Category Archives: Yaradan

Onludaki Çalışma İçin Önemli Olan Nedir?

Soru: Şimdi onluda manevi çalışmayı uygulamaya çalışıyoruz. Bu çalışmanın usule uygun kısmı ne kadar önemli? Ben sanal bir onluya aidim ve onluda kimin olduğunu tam olarak bilmiyorum. Bunu bilmek önemli mi?

Cevap: Duygu içinde bağ kurmaya çalışmalısınız. Sanal veya fiziksel onlu olması fark etmez. Önemli olan, kalbin çabalarıyla ne kadar bağ kurmaya çalıştığınızdır.

Tam olarak onluda kimin olduğunu, medeni durumlarını, sosyal durumlarını vb.ni bilmenize gerek yok. Sizin için önemli olan tek şey, onlara katıldığınız ve onlarla birlikte ilerlediğiniz, onların Yaradan’a olan manevi özlemleridir. Bütün bunlar manevi alanda gerçekleşir ve içinde hiçbir fiziksel parametre yoktur.

Kazanmak İçin Teslim Olmak

Kafamızı karıştıran kötü eğilimi yenebilseydik, kahramanlar gibi ona karşı çıkabilseydik ve ihsan edebilseydik, alma arzumuzu yakalayıp onu eğebilseydik, o zaman sadece egoizmimizi arttırırdık. Egomuz daha da şişerdi!

Bu nedenle, özel bir geçiş olmadan ihsan etmeye ulaşmanın bir yolu yoktur. Alma arzusunun hiçbir şeye layık olmadığını keşfederiz, ancak onun üstesinden de gelemeyiz.

Bu nedenle bizler, dışımızda olan üst güce bağımlıyız. Bu üst güce sarılırız ve sadece onun yardımıyla büyümek isteriz, sanki üst derecenin rahmine embriyo olarak giriyormuşuz ve orada kendimizi tamamen iptal ediyormuşuz gibi ve üst olanın bizi istediği şekle sokmasını dileriz.

Bu formda, Mahsom’un diğer tarafında, ihsan etme niteliğinde büyümeye başlarız.

Başka seçenek yoktur. Vazgeçip ellerimizi kaldırmalıyız, yazıldığı gibi: “Ve İsrailoğulları çalışma yüzünden iç çektiler ve haykırdılar ve haykırışları Tanrı’ya ulaştı… ve Tanrı onların inlemelerini duydu.” Ancak bu, sadece mümkün olan her şeyi yaptıktan ve tam bir çöküşe, bu şekilde devam edemeyeceğimiz noktaya ulaştıktan sonradır.

Yapabileceğimiz şey sadece Yaradan’a haykırmaktır. Ve bu mükemmel bir haykırış olacaktır çünkü sadece üst güce bağlı olduğumuzdan ve kendi güçlerimizle istediğimiz şeye ulaşma şansımızın olmadığından artık eminizdir.

Bu haykırış, aslında başarısız bir çalışmadan kaynaklanır yani en azından bir grup, bir onlu gerektirir ve ancak o zaman gerçek bir haykırışa ulaşabiliriz ve bizi kendimiz için alma niyetinden ihsan etmek için alma niyetine geçiren üst gücün, ıslah eden ışığın, yardımını alabiliriz. Böylece Mısır’dan kaçarız.

Labirentin İçinde

Yaradan, insanın tüm koşullarını öyle düzenler ki, hepsi onu yaşamın kaynağı olan üst gücü aramaya yönlendirir, O her şeyi, insan sürekli duvara çarpsın diye tasarlar.

Pek çok duvara çarpmadan sonra, bu labirent sonunda insanı doğru bir yakarışa getirir. Kişi, Yaradan’a nasıl ve hangi istekle dönüleceğini öğrenir ve karşılığında Yaradan ona kendi güçlerinden ihsan etme gücünü verir.

