“Dünyamız Neden Daha Tehlikeli Hale Geliyor?” (Quora)


Evrimimizi insan egosu yönlendirir. Egomuz küresel ölçüde birbirine bağlı hale geldikçe, egoist bağlarımız birbirine bağlanır ve kendimizi, herkesin diğer herkesi kendi çıkarına kullanmak istediği bir tür yılan çukurunda buluruz.

Büyüyen ego bizi teknolojik, bilimsel ve sosyal olarak geliştirse de bu hale nasıl geldiğimizi sorguladığımız bir duruma gelmemiz gerekiyor.

Biz geliştikçe kendimizi daha mutlu etmek yerine, egoist gelişimimiz tam tersine yol açar. Bunu kendi lehlerine çevirmeyi başaran birkaç kişi dışında, hiç kimsenin böyle bir gelişme biçiminden gerçekten faydalanmadığını görüyoruz.

Dolayısıyla, sözde “ilerlememizde”, Kabala’nın “kötülüğün farkındalığı” olarak adlandırdığı bir duruma bizi yaklaştırmasından başka olumlu bir şey görmüyorum. Kötülüğün farkındalığı, hedeflerimizin yanlış olduğunu, olumsuz sonuçlara, artan acılara, korkunç bir hayata yol açtığını fark ettiğimizde gerçekleşir ve böyle bir duruma nasıl geldiğimizi sorgulayarak tüm varlığımızı yeniden gözden geçirmekten başka seçeneğimiz yoktur.

Ayrıca, egomuzun bugün küresel olarak birbirine bağlı hale gelmesi ne anlama geliyor ve bu, dünyanın giderek daha tehlikeli hale gelmesine nasıl katkıda bulunuyor?

Kabala’ya göre, gelişimimizi yönlendiren insan egosuna, yalnızca kendi çıkarı için haz alma niyeti nedeniyle “haz alma arzusu” denir. Ne kadar çok gelişirsek, ego o kadar büyük olur ve egoist hedeflerimizin fark edilmesi o kadar güçlü olur. O zaman, bu süreçte dünyayı yok etme anlamına gelse bile, kendimizi dünyadan kazanç sağlamak için giderek daha fazla başkalarını ve doğayı yiyip bitirmek isterken buluruz.

Henüz yolun sonuna gelip topyekün bir savaş başlatmamamızın nedeni, dünyanın sonunu kendi sonumuz olarak görmemizdir. Bununla birlikte, bugün dünyamızda ekonomik, kültürel ve sosyal çeşitli krizler belirmekte ve böylesi bir savaşın patlaması tehdidinde bulunmaktadırlar.

İlerideki ıstırabı hafifletmek ve gidişatı olumlu bir yola çevirmek istiyorsak, o zaman egoist ilişkilerimizi özgecil ilişkilere dönüştürebilecek yeni bir eğitim biçimine ihtiyacımız var. Günlük olarak karşılaştığımız eğitimsel, medya ve kültürel etkileri, bize gerçek doğamızın nasıl işlediğini, bölücülük yerine pozitif ilişkileri takdir etme ihtiyacını ve özgecilik ve pozitif bağın nasıl doğanın temel yasaları olduğunu öğretenlerle değiştirirsek ve sonrasında bunları düzenli örnekler ve alıştırmalar ile uygularsak, o zaman tarihte şimdiye kadarki en büyük geçişe doğru – artan tehlike, belirsizlik, boşluk ve kaygıdan, herkes için uyumlu, dengeli, huzurlu ve mutlu bir yaşam durumuna geçiş yolunda olacağız.

Yaşamaya Devam Etmeliyiz

Yorum: Sevilen birinin kaybıyla ilgili video kliplerden birinde, yaşamaya devam etmeniz ve bunu kabul etmeniz gerektiğini, hatta sevilen birinin kaybedilmiş olmasına rağmen hayattan keyif alabileceğinizi söylediniz.

Tanya size şöyle yazıyor: “25 yaşında bir oğlumu kaybettim, bir anne olarak yaşamaya, hayatın tadını çıkarmaya devam edebilir miyim? Şahsen benim için hayat bitti – ben sadece varım, neşe yok. Daha önce tüm arkadaşlarım ne kadar neşeli olduğumu kıskanırdı her zaman gülümser ve gülerdim. Her şey beş yıl önce sona erdi. Yaşıyorum ve kıymetli oğlumla buluşmak için zamanımı bekliyorum.”

