız etmeyecek. Ve eğer size göründüğü gibi, sizi rahatsız ederlerse, bu yolu daha derinlemesine araştırın. Her şeyin nasıl çözüleceğini ve basit yaşamınız için yer açacağını göreceksiniz. Ve böylece tüm bu sorunlardan kurtulacaksınız.

Asıl mesele, bizim zamanımızda, bu pandemide, karmaşıksız yaşamaktır. Ve bu tutum sizi en akıllıca düşüncelere ve eylemlere götürecektir.

“İnsanlar İşsiz Değil, Sadece Çalışmalarına Gerek Yok” (Linkedin)

İsrail Covid salgınından kurtulurken, iş piyasası hala bir kilitlenmenin ortasındaymış gibi görünüyor. İstihdam edilecek iş olmadığı için değil; sadece insanlar onları almaya hevesli değil. Aslında o kadar çok İsrailli işsiz kalmayı tercih ediyor ki, hükümet insanları izinli olmaktan ya da işsizlikten geri çevirmeye teşvik etmek için bir kampanya başlattı. Ancak şimdiye kadar, kampanya yalnızca sınırlı bir başarı elde etti.

Doğrusu, bu insanları anlıyorum. Görünüşe göre o kadar çok özlediğimiz bir şey olmayan Covid öncesi hayatımıza geri dönmeden önce, sanırım ne istediğimizi düşünmemiz gerekiyor. İnsanlar artık daha az kazansalar bile iyi bir hayat sürebileceklerinin farkına varıyorlar. Aileleri ve arkadaşları ile geçirecekleri daha fazla boş zamanları var, ve sevdiğiniz insanların arasına girdiğinizde, kendinizi eğlenmek için çok para harcamanız gerekmez. Plajda aileyle geçirilecek bir günün bir maliyeti yoktur, ancak çok zevkli ve duygusal olarak ödüllendiricidir. Düşündüğünüzde, daha ne kadar fazlasına ihtiyacımız var ki?

Bunun yanında, iş piyasasının daha az sayıda işçiye ihtiyacı var. Nesneleri kilometre ve metre cinsinden ölçmekten, nanometre cinsinden ölçmeye geçtik. Her şey küçüldü ve her şey daha az çalışan el talep ediyor. Bilgisayarla ilgili işler bile eskisinden daha az işçi gerektiriyor; tüm toplum daha az çalışma saatinin gerekli olduğu bir duruma doğru yer değiştiriyor. Bazı ülkelerin, insanları işe geri göndermek veya daha kısa bir çalışma haftası yerine evrensel temel gelir programlarını ciddi şekilde düşünmesi şaşırtıcı değil. Sıkı çalışma günleri sona yaklaşıyor ve elimizdeki ek zamanı nasıl geçirmek istediğimizi bulmamız gerekiyor.

Yiyecek temini ve diğer ihtiyaçlar sorun olmayacak; hali hazırda tükettiğimizden fazlasını üretiyoruz ve sadece fiyatları yüksek tutmak için fazla ürünleri çöpe atıyoruz. Dağıtımı iyileştirirsek, dünyanın hiçbir yerinde ihtiyaç sıkıntısı olmayacak.

Bu da bizi önümüzdeki gerçek konuya götürüyor: İhtiyacımız olanı aldığımızdan emin olmak, böylece geçim kaygısı duymadan iyi bir yaşam sürmek. Bunu yapmak için, ırkçı gerilimler, siyasi çekişmeler, her türden iktidar mücadeleleri, kültürel farklılıklar gibi bizi şu anda ayıran anlaşmazlıkları geride bırakmalıyız. Toplumumuzu, teknolojimizi ve sahip olduğumuz her şeyi, tam da bu tartışmalar sayesinde geliştirdiğimizi anlayana kadar, bu çok eski farklılıkların üstesinden gelmek imkansız görünebilir. Başka bir deyişle, gelişmeye devam etmek için, tam olarak karşı olduğumuz görüşleri korumalıyız. Onlar olmadan kendi görüşlerimiz geçerliliğini yitirecek.

Nefretin varlığı olmadan sevgiyi düşünün, ve kelime anlamsız hale gelir. Esaret olmadan özgürlüğü düşünün, ve tüm kavram geçersiz hale gelir. Zıtlığının varlığı olmasaydı hiçbir şeye değer veremez veya değerlendiremezdik.

Bugün insanlar gerçekten bu kadar çalışmaya gerek olmadığını anlıyorlar, ancak bu görüşü destekleyecek toplumsal değerleri geliştirmezsek toplum parçalanacak ve kargaşa çıkacak. Asırlardır, sadece kendiyle ilgilenmeyi öyle bir noktaya kadar geliştirdik ki bugün büyük çoğunluğumuz narsist, sade ve bayağıyız. Bir narsist topluluğu, herkesin refahını görecek bir dağıtım sistemi kuramaz çünkü böyle bir sistem diğer insanların ihtiyaçlarını dikkate almayı gerektirir ve pek çoğumuz buna sahip değiliz.