İşte o zaman kişi, O’ndan aldığı güce göre Yaradan’a benzer bir insan yani Adem olur. İşte bu şekilde egoizminden, yerden çıkan bir filiz gibi çıkmaya, anlayış ve farkındalıkla kendini doğru bir şekilde inşa etmeye başlar.

Ancak Yaradan, bu büyümeye karşı sürekli olarak kendisine yeni koşullar koyar ve kişi her seferinde onları uygun koşullara dönüştürmenin bir yolunu bulmalı ve hedefe ulaşana kadar ilerlemelidir.

En önemli şey, hem maneviyatta hem de maddesellikte, bireysel ve toplu olarak aldığımız tüm koşulların, bizi düzenlemek ve manevi dünyanın girişine götüren labirentten geçirmek için yukarıdan, Yaradan’dan geldiğini görmektir.

Her koşulda, egoist arzumuzun gücüyle hiçbir şeye ulaşamayacağımızı keşfetmek önemlidir. Ancak ondan manevi olarak ayrılarak ve Yaradan’a, doğada ikinci güç olan O’nun ihsan etme gücüne tamamen güvenerek ve manevi yaşamımızı onunla birleştirerek adım adım ilerleyebiliriz. Yaradan, her seferinde yeni koşullar vererek önümüze engeller koyacak ve bizler bu engellerin üzerinde tekrar tekrar O’na döneceğiz.

Tüm koşullar; doğru yakarışı oluşturmak için geçmemiz gereken aşamalar, dereceler ve buna eşlik eden dışsal koşullar olarak algılanmalıdır. Bizi doğru talebe yönlendirmek için her şey en uygun şekilde düzenlenmiştir. Yazıldığı gibi: “Ve İsrailoğulları çalışma yüzünden iç çekti,” kölelikten, egoizmin kontrolü altında olmaktan çıktı.

Bu, egoizmin kontrolünden çıktığımız yani Mısır sürgününden çıktığımız, üst dünyaya girdiğimiz ve Yaradan’ın yaratılmış varlıklara ifşasına ulaştığımız zamandır. Yaradan bize ihsan etme gücünü, alma gücünün üstündeki mantık ötesi inancın gücünü verir.

Asıl mesele, her şeyin sadece Yaradan’a bağlı olduğunu giderek daha açık bir şekilde idrak etmektir. Zorluklar, onların çözümleri ve doğru cevaplar, bize her şey Yaradan’dan gelir. Tek bir şey bize bağlıdır: eylemlerimizden vazgeçmek değil, zorlamak ve onlu vasıtasıyla Yaradan’a baskı yapmaktır,  O’na benzememiz için bize O’nun gücünü vermesini istemek ve talep etmek. O zaman biz de O’nun sahip olduğu gibi ihsan etme gücünü almış olarak “… Efendiniz Tanrı’nın oğulları” olacağız.

Duanın Sonsuz Gücü

Her şeye dua gücüyle ulaşılır. Tüm geleceğimiz, durumumuz, genel olarak her şey üst güce dönmeye bağlıdır.

İnsan, bir hayvan olarak doğar çünkü dünyamızda cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelerden başka bir şey yoktur. Ve hepimiz aynı düzlemde gelişmeye devam edersek, “Hepimiz ölümlü hayvanlarız” dendiği gibi, hayvansal seviyeyi asla terk edemeyeceğiz.

İnsan, varoluşunun yolunu değiştirirse, hayvansal seviyeden insan seviyesine yükselebilir. Yani insanlığın, onun tarihi boyunca yaptığı gibi, doğanın kendisine verdiği hayvansal gücün yardımıyla dünyayı değiştirerek, yaşamın efendisi olarak hareket etmeyi bırakacaktır.

Devrim, insanın, mümkün olan her şekilde geliştirdiği, doğumdan itibaren kendisine verilen egoist gücü kullanmayı bırakması ve başka bir güce, özgecil olana geçmesinden ibarettir. Kişi artık egoizmde kalmanın mümkün olmadığını görüyor. Yaşam deneyimi, insanların doğup öldüğünü ve kişinin yaşamı ve ölümü üzerinde hiçbir gücü olmadığını gösterir.

