Üst Dünyayı Anlamak Mümkün Mü?

Soru: Akıl, üst evreni nasıl yöneteceğini anlayamıyor. Bu sadece hissedilebilir, ancak muhtemelen öğretmek imkansızdır. Üst dünyayı anlamak mümkün mü?

Cevap: Üst dünya, görmediğimiz ve hissetmediğimiz elektronları ve atomları hayal ettiğimiz gibi tamamen dıştan incelenebilir ve anlaşılabilir. Bu şekilde, manevi öz ve manevi eylemler hakkında bilgi sahibi olabiliriz.

Üst dünyayı ancak egoist alma arzusundan özgecil ihsan etme arzusuna geçişimiz ölçüsünde anlamak mümkündür.

Böyle bir değişiklik, Kabala bilimini çalışmanın etkisi altında yavaş yavaş içimizde meydana gelir.

Soru: Bir Kabalist ilerleme için hangi araçlara sahiptir?

Cevap: Kalbinizde hissetmek ve aklınızla anlamaktan başka bir şey yoktur.

“Dünyadaki Yiyeceklerin Çoğu Neden Kötü Kalitede?” (Quora)

Yiyeceklerimiz iyi ve doğal türden olamaz çünkü tüm dünyayı, milyarlarca insanı beslemeye çalışıyoruz. Sonuç olarak, yiyeceklerimizin çabuk bozulmaması ve doğadan ayrılmamıza rağmen tatlarının doğal yiyeceklere yakın olması için farklı genetik biçimler geliştirmek zorunda kalıyoruz. Bu nedenle gıdalarımızın çoğu, türlü genetik katkı maddeleri içerir ve tatlarıyla kokularının çoğu yapaydır.

Bunun bir sonucu olarak, yeni neslin de hızlı bir şekilde büyüdüğünü gözlemliyoruz. Farklı sapmalarla beraber, neden bu kadar hızlı büyüyorlar ve önceki nesilden bu kadar farklılar? Bunun nedeni, çeşitli genetik katkı maddeleri ve değişiklikler içeren gıdalar yememizdir. Öte yandan, ne yazık ki başka bir çözümümüz de yok. Milyarlarca insanı beslemek ve bozulmamış gıdayı insanlara ulaştırmak için böyle davranmak zorundayız.

İnsanlık hayata yaklaşımını değiştirene kadar; bunca faaliyetle kazancımızı nasıl artıracağımızın peşinden koşmak yerine kendimize, hayatımızın değerine daha fazla dikkat göstermemize kadar, hiçbir çıkış yolumuz yok. Genetiğin yemeklerimizin hazırlanışına katılmasını ancak o zaman durdurabileceğiz. İnsan bilincinin, bencillikten toplumun genel yararına kesin olarak dönüşmesi, lezzetli ve sağlıklı yemek hazırlama alanında da değişikliklere yol açacaktır. Her zamanki gibi, yediğimiz yiyecekler ve birçoğumuzun birbirimize reklamını yaptığımız sağlıksız, zararlı ve zehirleyici ürünler açısından, sorunun kökü insan egosudur. Bu tür faaliyetlerin arkasında, başkalarının pahasına kâr etme arzusu vardır.

Yaradan’a Dönün!

Soru: Doğal olarak Yaradan’a tabi olduğumu anlarsam, nasıl doğru bir şekilde komşumu kendim gibi sevebilirim?

Cevap: Sadece kendinizi sevdiğiniz için komşunuzu her hangi bir şekilde sevmenin imkansız olduğunu ve size her şeyi Yaradan’ın verdiğini anlarsanız, o zaman O’na dönmelisiniz. Hepsi bu.

Ülkenizde ve genel olarak tüm dünyada olup bitenlerden sadece Yaradan sorumludur. O, bütün bunları, O’na yönelmemiz ve O’ndan doğamızı değiştirmesini istememiz için yapar.

Sonuçta, kendi isteğimizle Yaradan tarafından doğamızın değişmesi ile birlikte, tüm sinyallerin indiği en yüksek yönetim derecesine bir erişim vardır. Böylece, giderek O’nun yönetim düzeyine yükseliriz. Yaradan, evrensel bir yasadır, doğanın küresel gücüdür, her şeyi kendi içinde içerir, mutlak olarak her şeyi üretir ve kontrol eder.

