Ne İçin Dua Edersiniz? (Quora)


Tüm insanları kapsayan, mükemmel ve bütün bir sistem içinde olduğumuzu yavaş yavaş anlamaya başlayana kadar, hayatımızda gelişiriz. Bu, sistemi tanıyıp doğru, bilinçli, anlayışlı ve onun amacına uygun olarak kullanmaya başladığımız belirli bir duruma getirmek için bizi kontrol eder ve bu yolla deneyimlediğimiz çeşitli koşullardan geçmemizin nedenini anlamaya başlarız ve o zaman sahip olduğumuz her şeyle, parçası olduğumuz sisteme girebiliriz.

Bu süreç hem entelektüel hem de duygusaldır, ancak özellikle duygusaldır. Bu sürecin üzerinde çalıştığı duygular,  sıkışıp kaldığımız ve kafamızın karıştığı, kendimizle ne yapacağımızı, hayatta nasıl ilerleyeceğimizi, hayatın ve dünyanın ne olduğu, kim olduğumuzu bilmediğimiz, bir şekilde yaşamaktan ölmenin daha iyi olduğu, durgunluk duygularıdır ve biz basitçe kayboluruz. Kim olduğumuzun ve nerede olduğumuzun ve ilerlememiz gereken hedefin, bizim için netleştiği bir koşula ulaşmamız gerekiyor.

Kalbimizdeki, içimizdeki o sisteme döneriz. Bu, daha temel sorulara ulaşana kadar kendi içimizde derinlere indikten sonra gelir ve daha sonra yardım aldığımız bir koşula ulaşırız ve bizler sorularımızı düzenlemek ve cevapları duymak için yardım alırız.

İnsanlığın Ortak Bedeni

Yorum: Bugün hayatın anlamını hisseden, anlayan ve düşünen çok ince bir insan tabakası var.

Cevabım: Ve geri kalanı bunu yapmak istemezler ve bunun yerine otomatik olarak yaşarlar. Yeryüzündeki insanların yüzde doksanı, neden ve nasıl yaşadıklarını hiç bilmiyorlar ve sadece yavrularını besleyip çoğalıyorlar. İnsanların sadece küçük bir kısmı hayatın anlamı hakkında sorularla yaşar ve varoluşlarının doğasıyla ilgili neden, nasıl ve ne olduğunu anlar. Onlardan çok az var, Dünya’da birkaç milyon.

Ama herkes ıslah edilmelidir çünkü biz, içinde et, çeşitli organlar ve küçük bir beyin bulunan ve beyinde her şeyi kontrol eden küçük bir top, bir tür mikroişlemci bulunan devasa tek bir bedeni temsil ediyoruz. Başka bir şey yok. Diğer her şey bedendir ve ona tabidir.

Diğer herkes böyledir. Sadece başka bir yolu olmadığını ve “Dinlemek istiyorum, mecburum! Ona tutunmak, ona katılmak, onu tutmak ve böylece kendime iyi bir hayat sağlamak istiyorum.” diyen bu küçük beyni dinlemeye ihtiyaçları olduğunu anlamalılar: Hepsi bu. O kadar hayvansı bir seviyedeler ki bundan daha fazlasına ihtiyaçları yok.

Ve yalnızca yaratılışın bütün resmini ve tüm büyüklüğünü, düzenini ve sistemini fark edebilenler, anlayabilenler ve özümseyebilenler, daha az şanslı olan tüm insanlar için dünyamıza ışık kanallarıdır.

Bu özel insanlar, kendileri için değil bütün insanlık için yaşarlar. Ve tüm insanlık birbiri için var olur, küçük bir beyin sisteminden yukarıdan gelen ışığın alınmasıyla var olur ve bu da, herkes arasında bağlantılı olarak yapılan tüm muazzam işi anlamadan veya fark etmeden bile karşılıklı uyum içinde yaşamamızı sağlar – tek bir ortak ruh içinde.

Sonuç olarak, hepimiz ıslahımızı tamamlaya geleceğiz ve yavaş yavaş evreni hissetmenin bir sonraki seviyesine yükseleceğiz.

Dünyanın Resmini Nasıl Algılıyoruz?

Bizi mutlu ve/veya mutsuz eden şey, nesnelerin gerçekte ne olduğu değil, onları algı yoluyla neye dönüştürdüğümüzdür (Arthur Schopenhauer).

