Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 84

Soru: Bağ kurma sürecimiz neden bu kadar uzun sürüyor?

Cevap: Sürekli sorular alıyoruz, bunları cevaplıyoruz, duaya geliyoruz ve Yaradan’a gittikçe daha çok yaklaşıyoruz. Ancak yine de Yaradan ile aramızdaki mesafenin büyüklüğünden ötürü bu uzun bir zaman alıyor.

Soru: Kral Davut’un bu kadar yüksek bir duygu seviyesinde olmasına ne yardım etti? Onun mezmurlarını her gün okuyoruz. Bu derecedeki duygular basitçe ulaşılamaz.

Cevap: Bu yüzden Kral Davut ilk kral olarak kabul edilir. Bütün dualarımız ona aittir. Hepsi onun yazdıklarından gelir.

Soru: Klipot ile hazırlık döneminde mi yoksa sadece manevi derecelerdeyken mi karşılaşırız?

Cevap: Gruba ve Yaradan’a yaklaşmanızı engelleyen her şey Klipot (kirli güçler) olarak adlandırılabilir.

Soru: Sorunuzun cevabını bildiğinizde, sormaya değer mi? Yoksa cevabını bilmediğiniz bir sorunuz olana kadar beklemeli ve ancak o zaman mı sormalısınız?

Cevap: Sorunun herkesin cevabını bilmesine ve duymasına değer olduğunu düşünüyorsanız, o zaman sorun.

Eğer Kırıldıysan

Soru: Bir öğrenci: “Öğretmenim, affetmeyi nasıl öğrenebilirim?” diye sordu. Öğretmen şöyle cevapladı: “Kırılmamayı öğrenin.”

Hala affetmeyi mi yoksa kırılmamayı mı öğrenmeniz gerekiyor?

Cevap: Kırılmamayı.

Soru: Neden? Bunu bana açıklayabilir misiniz?

Cevap: Diğer insanları anlamamız ve kırgınlığın tamamen bizim egoizmimizin saf bir ürünü olduğu konusunda önceden onlarla aynı fikirde olmamız gerekir.

Soru: Eğer affetmeyi öğrenirsem, onu affetmeyi de öğrenebilir miyim? Ve eğer kırılmamayı öğrenirsem, kırılmamayı öğrenen kişi ben mi oluyorum? Burada kendi “ben”imle ilgili bir çalışma var mı?

Cevap: Evet, elbette.

Soru: Çok kırılmış olduğum halde kırgın değilsem ne yapmalıyım?

Cevap: Bunun insan doğasının gereği olduğuna inanıyorum; bu nedenle ona karşı çıkmayı haklı görmüyorum.

Soru: İncitmek insanın doğası mıdır? Eğer kırıldıysam “Bu insan doğasıdır” mı demeliyim?

Cevap: Evet.

Soru: Aynı zamanda, bu benim de doğamdır mı demeliyim?

Cevap: Genel olarak evet ama bu gerekli değil.

Soru: “Ben”iniz ezilip dağıldığında, kırılmamak mümkün olur mu?

Cevap: Yaşla birlikte bunun insan doğası olduğunu hissetmeye ve anlamaya başlarsın, kırılmış olmanın bir anlamı yok. 70 yaşın ötesinden bahsediyoruz. Ve ondan önce hala bir çocuksun.

Tamamen Islah Olmuş Bir Dünya Görün

Soru: Bir dostumuzun kusurlarından bahsettiğimizde onun içsel niteliklerinden mi, yoksa bazı dışsal davranışlarından mı bahsediyoruz? Mesela derse zamanında gelme sözü verdik ama dostum gelmiyor ve tabii ki bunu görüyorum. Bu kusuru haklı çıkarmalı mıyım?

Cevap: Aslında Kabalistler, başkalarında yanlış olarak gördüğüm her şeyin sadece benim içimde olmasından dolayı olduğunu söylerler. Yani başka bir insanda, kendi kötü niteliklerimin bir yansımasını görürüm.