Cevap: Bence böyle yaşamamalısınız. Onu şu anda bile, içinde bulunduğun durumda hissetmeye çalışabilirsiniz. Ayrı dünyalarda olmanızın bir önemi yok. Bu, biraz kendi üzerinize yükselmeye çalışmanız gerektiği anlamına gelir ve bu sevginizin ve oğlunuza karşı tutumunuzun sizi onu hissedebileceğiniz seviyeye getirdiğini hissetmeye başlayacaksınız. Bu doğaüstüdür ama genel olarak normaldir. Sadece algımızın sınırlarını biraz zorlamamız gerekiyor.

Ayrıca insanlara daha önce davrandığınız gibi ve şimdi oğlunuza nasıl davranmak istiyorsanız öyle davranmaya çalışmanızı tavsiye ederim. Size ne kadar yardımcı olduğunu ve sahipsiz anne sevginizi ne kadar gerçeğe dönüştürdüğünü göreceksiniz.

Başkalarına yardım etmekle meşgul olmalısınız. Böylece hem kendinize hem de oğlunuza yardımcı olacak, aranızda var olduğu varsayılan bu engeli aşacaksınız.

Soru: Engel olmadığını mı söylüyorsunuz?

Cevap: Engel yok. Bu sadece sizin hislerinizde.

Soru: Bir kişiye verilirse, isterse bu engeli aşabileceği anlamına mı gelir?

Cevap: Şüphesiz, yapabilir.

Soru: Başka bir deyişle, üstesinden gelemeyeceğimiz engeller bize verilmez mi?

Cevap: Doğru. İnsan, hiçbir engelin olmadığı ve tüm arzularının olumlu bir şekilde gerçekleştiği en yüksek manevi gelişimine ulaşabilmesi için yaratılmıştır.

 

Komşunuza Kendiniz Gibi Davranın

Soru: Komşunu kendin gibi sevmek, önce kendimi nasıl sevdiğimi incelemem gerektiğini ve sonra komşumu ve Yaradan’ı sevebileceğimi mi ima ediyor. ? Bu böyle mi çalışıyor?

Cevap: Komşunuzu sevmeyi arzulayarak, komşunuzu değil, sadece kendinizi ne kadar sevdiğinizi görmeye başlarsınız. İşte tam da bu noktada kendinizi, komşunuza kendiniz gibi davranacak kadar ıslah etmeniz gerekiyor.

Kendinizi nasıl sevdiğinizi keşfetmek zorunda değilsiniz. Bu sizi sadece kendi egoizminize gömer. Komşunuzu sevmeye çalışmalısınız. Ona doğru bir şekilde davranmak için çaba sarf ettiğiniz ölçüde kendinizi ne kadar sevdiğinizi anlayacaksınız. Bu böyle çalışır.

Soru: Yaradan için çalışmakla başka biri için çalışmak arasında neden bir fark yoktur? Bu nasıl olabilir?

Cevap: Çünkü insan egoizminin ötesine geçen her şey, adeta bir insanın dışındadır. İster yabancı, ister cansız, bitkisel ve canlı nesneler, ister Yaradan, tüm bunlar bizim dışımızdadır. Bu nedenle, eğer onlara sevgi, sempati ve onlara yaklaşma arzusu hissedersem, aynısını Yaradan için de yaparım.

Yorum: Ama bence herkes Yaradan’ı sevmeyi kabul eder.

Cevabım: Bencilce, başkasının yararına değil, kendi yararına. Bunun üzerine, genel olarak, bir kişinin üst güce karşı tutumu inşa edilir.

 

Küresel Bağımlılığın Kısır Döngüsünde

Yaradan, her birimizin çevresine bağımlılığını yarattı. İnsanlığın evriminde bile insanların nasıl yavaş yavaş birleştiklerini ve birbirlerine bağımlı hissettiklerini görüyoruz. Fetihler yoluyla, birbirleri arasındaki olumsuz ilişkiler yoluyla olabilir, ancak insanlar giderek daha fazla kültürel, bilimsel olarak birleşmeye başlıyorlar.