O’na yükselerek, kendi içimizde üzerine çıktığımız alt katmanları hissedebiliriz. Bu yüzden her şeyi O ayarladı. Denilen şey şudur: “Kötü bir eğilim yarattım ve onun nereden geldiğini ve onu kimin düzeltebileceğini anlayacaksınız.” Herhangi bir kötülük, herhangi bir kötü tezahür, O’na dönmeye başlamamız için sadece Yaradan’dan gelir.

Bu çok basittir. Sadece bir araya gelip uygulamaya başlamamız gerekiyor.

Üstelik bunu bir kişinin yapması çok zor; kişi kendisi gibi düşünen insanlardan oluşan bir grubun içinde olmalı. Ne de olsa grubun desteğiyle herkes birbirini Yaradan’a doğru itip doğru yönlendirdiğinde, onlu içinde toplandığında ve aranızda ortak bir sistem oluşturduğunuzda; Yaradan’a, O’nu size karşı tutumunu değiştirmeye zorlayacak bir yakarışta bulunabileceksiniz.

Yaradan, O’ndan bizi değiştirmesini istememiz için sorunları bize özellikle verir. Ve O, Kendisi değişemez, O mutlaktır. O’nun doğasını ve bize karşı olan iyi ve nazik tutumunu anlamaya başlamamız için bizi O değiştirebilir.

Egoist doğamız özgecil bir yapıya dönüştüğü ölçüde, dünyayı, kendimizi ve çevremizdeki herkesi nazik, hoş ve birleşmiş olarak görmeye başlarız. Ama her şeyden önce, yalnızca O’nun bizi ıslah etmesi için Yaradan’a dönerken birbirimize destek olmalıyız.

Genellikle, Yaradan’dan Kendisini değiştirmesi ve bize daha iyi davranması istenir. Ve Kabala bize, O’nun bizi ıslah etmesi için Yaradan’a nasıl döneceğimizi öğretir. O zaman O’nun bize doğru ve iyi davrandığını anlayacağız. Biz değiştikçe, bunu hissetmeye başlayacağız.

Örneğin, bir çocuk, her zaman onu sınırlandıran ve eğiten ebeveynlerinin ona nasıl davrandıklarından hoşlanmaz. Ama daha akıllanınca bunun kendi iyiliği için olduğunu anlar ve her şeyi doğru şekilde kabul eder. Öyleyse iyi çocuklar olmaya çalışalım.

Gezegenler Kaderimizi Kontrol Eder Mi?

Soru: Geleceği planlamak için astroloji ve Ay’ın etkisi gibi bilimleri çalışmalı mıyım?

Cevap: Kabala, gök cisimlerinin ve diğer birçok şeyin sadece üst güçlerin üzerimizdeki etkisinin göstergeleri olduğunu öğretir.

Belirli güçler gezegenlerin hareketini kontrol eder ve böylece kaderimizi etkiler. Ve biz, gezegenlerin hareketiyle aslında, diyelim ki Ay’ın bizi etkileyen kuvvet olduğunu sanırız. Hayır. Ay’ı kontrol eden üst güçtür.

Bu nedenle, Kabala çalışarak, cansız gök cisimlerine değil, kaderimizi yöneten gerçek üst güce erişim kazanırız. Onlar kendi başlarına  hiçbir şey yapmazlar.

Kabalistlerin yıldızların üzerinde olduğu söylenir. Yani ışığın kaynağıyla, göksel ve dünyevi eylemleri, nesneleri ve olguları yöneten üst güçle ilgilenirler ve bu yüzden bize kaderimizi onlar belirliyormuş gibi gelir. Bu hata geçmişten kaynaklanır ve piramitleri ve rahipleriyle Firavunlara kadar uzanır.

“Kitle İletişim Araçları Neden Kötü?” (Quora)

Dünyada hiçbir şey kötü ya da iyi değildir. Her şey onun kullanımına bağlıdır. Bu nedenle bilgi ve iletişim araçlarımızın insan egosu tarafından geliştirildiğini ve bunları insanlığın yararına geliştirmemiz gerektiğini artık anladığımızı söyleyebiliriz.