Yorumum: Elbette. Her hangi bir nesne zaten en başından beri benim içimde vardır ve onu başka bir şeye dönüştüren benim. Aksi takdirde, bu konuda söylenecek bir şey yok.

Eğer bir şeyden ya da birinden bahsediyorsam, o zaman algımı ifade ediyorumdur ve bu nedenle, bu şey zaten benim içimde vardır. Hangi formda var olmakta, ben bundan bahsediyorum. Başka nasıl olsun ki? Eğer algılamıyorsam ne hakkında konuşabilirim ki?

Soru: Ama dedikleri gibi bin kişi, bin görüş. Ortak bir dili nasıl buluyorlar? Neden herkes bir şeyi aynı, bir şeyi farklı algılıyor?

Cevap: Herkes, kendi içinde, kendi niteliklerine dayanarak.

Yorum: Diyelim ki herkes bir masayı, sandalyeyi, bir tür çevreyi aynı şekilde algılıyor…

Benim cevabım: Aynı değil çünkü kıyaslayamayız. Sadece aynı olduğu konusunda hemfikiriz.

Diyelim ki “sandalye, masa” diyoruz, bunun bende ve sizde aynı algıya neden olduğunu kabul ediyorum ama hiçbir durumda ne tür bir nesne olduğunu bu bize belirtmez, sadece bizim içimizde nasıl algılandığını belirtir.

Yorum: Prensip olarak, herkes kendi kişisel yolunda algılar ve dahası, bu tür nüansları (bir şey benim için ve onun için ne kadar ekşi vb.) karşılaştıramayız. Ortaya çıkan şudur ki insanlar aslında dünyanın resmi üzerinde hemfikirdir: biz bunu böyle algılıyoruz.

Benim cevabım: Evet, çünkü onlar orijinal olarak bazı ortak benzerliklere göre var olurlar. İnsanın algılamasında belli başlı nitelikler vardır ve bu yüzden, onlar aynı fikirde olabilir.

“Bir Çocuğa Öğretilecek En Önemli Duygusal Beceri Nedir?” (Quora)


Arkadaşlık. Arkadaşlar ile birlikte olmaktan daha önemli bir şey yoktur. Bu sayede çocuklar diğer çocuklarla nasıl yakınlık kuracaklarını, birbirleriyle nasıl konuşacaklarını ve bağ kuracaklarını geliştirirler ve genel olarak dostane ilişkilerin inşası daha mutlu, daha dengeli ve daha sakin hayatların tadını çıkarmamızı sağlar.

Dostluk, başkalarını geride bırakmaya ve toplumda bir numara olarak ortaya çıkmaya çalıştığımız bir durumdan farklı bir ilişki türüdür. Dostluk, aramızda bir sevgi bağı kurduğumuzu ima ederken, bireyci başarı yaklaşımı, saldırı ve savunma modunda sürekli stres içinde olmamıza sebep olur.

Bugün, her türlü psikolojik ve psikiyatrik sorunları olan giderek daha fazla çocuk görüyoruz ve bu zihinsel sorunların onları yetişkin yıllarına kadar nasıl takip ettiğini görüyoruz. Bu nedenle çocuklarda geliştirilecek en önemli duygusal ve sosyal beceri arkadaşlıktır, herkes arasında karşılıklı güven ve sorumluluk duygusu geliştirmek, kelimenin tam anlamıyla gözlerimizi kapatıp, kendimizi huzur içinde hissedebileceğimiz bir durumdur.

Yaradan’a Benzer Bir Form

Onlu, manevi bir Kli’dir. Herkesin en azından bir şekilde karşılıklı, ortak bir kapsayıcılık elde etmek için çabalayan diğerlerinin önünde kendini iptal etmesi gerçeğinden dolayı, bizler kendi niteliklerimizi Yaradan’a benzer bir forma getiriyoruz. Yaradan Kendini tamamen iptal eder ve karşılıklı kendini iptal etme yoluyla birleşirsek, bu şekilde manevi bir model, Yaradan’a benzer bir form inşa ederiz.

Bu benzerlik ölçüsünde, üzerimize belirli bir parıltının nasıl indiğini, yukarıdan bir gücün aramızda bulunduğunu hissetmeye başlayacağız. Ve o zaman Yaradan’a yaklaştığımızı ve O’nun da bize yaklaştığını hissedeceğiz.