Yorum: Evet ama…

Cevabım: Tepkin tamamen haklı ve bu genel olarak doğru. Islah olmuş bir kişi, en iğrenç ve bariz egoist özelliklerle karşı karşıya kalsa bile, hiçbir şeyde veya hiçbir yerde kötü nitelikler görmeyecektir! Çünkü o bu özelliklere benzemez.

Soru: Diyelim ki siz ve ben aynı gruptayız. Sabah dersinde olmadığımı fark eder misiniz? Benim için mazeret üretir misiniz? Derse katılmamamın sizin hatanız olduğunu düşünür müsünüz?

Cevap: Evet, ben de suçluyum.

Soru: Bana karşı herhangi bir şikâyetiniz olur mu?

Cevap: Hayır. Sadece kendimle ilgili. Ama burada çok yüksek bir seviyeden bahsediyoruz.

Soru: Bu seviyeye ulaşana kadar, bir dostumuzun gruba zarar verdiğini gördüğümüzde nasıl tepki vermeliyiz? Herkes haklı çıkarmak zorunda mı?

Cevap: Tüm dünyanın ıslah olduğunu görene kadar kendinizi ıslah etmelisiniz.

Soru: Ben tek başıma bir dostumda bir kusur görsem, yine bu bendedir diyebilirim ama bütün dostların bu kusuru görmesi bambaşka bir koşul. Değil mi?

Cevap: Fark etmez. Dünyanın ıslah olduğunu ve orada yalnızca Yaradan’ın ifşa olduğunu göreceğimiz bir koşula ulaşmalıyız. Bu durumla ilgili olarak kendimizi bir şekilde hala ıslah olmamış olarak görüyoruz. Dolayısıyla dünyamızda haklı çıkarılamayacak hiçbir durum yoktur.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 85

Soru: Manevi çevremiz çok farklı kültürleri ve gelenekleri temsil eden dostlardan oluşuyor. Tüm bu zenginlik ve çeşitliliği doğru şekilde takdir etmeyi ve kabul etmeyi nasıl öğreniriz?

Cevap: Bizler, bu kültür ve geleneklerle kesinlikle ilgilenmiyoruz. Bizim ilgimiz yalnızca tek kalp, tek adam olmak için bağ kurmakta yatmaktadır. Başka hiçbir şeyi düşünmeden, her şeyden önce hissetmek istediğimiz şey budur.

Soru: Toplantılarımızda her bir kişinin amaçlarını inceleyebilir miyiz?

Cevap: Hayır, bugün bizi en çok ilgilendiren ortak tek bir amaç seçmeli ve onun için dua etmeliyiz.

Soru: Yaradan neden bize doğru çevreyi ve buna ek olarak bu dünyanın yanılsamasını verdi? O ne istiyor?

Cevap: O, manevi arzularınızı tanımlamanızı, onları kendi içinizde arındırmanızı ve Yaradan’ın onlara cevap vermesi için dua etmenizi istiyor.

İçsel Baskıya Alışın

Soru: Rabaş, Yaradan’ın bize verdiği çalışmadan her zaman kaçmaya çalıştığımızı yazıyor. Ne tür bir çalışmadan kaçmaya çalışıyorum ve bu çalışmayla hemfikir olduğumdan emin olmak için ne yapmalıyım?

Cevap: Bu, dostlarla, üst dünyanın dışında olan herkesle olan bağın içinde bir çalışmadır. Öyle ki, siz onlarla bağ kurmaya ve onların yükselmeleri için eksik olan her şeyi onlara sağlamaya hazırsınız.

Yorum: Ama her zaman gerginim, bu da dostlarımı düşünmemi ve onlarla ilgilenmemi sağlıyor. Bu içsel baskı beni sürekli uzaklaştırıyor. Sürekli onun içinde olmak istemiyorum.

Cevabım: Buna alışmanız gerekiyor.

Istırap İçin Nasıl Minnettar Olabiliriz?