Sorun, kitle iletişim araçlarının kötü ya da iyi olması değildir. Kitle iletişim araçlarının iyi veya kötü etkisi, nasıl kullanıldığına bağlıdır.

Kitle iletişim araçlarından kimler yararlanır? İnsanlık, genel doğa yasasına göre mi yarar sağlıyor yoksa öncelikle sahiplerinin çıkarlarını, reytinglerini yükseltmek ve kazançlarını artırmak için mi kullanıyor?

Bu, kitle iletişim araçlarının sorunudur. Özünde, insan toplumu arasında olumlu bağlar kurmaya yardımcı olma yeteneğine sahiptir, ancak bunun yerine insanları bölmek için kullanılır. Sonuç olarak günümüzde kitle iletişim araçları olabilecek en kötü şekilde kullanılmaktadır. Bu nedenle bir yandan kitle iletişim araçlarına tahammül edemiyoruz, diğer yandan onsuz hayatın imkansız olduğunu hissediyoruz.

Bazen kitle iletişim araçları, örneğin belirli davranışları ve olayları iyi eleştirdiğinde olumlu tesir eder. Ancak kural olarak, kitle iletişim araçları olumsuz sonuçlara yol açar, çünkü onun idarecisi olanların egosu tarafından hükmedilir.

Kısıtlama Gelişim İçin Bir Koşuldur

Soru: Kısıtlama, insani gelişim için bir koşul mudur? Hızla ilerleyebilmek için kısıtlamanın nedeninin ve amacının farkında olmak zorunda mıyım?

Cevap: Kısıtlamalar, dünyayı ve çevremizdeki alanı keşfetmemiz için bize büyük fırsatlar sunar. Kısıtlamalar olmasaydı hiçbir şey hissedemezdik.

Kısıtlayıcı güçler nedeniyle herhangi bir sistemi, eylemi veya niteliği hissediyoruz: neden, ne için, nasıl?

Bir engelle karşılaşmazsam ve elim hiçbir şeye değmezse, sanki düşüyormuşum, kaybolmuşum gibi gelir ve hiçbir şey hissetmem. Ve bir şeyle karşılaştığımda, engelle etkileşim benim içimde bilgi üretir.

Bu nedenle eğitim kısıtlamadır.

“Cesaret Nedir?” (Quora)

Cesaret, dünyaya inat (dünya sana gülse bile, dünya sana inanmasa bile, dünya senin vermek istediğini istemese bile)ayağa kalkmak ve dünyaya neyin fayda sağladığını, dünyaya neyin barış getirdiğini ve bugün insanlığın kurtuluşuna neyin fayda sağladığını tüm dünyaya sevgi, sabır ve yüksek bir moralle anlatmaktır. Böyle bir duruma kısa sürede ulaşamasak da ve bunu açıklamak zor olsa da, alacağımız cevap kabul görmeme, kınama, anlamama ve reddetme olsa da — yine de bizler doğanın genel yasası hakkındaki bilgileri dünyaya getirmekle yükümlüyüz.

Bu inanç değildir ve Yahudilik, İslam, Hıristiyanlık, Konfüçyüsçülük veya Budizm olsun, herhangi bir dinle de ilgili değildir. Bu, dünyanın temel aldığı ve dünyanın onu kabul etmesi gereken evrenin genel yasasıyla ilgilidir. Bu genel doğa kanunu, herkese “Komşunu kendin gibi sev” ilkesine göre davranmak zorunda olduğumuzu belirtir. Doğa bizi buna zorluyor. Bu nedenle, mümkün olduğu kadar çok araç ve formatla bunu dünyaya tekrar tekrar açıklamamız gerekiyor.

Özünde, herkese olumlu davranmak ve olumlu bağ kurma ihtiyacı hakkındaki bilgeliği yaymak, insanlığın sahip olduğu en büyük cesarettir. Böyle bir süreçte, aklımız ve gururumuzla başkalarına karşı tavır almayız, tam tersine insanlığa hizmet ettiğimizi, herkesin altında olduğumuzu ve herkese ihtiyacımız olduğunu hisseder ve onlar için en iyisini dileriz.