Bu tür alıştırmalardan sonra, bu koşullar altındaki bağ kurmamızın bizi daha da yakınlaştırdığını ve bizi Yaratan’a ilerlettiğini göreceğiz. Yürümeyi yeni öğrenen ve ilk tereddütlü adımlarını atan küçük bir çocuk gibi, biz de zaten O’na doğru giden yoldayız ve bir ayağımızla sonra bir diğer ayağımızla adım atıyoruz.

Yürümeyi öğrensin diye bebeğinin bacaklarını dikkatle hareket ettiren bir anne gibi, bizim bacaklarımızı hareket ettirenin Yaradan olduğunu hissedeceğiz. Böylece, Yaradan’ın üzerimizdeki eylemlerini ayırt etmeye başlayacağız, bacaklarımızı sağa, sola hareket ettiren ve bize ilerlemeyi öğreten O’dur. Bizler hissedeceğiz ki Yaradan eylemlerimizin içerisindedir. Her eylemimizde O’nu ifşa etmek isteyeceğiz ve O’nu tam olarak bu çalışma ile ifşa edeceğiz.

Kendi başıma yürümediğimi ve dostlarımı kendim kucaklamadığımı ama Yaradan’ın bütün bunları benim için yaptığını anlayacağım. Ve ben de aynı eylemleri yapmaya çalışırken, O’nu ifşa etmeye başlarım ve kollarımı ve bacaklarımı hareket ettirenin ve aramızdaki tüm boşluğu dolduranın O olduğunu keşfederim.

“Sevgi” Kelimesi Tüm Dillerde Anlaşılabilir

Soru: Aramızda sevgiye gelmek için kendimi iptal etmem neden bu kadar önemli?

Cevap: Bence bunu dünyamızda, birbirimizle olan ilişkilerimizde hissettiklerimizden de anlayabiliriz. Kendimi seviyorsam bir başkasını nasıl sevebilirim? Bu imkânsızdır. Sevginin ifadesi, ancak ötekinin niteliğini, arzusunu, yaşamını kendinizden üstün tuttuğunuzda ve arzu ettiği her şeyi yapmak için var olduğunuzda olur.

Sevginin, başkalarının arzularıyla onları tatmin etmek için bütünleşmek dışında bir tanımı yoktur. Diğer her şey kesinlikle gerçekçi olmayan bir ifadedir: “Seni seviyorum.“ Hayır! Bana somut, maddesel bir tanım verin.

Dünyamız arzular üzerine inşa edilmiştir. Kendi arzumla ve diğerinin arzusuyla ne yapmalıyım? Aramızda “sevgi” olarak adlandırılacak hangi durumları yaratmalıyım? Sadece tüm niteliklerimi diğerini doldurmaya ve tatmin etmeye yönlendirmek için olduğunda buna “onu seviyorum” denir.

Bu açık bir tezahürdür, ona karşı tavrımın bir ifadesidir. Bu yüzden hepimiz alma arzusunda yaratıldık. Eğer başka bir kişinin alma arzusunu onu tatmin etmek için kendiminkinden üstün tutarsam, buna “Onu seviyorum” denir.

Başkası için kendimizi ne kadar feda ettiğimizi ölçecek, zamanla sabitlenebilecek başka bir maddi, açık, saf tanım yoktur. Bu fedakârlıkta öyle dereceler var ki, o zaman bir şeyi sadece başkası için yapmakla kalmayıp, kendime rağmen kendimi aşıp, kendim için yapacağım her şeyi onun için yaparım.

Karşınızdakini kendinizden üstün tuttuğunuzda, bu tutuma sevgi denir. Başka kelimeler de bulabilirsin; dâhil etme, birleşme, değişim ama bütün insanlar arasında ve bütün dillerde en basiti sevgidir.

Yaradan Bize Dostlar Aracılıyla Parlar

Yaradan sevgisi, dost sevgisinden daha büyük olabilir mi? Yaradan’a dostlarımdan daha iyi davrandığım için, basitçe, olamaz. Ne de olsa, dostlar benim manevi Kli’mdir, şöyle söylendiği gibi: “Ve kişi dost sevgisinden Yaradan sevgisine ulaşabilir.”