Bu nedenle, geçiş döneminden yeni bir topluma doğru yelken açmak için yapılacak ilk şey, birbirimize ve özellikle bizden zıt olanlara bağımlı olduğumuzu fark etmektir. Bizim karşımızda düşünen, konuşan ya da ters davranan insanlardan hoşlanmamıza gerek yok, ancak onların bizim için değerinin farkına varmamız gerekiyor. Kendi ilkelerimizi geçerli kılanların onlar olduğunun farkına varmalıyız. Bunu başarırsak, birbirimiz olmadan başaramayacağımızın, hatta kim olduğumuzun bile farkına varacağız. İşte bu kadar birbirine bağımlıyız.

Henüz birbirimizi sevmemize, hatta birbirimizden hoşlanmamıza gerek yok. İhtiyacımız olan tek şey, nefret ettiğim insanların kesinlikle hayatımın bağlı olduğu kişiler olduğunu anlamak. Bunu yaparsak, insanların çalışmaya gerçekten ihtiyaç duymadıkları, birbirimize göz kulak olacağımız için, günlerini huzur içinde geçirebilecekleri bir topluma sahip olacağız.

Yaradan Tarafından Verilen Görev

Tüm insanlık küresel ıslah yolunda ilerliyor ve evrensel bağlantıyı, tek bir sisteme ait olduğunu ve karşılıklı etkiyi yararlı ya da zararlı olarak hissetmeye başlıyor. Tüm insanlık, Yaradan’a benzemesi gereken tek bir kişidir, Adem’dir.

Bu nedenle, onluda çalışırken, bizimle birlikte çekmek zorunda olduğumuz tüm insanlığı unutmamalıyız. Yaradan’dan, O’nunla bağ kurma arzusunu aldık, böylece tüm dünyayı peşimizden çekebiliriz. Bu, Yaradan’ın başkalarına değil, bize manevi özlem olarak verdiği görevimizdir.

Yaradan’ın verdiği bu görev dışında bizde istisnai hiçbir şey yoktur. Başkalarına da verebilirdi ama O bize emanet ettiği için bunu mümkün olduğu kadar yerine getirmek, bu dünyanın tüm insanlarını ona bağlamak zorundayız. Genel sistemdeki her parça, diğer tüm parçalar kadar önemlidir çünkü bu sistem mükemmeldir.

Maneviyat mükemmelliktir ve ortak kapta bir hücre bile yoksa artık tamamlanmış olmayacaktır. Bu nedenle, hedefe ıslahın sonu (Gimar Tikkun) denir ve bizler tüm dünya için ve sadece en sonunda kendimiz için dua etmeliyiz. Tüm insanlığı, tüm insanları duanıza dahil ettikten sonra, kendinizi ekleme ve yardım için Yaradan’a dönme hakkına sahipsiniz. Aksi takdirde, duanız mükemmel olmayacak ve Yaradan’a ulaşamayacaktır.

 

“Büyüme Konusunda Ciddi Misiniz? Kendinize Gülmeyi Öğrenin ”(Linkedin)

Kendimize bir yandan bakıp küçük hatalarımızı görebilseydik, sadece hayatı kendimiz için kolaylaştırmakla kalmazdık, aynı zamanda insan doğası, Yaratılışın doğası ve kendimizi nasıl daha iyi hale getirebileceğimiz hakkında da çok şey öğrenirdik. İyi mizah, kendinize güldüğünüz zamandır; kötü mizah, başkalarına güldüğün zamandır. İlki sizi yükseltir; ikincisi diğerlerini küçük düşürür.

Potansiyel olarak, hepimizin bir mizah anlayışı vardır. Maalesef, problemlerin, yarışmaların ve sosyal hesapların altına o kadar gömüldük ki kendimize sadece bir şeyler hakkında gülmeye izin verememekteyiz. Yani gülmek yerine mizah anlayışımızı bastırıyoruz.

Mizah duygusu geliştirmek şaka yapma meselesi değildir. Mizah kendi hatalarıma yukarıdan bakmak, bir nevi üzerime yükselmek ve doğanın bana yaptıklarına, bunun beni nasıl yaptığına gülme becerisidir. Bu en yapıcı ve olumlu özeleştiri biçimidir. Mizah, gerçekten kim olduğumuzu görmemize yardımcı olur ve olumsuz niteliklerimizi fark ettiğimizde onları düzeltmeye başlayabiliriz. Mizah, hatalarımızı görmeyi çok daha kolaylaştırdığı için, daha iyi insanlar olma yolunda büyümemizde hayati bir araçtır.