Gerçek cesaret budur ve bu şekilde her şeyden önce egomuza meydan okur ve kendimizi dünyanın hizmetkârı yaparız. Sadece egonun üstesinden gelenler gerçek kahramanlar olabilir.

Ruhun Yapısını Bilmek Onu Neden Geliştirir?

Soru: Üst dünya ve ruhun gelişimi hakkında bilgi sahibi olmak arasındaki bağlantı nedir? Ruhun yapısı hakkında edindiğimiz bilgiler neden ruhumuzu geliştirir?

Cevap: Çünkü manevi bilgi, beni değiştiren üst ışığı aldığımın bir göstergesidir. Bu okuldaki veya üniversitedeki bir öğretmenden duyduklarım gibi değildir, çünkü bir öğretmenden duyduklarım beni hiçbir şekilde etkileyemez.

Üst ışık bana girdiği ve niteliklerimi değiştirdiği ölçüde, bu nitelikleri algılamaya başlarım. Bununla birlikte,  sadece içimde meydana gelen değişikliklerin bir sonucu olarak bana ne olduğunu hemen anlamam.

Hangi Düşünce Daha Güçlü?

Soru: Düşüncelerimizle diğer insanları etkileyebilir miyiz ve hangi düşünce daha güçlü, bireysel düşüncemiz mi yoksa grubun düşüncesi mi?

Cevap: Bireysel bir düşüncenin, gerçekten yerine getirilmiş grup düşüncesine kıyasla aslında hiçbir gücü yoktur. Birbirinizle doğru bir şekilde bağ kurarsanız, yaratılış amacına yönelik her ortak düşünceyi doğru ve en iyi şekilde uygulayabileceksiniz.

Bununla birlikte, başka bir düşünceye girerseniz, bu sizi yine de yaratılışın amacına, ancak farklı bir yan yola götürecektir. Tüm insanlık tek bir hedefe doğru ilerliyor, ancak alternatif yollarla, kayalık yollarda ve bu nedenle insanlık asıl görevine, yaratılış amacına yavaş ve kötü bir şekilde ulaşıyor.

Doğrudan ilerleyebileceğimiz bir hedef var, ancak aklımızın yan hedefler tarafından dikkati dağıtılıyor. Ancak bir onluda toplanırsak ve kendimizi doğru hedefe yöneltirsek, sürekli ilerleyeceğiz ve diğer tüm nitelikler, arzular ve koşullar kendiliğinden çözülecektir.

“İnsanların Kan Dökülmeyen Bir Dünya Yaratmayı Düşünmeleri Mümkün Mü?” (Quora)

İnsan toplumunda, siyasette, ekonomide ve diğer alanlarda kan dökülmeden değişiklikler, yalnızca bir ilke aracılığıyla mümkündür: Modern bencil siyaseti dengelemek için, insanların bakış açısını, kamuoyunu yavaş yavaş değiştirmeliyiz. Başkalarına fayda sağlamayı kişisel çıkardan üstün tuttuğumuz özgecil bir kamuoyu oluşumu sayesinde, gücün bize karşı davranış biçimini egoistten özgeciliğe çevireceğiz.

Başkalarına fayda sağlamayı kişisel çıkardan daha öncelikli hale getirme ihtiyacına ilişkin bilginin yayılmasının bir sonucu olarak, yetkililer görüşlerini ve yönlerini değiştireceklerdir.Zor olacak ama kamuoyu böyle harikalar yapabilecek kapasitededir.Sonunda, her şey kitlelerin bilgisine bağlıdır.Bu nedenle bir yönetim değişikliğinden önce dünyada böylesi bir tutumun yaygınlaştırılması, hazırlanması ve eğitimi olmalıdır.

Yetkililerin değişmesini beklemenin ya da bir şeyleri değiştirmeleri için onlara yönelmenin bir anlamı yoktur. Onlar sadece güçleriyle ilgilenirler. Onların değişimi ancak kamuoyunun değişmesiyle gerçekleşecektir.