Ve en önemlisi, kişi ne için yaşadığını ve tüm çabaların boşa gittiğini anlamıyor. Yavaş yavaş kişi, üst güce olan bağımlılığını yani yaşamımızda bizi kontrol eden, belirli daha yüksek bir güç olduğunu hissetmeye ve fark etmeye başlar.

Kişi, hayatını kontrol edemediğini ve daha yüksek güçle temas kurmaya zorlandığını hisseder. Ve bu, modern insanların bilim, teknoloji, felsefe konusunda son derece eğitimli olmaları gerçeğine rağmen, hayatlarını bazı somut olmayan güçlerin yönettiğini kabul etmeleri onlar için zordur.

Bir dine ait olmak bile, Kabala biliminin bahsettiği şey olan Yaradan ile gerçek bir bağa yol açmayan kültürel bir gelenektir.

Kişi yaşamın kaynağını bulma ihtiyacı hisseder. Maddi düzlemde burada aramızda değildir ve onu doğal duyularımızı geliştirerek ifşa etmek imkansızdır. Bu bizi doğuran gücün doğasında var olan, daha yüksek nitelikler gerektirir. Bu nedenle onlar bizden önce bile varlardı ve bizden üstündüler.

Ve yıllarca süren bu tür aramalardan sonra, kişi onlardan umutsuzluğa kapılır ve hayatını yönetme konusunda tam bir güçsüzlüğünün ve yetersizliğinin farkına varır. Kişi her şeyin onlu aracılığıyla üst kuvvete başvurmasına bağlı olduğunu anlar. Ve Yaradan ona yardım etmezse, o zaman yaşamın kaynağını bulma şansı yoktur, bu da onun bir hayvan olarak doğduğu ve aynı şekilde öleceği anlamına gelir.

Bir kişinin doğduğu egoist arzudan zıt ihsan etme arzusuna geçmek yani Yaradan’ın gücünü elde etmek ancak gerçekten Yaradan’a dönmek istiyorsa, bunu yapıyorsa ve Yaradan’ı ona yardım etmekten ve O’nun güçlerinden ona ihsan etme gücünü vermekten başka yol bırakmıyorsa mümkündür.

Kökümüze Geri Dönüş


Soru: Her şey Yaradan tarafından önceden belirlenmişse, benim gücüm dahilinde olan tek şey onunla farklı şekilde ilişki kurmak ve farklı bir hızda ilerlemek mi?

Cevap: Manevi yolun başlangıcından sonuna kadar her şey tamamen ve kesin olarak önceden belirlenmiştir ve ondan kaçabileceğiniz hiçbir yer yoktur. B noktasından A noktasına inen ruhunuzun köküne ulaşmalı ve kendi çabalarınızla A noktasından B noktasına geri dönmelisiniz.

Bu süreç üç çizgiyle açıklanabilir. İlk çizgi (1) sonsuzluk dünyasından bizim dünyamıza iniştir. İkinci çizgi (2) dünyamızın tarihidir, fiziksel yolumuzdur (6,000 yıl). Ve üçüncü çizgi (3) sonsuzluk dünyasına geri dönüştür.

Düşüşler ve yükselişler neredeyse hiç zamana sahip değildir. Sadece kökümüze geri döneriz.

Ben Alan Ve Verenim

Yorum: “Yaradan’a bağlı kalın” deniyor. Hayalimiz, hissiyatımızda Yaradan’ı ifşa etmektir. Aynı zamanda, siz,  O’ndan bağımsız olacağımızı söylüyorsunuz. Bunda bir tür çelişki var.

Cevabım: Aslında, bize iki zıt çizgi veriliyor, sağ ve sol olan, üçüncüyü, her ikisinden oluşan ve aynı zamanda bunların üzerinde olan, orta çizgiyi  biz inşa ediyoruz.

Tam ihsan etme ve sevginin niteliği sağ çizgidir, egoizm ve nefretin niteliği sol çizgidir ve ben onları kullanarak, onların üzerine orta çizgiyi kurarım.

