Category Archives: Yaradan

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 63

Tora’ya Neden “Tanrı’nın İsimleri” Denir?

“Tanrı’nın isimleri” ışığın kabı nasıl giydirdiğini ve kabın ışığın niteliklerini nasıl deneyimlediğini ifade eder. Örneğin, “O merhametli olduğu için siz de merhametli olmalısınız” sözüyle ilgili olarak, eğer kendimizi merhametli olmak için ıslah edersek, o zaman Yaradan’ı da merhametli olarak hissederiz. Buna kutsal ismi , “Merhametli”yi edinmek veya onu ifşa etmek denir.

Tora, Yaradan’ı deneyimlememizi sağlayan içimizdeki ışıklardan oluşur. Yaradan ışığın bütünüdür ve biz bu bütünlüğü ıslah derecemize göre aşamalı olarak alırız.

Eğer Tora’nın tamamını – tüm ışıkları birlikte – alırsak, Yaradan’ın bütünlüğünü hisseder ve O’nu tam ve bütün olarak deneyimleriz.

Yaradan Aramızdaki Bağda Edinilir

Soru: Yaradan’a ulaşmak için bir dosta ihtiyacım olması ne anlama geliyor? Ona bir arabulucu, bir rehber, bir araç olarak mı ihtiyacım var?

Cevap: Yaradan sadece insanlar arasındaki bağda ifşa olur ve bu bağ eksiksiz olmalıdır. Yakınınızda birleşebileceğiniz bir dostunuzun olması iyidir ama yine de aranızdaki bağda Yaradan’ı edinebileceğiniz on kişilik bir gruba ihtiyacınız vardır.

O zaman onlunun bile yeterli olmadığını keşfedeceksiniz. Grubunuzun etrafında kendinize çektiğiniz dış çemberler de olmalıdır çünkü Yaradan’ı hissetmenin genişlemesi, her biriniz onlu aracılığıyla dünyadaki tüm ruhların ıslahına ulaşıncaya kadar diğer ruhların çekilmesiyle mümkündür.

“Oğullarım Beni Yendi”

Soru: “Oğullarım Beni yendi” Kabalistik ilkesi ne anlama gelir?

Cevap: Yaradan içimizde çeşitli egoist nitelikler uyandırır ve birbirimizle doğru bir şekilde çalışarak, özgecil eylemler ve tutumlar geliştiririz. Bunu yaparak, Yaradan’ın içimizde uyandırdığı egoizm üzerinde çalışmaya başlarız.

Sonuç olarak, doğru içsel çalışma yoluyla, özel anti-egoistik güçler edinir ve kendi başımıza hareket etmeye başlarız.

Manevi Yaşam İçin Bir Formül: Ben, Grup, Yaradan

Dostlarınızda güçlü bir maneviyat arzusu görmüyorsanız, çevreden etkilenmiyorsanız, ihsan etmek için ilham almıyorsanız, o zaman kendiniz buna yatırım yapmıyorsunuz demektir. Kendinizi dostlarınıza yatırım yapmaya başlayın ve karşılığında onların da sizi nasıl etkilemeye başladığını göreceksiniz.

Bu çok basit bir formül! Grupla bağ kuruyorum ve birlikte birbirimizi etkilemeye başladığımız bir koşula ulaşıyoruz.

O zaman çemberimiz, maneviyata yönelik tüm arzularımızın, kalpteki tüm noktaların birleştiği ve bunların üzerinde anti-egoist bir perdenin oluştuğu manevi bir kap (Kli) haline gelir: karşılıklı ihsanımız.

Şimdi, hepimiz birbirimizi etkilerken, bunu Yaradan’a ihsan etmek için yapıp yapmadığımızı incelemeliyiz. Eğer evet ise, o zaman bir perdemiz ve yansıyan ışığımız vardır. Ve hemen, niteliklerimizin benzerliğine uygun olarak üst kuvvet bize ifşa edilir.

Ben → Grup → Ruh – tüm formül budur!

Yaradan Rızası İçin Alın

Soru: Alma arzusunu ihsan etme uğruna ne kadar kullanabileceğinizi test etmenin mümkün olduğunu söylediniz. İhsan etme arzusunun bir kısmını kullanıp diğer kısmını kullanmamak için bu çizgiyi nasıl çizebilirim?

Cevap: Bu yalnızca çalışmalarımıza, çabalarımıza dayanarak yapılabilir.

Soru: Sevincin bir kısmını kendim için değil de dostlarım için, Yaradan için nasıl kullanabilirim?

Cevap: Dostlarıma neşe getirmek için aldığım bu tür hazlarla çalışabileceğimi görüyorum. Bu benim için çok net.

Bu nedenle Yaradan benden belirli eylemler talep ettiğinde, bunu yapabilirim: O’nun rızası için alabilirim.