Bu nedenle, Yaradan’a çekildiğimiz kadar, her şeyden önce aynı şekilde ve hatta daha güçlü bir şekilde, dostlarımızla birlik olmak için çalışmamız gerektiğini anlamalıyız. Ama uygulamada genellikle tam tersi olur. Kişi, Yaradan için çabalar ve bu onun amacıdır, ancak egoist doğası gereği, dostlarında, onluda, komşusuna olan sevgide, bu önemi görmez.

Yolculuğumuza bizi kontrol eden üst gücü bulma arzusuyla başlarız. Ama yavaş yavaş, dost sevgisine, birliğe ve tüm insanlığın önemine dayanan bir manevi Kli‘ye ihtiyacımız olduğunu keşfetmeye başlarız. Komşumuza karşı tutumun, bizim için Yaradan’a karşı olan tutumdan daha önemli hale geldiği ortaya çıkar.

Her şey olan, nihai amaç olan Yaradan daha önemli olsa da, aynı zamanda dostların önemi de bize ifşa edilir çünkü Yaradan bize parlarsa, bu onlar aracılığıyla olur. Dostlar benim için giderek daha önemli hale gelir ve kalbimde böyle bir grup imajı inşa ederim, böylece Yaradan’ı ve O’na karşı tutumumu ifşa edeceğim yer benim Kli‘m olur.

Bu nedenle, “Yaradan sevgisi, dost sevgisinden daha büyük olabilir mi?” sorusu çok basit bir cevap gerektirir: bugün grup, bizim için çok daha önemlidir. Nihai hedef yani Yaradan, her zaman yol gösterici bir yıldız olarak önümüzde dursa da, bu yol gösterici yıldıza ancak onlu denilen araçla ulaşabiliriz.

İnsan Gibi Yaşamak İstiyorsak

Yaradan’a bağlanmak için, sahip olmadığımız güçlü bir arzuya ihtiyacımız var. Arzular, parçalanmış ruhların bütününden ortaya çıkar ve bu nedenle güçlü olamazlar çünkü her şey kırıktır. Bu nedenle, kişinin uyanması sayesinde ortak ruhtan bazı küçük parçacıklar orada burada uyanır.

Bu genel uyanış, ona gerçekten açığa çıkabileceği bir yer yaratmamızı bekleyen saran ışıktan kaynaklanır. Bu saran ışık nedeniyle, kendimizi birbirimize bağlı buluruz ve bir grup halinde toplanma ve Kabala çalışma fırsatı elde ederiz. Bütün bunlar arzularımızı arttırmak içindir.

Ne de olsa arzularımız çok küçüktür ve aynı zamanda doğru bir şekilde yönlendirilmezler. Nerede ve ne amaçla var olduğumuzu bilmiyoruz. Bu, nerede olduğunu bilmeyen ama ona ne olduğunu, ona ne yapılması gerektiğini ve sağlıklı büyümesi için ona nasıl bakacağını bilen ebeveynleri olan küçük bir çocuk gibidir.

Dolayısıyla manevi olarak büyümek istiyorsak, bir gruba getiriliriz ve her türlü koşullardan geçeriz. Grup içinde doğru ilişkiler kurarak kendimizi doğru yönde hedefler ve böylece ilerleriz.

Ayrıca, gelişimin o kadar ileri bir aşamasındayız ki, bu bireysel olmaya son vermektedir. Yani, tüm insanlığın uyanmak zorunda olduğu son nesil denilen döneme giriyoruz. Bugün, küçük bir grubun veya bireysel Kabalistlerin uyanışı, önceki nesillerde olduğu gibi artık yeterli değil.

Hepimizin Adam HaRişon’un aynı arzusuna ait olduğumuzu anlamalıyız ve ona daha da yaklaşmalı ve onun içine dahil olmalıyız. O zaman Yaradan’ın bize daha somut bir şekilde yardım ettiğini göreceğiz.

Bugün dünyada böylesine büyük bir nefretin açığa çıkması tesadüf değildir ve bu her geçen gün daha da alevleniyor. Görünüşe göre bu, tüm savaşları zaten durdurması ve daha yüce şeylerle ilgilenmesi gereken insanlığın yüksek gelişme düzeyiyle kesinlikle uyumlu değildir.