İçimde egoizm, öfke, açgözlülük ve kıskançlık vardır, her şeyi almak isterim. Ve sizin içinizde, bir ev sahibi olarak, tam tersine, ihsan ve koşulsuz sevgi var ve onları sizden alabilirim. Her şeyi vermeye tamamen hazırsınız. Ancak, egoizmimle sizi kullanırsam, o zaman size bağlı olurum.

Ayrıca benim utanmam burada ortaya çıkıyor. Bu, bugün dünyada gördüğümüz şeydir, depresyon ve diğer her şey, sözde büyük utanç niteliği olarak adlandırılan, üst niteliğin bir sonucu olarak.

Bunun üzerine çıkmak için, benim üzerimdeki etkinizi tamamen ortadan kaldırmalıyım. Bunu ancak her iki niteliği de uyguladığımda yapabilirim. Aynı zamanda egoizmimi tam olarak kullanırım, mümkün olan her şeyi sizden alırım, sizden gelen hazzı kendimden geçiririm ama size memnuniyet vermek için.

Sonuç olarak, ben bir alan haline gelmem çünkü sadece sizin iyiliğin için alırım. Ben verenim çünkü size her şeyi vermekteyim. Ve sizler bir alan haline gelirsiniz.

Ben alan ve verenim. Siz alan ve verensiniz. Bizler kesinlikle birbirimize eşit hale geliriz. O halde “yaratılan – Yaradan” derecelerinde, aramızda kesinlikle hiçbir fark yoktur. Tamamen size eşit dereceye ulaşırım.

Dahası, burada lider olduğum için, bu yeni ilişkinin yaratıcısı olduğum için, sizden bile daha yüksek oluyorum. Sonuçta, tüm süreci yönetiyorum: Onu yaratıyorum, icat ediyorum ve uyguluyorum.

Adem Yasak Meyveyi Neden Tattı?

Soru: İlk insan, Adam HaRishon olarak adlandırılan koşul ya da insan hiç var oldu mu? İyilik ve kötülüğün bilgi ağacını içinde birdenbire hissetti mi?

Cevap: Evet. Ağaç, kişinin arzu edebileceği ve büyüyebileceği koşulları temsil eder.

İyilik ve kötülüğün bilgi ağacının meyvesini tatmakla, bunun zararlı olduğunu görür, çünkü onların üzerine çıkmak yerine egoist arzuları içinde bu hayattan almaya başlar ve aynı zamanda tüm üst dünyayı tamamen kaybeder.

Bizler, aşina olmadığımız belirli bir alanda var olmaktayız. Bu alan, ancak tüm içsel potansiyelimizi, tüm arzularımızı ortaya çıkarırsak bizim tarafımızdan bütünüyle algılanabilir. O zaman o, üst dünya olarak adlandırılacak.

Bu aynı alan, bizim tarafımızdan şu anda hissettiğimiz küçük gri dünyamızda çok sınırlı bir biçimde algılanabilir.

Dünyalar arasındaki fark, yaşam ve ölüm arasındaki farktır çünkü dünyamızdaki varoluş ölüm gibidir. Her zaman bir şeyi arzuluyorum ama asla bulamıyorum. Hayatım, doğduğumdan beri yavaş ilerleyen bir ölüm.

Soru: Neden Adem, birdenbire iyilik ve kötülüğün bilgi ağacından yemeye zorlandı? Sonuçta her şey çok güzeldi.

Cevap: Yaradan onu kasıtlı olarak, içinde bulunduğu durumu anlayabileceği şekilde ayarladı. Yaratılmış varlıklar olarak, sadece başka bir şeye bağıntılı bir şeyler hissedebiliriz.

Adam HaRishon mükemmel bir koşul içindeyken, onu mükemmel olarak hissetmiyordu. Henüz analizi veya sentezi, şüpheleri, arzuları, özlemleri veya bunların yerine getirilmesi yoktu. Aralarında farklılıklar olduğunu bilmiyordu. Her şey karşılaştırma yapıldığında anlaşılır. Her şey zıttı vasıtasıyla hissedilir.