Kendinizi Düşünmek Yok

Çalışmamızda her zaman Yaradan’ın gözümüzdeki önemini ve yüceliğini vurgulamalıyız ki yaptığımız her şeyin bunu başarmak için olduğu, grup için net olsun. Bu arada, Yaradan’la birleşmeyi edinmek amacıyla alma arzumuzu kontrol etmek için çeşitli eylemler gerçekleştiririz.

Alma arzusu üzerindeki kontrol, her şeyden önce onun gücünden kurtulmamız ve onu kontrol etmeye başlamamızla ifade edilir. Bu ancak bir grup içinde bulunarak ve grup içinde destek alarak mümkündür. Alma arzusu üzerindeki gerçek güç, “komşunu kendin gibi sev” olarak adlandırılan çalışmayla elde edilir.

“Komşunu kendin gibi sev”, alma kaplarını, kendi çıkarları olmadan ve sadece başkalarını düşünerek, ihsan etme uğruna ihsan etmeye doğru ıslah etme süreci ve nihai durumdur.

Ne de olsa Baal HaSulam, “Sizde olan başkalarında da olacak” demez. Herkesle eşit olarak paylaşmayı teklif etmez veya böyle bir gereksinimi yoktur. Hayır, “komşunu kendin gibi sev” ilkesine göre çalışmamdaki şartım, tek yastığı, tek sandalyeyi vermem olmalıdır.

Bu yarı yarıya bir paylaşımla ilgili değil, hayır. Neden mi? Çünkü o zaman sadece alma kaplarımla çalışırım ve iyi hissetmem için herkesi doldurmam gerektiğini görürüm. Aksi takdirde, gelip sahip olduklarımı elimden alacaklar. Bu yüzden herkesin eşit pay almasına izin verin.

Bu, diğer şeylerin yanı sıra, Sovyet Rusya’da ya da Kibbutzimlerde ortaya çıkan sosyal girişimin hatasıydı. Bir sloganları vardı: “Herkes eşittir ve herkes eşit şekilde alır.” Bu, alma arzusunu ıslah etmek için yeterli değildir.

Alma arzusu kendisinden koparılmalıdır çünkü onun nihai hedefi Yaradan’la birleşmektir. Yaradan’ın Kendisi hakkında hiçbir düşüncesi yoktur: “Böylece Ben onlar gibi olabilirim ve onlar da Benim gibi olabilirler.”

Yaradan’a Tutunun

Biri beni rahatsız ediyorsa, bunu “bana karşı yardım” olarak kabul etmeliyim ki bu da bana Yaradan’a henüz nerede bağlanamadığımı gösterir.

Bu rahatsızlık sayesinde, Yaradan’a yaklaşıyorum ve bu nedenle bu kişiye her şeyin en iyisini diliyorum ve iyi için olduğu gibi kötü için de şükrediyorum. Ne de olsa bu rahatsızlıklar sayesinde her seferinde Yaradan’a doğru yükselme fırsatına sahip oluyorum. Onlar olmadan ilerlemem mümkün olmazdı.

Bu nedenle, bir yandan maddesel hayatta kendimi savunmalı ve bu tür rahatsızlıklara karşı savaşmalıyım. Ama özünde, içsel çalışmamda, onları tamamen kabul ediyorum ve tüm kötülükler için iyilikler için olduğu gibi şükrediyorum.

Bize çok fazla çaba, para ve zamana mal olsalar da, bize ıslahı getiren tam da bu tür rahatsızlıklardır. Önemli olan onlarla doğru biçimde ilişki kurmak, yani onların üzerinde Yaradan’a tutunmayı istemek için onlara karşı savaş açmaktır.

Yaradan’ın bana bu rahatsızlıkları gönderdiğini anlıyorum ve tüm bunlarla birlikte O’na bağlı kalmak istiyorum. Ne de olsa, Yaradan’a olan bağlılığım O’na ne kadar güçlü tutunduğumla sınanır.

Diyelim ki tavana bağlamak istediğim beş kiloluk bir yük var. Bunun için en az beş kilo ve biraz da güvenlik için daha fazlasını tutabilecek bir yapıştırıcıya ihtiyacım var. Bu nedenle tutkalın gücünü yükün ağırlığına göre değerlendiriyorum. Eğer yükü takarsam ve düşerse, tutkal yükün ağırlığından daha zayıf demektir. Bu demektir ki Yaradan’a olan bağlılığım, O’nun gönderdiği rahatsızlıktan daha azdır.

Fakat Yaradan’dan, rahatsızlıktan daha büyük bir güçle O’na tutunmam için bana yardım etmesini istersem ve tüm bu sorunla birlikte tavana yapışırsam, mantık ötesi bir inanç, akılda hissedilen rahatsızlıktan daha güçlü bir tutunma gücü edinirim demektir.

Yaradan’dan aldığım tutkal, isteğim üzerine bana gelen ışıktır, Yaradan’a bağlı kalarak O’na ihsan ettiğim ihsan etme gücüdür, Bina’dır. Beni Kendisinden uzaklaştırdığı bu rahatsızlığın üzerine çıkıp, O’na tutunmak istiyorum ki tüm günahlar Yaradan’a olan sevgiyle örtülsün.