Andrey şunu yazıyor:

Michael, belli bir formül var: Sahip olduklarımıza şükretmeden istediklerimizi asla elde edemeyiz. Dertler, acılar, ıstıraplar için nasıl şükredeceğiz? Şimdi sahip olduğum şey bu.

Yorum: Bunun gibi pek çok mektup var.

Cevabım: Evet ama genel olarak bunların hepsinin bizim kumbaramıza gittiğini anlamalıyız. Acının kendisi ve yaşadıklarımız, her ne kadar minnettar olamasak da, bizim için yine de olumlu kabul edilir.

Soru: Bununla yaşamak ve bu acıları yaşamanın gerekli olduğunu düşünmek mümkün mü? Elde ettiğim şey bu ve bunun üstesinden gelmek zorundayım. Istıraplardan önce böylesi bir iptal olma dikkate alınır mı?

Cevap: Gerçek şu ki, bu kişiye bağlıdır. Hayatım boyunca acı çekip çekmeyeceğim, kaç olay, ameliyat, ne kadar sağlık sorunu yaşadığım bana bağlı. Ama hayat bu.

Soru: Hayat insanın hissettiği ya da hissetmediği bir ıstıraplar zinciridir ama nihayetinde bir ıstıraplar zinciridir diyebilir miyiz?

Cevap: Evet, elbette.

Soru: İnsanlık tarihine baktığınızda sürekli bir ıstıraplar zinciri var. Bir şekilde her şeyin bir yerlerde genel bir kumbaraya düştüğünü söylüyorsunuz. Ben bundan ne alacağım? Bu Andrey’in ve diğer herkesin sorusu.

Cevap: Bundan ne mi elde edeceksiniz? Ya hiçbir şey elde etmezseniz? Boş yere mi acı çektiniz?

Yorum: Bu doğru! İşte o zaman gerçekten bir ıstırap var. Bundan bir şey almam gerekiyor; buna mecburum. Birisine şöyle denilir: “Sonraki dünyada mutlu bir hayatın olacak.” Başka birine: “Boş ver, bu sayede arınacaksın”.

Cevabım: Böyle bir hesaplama yapmaya değer mi? Kişisel olarak bundan ne elde edeceğim konusunda Yaradan’a istek ve şikâyetim olmasın diye bunu yapmamaya çalışıyorum: “Peki şimdi bana ne kadar borcun olduğunu hesaplayalım.”

Yorum: “Acı çekiyordum; şimdi Sen bana öde.”

Cevabım: Evet, böyle bir şey yok.

Yorum: Çoğu zaman insan geriye dönüp baktığında, yaşadıklarım doğruymuş ya da boşuna değilmiş der. Sonrasında yaptığımız bu hesap doğru çıkar mı? Yaşadığım tüm acıların boşuna olmadığı.

Cevabım: Evet. Yaradan’ı hala kınayacağımız bir koşula geleceğimizi düşünmüyorum.

Soru: Oradan buradan duyulsa da, hala O’nu haklı çıkardığımızı düşünüyorsunuz musunuz?

Cevap: Evet.

Soru: O, her şeyi nasıl bu kadar ilginç bir şekilde yapıyor? İnsana çok büyük acılar yaşatıyor ve sonra kişi diyor ki: “Ben bunları boşuna yaşamadım.” Bunu bize nasıl gösteriyor?

Cevap: Gerçek şu ki, doğanın herhangi bir parçası: cansız, bitkisel, hayvansal olan herkes acı çeker ve hatta insanlar daha da fazla.

Kesinlikle herkes acı çeker! Yaşadıkları haz bile daha önce yaşadıkları acıların bir kısmını örter.

Soru: Bu hayatı acılarla dolu geçirmek ama mümkün olduğunca az acı çekmek istiyorum demek doğru mudur? Bu doğru formül mü?

Cevap: Bunu da söyleyebilirsiniz ama söylemenize gerek yok; fark etmez. Ama doğanıza göre acı çekmeyi arzulayamazsınız.