Ama tam tersi olacaktır. Uzay uçuşlarını ve önemli konuları unutacağız. Eğer, bağımız üzerinde çalışmaya başlamazsak, insanlığın her geçen gün nasıl daha da dibe battığını ve sefil işlere daldığını hissedeceğiz. Sonuçta yapmamız gereken asıl şey herkesi Adam HaRişon sistemine bağlamak. İnsanlık bu metodu öğrenirse ve neden yanıldığını ve sürekli zor durumlara düştüğünü anlarsa, bu şekilde ıslaha daha da yaklaşacaktır.

İnsanlığın mühendislikte, yüksek teknolojide, bilimde, kültürde ve eğitimde daha fazla ilerleme kaydettikçe, sanki yıldızlara ulaşabilecekmiş gibi ilerleme kaydetmesi ve aynı zamanda Dünya gezegenindeki yaşamımızın giderek daha sefil, ürkütücü ve kasvetli hale gelmesi şaşırtıcıdır. Gübre içinde sürünen böceklere benzeyeceğiz.

Sonuçta, bağa doğru ilerlemezsek, diğer tüm başarılarımız bize hasar verecek ve bizi yenecek. Doğru gelişmemize izin vermeyecekler ve hayatımız daha da kötüye gidecek.

Bununla birlikte, egoizmin ıslahı, basitçe üstesinden gelmek imkansızdır. Egoizmimizin üzerinde bağ kurmalıyız. Yani, bugün egomuza karşı savaşmak zaten işe yaramaz, tıpkı her insanın bireysel olarak geliştiği önceki nesillerde olduğu gibi.

Bizim çağımızda, egoizmi yenmenin tek bir yolu var: birlikte, toplu olarak. Aramızda kurduğumuz bu bağ, sevgi, karşılıklı ilgi ve garanti alanı bizi kurtarmalı ve yeni bir duruma getirmelidir. Aksi takdirde başarılı olamayız.

“Kabala Dünyaya Ne Sunar?” (Quora)


Kabala bilgeliği çok basit bir şekilde dünyanın insan doğası tarafından kontrol edildiğini söyler ki bu sadece kendi yararına bir alma arzusudur.  İnsan doğasını düzeltmezsek yani onu tersine çevirerek, başkalarına ve doğaya fayda sağlamayı amaç edinemezsek, o zaman dünya, bir dünya savaşıyla kendini bitirecek noktaya dek bozulacaktır.

Eğer kurtarılmak istiyorsak, o zaman insan doğasını düzeltmeliyiz. Bundan başka bir yol yok.  Bize kaçınılmaz olarak gelmiş olan ve bizi geliştiren negatif güce ek olarak, doğanın pozitif gücünü de çekerek insan doğasını düzeltebiliriz. Bu iki gücü birbirine zıt olarak dengeler ve aralarında barış içinde yaşarız.

Doğanın pozitif gücü sevgi, ihsan etme ve karşılıklı düşünmedir. Kötü eğilim yani insan egosu içimizde bulunur ama onunla başa çıkmaya çalışmamalıyız. Yalnızca ona karşıt iyi bir eğilim geliştirmemiz ve doğanın olumlu gücünü çekmeye odaklanmamız gerekiyor.

Doğanın pozitif gücü her yerde mevcuttur, oysa kötü eğilim kalbimizdedir, bu insanın doğasıdır.  Tüm dünyayı kendi yararına kullandığı ve hatta başkalarını incitmekten zevk aldığı için hayatımızdaki olumsuz ve yıkıcı her şeyin arkasında o vardır. Bununla birlikte, içimizde bir de olumlu bir güç vardır.  Bu ikisi arasındaki fark, kötü gücün istemsiz olarak ortaya çıkmasıdır, oysaki pozitif gücü kendi çabalarımızla üretmemiz gerekir.

Olumlu gücü hayatımıza çektiğimizde, iyi bir dünyada yaşadığımızı hissedeceğiz. Dünyanın iyiliği için hem olumlu hem de olumsuz güçleri nasıl kullanacağımızı bileceğiz. İşte o zaman herkes arasında olumlu bir bağa, her şeyin iyi ve hoş göründüğü bir karşılıklı yardımlaşma durumuna ulaşacağız. Hayatta hiç kimseden kötü bir şey gelmeyeceğini, herkesin birbirine dostça yaklaşacağını ve bizim de o samimi atmosfere dâhil olduğumuzu göreceğiz.