Günah işlememiş erdemli yoktur. Her zaman rahatsızlığın kendisine, bize sorun çıkaran kişiye veya duruma odaklanarak düşeriz. Rahatsızlığa asla hazırlıklı olmayız çünkü her seferinde yeni bir şey olur, kırılmadan yeni bir Reşimo ortaya çıkar. Ve sanki sorun Yaradan’dan gelmiyormuş gibi, düşmeye ve aldatmacaya boyun eğmeye zorlanırız.

Ancak hemen ardından doğru algıya dönmek gerekir. Buna “şeytanın çimdiklemesi” denir; hafif bir çimdikleme, kişinin aklını başına getirmeye yeter.

İlk başta, rahatsızlığın hissinden dolayı “ah” diye ağlıyorum ve ikinci “ah” bunun bir rahatsızlık olmadığını, Yaradan’ın beni kendisine çektiğini fark etmemden kaynaklanıyor. Bütün bunlar tek bir nefeste gerçekleşir. Her rahatsızlığa verilecek tek yanıt, Yaradan’a daha da güçlü bir şekilde tutunmaktır.

 

Işık Aracılığıyla Islah

Kelim’i ıslah etmek için gelen güçlü Işık (ki bu Işık, Kli’yi yarattı ve onu nihai haline getirene kadar şekillendirdi) onu ıslah edebilecektir. Sadece Işık, bizim kararımıza ve MAN yükseltme olarak adlandırılan, ön talebimize göre Kli’yi ıslah eder.

Bir yetişkinin kollarında oturan ve “Şunu istiyorum, şunu istiyorum ve bunu ve bunu istiyorum!” diyen küçük bir çocuk gibi yaratılışa katılıyoruz. Ve büyük olan, onun isteklerini yerine getiriyor. Sadece ne isteyeceğini bilmen gerekir ki, bu istek büyük olanın seni ilerletmek için planladığı eylem ve yollara uygun olsun, böylece bu süreçten O’nun aklını edinebilmiş olasın.

Büyük olan, O’na ulaştıktan sonra, O’nun gibi olmanızı, küçük bir durumdan büyük bir duruma geçmenizi ister, çünkü her seferinde O’nun istediği ve size vermeye hazır olduğu şeyi arzularsınız, böylece en başından itibaren O’nun gibi olmak istediğinizi bilirsiniz. Bu konuda şöyle söylenir: en küçüğünden başlayarak her eylem, Yaradan’a yapışma uğruna olmalıdır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 61

Karanlığı Deneyimlerken Manevi Önem Duygusunu Nasıl Koruyabiliriz?

Gece boyunca bile manevi amacın büyüklüğü ve önemi duygusunu korumalıyız. Karanlığı faydalı olarak görürsek, bundan sevinç duyabilir, Yaradan’ı kutsayabilir ve sonra karanlıkta bile O’na bağlanabiliriz. Bu mevcut seviyemizde değil, manevi seviyelerde yapılır. Orada bir dereceden diğerine yükselmek için kasıtlı olarak “atın altmış nefesi”, gecenin ıslahı, uykunun ıslahı (Dormita) gibi çeşitli ıslahlar yaparız. Bunlar harikulade olaylardır.

Tüm anlayışlar karanlığın içinden ifşa olur. Daha sonra sadece niyet eklememiz ve onları ıslah etmemiz gerekir. Yeni arzular karanlıktan ortaya çıkar.

Gerçekliğe Karşı Tutumumuzun Önemi

Soru: Doğru niyeti korumanın bizim için ne kadar zor olduğunu görüyoruz. Peki, tüm dünya hakkında ne söyleyebiliriz?

Cevap: Bu doğru. Ancak Kabala bilgeliğinde çalıştığımız gibi, niyetten başka bir şey yoktur. Bütün mesele onun önemini idrak etmekte yatar.

Ya kendi özgür seçiminizle gerçekliğe ve Yaradan’a karşı tutumunuzun önemini kavrayacaksınız ya da O, size bu önemi acı yoluyla aşılayacaktır. Birini ya da diğerini seçin ama bunu öneme göre yapmak zorunda kalacaksınız. Önem, edinmeniz gereken şeydir. Ya darbeler size bunu sağlayacaktır ya da özen. Hepsi bu kadar. Şimdi karar verin!

Bugün İsrail halkına başlarına daha da korkunç bir felaketin gelebileceğini söylediğinizde, yanıt olarak şunları duyuyorsunuz “Tanrı korusun! Sen neden bahsediyorsun?! Bu ne cüret?!”

Ama ben sadece durumun tüm öneminin, tüm ciddiyetinin fark edilmesini istiyorum; bu nedenle, olası bir felaket gelmeden önce ondan söz ediyorum. “Hayır! Kesinlikle olmaz!” diyerek kafalarını kuma gömüyorlar.