Ama O, bu zıtlığa sahip değildi. Yaradan’ın kendisi için neyi sakladığını görmek için, yavaş yavaş daha yüksek edinime, üst dünyaya yükselmek için dünyamıza düşmesi gerekiyordu.

Sadece Talep Edebiliriz

İnsan, tamamen çaresizliğine ikna olmalı, kendi güçleri tarafından maneviyata ulaşmak için tüm umutlarını yitirmiş olmalıdır. Bu çok önemli bir neticedir ve kişinin, Yaradan’ın bıraktığı tek şans olan O’nunla bağ kurmak dışında, kendisinde başarılı olabileceği tek bir nitelik bile olmadığını anlaması uzun zaman alır.

İnsanın yapabileceği tek şey talep etmektir, başka bir şey değil! Diğer her şeyde ben sadece bir hayvanım ve sadece küçük bir iplik beni Yaradan’a bağlar. Bu ince ipi kavrayarak, bir hayvanın derecesinden insan derecesine kadar çıkabilirim.

Bir kişinin anlaması ve sormaya başlaması için, bu keşif yıllar alabilir. Kişi sadece bir şey için talepte bulunur: ihsan etme gücü için. Dostlarıma ihsan etmek, Yaradan’a ihsan etmek isterim; hayvan olarak kalmak istemem, insan olmak isterim.

Ve burada sorular ortaya çıkar. Neden insan derecesine ihtiyacım var? Niyetim ne? Hayvansal seviyede olmak benim için sıkıcı mı yoksa ihsan etmek mi istiyorum? Belki manevi derecenin benim için, egoizmim için daha iyi olacağını mı umuyorum? Maddesel dünyadan manevi dünyaya sınırı geçmek için, bunların hala açıklığa kavuşturulması gerekir.

 

Mutlak Özgürlüğe Doğru

Soru: İsrailliler Mısır’ı terk ettiğinde bağımsızlık nasıl ifade edildi? Neyden bağımsız hale gelirler?

Cevap: Şimdiye kadar sadece Firavun’dan, egoizmlerinden kaçıyorlar. Bu henüz bağımsızlık kazanmak değil, kölelikten kaçıp kurtulmaktır daha fazlası değil. Kölelikten efendiye çok uzun bir yol var.

Yorum: Diyelim ki, bir ülke bağımsızlık kazanıyor, mesela Polonya’nın Rusya’dan bağımsız hale gelmesi gibi…

Cevabım: Onların bağımsızlıkları nedir? Hepsi birbirine bağımlıdır. Ve en önemlisi, bencil oldukları için kötü bir bağımlılık içindeler.

Ve eğer, onlar sevgi ve ihsan etme niteliklerinde birbirleriyle birleşmeye başlarlarsa, o zaman bağımlılıkları iyi olacak, birlikte bir araya gelecekler. Sonra, bugün olduğu gibi, öylesi bir tür bağla bağlı oldukları düşünülmeyecektir. Sonuçta, eğer beni sevdiğinizi bilirsem, o zaman sizden bağımsızım: sizin sevgi niteliğinizi, kendi bağımsızlığımın bir niteliği olarak kullanıyorum ve siz benimsiniz. O zaman, aramızda aynı bağ olmasına rağmen özgürüz.

Egoizmimizi, hepimizi tek bir ağa bağlayan ve kendini ürkütücü bir şekilde zorunlu gösteren bir bağlantı olarak kullanıyoruz. Bir yandan birbirimizden uzaklaşamayacağımızı anlarız. Öte yandan, egonun üzerine yükseldiğimizde ve sevgi niteliğini inşa ettiğimizde, onun üzerine de ihsan ettiğimizde, üçüncü seviyeyi – bağımsızlığı kazanırız.