Soru: Ama bir şekilde bu benim yoluma kazılı mı? “Ruhumun kökü…” diyorsunuz, öyle ya da böyle bunların içinden geçmek zorunda mıyım?

Cevap: Evet.

Soru: Bunları yaşamak zorunda olduğum gerçeğiyle yaşarsam bu hayatımı kolaylaştırır mı? Bu doğru mu?

Cevap: Evet.

Yaradan’a Olan İnancı Güçlendirmek

Soru: Çalışmamızın temeli mantık ötesi inançtır. Ne kadar fazla inanca sahipsek o kadar fazla ışık vardır. Tora’nın ışıklarını edinmeyi bir temel olarak almamalıyız.

İnanç niteliğinde çalışma yeteneğinin artması için, zihninizde bundan nasıl etkilenmezsiniz?

Cevap: Sadece Yaradan’a ihsan etmek üzerine çalışarak, istediğin kadar alacaksın.

Soru: Yaradan’a olan inancı güçlendirmeye devam etmek için Tora’nın ışığını nasıl doğru bir şekilde kullanabiliriz?

Cevap: Bunu yapmak için dostlarınıza tutunmalısınız, birlikte çalışmalısınız ve sürekli kendinizi yükseltmelisiniz.

Perdeyi Hissetmek

Soru: Bir perdeye sahip olduğumuzun işaretleri nelerdir?

Cevap: Kendiniz için değil ama Yaradan’ın rızası için gerçekten bazı manevi eylemler gerçekleştirebildiğinizi içinizde hissetmeniz lazım.

Soru: Perdenin seviyesini ve ne kadar alabileceğimizi nasıl bilebiliriz?

Cevap: Bunu önceden bilemezsiniz.

Ancak almaya çalıştığımızda, kısıtlamadan yavaş yavaş, diyelim ki buraya kadar alabileceğimizi ama daha fazlasını alamayacağımızı gördüğümüz bir seviyeye yükseliriz.

Tereddüt Etmemek Daha İyidir

Soru: Her birimiz manevi gelişimden bireysel olarak geçiyoruz. Ruhlarımızın birleşmesi ve birlikte ilerlememiz için bir ihtimal var mı?

Cevap: Evet, yapmanız gereken şey tam olarak budur.

Soru: Ve sonra hiç sır olmayacak mı?

Cevap: Sırlar var olmaya devam edebilir ama onlar kolektif birliğe ve ilerlemeye engel olmazlar.

Soru: Böyle bir seviyeye ne zaman geçebiliriz?

Cevap: Tam şu an, beklemeye gerek yoktur. Sürekli olarak önce kendi aranızda, sonra da Yaradan ile aranızda giderek daha büyük bir bağ kurmak için çaba göstermelisiniz.

Orta Çizgi, Gerçektir

Soru: Yaradan’ın haklı olduğunu hissetmediğimiz ama kendimizi buna ikna ettiğimiz zaman sol çizgide erdemli olabilir miyiz?

Cevap: Kendinizi ikna edemeyeceksiniz. Söyleneni yapmalıyız ve sağ ve sol çizgilerin birbirleriyle nasıl bağlandığını göreceğiz. O zaman, onları birleştiren orta çizgide, Yaradan’ı yani gerçeği edineceğiz.

Soru: Sol çizgide Yaradan’ı haklı çıkaramam; sağ çizgide ise O’nu mantık ötesi inançla haklı çıkarırım. Ancak her şey orta çizgide çözülür. Ona nasıl ulaşabilirim?

Cevap: Öncelikle başınıza gelenleri haklı çıkarmayı hedeflemeniz gerekir. Bu gerçek sağ çizgi olacaktır. Ve orta çizgi yavaş yavaş oluşacaktır.

Orta çizgiyi oluşturmak hem Yaradan’ın hem de yaratılanın işidir. Her ikisi de onu yaratır.