Günümüzde turizmin kazandığı öneme bir bakın. İnsanların içindeki bu bir yere gitme arzusu nereden geliyor? Bu yüz yıl öncesine kadar böyle değildi. İnsanların böyle arzuları yoktu. Ama içimizde yavaş yavaş gelişiyorlar.

Yaradan neden insanın, küçük çevresinden, evinden, ailesinden, şehrinden, ülkesinden başlayarak, tüm gezegeni, tüm insanlığı hissettiğim ve prensip olarak onlara bağımlı olduğumu anladığım devasa bir çevreye bağımlılığı yarattı?

Özellikle son zamanlarda bunu hissetmeye başlıyoruz. Petrol ve gaz kaynaklarına, bir yerde ne tür bir hasat olacağına vb. bağlıyız. Sonra tüm gezegene bağımlılık hissedeceğimiz şekilde hareket edeceğiz.

Ve bu bizi birbirimizle iyi ilişkiler kurma ihtiyacına götürecektir. Aramızdaki bağımlılığı ortadan kaldıramayacağız ama onu olumsuzdan olumluya çevirmek zorunda kalacağız. Ve o zaman tüm salgın hastalıklardan, bize zarar veren tüm sorunlardan ve virüslerden — her şeyden kurtulacağız.

Sonuç olarak, milyarlarca insana ihtiyacımız olacak noktaya geleceğiz ve tüm bunlar aslında benim kişisel ruhumun, sizin kişisel ruhunuzun, onun kişisel ruhunun ve ortak ruhumuzun yapısıdır çünkü o herkes için birdir.

Sürekli Kendini İptal Etme Arzusu

Soru: Egoizmde yeni bir aşama ortaya çıktığında kendini iptal etme nasıl yenilenebilir?

Cevap: Kendinizi her zaman dostlarınızın önünde iptal etmeye çalışmalısınız. Sürekli olarak onların önünde kendinizi iptal edip etmediğinizi, ne kadar ettiğinizi ve nelerde edebileceğinizi kontrol edin. Ve o zaman karşılıklı olarak birbirimize dahil olmaya ve böylece Yaradan’ın ifşasına sahip olacağız.

Ancak dostların önünde iptal olma ilkesi temel olmalıdır. Çok hızlı bir şekilde bunu anlamaya ve kabul etmeye başlayan insanlar var ve bunu duymayacak kadar büyük egoizmi olan insanlar da var.

Ben de çok zor bir yoldan geçtim,  egoizmin gücü altında olduğumu hissetmeye başlayana kadar, dostlarımın önünde kendimi iptal etmekle ilgili sözleri duymadım. Bu, birçokları için bir sorundur. Ama aslında bu bir sorun değil; sadece üstesinden gelmemiz gereken ilk adımdır ve bundan kurtulamayız.

Bu nedenle birbirimize yardım etmemiz, örnek olmamız ve ilgili makaleleri okumamız gerekiyor. Özellikle Rabaş, bir grubun önünde kendini iptal etmek için onur, güç ve şerefin  kişinin kendini aşmasına nasıl yardımcı olduğunu yazıyor.

Erkekler ve Kadınlar Arasındaki Doğru Bağ

Erkekler ve kadınlar arasındaki doğru bağ, kadının erkeğe arzusunu vermesi ve erkeğin bunu doğru bir şekilde yerine getirebilmesi anlamına gelir.

Birlikte bir aile kurduklarında kadın tarafı yani yaratma, yönetme ve soyu devam ettirme arzusu, erkekte harekete geçme ihtiyacına neden olur. Maneviyatta da durum aynıdır; dişi kısım, erkeğe tutunur, ona ilerleme fırsatı verir çünkü o sadece bunun için çalışmaya ve bir şeyler yapmaya arzu duyar.

Bizim dünyamızda bu biraz bencilce ve biçimi bozulmuş formlarda olur. Ama kadınlar olmasaydı, erkekler tüm yaşamları boyunca oyun oynuyor ya da savaş yapıyor olurdu, başka da bir şey değil. Ve kadınlar sayesinde dünya bir şekilde daha akıllıca gelişebiliyor.