Bu küresel ölçekte ne anlama geliyor? Bu, şu anda insanlar ve ülkeler arasında tanık olduğumuz kötülük yerine, sadece pozitif gücü keşfedeceğimiz anlamına geliyor.

Bugün yüzleşmekte olduğumuz küresel risklerin diğer tarafında, pozitif gücü hayatımıza çekersek eğer dünyayı dolduracak nitelikler olan bağ, sevgi, sıcaklık ve karşılıklılık vardır. O zaman doğanın ve bizim yarattığımız her şeyin, bizlerin yararına hareket ettiği bir duruma ulaşacağız ve hiçbir yerde belirli bir bireyin bir başkasının pahasına kazanç elde ettiğini görmeyeceğiz.

Büyük Bir Aile

Eksik olduğumuz en önemli şey,  en azından bir şeyde bağ kurmaktır. Baal HaSulam, tüm dünyanın, herkesin birbiriyle bağ kurmasının gerekeceği, son nesil denilen bir duruma girdiğini yazar. Biz istesek de istemesek de, üst yönetim her zaman bizi dünyadaki tüm insanlar arasındaki bağın etrafında döndürecektir.

Farklı ülkelerin, şirketlerin, toplulukların ve sosyal örgütlerin nasıl bir girdaba çekileceğini, birbirine bağlanacağını, çarpışacağını ve birbirini etkilediğini göreceğiz. Gün geçtikçe, tüm bu düğüm giderek daha fazla kafa karıştırıcı ve kaynayan bir hale gelecek çünkü dünya evrensel bağa doğru ilerliyor.

Bu nedenle, hangi durumda olduğumuzu ve ne ölçüde zıt olduğumuzu, birbirimizi duymaya hazır olmadığımızı ve tamamen farklı şeyler yaptığımızı anlamak gerekecektir. Bu karşıtlığın sonunda, aslında aramızda hiçbir fark olmadığını göreceğiz. Her birimizin ne yaptığı önemli değil, hepimiz birlik olmalıyız.

Bu, herkesin kendi sorumluluklarının ve kendi uzmanlıklarının olduğu bir aile gibidir. Ancak bizi birleştiren bir çember var, içinde büyüdüğümüz, birbirimizi daha iyi anlamayı ve hissetmeyi öğrendiğimiz ve her gün varlığımız için bir ortam inşa ettiğimiz bir aile var.

Annenin ne yaptığı, babanın nerede çalıştığı, çocukların nerede okuduğu önemli değil. Ne de olsa herkesin kişisel faaliyetlerine ek olarak, aralarında aile denilen ortak bir bağ vardır. Dış dünyada aile bireylerinin her birinin kendi işiyle meşgul olması önemli değil, aile içinde bir bütün olarak birbirimize bağlıyız.

Tüm insanlar arasındaki bağı bu şekilde görmemiz gerekiyor. Dünyada binlerce farklı şirket, topluluk ve grup var ama hepimiz aynı sistemde, aynı ailede olduğumuzu hissetmek zorundayız. Bu sistemin dışında herkesin kendi faaliyetleri olmasına rağmen, bizi tek bir aileye bağlayan bir şey var.

Bu ailede herkesin ne tür bir kişisel iş yapması gerektiğini biz belirlemiyoruz. Bir aile gibi, akrabalar gibi, birbirimize bağlı ve bağımlı hissetmemiz bizim için önemlidir.

Üst yönetimin, doğanın ve evrim programının gün geçtikçe bizi nasıl daha sıkı bir şekilde birbirine bağladığını göreceğiz. Birbirimize artan şekilde daha fazla bağımlıyız ve bu aileden kaçmanın hiçbir yolu yok. Doğanın bize başka seçenek bırakmadığını insanlık anlayana kadar bu konuda daha fazla yazmamız gerekiyor; bizi bu sistemle tanışmaya ve hepimizin bir aile olduğumuzu kabul etmeye itiyor.

Bu dünyada yaşayan her insanda gerçekten bu aileye ait bir yakınlık görmeye başlayacağız ve buna göre aramızda yeni ilişkiler kuracağız. Bu, manevi gelişimimiz yolundaki birçok sorunu ortadan kaldıracaktır çünkü Yaradan’ın bizden istediği budur.