Ancak bugün, insan doğasıyla ilgili diğer birçok şeyde olduğu gibi, mizahın anlamını ve amacını tamamen çarpıttık. Büyümenin bir yolu olarak kendimize gülmek yerine, onları küçümsemek için başkalarına gülmekteyiz. Mizahı kesinlikle yapmamız gerekenin tersi şekilde kullanmaktayız ve sonuç şu ki, bugünün mizahı insanların üzüntülerini azaltmak yerine üzüntüyü artırıyor.

Alay etmek yasaktır; o mizah değil kötü niyettir. Genel olarak,  başkalarıyla bağlarımızı sıkılaştırmak için geliştirebileceğimiz noktaları ortaya çıkarmamıza izin verdiği için, insan doğasına gülüyor isek bu iyidir, ancak diğer insanların zayıflıklarına gülmek yabancılaşmayı artırır ve insan doğasını düzeltmeye hiçbir katkı sağlamaz. Bunu yapan insanlar hiçbir şekilde kamuoyu tarafından onaylanmamalıdır. Kendimizi ve yaşamlarımızı büyütmek ve geliştirmek istiyorsak, kendimizle ilgili gülmeyi öğrenmeliyiz.

Bu Dünyadan Geçmek

Soru: Manevi gerçekliği keşfetmek için maddesel süreci, onların anlamlarını ve kaynaklarını tamamen farklı bir seviyede anlamaya başladınız mı?

Cevap: Kabalistik kaynakları anlamaya başlıyorsunuz. Sağlıklı bir insan zihnine sahip olduğum için maddesel kaynakları da bu şekilde anladım. Elbette Einstein değilim ama okuldan ve üniversiteden başarıyla mezun oldum, doktora derecem var ve farklı ilginç araştırmalar yaptım. Ancak bunun Kabala bilgeliğiyle hiçbir ilgisi yoktur.

Kabala bilgeliğini çalışmaya başladığınızda, içinizde bir değişim olur.

Sıradan bilimle uğraşırken, kişi kendi içinde biriken farklı gerçeklere ulaşır ve bunları özümser. Fakat kişi Kabala bilgeliğiyle meşgul olduğunda, Kabalistik bilginin özümsenmesi kişiyi değiştirir.

Soru: Bu, kişinin farklı bir analize sahip olduğu anlamına mı gelir, örneğin, insanlık tarihine bakış açısı değişebilir mi?

Cevap: Sıradan bir insanın, insanlık tarihine bakış açısı bile, onunla meşgul olduğunda değişebilir. Ancak maneviyatta değişen kişinin kendisidir. Bundan hareketle kişi, kendi içinde var olan her şeyi yeni seviyesine göre algılamaya, hissetmeye ve özümsemeye başlar. Alma niteliği yerine ihsan etme niteliği edinir.

Onun içinde giderek daha fazla tezahür eden bu yeni ihsan etme niteliğinde, dünyayı farklı bir şekilde görmeye başlar: uçtan uca, zamanın, mekanın ve hareketin dışında. Maddeden içsel niteliğine ve bu dünyadan geçene kadar, kişi dünyaya tam olarak her zamankinden daha büyük bir kompaktlık, yaratılışın tüm unsurlarının karşılıklı bağımlılığı açısından bakmaya başlar.

Yaradan ile Aramızdaki Perde

Soru: Zohar Kitabı ile Tora arasındaki fark nedir?

Cevap: Zohar Kitabı, Tora’nın Beş Kitabı üzerine bir yorumdur. Her pasajı yorumlar ve alegorilerin ve Tora’nın yazıldığı günlük dilin ardında neyin saklı olduğunu açıklar.

Bize öyle geliyor ki Tora tarihi, coğrafyayı ve bazı dünyevi olayları anlatmaktadır. Ve Zohar Kitabı tüm bunları bir sonraki seviyeye yükseltip ve dünyamıza inen ve  manevi her şeyi oluşturan güçlerden bahsediyor.

Zohar ile birlikte, dünyamızın resmi vasıtasıyla, dünyevi tanımlamasıyla, manevi bir koşula giriyor ve fiziksel görüntülerden değil, daha yüksek güçlerden oluşan bir dünya görmeye başlıyorsunuz.

Sizi etkileyen manevi bir matrixte olduğu gibi, onun içinde yaşamaya başlıyorsunuz, siz de onu etkiliyorsunuz. Kendinizi bedeninizden koparır, iç özelliklerinizi ve güçlerinizi çıplak bırakırsınız, beş bedensel duyunuzla (görme, duyma, tat, koku ve dokunma) hissettiğiniz her şeyden soyutlar ve kendinizi sadece ruhunuzla bağlarsınız.