Dolayısıyla erkeklere veya kadınlara karşı herhangi bir şikâyette bulunmaya ya da kadın erkekte güvenilirlik, gelecek vs. ararken erkekleri kadında dışsal, hayvani bir taraf aramakla suçlamaya gerek yoktur. Aralarındaki bu ilişkiler doğadan gelmektedir.

Biyologlar, genetikçiler ve psikologlar bunun hakkında konuşuyorlar. Yani kadın kısmı daha mantıklı, erkek kısmı ise hayattan daha kopuktur. Ve onların doğru dengesi ancak Kabala’yı anlarsak mümkün olur.

 

Zohar Kitabı ve Değişme Arzusu

Soru: Zohar Kitabı, her şeyi yöneten üst gücün derecesinden yazılmıştır. Bu yüzden mi insanı değiştirir? Her şeyi yapabilir mi?

Cevap: Her şeyi yapabilir. Ama Kitabın kendisinde, sayfalarında veya sembollerinde hiçbir şey yoktur. Çin’de veya dünyanın başka bir yerinde basılmış olabilir ve dünyadaki herkese okuması için verilebilir.

Her şey, bu kitap aracılığıyla, onun tarif ettiği dünyaya ne kadar nüfuz etmek istediğinize bağlıdır. İşte o zaman onu çok katmanlı bir anlatı olarak görmeye başlarsınız.

Her şey sadece arzuya bağlıdır! Kitabın kendisi hiçbir şey yapmaz. Arzunuzla, üst dünya ile olan bağı, onun aracılığıyla ortaya çıkarmaya başlarsınız.

Ve sonra bu bağ yavaş yavaş kişiyi değiştirir. Dış dünyayı, üst gücü, hayvan seviyemizin üzerinde var olduğumuz durumu ifşa eder. Daha yüksek bir seviyeye yani cansızdan bitkisele, bitkiselden hayvana, hayvandan insana yükselirsek, o zaman önceki seviyenin açıkça var olduğunu hissetmeyi bırakırız.

Örneğin saçım veya tırnaklarım kesildiğinde acı hissetmem, vücudumdan bir şey kaybettiğimi de düşünmem çünkü bu bir hayvandan daha düşük olan bitki seviyesidir. Üst dünyayı bulduğumuzda ve maddi dünyamıza baktığımızda da tamamen aynı duyguya sahip oluruz: “Ondan ayrılırız!” Her şeyi belirleyen üst güçle birlikte mükemmellik içinde sonsuza kadar var olmaya devam ederiz. Bizler bunun için varız.

Kişi üst gücün kaynağını ifşa eder. Yaradan ile buluşma, insanların birbirleriyle olan bağlarında gerçekleşir. Zohar Kitabı tam olarak buna yardımcı olur.

Umarım bunu doğru şekilde yaparak insanlık egoizmden kurtulmaya ve tüm sorunlarını çözmeye gelir.

İnsan Doğası: Her Şey Benim İyiliğim İçin

Dünyada sadece iki güç vardır: alma niteliği ve ihsan etme niteliği.

Alma niteliği doğanın tüm seviyelerinde bulunur: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan. Bizler bunların tezahürlerini görürüz.

Gerçek “ihsan etme” niteliğini ise adeta hiç yokmuşçasına göremiyoruz. Bu, kendini üst güç olarak gösteren şeydir, her şeye hayat veren ve her şeyi kontrol eden Yaradan’ın gücüdür ama bizler bunu hissetmiyoruz. Bizler yalnızca, her biri kendi faydasına yönelmiş olan egoist güçleri görebiliyoruz. Bu bizim dünyamızın doğasıdır.  Onun içsel gücü, Yaradan’ın gücü, tüm maddeye enerji verir. Bu bizlerin hakkında konuşabileceğimiz, yakalayabileceğimiz veya ölçebileceğimiz bir güç değildir.

Manevi eylemler, onları ortaya koyan kişinin yararına yapılmadıkları için maddi eylemlerden farklıdır.

Bu nedenle eğer bir insan bir şey yapıyorsa, kendisi için yapıyordur. Bu kişiye  “Yap ama kendi yararın için değil” denilirse, onu yerine getiremez. Belli bir çerçeveye oturtulsa ve cezalandırılmamak için bir şeyler yapsa bile, yine de kendine fayda sağlayacaktır.