Nefretin içsel niteliği egoizm ve sevginin niteliği ihsan etmek, içimizde üçüncü bir çizgi yaratır – mutlak özgürlük.

Soru: Sonuç olarak, Yaradan’dan bağımsızlık mı kazanıyoruz?

Cevap: Her şeyden önce, Yaradan’dan. Çünkü bu durumu yaratan tek kişi Yaradan’dır. Bu yüzden şöyle denir: “Kötülüğü ben yarattım ve onu düzeltmek için Tora’yı verdim.” O ilk ve tektir. Ve ben sadece ikinciyim.

İhsan Etmenin Başlangıcı

İçimizde Yaradan’ın ifşası, “embriyo” denen bir durumla başlar. Bu, Yaradan’ın ilk ifşasının hissi olan, ihsan etme etme embriyosuna içimizde bir yer hazırlayarak gerçekleştirilmesi gereken ilk manevi eylemdir.

Bunun için, arkadaşlarla karşılıklı dahiliyet sağlamak gerekir, böylece birliğimiz kendimiz için değil, başkaları için olur.

Henüz Yaradan’ın iyiliği için hareket edemeyiz ve bu nedenle şimdilik yaratılan sevgisinden Yaradan sevgisine gelmek için, sadece yarattılanları sevmeliyiz. Bağ öyle olmalıdır ki, hiç kimse kendi egoizmiyle kalmaz, ancak başkalarına katılmak, orada kaybolmak, arkadaşların arasında boğulmak ister. Egoizmin gücü olan “Ben” ini herkes kaybederse, o zaman aramızda Yaradan’ın ifşası için bir yer oluşacaktır.

Manevi embriyo için hazırlık şu şekildedir:

  1. Herkesin kendisini geçersiz kılması,
  2. Kişinin egoizmine ek olarak, kendinden çıkması ve başkalarına dahil olması,
  3. Tüm bu karşılıklı katılımları birbirine bağlama.

Böylesine minimum bir bağa ulaştığımızda, içimizde, bu kendini feshetmeyi ve birleşmeyi koyabilecek, Yaradan’ın ifşasına bir yer oluşur ve içimizde bir embriyo gibi, ihsan etme özelliği, bir diğerinin içinde bir form olarak büyümeye başlar.

İhsan etme gücünün bu embriyosunun, daha fazla büyümesi ve gelişmesi için her seferinde kendi içimizde bir yeri temizlemeliyiz. Egoizmimizi her tür niteliklerde, arzularda, düşüncelerde, farklı seviyelerde iptal ederiz, her seferinde ihsan etme gücünün alma gücü yerine içimizde tezahür etmesine izin veririz. Alma gücünü ne kadar azaltırsak, ihsan etme gücü yani Yaradan içimizde, o kadar çok kıyaftelenir.

Her adımda, Yaradan, tüm arzularımıza, tüm dünyaya hakim oluncaya kadar Kendisini daha büyük bir güç, genişlik ve içsel derinlikle ifşa eder. Yaradan ve O’nun adı, tek bir arzu ve tek bir ışık gibi, tüm insanların ortak birliği içinde tek olacak.

Ve bu, her onlunun, kendi içinde üst gücün embriyosunu büyütmeye başlaması için, Yaradan’ın ifşasına koşullar yaratması gerçeğiyle başlar. Malkut’umuz kendisini ıslah eder ve içinde Yaradan’ı hissetmeye başlayabilir. Niteliklerinde kısıtlama yaptığı, bencilce kullanmak istemediği için, onlar yavaş yavaş ihsan etme niteliğine dönüşürler.

Böylelikle Yaradan bir formu diğerinin içine yerleştirir, egoist formumuz içinde özgecil bir form ortaya çıkmaya ve gelişmeye başlar.

Bütün bunlar çabalarımıza, bilgimize ve anlayışımıza uygun olarak ifşa olur, böylece bu çalışmada kendimizi Yaradan’ın ortakları olarak hissederiz; O’nu hissetmeye, O’nu anlamaya ve O’na haz vermeye başlarız.