Dünyadaki her şeyi kendinizden kestikten sonra, sizde kalan tüm özellikler, kuvvetler, arzular, düşünceler ve niyetler, Zohar Kitabı’nın tarif ettiği güçlerle temas kurmaya başlar. O size, kendinizi ruhunuzun içinde “tarar” gibi, şimdi nasıl sıraya koyabileceğinizi açıklar.

Kiminle uğraştığınızı daha derinlemesine anlamak için, her seferinde nasıl yeni bir düzen yaratabilirsiniz: yeni olaylar, yeni geçişler, bağlar, farklı özelliklerin kombinasyonları, düşünceler, niyetler.

Sonuç olarak, artık içsel güçleriniz biçiminde, dünyevi her şeyden ayrı olarak sizde tezahür eden ruhun, sizde Yaradan’ın niteliklerini çekmeye başladığı ortaya çıkıyor. Ama aynı zamanda bunlar sizin niteliklerinizdir; onlar sizin üzerinizde tanımlanmaktadır.

Görünüşe göre bir tarafta siz, diğer tarafta Yaradan var ve aranızda ortak özelliklerinizin tanımlandığı bir perde var. Bu ortak özellikler, nasıl değiştiğinize bağlı olarak değişebilir.

İyilik Kötülükte Kıyafetlendiğinde

Herkes İçin Zohar, VaYera, Madde 375: Benzer şekilde, dünyada yargının olduğu ve Yaradan’ın yargı tahtına oturduğu bir günde, Şeytan (kötü eğilim) orada yukarıda ve aşağıda iftira atıyor. Ölüm meleği Şeytan (kötü eğilim) olduğu için, dünyayı yok etmek ve insanların ruhlarını almak için oradadır.

Yorum: Dünyada Yaradan’dan başka kimse olmadığını söyleriz. Yine de, Şeytan (kötü eğilim) da var.

Benim Cevabım: Yaradan’ın “deposunda” sadece Şeytan değil, Firavun, iyi ve kötü melekler, ölüm meleği vb. de vardır.

Soru: Peki “O’ndan başkası yok” ne olacak?

Cevap: Bu yüzden O’nun “deposunda” bulunurlar ve onları kullanır, bu güçleri her yöne gönderir ve onları sadece kontrol eder, ipleri çeker. Hem iyi hem de kötü güçlerin etkisi altındayız. Dahası, iddiaya göre onlar sözde kötüler, çünkü her şey iyilik için.

Sonuçta, bizi ileriye taşımak için, karşı taraftan itmek gerekir. Burada O, farklı kisveleriyle, farklı yüzlerle bize ifşa olur: Kibar ve kötü huylu, kötü ve iyi.

Bütün bunlar insana içsel anlamı göstermek, ona hayatı, tarihi, coğrafyayı, insanlığın tüm gelişimini, herkesin iç dünyasını vb. göstermek içindir. Bunu iki zıt nitelikten keşfetmeliyiz.

Yaradan ne yapar? Şeytan’ı (kötü eğilimi) kontrol eder ve onun aracılığıyla çalışır. Kötülüğümüzü etkilemek için iyilik, kötülükte kıyafetlenir ve bu karşı saldırı bizi iyiye götürür. Aksi takdirde, egoistler olarak iyiyi bencilce ele geçirecek şekilde alırdık.

Ancak, bu iyilik kötülükte kıyafetlendiğinde ve sanki Yaradan’dan gelen dış kötülük bizim kötülüğümüze karşı çıkıyormuş gibi olduğunda, o zaman hoşnutsuzluğumuz tezahür eder ve sorunlarımız ortaya çıkar. Kendimizle bir şeyler yapmak zorunda kalırız.

Yavaş yavaş yumuşarız, açılırız ve iyiliğin ifşasına hazır oluruz. Sonra Yaradan Kendisinden iyiliği salıverir ve biz birbirimizle birleşiriz. Birbirimizi etkilememizin tek yolu budur: iyilik için iyi ve kötülük için kötü.

Aksi halde işe yaramayacak çünkü diğerleri sizi anlamayacak. Size kötü davrananlara iyi davranmaya çalışın ve bunu yaparak göreceksiniz ki, yalnızca daha büyük bir kötülüğü uyandıracaksınız. Ancak içsel olarak, kişi yine de sevgi ve nezaketle hareket etmelidir.

Dışarıda, onlar gibi davranmalısınız, çünkü ancak bu şekilde karşı tarafı, ıslah yöntemini kabul etmeye zorlayabilirsiniz. Bu temel bir bedensel psikolojidir. Yaradan da bizimle bu prensibe göre çalışır.

Bunun karmaşık bir tarafı yoktur. Aramızdaki ilişkiler sistemine biraz daha derinlemesine gitmeniz, çalıştığını görmeniz ve onu tam olarak evrenin iç sistemini anlamak ve manevi yükselişinize ulaşmak için kullanmanız gerekir.