Diğer eylemler, içimizde doğuştan yoktur çünkü onlara karşılık gelen niteliklere sahip değiliz: ihsan etme, çıkar gözetmeyen sevgi, onları yapan kişiye bir fayda sağlamayan herhangi bir şey.

Yani kişinin sadece kendisi için yaptığını açıkça anladığı egoist eylemlere ek olarak, kendisi için yapmadığı, kendine yönelik olmayan ve kendisine geri dönmeyen manevi, özgecil eylemler de vardır.

Bizler bu tür eylemleri gerçekleştiremeyiz, ancak kendimize daha yüksek özgecil bir gücü çekerek belirli becerilerin yardımıyla bu doğaya yavaş yavaş hakim olabiliriz, bu da bize etki ederek bize kendimiz için değil, diğer koşulda hareket etme fırsatını verir.

Grubu Övmek

Yaradan özel bir durum yaratmıştır: yardımıyla O’na gelebileceğimiz bir grup. Aksi takdirde gelemezdik ve egoist bir varoluşta kendi seviyemizde kalırdık.

Grup, bizi önemsemek için yaratılmış harika, özel bir niteliktir. Bu, Adem’in parçalanmış ruhudur ve onun bir parçası her birimizin içindedir. Bir grupta toplandığımızda, onları bir araya getirmeliyiz ve o zaman Yaradan’a gelebiliriz.

Aslında, dünyasal seviyemizde bir araya gelmek, bu toplantımızı en azından bir şekilde yavaş yavaş manevi bir seviyeye getirmek için muazzam, şaşırtıcı, eşsiz bir fırsata sahibiz. Çabalarımızın benzerliğiyle, yine de bencilce olsak da, üst ışığın, Yaradan’ın etkisini uyandırırız ve böylece kendimizi O’na doğru çekmeye başlarız.

Bu, O’nun gibi olmanın, kendimizin üzerine çıkmanın ve Yaradan’a yaklaşmanın yoludur. Bütün bunlar gruptur! Bu yolculuğu ancak onun sayesinde başarabileceğiz. Aksi takdirde, doğduğumuz en alt (hayvansal) seviyede kalırız.

Grup özel bir araçtır ve bir hayvan seviyesinden Yaradan’ın seviyesine yükselmenin tek yoludur.

Beklemeyin! Harekete Geçin!

Soru: Tüm sürtüşmelerin ortadan kalkması için onludaki her şeyin iyiye dönmesini beklemek doğru mudur?

Cevap: Beklemeyi doğru bulmuyorum. İşe yaramayacaktır. Durumunuzun düzeltilmesi gerektiğini anlamanız için, üst kuvvet sizi yukarıdan bir sopayla ilerlemeye zorlamaya başlayana kadar sonsuz sayıda yıl bekleyebilirsiniz. Hiçbir durumda, bir gün olması gereken bir şeyi bekleyemeyiz. Bu hayata karşı en kötü tutumdur.

Harekete geçmeliyiz. Grubunuzda birbirinize yardım ederseniz, artık bu korkutucu ve zor değildir. Bunu yaparak başkaları tarafından uyarılırsınız ve onlara göre hareket eder ve böylece ilerlersiniz. Gruptaki dostlar arasında doğru ilişkiler kurulursa ve onları çalışmaya başlamaları için zorlamaya başlarsanız, otomatik olarak herkes birbirine yardım eder, birbirine ilham verir ve herkes ilerler.

Ve beklemek en tehlikeli duygudur. Bekleyecek bir şey yok.

Soru: Eğer bir grup içindeysem, onlu grup içindeki tartışmaları, sürtüşmeleri ve müdahaleleri kabul etmemeliyim. Bu doğru mu?

Cevap: Hayır. Tüm bunların düzeltilmesi gerekiyor, sadece reddedilmek değil. Aktif olmaktan bahsediyorum. Bu konuda herkesin birbirini anlaması gerekir; ben başkalarına ilham vermezsem, o zaman onlar da bana ilham vermezler ve biz de ilerleyemeyiz.